Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında ilk derece mahkemesi kararının incelenmesine dair istinaf kararı.
Özet: Hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı iddia edilen 196.000 TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine açılan itirazın iptali davasında, davacı müvekkilinin tacir olduğunu, borcun kesinleşmiş fatura ve teslimatlara dayandığını, haksız itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istediğini belirtmiş; davalı ise kendisinin ev hanımı olduğunu, tacir olmadığını, yetkisiz icra dairesinde takip başlatıldığını, aralarında yazılı bir sözleşme veya mal/hizmet teslimatı olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiş, ilk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş ve bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2024
NUMARASI : ████████ Esas - ████████ Karar
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... (T.C. NO:...) - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2024
KARAR TARİHİ : █████/2026
KR. YAZIM TARİHİ : █████/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tacir olup, davalının da tacir olduğunu, müvekkilinin alacağı aranacak- götürülecek borç- alacak olup, davacının Gebze’deki ikametgahı- merkezi yer icra dairesi ve mahkemelerinin yetkisi dahilinde ödenmesi gereken bir borç olması sebebiyle, Gebze İcra müd. ██████████ E. sayılı dosyası ile 196.000-TI bedelli asıl alacak için ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı haksız ve mesnetsiz olarak takibi itiraz edip, takibi durdurduğunu, borçlu tarafından cari hesap ilişkisinde yapılan ticarette yapılan satışlar ve teslimlerde ve ödemlerde bir soru yaşanmadığını, müvekkilinin ödeme emri ile gönderilen faturaya dahi davalı itiraz etmeden, tarafların ticari defterlerine işletmiş olduğu fatura ve teslim edilen mal kesinleşmiş olmasına rağmen, dava ve alacak için likit olan alacağa haksız itiraz eden davalıdan % 20 icra inkar tazminatının tahsili ile davacıya verilmesini, davalının; 196.000-TL davacının haklı alacağına vaki itirazının iptal edilmesine, takibinin devam etmesine, % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınıp, davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının adresi Beykoz ilçe sınırları dahilinde olduğunu, ayrıca müvekkilinin tacir olmadığını, davacının kendisi de müvekkilinin ev hanımı olduğunu belirttiğini, bu sebeple dosyanın yetkili Beykoz Asliye Hukuk mahkemesine tevdiini talep ettiklerini, Davacı tarafın dava konusu talep ve iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının kendisi de müvekkilinin ev hanımı olduğunu, bu sebeple huzurda görülen davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesini talep ettiklerini, cari hesap ilişkisinden bahsedilebilmesi için taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunması gerektiğini, oysa davacı taraf, müvekkili ile gerçekleşmiş ne yazılı bir cari hesap sözleşmesi sunabilmiş ne de alım satım akdi sunabildiğini, müvekkili ile davacı arasında sözleşmesel ilişki gerçekleştiği iddiasını kabul etmediklerini, geçerli bir icra takibinin varlığı itirazın iptali davalarında dava şartı olduğunu, davacı taraf yetkisiz icra müdürlüğünde icra takibi başlatmış, dayanak icra takibine itiraz dilekçelerinde icra müdürlüğünün yetkisine itiraz ettiklerini, yetkisiz icra müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen tüm işlemlerin geçersiz olduğunu, dolayısıyla, huzurda görülen dava, geçerli bir ödeme emri bulunmuyorken ikame edildiğini, geçerli bir ödeme emri olmaksızın açılan huzurdaki davanın, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesini talep ettiklerini, ayrıca dayanak icra takibinde, diğer asıl alacak başlığı altında iki kalem ve işlemiş faiz başlığı altında iki kalem alacak iddiası vaki olduğunu, diğer asıl alacakların ne olduğu, neden yıllık reeskont avans faizleri ve neden işlemiş faizleri eklendiği belli olmadığını, dayanak icra takibinin bu yönüyle de geçersiz olduğu ortada olduğunu, davacı tarafın, dava dilekçesinde müvekkilini hem ev hanımı olarak nitelendirmesi hem tacir olarak nitelendirmesi dava dilekçesinin çelişki arz ettiğini, yüksek mahkeme birçok emsal nitelikteki ilamında sırf fatura tanzim etmenin alacaklı addedilmek için yeterli olmadığını, faturanın içeriği malın teslim edildiğinin, hizmetin sunulduğunun ispat edilmesi gerektiğini, davacı tarafın müvekkiline teslim ettiği bir mal veya sunduğu bir hizmet bulunmadığını, davacı tarafın, dava konusu alacak iddiası likit olmadığını, ayrıca davacı taraf, icra takibi başlatmadan önce müvekkiline ihtarnamede keşide etmediğini, o halde müvekkilinin davacı tarafa muaccel bir borcu bulunmadığını, bu sebeple davacı tarafın icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın REDDİNE,
2-Kötü niyet tazminat talebinin reddine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında ticari ilişki olduğu sabit olup, bilirkişi raporunda bunun açıkça incelenmiş ve tespit edilmiş olduğunu; davacının, davalıya cari hesap ilişkisinde mal attığı ve bir kısmını bugüne kadar ödediği fakat dava konusu fatura konusu alacağı ödemediği; gerekçede tanık dinletme yasağı kapsamında olduğu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın miktarının tanık dinletme yasağı kapsamında olmadığının açık olduğunu, davacının davalıya haklı olarak yemin teklifi etmediğini, dava konusu iddialar ve deliller toplanmadan, tanıklar dinlenilmeden, davalıya ispat zorunluluğu ve buna dair delilleri hatırlatılmadan verilen kararın eksik incelemeye matuf karar olup, kararın bu yönü le bozulmasına karar verilmesini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; HMK'nın md. 200 gereği davacının tanık dinletme talebinin hukuki mesnetten yoksun olduğunu, Bilirkişi raporunda, davacı tarafın iddialarının temelini oluşturan faturaların davalının ticari defter ve kayıtlarında yer almadığını belirttiğini belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2024 tarih, ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde, davacının faturadan kaynaklandığını iddia ettiği alacağının tahsili için Gebze İcra Müdürlüğünün ██████████ E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığı, davalının bu takibe itiraz ettiği, davalının itirazının iptali için eldeki davanın açıldığı, Mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararın davacı tarafından istinaf edildiği görülmektedir.
1-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
Eldeki davada, davacı tarafından her iki tarafın tacir olması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinde davanın açıldığını iddia ettiği, Mahkemece görev hususunda değerlendirme yapılmaksızın davanın esası hakkında istinafa konu kararın verildiği görülmektedir.
Dosya kapsamındaki yapılan araştırmada ve alınan bilirkişi raporunda davalının işletme hesabına göre defter tuttuğu ve tacir olup olmadığının anlaşılamadığı görülmektedir. Bir davanın ticari dava olup olmadığı belirlenmeden görevli mahkemenin tespiti mümkün değildir. Nitekim 6102 sayılı TTK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca bir davanın ticari dava sayılabilmesi için ya kanundan kaynaklanan mutlak ticari dava olması ya da tarafların ticari işletmeleriyle ilgili nispi ticari dava niteliğinde bulunması gerekmektedir. Dosya kapsamından davacının tacir olduğu kabul edilmiş ise de davalının tacir olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Bu durumda sırf davacının tacir olması uyuşmazlığı ticari dava haline getirmez. Mahkemece öncelikle davalının sıfatı, uyuşmazlığın niteliği ve işlemin tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olup olmadığı, davalının gerçek kişi olduğu da nazara alınarak, 6102 sayılı TTK'.nın 19.maddesi gereğince davalının işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirip bildirmediği veya işin ticari sayılmasına durumun elverişli olup olmadığının değerlendirilmemesi ile bu kapsamda görev hususunda açık bir değerlendirme yapılmamış olması doğru olmamıştır.
Gelinen bu aşamada, mahkemece yapılması gereken işin; öncelikle uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olup olmadığının ve buna bağlı olarak mahkemenin görevli bulunup bulunmadığının belirlenmesi için, tarafların tacir olup olmadıkları hususunda gerekli araştırmanın yapılması, Esnaf ve Sanatkarlar Odasından, Ticaret Odasından ve Vergi Dairesinden tarafların gelen kayıtların değerlendirilmesi, davalının gerçek kişi tacir kaydı olup olmadığı belirlenmesi, gerçek kişi tacir kaydı yoksa vergi dairesine bildirilen yıllık gelirinin esnaf sınırını aşıp aşmadığının belirlenmesi (213 sayılı VUK m.177/3), gerektiği takdirde bu konuda rapor alınması, davalının gerçek kişi olduğu da nazara alınarak, 6102 sayılı TTK'.nın 19.maddesi gereğince davalının işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirip bildirmediği veya işin ticari sayılmasına durumun elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi, bu aşamadan sonra ve oluşacak duruma göre davanın ticari bir dava olup olmadığının belirlenmesi ve mahkemenin görevi buna göre belirlenmesidir.
2-Bilindiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nın 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile 2004 sayılı İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlayan bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedilebilir (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219,223).
Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, itirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın, mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır.
Kaldı ki, itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle, mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi doğaldır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda, mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır ( Saim Üstündağ, İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102).
Öte yandan, itirazın iptali davasının görülebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış, geçerli bir icra takibinin bulunması gerekir. Ortada, geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra dairesinin yetkisine itiraz edildiği hallerde, bu itiraz usulünce incelenerek sonuçlandırılmadığı sürece, açıklanan şekilde geçerli bir takibin bulunmayacağı açıktır.
Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2002 gün ve ███████-241 E., ████████ K.; 27.11.2013 gün ve ███████-372 E. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.
2004 sayılı yasanın 50.maddesinde icra müdürlüklerinin yetkisi hususunda Hukuk Muhakemeleri Kanunun yetkiye ilişkin maddelerine atıf yapılmış olup, yetkili icra dairesi 6100 sayılı yasaya göre belirlenecektir.
6100 sayılı HMK'nın 6. maddesinde; "(1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. (2) Yerleşim yeri, █████/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir." Şeklinde olup, sözleşmeden kaynaklanan davalarda yetkiyi düzenleyen 10. maddesi ise“ Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir." şeklindedir.
6100 sayılı yasanın 19-(2) maddesine göre ise yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; (İcra müdürlüğünü) birden fazla yetkili mahkeme (icra müdürlüğü) varsa seçtiği mahkemeyi; (İcra müdürlüğünü) bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
Eldeki davada, davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde hem icra dairesinin yetkisine hem de mahkemenin yer itibarıyla yetkisine açıkça itiraz edildiği ve yetkili icra dairesi ve mahkemenin Beykoz İcra Daireleri ile Mahkemelerinin olduğunun savunulmuş olduğu görülmektedir. İlk derece mahkemesince, davalının Mahkemenin ve İcra Dairesinin yetkisine itirazı hakkında bir karar verilmediği anlaşıldığından kararın bu nedenle de kaldırılması gerekmiştir.
Kabule Göre de,
1-Eldeki uyuşmazlıkta; davacı, davalıdan alacaklı olduğunu ispat etmelidir. Bu amaçla şirketin ticari defterlerine dayanmış, alınan raporlar delil olarak sunulmuştur. Ancak mahkemece alınan bilirkişi raporu incelendiğinde, raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmıştır. Rapora göre; taraflar arasındaki satış sözleşmesi gereğince davacı tarafça düzenlenen faturalar ile ilgili BA-BS belgelerinin de dosya arasına alındığı ancak bilirkişi raporunda bu hususun irdelenmediği görülmektedir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dava konusu faturalara ilişkin tarafların vergi dairesine sunmaları gereken Ba-Bs formları ile ilgili bilirkişiden, tarafların ticari defterlerinin 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesi kapsamında incelenmesi suretiyle öncelikle defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığını, delil vasfına sahip olup olmadıklarını belirleyen, dava konusu döneme ilişkin faturalar nedeniyle taraflar arasındaki alacak borç ilişkisini Ba-Bs formlarını da incelenmek suretiyle irdeleyen ek rapor almak ve oluşacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır.
2-Bu yönde yapılan araştırmadan bir sonuç elde edilemediği takdirde, davacının diğer delilleri de tüketilmelidir.
Bu kapsamda, Davacının, dava dilekçesi ekinde, davalının eşi ile ürün siparişi ve para ödenmesi için Whatsapp yazışmalarının bulunduğunun iddia edildiği, bu yazışmaların Mahkemece değerlendirilmediği görülmektedir.
6098 sayılı TBK'nın 40. maddesine göre yetkili temsilde, temsil olunanın sözleşme ile bağlı olması "Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar." şeklinde ifade edilmiştir. Yetkili ve yetkisiz temsilci 6098 sayılı TBK'nın 40 vd. Maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda davacı tarafından davalının eşi ile yapıldığı iddia edilen yazışmaların, davalının yetkili veya yetkisiz temsilcisi sıfatıyla yapılıp yapılmadığı araştırılmadan karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davacının delil olarak dayandığı "Whatsapp" yazışmaları incelendiğinde;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesinde belge kavramı; ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları" şeklinde tanımlanmıştır.
Aynı Kanunu'nun 202. maddesinde de;
"(1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir.
(2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere; mesajlaşma içeriklerinde davacının mesajlaştığı karşı tarafın, davalının temsil/ ilzama yetkili temsilcisi olduğunun tespit edilmesi halinde anılan mesajların yazılı delil başlangıcı kabul edileceği ve bu durumda da uyuşmazlığın tanık dahil diğer deliller ile ispatının mümkün olduğu ortadadır.
Bu durumda Mahkemece, davacının telefonu rızası dahilinde alınarak, anılan mesajlaşma içeriklerinin bilirkişi tarafından dökümünün yapılması, davacıya mesaj gönderen telefon numarasının o tarihte davalının yetkili veya yetkisiz temsilcisine ait olup olmadığının, taraflara ait telefon abonelik bilgilerinden tespit edilmesi, bu hususun ticaret sicil kayıtlarından ve SGK kayıtlarından araştırılması, davalının eşinin, davalının yetkili veya yetkisiz temsilcisi veya çalışanı olup olmadığının araştırılması, mesajların davalının temsilcisinin telefonundan gönderildiğinin tespiti halinde, tanık delili de dahil, davacının diğer delilleri de değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
3-Öte yandan dosya kapsamında taraflarca yemin deliline dayanıldığı da anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere yemin delili, kesin delil niteliğinde olup usulüne uygun şekilde teklif edilmesi halinde mahkemece değerlendirilmesi zorunludur. Mahkemece tarafların yemin deliline ilişkin talebi değerlendirilmeden ve sonucuna göre hukuki durum belirlenmeden hüküm kurulması da usul hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir.
Açıklanan tüm bu neden ve gerekçelerle, tüm deliller toplanıp tüketildikten sonra, tarafların yemin delilinin değerlendirilmesi ve tüm deliller birlikte incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.4,6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.4,6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,
2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2024 tarih, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.█████/2026
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
*Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!