Adana BAM 9. Hukuk Dairesi, Yunanistan vasiyetnamesiyle Ukrayna hukukuna göre kazanılan mirasçı sıfatıyla bono alacağı talebinde istinaf incelemesiyle zamanaşımı ve yabancı ilam tanıma süreçlerini değerlendiriyor.
Özet: Davacı vekilinin, Yunanistanda düzenlenen ve Apostil şerhli resmi vasiyetname ile Ukrayna vatandaşı miras bırakanın tek ve münhasır mirasçısı olduğunu iddia ederek, miras bırakanın Türkiyedeki malvarlığına dahil olan 50.000 Euro bedelli bonodan kaynaklanan alacak ve ferileri için dava açtığı, bononun taşınır alacak hakkı vasfında olması sebebiyle miras bırakanın milli hukuku olan Ukrayna hukukunun uygulanması gerektiğini, yabancı vasiyetnamenin Türkiyedeki taşınmazlara ilişkin hükümlerinin doğrudan tenfizinin mümkün olmaması ve yabancı ilamın mirasçılık belgesine esas alınabilmesi için tanınmasının zorunlu olması nedeniyle, tanıma ve veraset ilamı davalarının devam ettiğini, ancak mevcut davayı zamanaşımını kesmek amacıyla açtığını ve bu hukuki süreçlerin borcun ödenmesini geciktirmek veya faiz ile kur farkı yükümlülüğünden kurtulmak için kullanılamayacağını ileri sürdüğü görülmüştür.

T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ

T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : █████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2026
NUMARASI : ████████ Esas (Ara Karar)
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
DAVA : Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2026 tarih, ████████ Esas (Ara Karar) sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 10 Mayıs 2024 tarihinde Atina’da vefat eden muris ...’un, Yunanistan makamları huzurunda usulüne uygun olarak tanzim edilmiş 01.11.2023 tarih ve 4491 sayılı "Resmi Vasiyetnamesi" uyarınca "tek ve münhasır mirasçısı" olarak atandığını, söz konusu vasiyetname, murisin son arzularını hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan resmi bir belge olduğunu, müvekkilinin aktif husumet ehliyetinin ve mirasçılık sıfatının yegane dayanağını teşkil ettiğini, davanın temelini oluşturan bono alacağı da dahil olmak üzere, murisin Türkiye’deki tüm malvarlığı değerleri ve alacak hakları, külli halefiyet ilkesi gereği müvekkiline intikal ettiğini, muris ..., Ukrayna vatandaşı olup 10.05.2024 tarihinde Yunanistan’da vefat ettiğini, murisin terekesine dahil olan ve işbu davanın konusunu teşkil eden 50.000 Euro bedelli bono, niteliği itibarıyla bir "taşınır (alacak) hakkı" vasfında olduğunu, dolayısıyla MÖHUK m. 20/1 uyarınca, bu alacağın kime intikal edeceği ve mirasçılık sıfatının hangi şartlarla kazanılacağı hususunda murisin milli hukuku olan Ukrayna Hukuku uygulanacağını, müvekkilinin sadece vasiyetnamede sayılan taşınmazlar veya belirli nakit paralar üzerinde değil, murisin ölüm anında sahip olduğu ve vasiyetnamede açıkça zikredilmeyenler de dahil olmak üzere tüm hak ve borçlar üzerinde hak sahibi olduğunu gösterdiğini, muris tarafından Yunanistan’da usulüne uygun biçimde düzenlenen vasiyetname ile, dava konusu bonodan kaynaklanan alacak hakkı ile birlikte Türkiye’de bulunan bir taşınmaz da müvekkili lehine bırakıldığını, ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, yabancı bir ülkede düzenlendiğini, Türkiye’de bulunan taşınmazlara ilişkin hükümler içeren vasiyetnamelerin doğrudan tenfizi mümkün bulunmadığını, bu nedenle, taraflarınca doğrudan tanıma ve tenfiz istemli bir dava açılması hukuken mümkün olmadığını, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm ve kesin delil etkisi doğurabilmesi, ayrıca mirasçılık belgesine esas alınabilmesi için Türk mahkemelerince tanınması zorunlu olduğunu, aksi hâlde, yabancı mahkeme kararı Türkiye’de kendiliğinden hüküm ve sonuç doğurmayacağını, bu kapsamda, mirasçılık belgesi istemli dava devam ederken, yargılamayı yürüten .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nce ilgili yabancı ilamın tanınması amacıyla tarafımıza kesin süre verildiğini, verilen kesin süre içerisinde .... Asliye Hukuk Mahkemesi(Daha sonra yetkisizlik ile .... Asliye Hukuk Mahkemesi) nezdinde tanıma davası açıldığını, müvekkilinin mirasçılık sıfatı, vasiyetnamenin tanınması ve veraset ilamı dosyalarının neticelenmesi ile "kesinleşmiş bir hukuki statü" kazanacağını, şu aşamada vasiyetnamenin varlığı ve apostil şerhli resmiyet arz etmesi, müvekkilinin işbu davayı açarak zamanaşımını kesmesi için yeterli ve gerekli hukuki zemini sağlayacağını, müvekkili, murisin külli halefi olarak, davalı şirketten olan bono alacağını talep etme hakkına sahip olduğunu, bu noktada, davanın zamanaşımı nedeniyle reddedilmemesi için derdest dosyaların beklenmesini, müvekkilinin işbu davayı ikame etmesi, zamanaşımını kesen ve müvekkilinin hakkını koruma altına alan zaruri bir hukuki hamle olduğunu, veraset ilamı istemi ve tanıma davasının sonuçlanmasını beklemek, müvekkili davalıların zamanaşımı defi ile karşı karşıya bırakacağını, hukuk düzeni, bir hakkın tespiti için gereken usuli süreçlerin, o hakkın özünü ortadan kaldıracak sonuçlar doğurmasına izin vermeyeceğini, borçlu taraf, mirasçılık belgelerinin tamamlanması veya vasiyetnamenin tanınması gibi süreçleri bahane ederek anapara üzerindeki faiz ve kur farkı yükümlülüğünden kurtulamayacağını, 50.000 Euro tutarındaki alacak, vadesinden itibaren hem kur artışına hem de 3095 Sayılı Kanun m. 4/a kapsamındaki faize tabi olduğunu, müvekkilinin bu talepleri, hem bono hukukunun soyutluğu ve kesinliği hem de miras hukukunun külli halefiyet ilkeleriyle tam bir uyum içerisinde olduğunu, borçlunun vadesinde ifa etmediği bu yabancı para borcu, fiili ödeme gerçekleşene kadar tüm ferileriyle birlikte müvekkilinin mal varlığına dahil edilmesi gereken bir hak olduğunu, davalının mallarını kaçırma ihtimaline karşın, alacağının sürüncemede kalmaması ve mahkeme kararının icrasının sonuçsuz kalmaması açısından davalıların menkul, gayrimenkul ve üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine İhtiyati haciz konulmasını, müvekkilinin yabancı uyruklu olması ve tereke alacağının tahsilindeki gecikmelerin telafisi güç zararlar doğurabileceği gözetilerek, borçlunun malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını, arz olunan nedenlerle öncelikle, müvekkilinin aktif husumet ehliyetinin ve mirasçılık sıfatının tespiti açısından kritik öneme haiz olan .... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ████████ E. sayılı (Veraset İlamı) ve .... Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ████████ E. sayılı (Tanıma) dosyalarının HMK madde 165 uyarınca bekletici mesele yapılmasına, öncelikle ve ivedilikle, teminatsız olarak veya mahkemenin takdir edeceği düşük bir teminat karşılığında, davalı borçlunun taşınır, taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine, alacak miktarımızla sınırlı olmak üzere ihtiyati haciz kararı verilmesine, davalının malvarlığını kaçırma ve müvekkili alacağından mahrum bırakma riski gözetilerek taşınmaz malları ile banka hesapları üzerine, dava konusu alacak miktarını karşılayacak oranda teminatsız veya mahkemenin takdir edeceği düşük bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir konulmasına, davalı tarafından muris adına düzenlenen 18.03.2024 tanzim ve 30.05.2024 vade tarihli bonoya dayalı 50.000,00 Euro alacağın, fiili ödeme günündeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının, vadeden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca devlet bankalarının Euro cinsinden vadeli mevduata uyguladığı en yüksek faizle birlikte davalıdan tahsiline, işbu davanın ikamesi ile bono ve vasiyet alacağı bakımından zamanaşımının kesildiğinin ve müvekkilinin hak arama hürriyeti çerçevesinde süresinde başvuru yaptığının tespitine, tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2026 tarih, ████████ Esas (Ara Karar) sayılı kararında, davacı vekilinin davalının malvarlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulması talebi yönünden geçici hukuki koruma türlerinden olan İhtiyati Tedbirin 6100 sayılı HMK’nın 389 vd. maddelerinde düzenlendiği, HMK'nın 389. maddesine göre ihtiyati tedbirin şartlarının mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ya da tamamen imkansız hale gelmesi veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğmasından endişe edilmesi olarak açıklandığı, ayrıca tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceğinin belirtildiği, ihtiyati tedbir konulması malvarlıklarının uyuşmazlık konusu olmadığından ihtiyati tedbir talebinin reddine, davacı vekilinin davalı ...'in malvarlıkları üzerine ihtiyati haciz konulması talebi yönünden mahkemeye sunulan dilekçe ve ekleri de dikkate alınarak 2004 sayılı İİK madde 257 vd. Maddelerinde belirtilen şartların, muaccel bir alacağın varlığı konusunda yaklaşık ispat koşullarının oluşmadığı, uyuşmazlık konusunun yargılamayı gerektirdiği dosyaya sunulan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde yaklaşık ispat koşullarının bu aşamada oluşmadığından ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
DAVACI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada mevcut bono, alacağın varlığına ilişkin en güçlü yazılı delillerden biri olduğunu, Bono, kendi başına kambiyo vasfı taşıyan, alacak ilişkisinin ciddiyetini ve tahsil kabiliyetinin korunması gereğini ortaya koyan bir belge olduğunu, bu itibarla, yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığından söz edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, nitekim uygulamada da, ihtiyati haciz kurumunun amacı; alacaklının ileride elde edeceği ilamın veya takip sonucunun etkisiz ve sonuçsuz kalmasını önlemek, borçlunun mal kaçırma, devretme veya tahsili güçleştirme ihtimaline karşı alacağı güvence altına almak olduğunu, Geçici hukuki koruma niteliği gereğini, bu aşamada alacağın nihai olarak ispatı zorunlu olmadığını, mahkemenin “uyuşmazlık yargılamayı gerektirir” yönündeki değerlendirmesi de ihtiyati haciz talebinin reddi için yeterli olmadığını, zira hemen her alacak davası esasen bir yargılamayı gerektirdiğini, bu hususun, geçici hukuki korumayı bertaraf eden bir gerekçe olarak kullanılamayacağını, aksi yorum, ihtiyati haciz kurumunu işlevsiz hale getireceğini, bu nedenle, dosyada mevcut bono ve sair belgeler birlikte değerlendirildiğinde, İİK m.257 ve devamı maddeleri anlamında ihtiyati haciz koşullarının oluştuğunun açık olduğunu, müvekkilin talebi terekeden kaynaklanan alacağın tahsiline ilişkin olduğunu, muris tüm malvarlığını müvekkile bıraktığını, bu alacağın yargılama sonuna kadar korunmaması, davalı tarafın malvarlığında meydana gelebilecek tasarruflar sebebiyle hakkın fiilen anlamsız hale gelmesine yol açabileceğini, özellikle davalının malvarlığı üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmaya devam etmesi halinde, ileride verilecek bir kabul kararının icrası ciddi biçimde tehlikeye düşeceğini, kaldı ki ihtiyati tedbirin amacı, sadece aynen çekişmeli malın muhafazası olmadığını, geçici hukuki koruma mekanizması, bazı hâllerde nihai kararın etkisiz kalmasını önleyecek biçimde malvarlığı üzerinde sınırlayıcı koruma sağlanmasını da gerekli kılacağını, bu nedenle “uyuşmazlık konusu doğrudan malvarlığı unsuru değildir” şeklindeki soyut gerekçe tek başına tedbir talebinin reddini haklı kılmayacağını, nitekim Yargıtay uygulamasında da, ihtiyati tedbir bakımından aranan ölçünün tam ispat değil yaklaşık ispat olduğunu, ayrıca tedbir talebinin değerlendirilmesinde esas olanın, davacının hakkının korunmasının zorunlu olup olmadığı bulunduğu kabul edilmediğini, Yargıtay’ın çeşitli kararlarında, ihtiyati tedbir talebinin reddi bakımından yalnızca teorik bir değerlendirme yapılmasının yeterli olmadığı, somut olayda tahsili imkânsızlaştıracak risklerin araştırılması ve tartışılması gerektiği vurgulandığını, özellikle, davalının taşınır ve taşınmazlarını elden çıkarma ihtimali veya alacağın tahsilini güçleştirecek koşullar varsa, bu hususlar dikkate alınmadan salt soyut gerekçeyle red kararı verilmesi isabetli olmadığını, açıklanan nedenlerle; .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17.03.2026 tarihli ara kararının kaldırılmasına, davalının menkul, gayrimenkul, banka hesapları ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları üzerine, alacağımızı karşılayacak ölçüde ihtiyati haciz konulmasına, ayrıca, davalının malvarlığı üzerinde tasarruflarının dava sonucunu etkisiz bırakmasını önlemek amacıyla, uygun görülecek malvarlığı unsurları yönünden ihtiyati tedbir kararı verilmesine, yargılama giderleri ve kanun yolu giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2026 tarih, ████████ Esas (Ara Karar) sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamı
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
Dava, hukuki niteliği itibariyle alacak istemine ilişkin olup, istinaf konusu uyuşmazlık ise davacının ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik ara kararın kaldırılması talebine ilişkindir.
Mahkemece, 17.03.2026 tarihli ara kararla, davacı vekilinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
Ara karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi HMK'nun 355.maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılmıştır.
2004 sayılı İİK'nun 257. maddesi uyarınca, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere ihtiyati haciz hukuki himaye tedbirinin işlerlik kazanabilmesi için ortada bir para borcu bulunmalı, buna ek olarak yasada belirlenen diğer koşullar gerçekleşmelidir.
Bir başka hukuki himaye tedbiri olan ihtiyati tedbir ise genel olarak 6100 sayılı HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Değinilen madde kapsamında, “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” genel tanımına yer verilmiştir.
1-İhtiyati Haciz Talebi yönünden; 2004 sayılı İİK'nun 257. maddesinde ihtiyati haciz talep edilebilmesinin koşulları sayılmıştır. 2004 sayılı İİK'nun 257. maddesine göre, ihtiyati haciz istenebilmesi için alacağın vadesinin gelmesi ve rehinle temin edilmemiş olması yeterli olup, tam ispat gerekmeyip yaklaşık ispat yeterli olduğu.
Somut olayda, davacının alacak talebine konu alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği, bu haliyle ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gerekli yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmediği, bu nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati haciz talebinin reddine dair ara kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
2-İhtiyati Tedbir Talebi yönünden; İhtiyati tedbir kurumu genel olarak 6100 sayılı HMK'nın 389 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Değinilen madde kapsamında, “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” genel tanımına yer verilmiş olup, eldeki davanın konusunu alacak talebi oluşturduğu, dayanılan deliller dikkate alındığında ihtiyati tedbir için aranan yaklaşık ispat şartının somut olayda gerçekleşmediği, davacının ihtiyati tedbir talebine konu taşınmazlar ve banka hesabının doğrudan dava konusunu oluşturmadığı, bu nedenle ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebin reddine dair ara kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda belirtilen sebeplerle İlk Derece Mahkemesi'nce verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1)-.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2026 tarih, ████████ Esas (Ara Karar)Ina karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2)-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00.TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3)-6100 sayılı HMK'nın 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
4)-6100 sayılı HMK'nın 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
5)-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde İADESİNE,
6)-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesince karar tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesince YAPILMASINA,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle; 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere █████/2026 tarihinde karar verildi.
...
Başkan
...
¸e-imzalıdır
...
Üye
...
¸e-imzalıdır
...
Üye
...
¸e-imzalıdır
...
Katip
...
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!