Bursada Orman İdaresinin, sayısallaştırma kadastrosu sonucu yol boşluğu belirlenen alanın orman vasfıyla tescili davası temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki metin, ... İdaresinin, 2021 yılında 3402 sayılı Kanunun ek 1. maddesine göre yapılan sayısallaştırma kadastrosu çalışmaları sırasında, kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kalan ve orman vasfında olduğunu iddia ettiği parseller arasındaki "yol boşluğu"nun hatalı bırakıldığını, orman niteliğinin değiştirilemeyeceğini ve Anayasal güvence altında olduğunu belirterek, sayısallaştırma işleminin iptali ile bu yol boşluğunun orman vasfıyla Hazine adına tescil edilmesini talep ettiği bir kadastro davasını konu almaktadır.

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : █████████ E., █████████ K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Kadastro MahkemesiSAYISI : ███████ E., ███████ K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA1. ... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 2021 yılında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) ek 1. maddesi gereği yapılan sayısallaştırma kadastrosu çalışmaları sırasında, 6 65... parsel (eski 1 59... parsel) ve 6 83... parsel (eski 1 87... parsel) sayılı sırasıyla 6.1639,27 m² ve 1.092.119,42 m² yüzölçümlü taşınmazlar, orman vasfıyla Hazine adına tescil edilmiştir. 2. Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; ... Kadastro Müdürlüğü tarafından ... ili ... ilçesi ... Mahallesinde 3402 sayılı Kanun'un ek 1. madde hükümlerine göre sayısallaştırma çalışmasının yapıldığını, yapılan çalışmaların 20.05.20 21... .06.2021 tarihleri arasında 30 günlük askı ilanına alındığını, yörede 6831 sayılı Orman Kanun'un 3302 sayılı Kanunla değişik orman kadastrosu ve 2/B uygulaması çalışmalarının 1987 yılında ilana çıkarak kesinleştiğini, yapılan orman kadastrosu çalışmalarında Değirmendere Devlet Ormanın sınırlandırılmasının yapıldığını, orman sınırı içinde kalan 6 65... parsel (eski 1 59... parsel) ve 6 83... parsel (eski 1 87... parsel) sayılı taşınmazlar arasında kalan alanın yol boşluğu olarak bırakıldığını, ... Kadastro Müdürlüğünce, 3402 sayılı Kanun'un ek 1. madde hükümlerine göre yapılan sayısallaştırma çalışmasında yol boşluğu olarak bırakılan taşınmazın toprak yapısı, eğim ve bitki örtüsü itibariyle orman vasfında olup kesinleşmiş orman kadastro sınırları içerisinde kaldığını, ormanların kamu malı niteliğinde olduğunu, bu niteliğin değişmesinin mümkün olmadığını, Anayasanın amir hükmü gereğince Devlet ormanların mülkiyetinin devrolunamayacağını, hiçbir şekilde daraltılamayacağını, ormanların herhangi bir nedenle tahdit dışı kalmış olsalar bile zilyetlikle kazanılamayacağını, sayısallaştırma çalışmalarının usulüne uygun yapılmadığını ve hatalı olduğu beyan ederek ... ili ... ilçesi ... Mahallesinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun ek 1. maddesine göre yapılan sayısallaştırma çalışmaların iptali ile sayısallaştırma işleminin kesinleşmiş orman kadastro sınırları ile uyumlu hale getirilerek dava konusu yol boşluğunun orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalılar vekilleri cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "... dava konusu taşınmazın da bulunduğu ... ili ... ilçesi ... Mahallesinde 1983 yılında 2613 sayılı Tapulama Kanununa göre yapılmış ilk tesis kadastrosunda Kadastro Beyannamesinin edinme sebebinde zeminde hudutlarına göre sınırlandırılması yapılan iş bu eski 1 59... parsel, yeni 6 65... parsel kadimden beri mera olarak halkın istifadesine terk ve tahsis olunmuş olduğu, halende bu amaçla mera olarak zilyet ve tasarruf edildiği parsel zeminde sınırlandırıldığı üzere ... Belediyesi adına tespiti ile tescil harici bırakılmasına tespitine karar verildiği, ... Kadastro Komisyon Başkanlığına ait 21.05.1984 tarih ve 142 sayılı ek karar ile taşınmazın ... Orman İşletme Şefliğinin müracaatı ile orman sayılan yerlerden olduğu ifade edilerek taşınmazın tespitinin iptaline karar verilmesini talep etmiş, itiraz üzerine, itirazın reddine karar vermekle ve karara itiraz halinde komisyon bir yerin Orman sayılan yerlerden olup olmadığı yönünde karar verme yetkisi bulunmadığından bahisle ... Asliye Hukuk Mahkemesine dava açılması yönünde ek karar vermiş olup, dava konusu taşınmazlar arasındaki yol boşluğu tescil harici bırakılan alan ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasında davalı olmuştur. Dava konusu her iki taşınmazın tapu kayıtlarında tapuda sicil oluştuğu bilahare yerin 6831 sayılı Orman Kanununa göre 1987 yılında yapılan Orman Kadastrosu çalışmaları ile bölgede orman sınırlarının tespit edildiği, Orman Kadastro ve 2/B uygulama çalışmalarının kesinleştiği, dinlenen mahalli bilirkişisi beyanlarında bu taşınmazların arasındaki yolun evvelden beri yol olarak kullanıldığını, karkın köyünün kestirme yolu olduğunu, yaya ve hayvanlarla geçildiğini, üzerinde ağaç ve çalı bulunmadığını, ormanla bir ilgisinin olmadığını, fen, harita, orman mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişisi raporunda, orman bilirkişisi tespitine göre orman sayılan yerlerden olduğu, fen ve harita bilirkişisi tespitine göre ise dava konusu yerin ilk tesis kadastrosunun 1985 yılında 2613 sayılı Kanuna göre takeometrik/prizmatik yöntemle mevzi koordinat sisteminde, alan hesaplarının ise planimetrik yöntemle yapıldığını, sayısallaştırma çalışmalarında herhangi bir tersimat, ölçü ve sınırlandırma hatasına rastlanmadığını, yapılan işlemlerin usul ve kanuna uygun olduğunu belirtmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanun'u ek-1 maddesine göre sayısallaştırma çalışmalarında herhangi bir tersiimat, ölçü ve sınırlandırma hatasına rastlanmadığını, yapılan işlemlerin usul ve kanuna uygun olduğunu, ilk tesis kadastrosu ölçü ve sınırlardırmaları fotogrametrik ve takeometrik yöntem ile yüzölçümü hesaplarının planimetre ile grafik yöntemle hesaplandığı, yerin 1/5000 ölçekli paftasında tersim edildiği, ilk tesis kadastro parselleri ile sayısallaştırma sonucu oluşan parsellerin ölçekleri eşitlenerek paftasında çakıştırıldığı, tapu yüzölçümleri ile sayısallaştırma yüzölçümleri arasındaki farkın hesaplama tekniği ve teknoloji farklılığından kaynaklandığı, düzeltme raporunda yanılma sınırını aşan yüzölçümü hesaplama hatasının tespit edilerek alan düzeltmesinin yapıldığı, Kadastro Müdürlüğü tarafından yapılan 3402 sayılı Kanunun ek-1 maddesi kapsamında yapılan kadastro haritalarının sayısallaştırması işlemlerinin kanun ve yönetmeliklere uygun olduğunun belirtildiği, bu durum muvacehesinde yapılan sayısallaştırma çalışmalarının ölçü, tersimat ve hesaplamadan kaynaklanan teknik hataların düzeltilmesi işlemlerini kapsayacağı, yapılan sayısallaştırma çalışmasında yüzölçümü hesaplama hatasının düzeltildiği, dava konusu 6 65... parselin tapu kayıtlı yüzölçümü 61.600,00 m² iken yeni yüzölçümünün 61.639,27 m² olarak tespit edilerek yeni 6 65... parsel numarası aldığı, dava konusu 6 83... parselin tapu kayıtlı yüzölçümü 1.092.174,10 m² iken yeni yüzölçümünün 1.092.119,42 m² olarak tespit edilerek 6 83... parsel aldığı, her iki taşınmazda orman vasfıyla tespit gördüğü, her iki taşınmazın ve aradaki yol boşluğunun alana ait yapılan sayısallaştırma işleminde bir hata olmadığı, kadastro çalışmasının mevzuata uygun yapıldığı, dava konusu her iki taşınmazında tapu kaydına dayanılarak kesinleşen ilk tesis kadastrosuyla tapuda tescilli olduğu, orman sınırlarının tespitine ilişkin orman kadastrosu çalışmalarının ise tesis kadastrosundan sonra 1986-1987 yılında gerçekleştiği, kesinleşen tutanak uyarınca sicil oluşan taşınmazlara ilişkin uyuşmazlıkların Kadastro Mahkemelerinin görev ve yetki kapsamı dışında kaldığı, uyuşmazlık konusu yere ilişkin vasıf tayini ve mülkiyet tartışmasının sayısallaştırmaya itiraz davasında görülemeyeceği hususu da gözetilerek davacının mülkiyete yönelik iddiası yönünden davanın tefrikine, sayısallaştırmaya itiraza yönelik davanın askı ilan süresi içinde ikame edildiği bununla birlikte davalının hak düşürücü süreye ilişkin itirazının ise mülkiyet iddiasıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği..." gerekçesiyle, davacının kadastro sayısallaştırma işlemine yönelik talebi yönünden davanın reddine, 665 ada, 1 numaralı (eski 1 59... parsel) parselin sayısallaştırma raporu ve ekleri gibi 61.639,27 m² yüzölçümü ile tapuya tesciline, 683 ada, 1 numaralı (eski 1 87... parsel) parselin sayısallaştırma raporu ve ekleri gibi 1.092.119,42 m² yüzölçümü ile tapuya tesciline, davacının mülkiyete yönelik tescil talebi yönünden davanın tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine ve davalı Kadastro Müdürlüğü aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... İdaresi vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, "... tefrik sonucu eldeki davanın sayısallaştırma kadastrosuna itiraz istemine ilişkin olmakla sayısallaştırma kadastro çalışmasının kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun yapılıp yapılmadığının belirlenmesi gerektiği, ne var ki somut olayda davalı Hazine adına kayıtlı taşınmazların ilk tesis kadastrosu ile belirlenmesine esas ölçü krokisi, hesap cetveli gibi tüm teknik bilgi ve belgeler eksiksiz getirtilmediği gibi sayısallaştırma kadastrosu sırasında taşınmazın sınırları yönüyle bir değişiklik meydana gelip gelmediğini sayısallaştırma kadastrosu ile tesis kadastro paftası birbiri üzerine aynı ölçekte aplike edilmek suretiyle çakıştırılmadığından belirlemeyen, kaldı ki rapor eki krokilerde tesis kadastrosu ve sayısallaştırma kadastro sınırlarını dahi ayrı ayrı renklerle çakıştırarak göstermeyen, öte yandan dava konusu taşınmazların sınırlarında değişiklik meydana gelip gelmediği, gelmiş ise sınırlandırma ve sayısallaştırma hatasından mı kaynaklandığını bildirmeyen, yine yörede tesis kadastro çalışmalarının 1983 yılında yapıldığı anlaşılmasına rağmen tesis kadastro tespit tarihine en yakın tarihli hava fotoğrafını dahi "açıklık alanda kaldığı" şeklinde belirtimde bulunarak sadece orman araştırması yönüyle inceleyen, özellikle eldeki davanın niteliğine göre tartışılması gereken hususun kesinleşen orman tahdit sınırı değil davalı Hazine adına kayıtlı taşınmazın tesis kadastro pafta sınırının orman ile ortak olan sınırının, bir başka deyişle davalı adına kayıtlı taşınmazlar ile orman vasfıyla kayıtlı bulunan taşınmaz ara sınırının irdelenmesi olmakla, rapor içeriklerinde sadece kesinleşen orman tahdit sınırlarına dair bilgi veren; yine ilk tesis kadastrosu sırasında uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların yüz ölçümleri ya da sınırları itibariyle zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığını dahi açıklamayan yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak karar verildiği açıklanarak, öncelikle dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde yapıldığı bildirilen tüm orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B maddesi uygulamalarına ilişkin çalışma tutanakları, askı ilan tutanakları ve Resmi Gazete ilan tutanakları, işe başlama ve bitirme tutanakları, yine en az 4-5 adet orman tahdit noktalarını gösterir orijinal renkli orman kadastro haritasının getirtilmesi, ayrıca davaya konu taşınmazın ilk tesis kadastrosu sırasında belirlenmesine esas alınan ölçü krokisi, hesap cetveli, alan hesabı cetveli gibi teknik bilgi ve belgelerin tümünün getirtilmesi, bundan sonra mahallinde önceki keşifte görev yapmayan ve sayısallaştırma kadastrosunu iyi bilen harita ya da jeodezi mühendisi bilirkişi sıfatına haiz harita mühendisi fen bilirkişileri, bir orman mühendisi bilirkişi, yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarının katılımı ile keşif yapılması; keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan nizalı taşınmazlar ile orman vasıflı taşınmaz arasında ilk tesis kadastrosu sırasında sabit sınır addedilebilecek yapı, kanal, bina gibi bir unsur bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerlerinin fen bilirkişilerine işaretlettirilmesi, fotoğraflarının çekilmesi, fen bilirkişilerinden sayısallaştırma işlemine esas teşkil eden bilgi ve belgeler, ortofoto, hava fotoğrafları, uydu fotoğrafları ve memleket haritaları ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak sayısallaştırma işleminin denetlemesinin istenmesi, alınacak fen bilirkişi kurulu raporunda, ilk tesis kadastrosunun hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların yüz ölçümleri ya da sınırları itibariyle zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sayısallaştırma işlemi sonucu tespit edilen yeni sınırların yönetmelik hükümlerine uygun olarak tespit edilip edilmediği, tesis kadastrosu veya sayısallaştırma işlemi sırasında hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği, yine ilk tesis kadastrosuna esas alınan teknik bilgi ve belgelerde hata bulunup bulunmadığı, özellikle sınırlandırma, ölçü, tersimat ve hesaplamadan kaynaklanan hata bulunup bulunmadığı gibi hususların bilimsel yöntemlerle ve denetime elverişli olacak şekilde açıklanması, teknik ve bilimsel verilere dayalı ayrıntılara yer verilmesinin ve ayrıca fen bilirkişilerinden dava konusu taşınmazı, komşu parselleri ile birlikte konumunu gösterecek şekilde ilk tesis ve sayısallaştırma işlemi sonucu oluşan haritaların hava fotoğrafı, uydu fotoğrafı ve ortofoto üzerinde çakıştıran, gerek tesis kadastro sınırını gerekse sayısallaştırma ile oluşan sınırı ayrı ayrı renklerle aynı ölçekte olmak üzere çakıştıran denetime elverişli harita düzenlenmesinin istenmesi, özellikle inceleme yapılırken bilirkişilerce tartışılması gereken sınırın kesinleşen orman tahdit sınırı değil, nizalı taşınmazın tesis kadastro pafta sınırı gözetilerek orman vasıflı taşınmaz ile birleştiği noktadaki sınır olduğunun, bir başka deyişle davalı adına kayıtlı taşınmazlar ile orman vasfıyla kayıtlı bulunan taşınmazlar ara sınırının usulüne uygun olarak belirlenip belirlenmediğinin gözetilip esasen orman sınırının genişletilmeye elverişli sınır olması nedeniyle geçerli sınır olarak belirlenmesi gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek ve de önceki günlü karar gibi davacının mülkiyete yönelik istemi açısından görevsizlik kararı, kendisine husumet yöneltilemeyecek Kadastro Müdürlüğü yönünden de husumet yönünden redde karar vermek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi," gereklerine değinilerek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-a-6 maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına dair gerekçe yazılmasına rağmen, hüküm yerinde Kadastro Mahkemesi'nin kararında usul ve esas yönünden kanuna aykırı bir durum bulunmadığından, davacı vekilinin istinaf taleplerinin 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.1 maddesi gereğince reddine dair karar verilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı ... İdaresi vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu, Kadastro Müdürlüğünün de hasım gösterilebileceğine ilişkin Yargıtay kararı bulunduğunu, taşınmazın orman vasfında olduğunu, ayrıca Anayasa tarafından ormanların kullanımı ve sahipliğinin kimseye verilemeyeceğini, taşınmazın bitki örtüsü, toprak yapısı ve eğim itibariyle orman vasfında olup sayılaştırma çalışmalarının usülüne uygun yapılmadığını ve ormanın yüzölçümünün eksiltildiğini, sayısallaştırma işleminin hatalı yapıldığını, eksik inceleme ve araştırma yapıldığı gibi bilirkişi raporlarının karar vermeye yeterli olmadığını ileri sürerek, Bölge Adliyesi Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, sayısallaştırma kadastrosu tespitine itiraza ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, 3402 sayılı Kadastro Kanun'un ek 1. madde hükümlerine göre yapılan sayısallaştırma kadastrosu çalışmasının kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca, Mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. Bu husus 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde de hüküm altına alınmıştır. Sözü edilen Anayasal ve kanuni düzenlemeler gereğince, hakimin, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, dava konusu vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılarak değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri kararda göstermesi zorunludur. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrasının birbirine aykırı olmaması gerekir. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında da, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiştir. Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe kısmında, İlk Derece Mahkemesince eksik inceleme ve araştırma neticesi alınan yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiği İlk Derece Mahkemesinin kararın isabetsiz olduğu ve kaldırılması gerektiği belirtilmesine rağmen, hüküm yerinde istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilerek gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturacak şekilde hüküm tesis edilmesi usul ve kanuna uygun bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının sair temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmasına karar vermek gerekmiştir.VI. KARARYukarıda açıklanan nedenlerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.