Sakarya Bölge Adliye Mahkemesinden, mirasçı küçük ortağın diğer pay sahipleriyle anlaşmazlıklar nedeniyle ticari şirketin feshini, kayyım atanmasını ve kar payı ödenmesini talep ettiği davaya ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, vefat eden kurucu ortağın küçük mirasçısı tarafından, diğer mirasçıların şirketi kötü yönetmesi, bilgi ve kar payı hakkını ihlal etmesi, düşmanca tavırlar sergilemesi ve şirket ana sözleşmesinin pay devrini imkansız kılması gerekçeleriyle, şirkete kayyım atanması, kar payı avansı ödenmesi ve en önemlisi şirketin feshini ya da paylarının gerçek değeri üzerinden satın alınmasını talep eden ticari şirket davasını özetlemektedir.

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.SAKARYABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : ████████ KARAR NO : █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IBAŞKAN :... (...)ÜYE :... (...)ÜYE :... (...)KATİP :... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ :GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ :█████/2024NUMARASI :████████ Esas - ████████ KararDAVACI :... (T.C.No:...) - ...VEKİLİ :Av. ... - ...DAVALI :... - ...VEKİLİ :Av. ... - ...DAVA :Ticari Şirket (Fesih İstemli)DAVA TARİHİ :█████/2021KARAR TARİHİ :█████/2026KR. YAZIM TARİHİ :█████/2026İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin, ekli Türkiye Ticaret Sicili Gazetelerinde görüldüğü üzere "... Mah. ... sk. No:... Çayırova/KOCAELİ" adresinde mukim, Gebze Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasına kayıtlı bir aile şirketi olduğunu, sermayesinin 6.000.000-TL olduğunu, şirketin %99 hissesine sahip en büyük pay sahibi ve müdürü olan muris ...'ın 19.12.2020 tarihinde vefat etmesi üzerine, geride mirasçı olarak davacı ... ile murisin önceki evliliğinden ve hali hazırda şirketin müdürü olan dava dışı ... ve ...'ın kaldığını, terekenin 3 pay kabulüyle bir pay davacı ...'a birer pay da dava dışı mirasçılara ait olduğunu, böylece davacı ve dava dışı pay sahipleri şirketin %99 hissesine miras yoluyla sahip olduklarını, 21.04.2021 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantı Tutanağı ilanında, davacı ...'ın, şirketin beheri 50,00-TL değerinde 39.600 adet paya karşılık gelen 1.980.000,00-TL tutarında hissesi bulunduğunu ve şirket müdürü olarak münferiden temsile yetkili dava dışı ...'ın seçilmesine karar verildiğini, dava dışı pay sahibi kardeşlere gönderilen ilk ihtarnamede, şirkete fiili el koyma işlemine son verilmesi, şirketin yönetimiyle ilgili bilgi verilmesi ve kâr payı verilmesi kararı alınması gereği bildirildiğini ancak sonuç alınamadığını, dava dışı ve şirketi fiilen yöneten kardeşlerin cevabi ihtarnamede tümüyle olumsuz bir yaklaşım gösterdiklerini, davacının ...'ın velayet hakkı sahibi olan annesi ...'a yönelik suçlamalarda bulunduklarını ve şirkete gelmesinin kesinlikle kabul edilmediğini belirterek husumet yarattıklarını, dava dışı mirasçı pay sahiplerinin uzlaşmaz, paylaşmaz ve husumet doğurucu yaklaşımları nedeniyle, davalı şirketin de dahil olduğu terekenin tespiti ve koruma önlemli defter tutulması talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesinde taraflarınca dava açılmak zorunda kalındığını, dava dışı pay sahipleri müdür ... ve kardeşi ..., davacının velayet hakkı sahibi olan annesi bulunduğu halde, yasal haklarının temini gibi hukuki olmayan gerekçeyle kardeşleri davacı ...'a kayyım atanması talepli dava açtıklarını, davalı şirketin müdürü olan dava dışı ...'a TTK'nın 614. maddesi uyarınca, bilgi alma hakkının kullanımına ilişkin ikinci ihtarname gönderildiğini ancak yine olumsuz cevap verildiğini ve davacının velayet hakkı sahibi olan annesi ...'un şirkete gelmesi halinde emniyet birimlerine haber verileceği belirtildiğini, davalı şirket, kuruluşundan 2000 yılından bugüne kadar hiç kâr dağıtmadığını, şirket ana sözleşmesinin 16. maddesinde, pay devrini, ortakların tamamının devre muvafakat etmesi halinde pay defterine kaydın mümkün olduğu koşuluna bağlanarak, pay devri adeta yasaklandığını, davacı ...'ın 21.09.2010 doğum tarihli olup henüz 10 yaşını yeni bitirdiğini, öğrenci olup, halen Özel Alev Okulunda 6.sınıfa geçtiğini, herhangi bir gelire de sahip olmadığını, bu nedenlerle davacının daha fazla zarara uğramaması ve menfaatlerinin korunması için tensip tutanağı ile TTK'nın 636/4. maddesi uyarınca davalı şirkete yönetim kayyımı atanmasına, TTK'nın geçici 13. maddesi uyarınca Gümrük ve Ticaret Bakanlığının Tebliğ hükümleri ve TTK'nın 644. maddesi yollamasıyla Limited Şirketlerde de uygulanan 509/3. maddesi uyarınca davacının yaşının küçüklüğü, herhangi bir gelirinin olmaması nedeniyle eğitim vb. giderlerinin karşılanması amacıyla mahkemece belirlenecek kâr payı avansının davacıya ödenmesine, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca, haklı sebeplerin varlığı gözetilerek, şirketin feshine ya da somut uyuşmazlığa uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de hükmedilebileceğinden, davacı ortağın %33 oranındaki 39.600 adet payının, karar tarihine yakın tarihteki veriler dikkate alınarak, çıkma payının gerçek değerinin belirlenerek, davalı şirketten tahsiliyle davacıya ödenmesine ve kararın kesinleşme tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; küçüğün yerleşim yeri mahkemesi olan İstanbul Anadolu Sulh Hukuk Mahkemesine yazı yazılarak huzurdaki dosyada vaki menfaat çatışması nedeniyle bağımsız temsil kayyımının huzurdaki davada küçük ...'yı temsil etmesi konusunda karar verilmesini, dava konusu olaya bakıldığında, "haklı sebep" olarak hiçbir sebebin davacı açısından gerçekleşmediğini, şirketin feshini haklı kılan bir sebep bulunmadığını, şirket tüzel kişiliğinin ayakta tutulması ve feshe son çare olarak başvurulabilmesi nedeniyle, davacının şirket tüzel kişiliğine karşı yönelttiği şirketin feshi talebinin reddinin zorunlu olduğunu, kaldı ki bu feshe dayanak olacak bir sebep de bulunmadığını, şirketin sona erdirilmesinin çok ağır bir sonuç olup, tüm mirasçıların bu sonuçtan ileride telafisi imkansız şekilde çok ciddi zarar göreceklerini, bu ortaklıkta, şirket ortaklarının hiçbirinin feshi zorunlu kılan bir kusuru bulunmadığını, dolayısıyla haklı sebebin varlığı olmadan şirketin sona erdirilmesinin adil bir sonuç olmayacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin konuya ilişkin olarak 21.03.2016 tarihli kararında "davacıların somut olmayan ticari hayatla ilgisi olmayan sebeplerden dolayı şirketten uzaklaşmasının haklı neden olarak kabul edilmeyeceğini, bu durumun davalı şirket ya da diğer ortaklardan kaynaklandığının sabit olmadığını, genel kurul kararının bulunmaması nedeniyle kar payının dağıtılmaması hususunun fesih nedeni olmayacağını, bu durumda Türk Ticaret Kanunu gereğince şirketin feshini gerektirir haklı sebeplerin bulunmaması nedeniyle fesih yerine çıkma ve pay değerinin ödetilmesine ilişkin talebin de yerinde olmadığını" ifade ettiğini, davacı ...'nın ortaklıktan ayrılarak şirkete karşı herhangi bir üçüncü kişi konumuna gelmesinde hiçbir menfaat bulunmadığını, davacı ... yönünden ne objektif ne de subjektif haklı bir sebep bulunmadığını, şirketi hiçbir şekilde etkilemeyen tamamen keyfi ve şahsi nedenlerin çıkma nedeni olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, öte yandan, şirket sermayesi de gözetilerek şirketin tamamen korumasız bırakılmaması gerektiğini, ...'un velayeten vekaletname vererek işbu davanın açıldığını, bir işin görülmesinde çocuk ile yasal temsilci arasında yarar çatışması meydana gelmesi durumunda ilgilisinin isteği üzerine vesayet makamının kayyım atayacağını, ilgililerin davalı şirketin diğer pay sahipleri olan ... ve ... olduğunu, yarar çatışmasının devam edeceği süre küçüğün annesi ... ile menfaatinin çatışmadığı döneme dek süreceğini belirterek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:İlk derece mahkemesince; "... 1-Davacı ... tarafından açılan davada, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin talebin REDDİNE,2-Davacı ... tarafından açılan davada, ortaklıktan çıkma ve çıkma payının ödenmesi talepli davanın KABULÜNE; davacının Gebze Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarasında kayıtlı, davalı ... ORTAKLIĞINDAN ÇIKARILMASINA,3-Davacı ... için hesaplanan 51.630.656,99.-TL çıkma payı alacağının kararın kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacı ...'a ödenmesine,4-Davacının kar payı talebinin REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; çıkma payı alacağına dava tarihi ya da karar tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmesi gerekirken kararın kesinleşme tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinin hatalı olduğunu, ortaklıktan çıkma talepleri ile fesih ve kar payı talepleri birbirinden bağımsız talepler olmadığından, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca açılan davada, fesih ve kar payı avansı taleplerinin reddine ilişkin (1) ve (4) numaralı kararların, usule aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava tarihinde çok küçük çocuk olan davacının şirket işlerinde güveninin sarsılması şeklinde bir değerlendirmenin yasa ve usule aykırı olduğunu, şirketin fesih ve tasfiyesinin, dosya kapsamına göre; davalının bu talebi kabul etmemesi ve ortaklıktan çıkarılmaya karar verilmesini talep etmesi şeklinde usul ve yasaya gerekçe ile karar verilmesinin kabul edilemeyeceğini, davalı şirketin davacı küçüğün ortaklıktan çıkmasını hiç bir dilekçesinde, beyanında, itirazında, sözlü beyanında, duruşma tutanağında beyan etmediğini, yerel mahkemece bu gerekçe ile hüküm kurulmasının Anayasaya aykırı olduğunu, davacı ... ile onun adına davayı ikame eden annesi/velisi ... arasında menfaat çatışması bulunması nedeniyle küçüğe kayyım atanması defaatle talep edilmişse de yerel mahkemece bu talebin reddedildiğini, şirketin malvarlığına yönelen ve dolayısı ile şirketin değerine doğrudan tesir edecek nitelikteki bekletici sorun yapılması gereken dava dosyalarının yerel mahkemece bekletici sorun yapılmaması nedeniyle şirketin gerçek değerinin hatalı hesaplandığını, yerel mahkemece tamamen sübjektif, temelsiz ve görünüşte bir gerekçe ile anılan derdest dava dosyalarının neticelenmesinin beklenmediğini, mahkemece bekletici mesele yapılmadığı takdirde mal rejimi tasfiyesi/hesaplamaları alanında da uzman hukukçu bir bilirkişinin heyete dahil edilmesi hususundaki itirazlarıyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, ne şirket feshi ne de ortaklıktan çıkma için herhangi bir haklı neden mevcut olmamasına rağmen yerel mahkemece dava dilekçesinde dahi bulunmayan birtakım hususlara "gerekçe" olarak yer verilerek hüküm tesis edildiğini, işbu davada şirketin devamını imkansız kılacak haklı bir sebep olmadığından, küçük ...'nın şirket ortaklığından ayrılması yönünden de haklı bir sebebin bulunmadığının açık olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun, hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmamasına rağmen, neticelenmesinin beklenmesi gereken dosyaların beklenmemesi adına yerel mahkemece anılan rapora istinaden hüküm tesis edildiğini, yerel mahkemece, bekletici mesele talep edilen dava dosyaları ile ilgili olarak, hatalı gerekçe ile tesis edilen ret kararları ve yargılamaya devam olunması nedeniyle, bilirkişi raporlarında da tamamen farazi hesaplamalar yapıldığını ve hükmün de bu farazi hesaplamalar doğrultusunda tesis edildiğini, davacı ıslah dilekçesinde farklı ve hukuka aykırı gerekçeler sunarak dava dilekçesinde yer almayan beyanlar sunarak genişlettiğini, müteveffa ...'ın vefatı sonrasında mirasçıları ..., ... ve küçük ...'ın huzurdaki işbu davayı birlikte açmaları gerekmekte iken huzurdaki davacı yalnızca ... olup bu durum aktif husumet eksikliğine sebebiyet verdiğini ve davanın reddine karar verilmesi gerekmesine rağmen yerel mahkemece usul ve yasaya aykırı karar verildiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca haklı sebeplerin gerçekleştiğini, haklı sebeplerin varlığının somut delillerle kanıtlandığını, davaya konu şirket hissesinin, kişisel mal niteliğinde olması ve kişisel mal niteliğindeki şirket hissesi üzerinde davacı eşin mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacak hakkı bulunmadığından davalı tarafın bekletici mesele talebinin reddinin doğru olduğunu, uzman bilirkişiler tarafından şirket kayıtları incelenerek düzenlenen raporların hükme elverişli olduğunu belirterek; davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın, faizin başlangıç tarihine ilişkin olarak ileri sürdüğü iddiaların hukuki ve her türlü mesnetten tamamen yoksun olduğunu, haklı sebeple çıkma, bu yöndeki mahkeme / hakem kararının kesinleşmesiyle gerçekleşmekte olup bu kapsamda huzurdaki işbu davanın inşai dava niteliğinde olduğunu, inşai dava yoluyla mahkemeden yeni bir hukuki durumun yaratılması veya mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edileceği Yüksek Mahkemenin takdirlerinde olup inşai dava çeşidinde geleceğe yönelik bir etki doğurması nedeniyle hükmün kesinleştiği anın başlangıç noktası olacağını, davacı yanın, fesih ve kar payı avansı taleplerinin reddine ilişkin kararların usule aykırı olduğu yönündeki iddialarının hukuki ve her türlü mesnetten tamamen yoksun olduğunu belirterek; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2024 tarih, ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava; TTK’nın 636/3 maddesi gereğince şirketin haklı nedenle feshi bu talebin kabul edilmemesi halinde TTK'nın 638/2 maddesi gereğince açılan limited şirket ortaklığından çıkma istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dosyanın incelenmesinde; davacı taraf dava dışı pay sahibi kardeşlere gönderilen ilk ihtarnamede, şirkete fiili el koyma işlemine son verilmesi, şirketin yönetimiyle ilgili bilgi verilmesi ve kâr payı verilmesi kararı alınması gereği bildirildiğini ancak sonuç alınamadığını, dava dışı ve şirketi fiilen yöneten kardeşlerin cevabi ihtarnamede tümüyle olumsuz bir yaklaşım gösterdiklerini, müvekkilinin ...'ın velayet hakkı sahibi olan annesi ...'a yönelik suçlamalarda bulunduklarını ve şirkete gelmesinin kesinlikle kabul edilmediğini belirterek husumet yarattıklarını, dava dışı mirasçı pay sahiplerinin uzlaşmaz, paylaşmaz ve husumet doğurucu yaklaşımları nedeniyle, davalı şirketin de dahil olduğu terekenin tespiti ve koruma önlemli defter tutulması talebiyle Sulh Hukuk Mahkemesinde taraflarınca dava açılmak zorunda kalındığını, dava dışı pay sahipleri müdür ... ve kardeşi ..., davacının velayet hakkı sahibi olan annesi bulunduğu halde, yasal haklarının temini gibi hukuki olmayan gerekçeyle kardeşleri davacı ...'a kayyım atanması talepli dava açtıklarını, davalı şirketin müdürü olan dava dışı ...'a TTK'nın 614. maddesi uyarınca, bilgi alma hakkının kullanımına ilişkin ikinci ihtarname gönderildiğini ancak yine olumsuz cevap verildiğini ve davacının velayet hakkı sahibi olan annesi ...'un şirkete gelmesi halinde emniyet birimlerine haber verileceği belirtildiğini, davalı şirket, kuruluşundan 2000 yılından bugüne kadar hiç kâr dağıtmadığını, şirket ana sözleşmesinin 16. maddesinde, pay devrini, ortakların tamamının devre muvafakat etmesi halinde pay defterine kaydın mümkün olduğu koşuluna bağlanarak, pay devri adeta yasaklandığını belirterek davacının yaşının küçüklüğü, herhangi bir gelirinin olmaması nedeniyle eğitim vb. giderlerinin karşılanması amacıyla Sayın Mahkemenizce belirlenecek kâr payı avansının davacıya ödenmesine, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca, haklı sebeplerin varlığı gözetilerek, şirketin feshine ya da somut uyuşmazlığa uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme de hükmedilebileceğinden, davacı ortağın %33 oranındaki 39.600 adet payının, karar tarihine yakın tarihteki veriler dikkate alınarak, çıkma payının gerçek değerinin belirlenerek, davalı şirketten tahsiliyle davacıya ödenmesine ve kararın kesinleşme tarihinden itibaren temerrüt faizi yürütülmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, Mahkemece davacı ... tarafından açılan davada, davalı şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin talebin reddine, davacı ... tarafından açılan davada, ortaklıktan çıkma ve çıkma payının ödenmesi talepli davanın kabulüne; davacının Gebze Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı, davalı ... ortaklığından çıkarılmasına, davacı ... için hesaplanan 51.630.656,99-TL çıkma payı alacağının kararın kesinleşme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsili ile davacı ...'a ödenmesine, davacının kar payı talebinin reddine karar verildiği, işbu karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.Limited şirketlerde ortakların ortaklıktan doğan şahsi ve mali hakları söz konusudur. Ortakların pay hakkı, şirket kârına katılma hakkı gibi mali haklarının yanı sıra, oy kullanma hakkı, ortaklığı yönetim ve idare hakkı gibi şahsi hakları mevcuttur. Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biri de 6102 sayılı Kanun'un 638'inci maddesinde düzenlenen, ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır.Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6102 sayılı Kanun'un 638'inci maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir.6102 sayılı Kanunun 638/1'inci maddesi “Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir. Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı Kanunun 638/2'nci maddesinde yer alan “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir.Kanunda çıkma davası açılabilmesi için mevcut olması gereken haklı sebeplerin ne olduğu örnekseme yoluyla dahi olsa sayılmamıştır. Haklı sebepler somut olayın niteliğine göre belirlenecek olup bu sebepler şahsi yahut maddi nitelikte olabilir. Önemli arz eden husus, haklı sebeplerden dolayı ortaklık ilişkisinin çıkma isteyen ortak yönünden çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Zira hiç bir ortaktan haklı nedenlerle çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 2015, s. 561). Aksi hâlde, ortak, onu ortak olmaya yönelten şartlar ortadan kalktığında şirkette kalmaya mahkum edildikten başka, şirketten ayrılmasını gerektiren sebepler doğduğu hâllerde de şirketten ayrılamaz duruma düşürülür (madde gerekçesi).Haklı sebep şirketin yönetimine, ticari faaliyetlere, şirketin ekonomik durumuna, ortağın diğer ortaklarla kişisel ilişkilerine ilişkin olabilir. Ayrıca haklı sebep ortağın kendisi yanında şirket tüzel kişiliğinden yahut diğer ortaklardan da kaynaklanmış olabilir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki; çıkma davası açan ortağın haklı sebeplerin oluşumuna bilerek ve isteyerek yahut ihmal suretiyle katkı sağlamış olması durumunda bu sebeplere dayalı çıkma davası açması 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (4721 sayılı Kanun) 2'nci maddesine aykırılık teşkil eder. Burada önemli olan husus; ortaklık ilişkisinin ve şirket sözleşmesinin dürüstlük kuralına göre devam edebilmesinin çıkma isteyen ortak bakımından imkânsız hâle gelmesidir (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara, 2014, s. 2247; Mustafa Yasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt IV, Ankara, 2022, s. 4958, 4959; Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, Bursa, 2013, s.765).Limited şirket ortağı tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davası ileriye etkili hüküm ifade eden bozucu yenilik doğuran bir dava olup, bu davada çıkmayı gerçekleştiren irade mahkeme kararıdır. Mahkemenin çıkmaya ilişkin kararı şirketle ortak arasındaki hukuki ilişkiyi sona erdirir ve sonuçlarını dava tarihinden değil kararın kesinleştiği tarihte doğurur. Hemen belirtilmelidir ki, ortak tarafından açılan haklı sebebe dayalı çıkma davasında davacının ortaklık sıfatının kararın kesinleştiği tarihe kadar devam etmesi gerekmektedir. Zira haklı sebebe dayalı çıkma davasında verilen çıkma kararı, sonuçlarını kararın kesinleştiği tarih itibariyle doğuracağından davacının bu tarihte ortak olması gerekmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-63 esas ████████ karar sayılı ilamı)Uyuşmazlığın çözümü için 6102 sayılı TTK'nın 636/3. fıkrasına da değinmek gerekmektedir.6102 sayılı TTK'nın 636/3. fıkrası; "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." şeklindedir.Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde; 6102 sayılı TTK'nın 638. maddesinde haklı nedenle şirket ortaklığından çıkma isteme hakkının her hangi bir sınırlama getirilmeden "her ortağa" tanındığı görülmektedir. TTK'nın 636/3. fıkrasında da haklı nedenle şirketin feshi istendiğinde mahkemece öncelikle uygun diğer çözümlere hükmedilmesi, olmadığı taktirde son çare olarak şirketin feshine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu hükümden (m.636/3) anlaşılacağı üzere şirketin tüzel kişilik olarak varlığını devam ettirmesi asıldır. Kanun koyucu bu hükümle şirketin öncelikle varlığının korunmasını hedeflemektedir. TTK 641/1 m. uyarınca ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haiz olup, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi içtihatlarına göre ortağın çıkma payının karar tarihine en yakın tarih itibariyle şirketin gerçek değeri üzerinden tespit edilmesi gerekmektedir. Davacı yanın 6102 sayılı TTK'nın 638/2 maddesi gereğince haklı sebepleri olup olmadığı değerlendirildiğinde; Davacı adına velayeten ... tarafından muhataplar ..., ... ve ...'a gönderdiği Bakırköy 21. Noterliği'nin █████/2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarı ile müvekkiline miras olarak kalan taşınmazlara ilişkin ecrimisil ve pay edilmesi talebi, muris ...'ın büyük hissedarı ve tek yetkilisi olduğu şirketin genel kurulunun toplanması ile hisselerin belirlenmesi, bilanço ve tüm varlığı ile faaliyetlerinin tarafına bildirilmesi ve kar payının dağıtılmasını talep ettikleri, davalılar ... ve ...'ın muhatap ...'a velayeten ...'a Beyoğlu 35. Noterliği'nin █████/2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnameye cevap ve ihtarname ile 'küçük ...'nın mali haklarına sahip olmak isteyenin ... olduğu açık olduğunu, davalıların ...'la açıkladıkları gerekçeler ile aynı platform içinde olmalarının beklenemeyeceğini, ...'un hiise devri sırasında küçük ...'nın aktif hanesinde yer alması gerekçesiyle ve ivedi olması halleri dışında ...'un şirkete gelmesinin kesinlikle hukuka aykırı olduğunu, kabul edilmediğini bildirdiklerini, aksi halde gerekli tüm işlemlerin yapılacağını, ...'un ilerleyen süreçte de şirketin gelişimini akamete uğratacak eylemler içinde olacağı kanaatini taşıdıklarını, küçük ...'nın taşınmazları, taşınırları, diğer hak ve alacaklarının yönetiminin ...'a ait olamayacağını ihtar ettikleri anlaşılmıştır.Yine küçük ...'a velayeten ... tarafından muhatap ...'a Kadıköy 12. Noterliği'nin █████/2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarı ile bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmak istediğinin ihtar edildiği, davalılar ... ve ...'ın muhatap ...'a velayeten ...'a Beyoğlu 35. Noterliği'nin █████/2021 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnameye cevap ve ihtarname ile ... tarafından verilen vekaletname ile yetkilendirilen vekillerin ...'un şirkete gelmesi halinde yasal tüm işlemler ilgili emniyet birimleri davet edilerek yapılacağını, talebin reddedildiği ihtar edilmiştir. 4721 sayılı TMK'nın 336/2. Maddesi uyarınca; velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.Çocuk mallarının yönetimi 4721 sayılı TMK'nın 352 vd. Maddesinde düzenlenmiştir4721 sayılı TMK'nın 352. Maddesi;"Ana ve baba, velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence vermezler.Ana ve babanın yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hakim müdahale eder." şeklindedir.Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere; eşlerden birinin ölümü halinde çocuğun velayeti diğer eşe geçer ve ana ve baba kural olarak çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip olduğu gibi yönetmekle yükümlüdür. Bu durumda, sağ kalan eşten çocuğun velayet hakkı alınmadığı veya çocuğun mallarının yönetimi konusunda hakim müdahalesi bulunmadığı durumlarda velayeti elinde bulunduran ana veya baba çocuğun mallarını kanuni sınırlar içerisinde yönetmekle yükümlüdürler. Somut olayda; davacı 2010 doğumlu olup, babası vefat ettiğinde de, dava tarihinde de 9-10 yaşlarında olduğu dikkate alındığında davalı şirketteki haklarını gözetme, koruma tedbirleri alma yükümlülüğü velayet hakkı kapsamında anneye ait olup dava tarihi itibariyle velayetin anneden alındığına veya annenin çocuk mallarını yönetme hakkının kaldırıldığı veya sınırlandırıldığında dair bir mahkeme kararı bulunmamaktadır. Bu durumda, annenin velayet yetkisinin ve çocuk mallarını yönetme hak ve yükümlülüğünü sınırlayan hallere ilişkin haklı nedenler doğrudan şirket pay sahibi olan velayet altındaki çocuğun hukuk dünyasında da doğmuş kabul edilmelidir. Eldeki olayda, davalılar tarafından yazılan ve yukarıda içeriği aktarılan ihtarname cevaplarında anne ...'un şirkete gelmesinin kesinlikle kabul edilmemesi, baba ...'ın ölümü sonrasında davacıya velayeten anne ...'un diğer şirket ortaklarıyla ilişkisinin olumsuz hale gelmesi nedeniyle ortaya çıkan hukuki ve fiili durumun doğrudan pay sahibi olan davacı çocuk için de haklı neden oluşturmakta olup davalı şirketin haklı neden oluşmadığı yönündeki istinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Yine 6102 sayılı TTK'nın 641. maddesine göre "Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haiz" olup, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre ayrılan ortağın ayrılma akçesi, ayrılma akçesi davası çıkma davası ile birlikte açılmış ise şirketin karar tarihine en yakın tarihteki mal varlığının gerçek değerine göre belirlenmesi gerekir (Yargıtay 11. HD., █████/2018 tarih, ██████████ E., █████████ K.; Yargıtay 11. HD., █████/2017 tarih, █████████ E., █████████ K.) Ayrılma akçesi davası, ortağın şirketteki ortaklığının sona ermesinden sonra açılmışsa ayrılma akçesi bu kez ortaklıktan ayrılmanın kesinleştiği tarihe göre belirlenmelidir. Eldeki davada yukarıda bahsedildiği gibi çıkma payı alacağının öz varlığın hüküm tarihine en yakın tarihteki rayiç değeri üzerinden hesaplanarak belirlenmesi gerektiği, ne var ki mahkemece bu tespit yapılırken şirkete ait taşınmazların değerinin belirlenmesi için alınan bilirkişi raporlarında taşınmazların değerleri keşif tarihi olan █████/2022 tarihi itibariyle belirlenmiş olup, davalının yasal defter ve belgeleri üzerinde █████/2022 tarihi itibariyle şirketin mevcut durumu hakkında inceleme yapıldığı, hükme esas alınan █████/2024 tarihli ek raporda da Haziran 2023 dönemine göre fiyatların güncellendiği, ancak bu güncellemenin nasıl yapıldığının söz konusu rapordan anlaşılmadığı, yine bu raporda şirketin değeri belirlenirken indirgenmiş nakit akım yöntemi ve düzeltilmiş özvarlık değeri yöntemlerinin ağırlıklandırılması ile değerinin belirlendiği, her iki yöntemin de oranlarının farklı olduğu, ağırlık oranlarının belirlenme gerekçelerinin bilirkişi raporunda açıklanmadığı, kararın ise █████/2024 tarihi itibariyle verildiği görülmekle Mahkemece, önceki bilirkişi heyetinden veya gerekli görülürse konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyetinden davacının çıkma payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek (reel) değerinin tespiti yönünde rapor alınarak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, Yargıtay içtihatlarıyla uyumsuz olan ve belirli yönlerden (değerleme yöntemlerinin seçilen oranları) gerekçesiz olan bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.Davalı şirketin halen faal olduğu, şirket tüzel kişiliğinin şirketin devamını talep ettiği, şirketin feshinin son çare olduğu, hakkaniyete uygun olarak fesih yerine davacı ortağın alacaklıların menfaatleri dikkate alınarak şirketten çıkarılması yolu ile çözüm takdir edilmekle, şirketin feshi- tasfiyeye ilişkin davacı talebinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin bu husustaki istinaf itirazı da yerinde görülmemiştir. Velayet hakkı sahibi anne ...'un dava dışı MEP Teknik Elektrik İnşaat Turizm Gıda Ticaret Limited Şirketinde pay sahibi hissedar olmaması hususu nazara alındığında küçükle doğrudan menfaat çatışması olduğundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla bu davada annesi ile ... arasında menfaat çatışmasının ve kayyım atanmasını gerektirir bir sebebin bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu husustaki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Tarafların diğer istinaf itirazları bu aşamada incelenmemiştir.Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Tarafların ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2024 tarih, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edenlere iadesine,5-İstinaf edenler tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.█████/2026 ...Başkan ... ¸e-imzalıdır...*Üye ... ¸e-imzalıdır...Üye ...¸e-imzalıdır ...Katip ... ¸e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*