Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin, eşler arası menfi tespit davasında, kira alacağına dayandığı iddia edilen bonolarda temel borç ilişkisi ve ispat yükü değerlendirmesine ilişkin istinaf kararı.
Özet: Menfi tespit davasında, davacı eşinin evlilik sorunları nedeniyle imzaladığını ve temel borç ilişkisi olmadığını iddia ettiği senetlere dayalı icra takibine itiraz ederken, davalı eş senetlerin ortak kira alacaklarına dayandığını savunmuş; ilk derece mahkemesi, davalının senetlerin veriliş nedenini detaylı belirtmesini "talil" kabul ederek ispat yükünü davalıya yüklemiş ve davalının bu nedeni kanıtlayamaması üzerine davacının borçlu olmadığına karar vermiştir, davalı ise istinafta talil olmadığını ve ispat yükünün davacıda kalması gerektiğini ileri sürmüştür.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ

T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : ████████ (KABUL DÜZELTEREK YENİDEN ESAS
KARAR NO : █████████ HAKKINDA KARAR VERİLMESİ)
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : █████/2024
ESAS NO : ████████ E. ████████ K.
DAVACI :
VEKİLLERİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit
KARAR TARİHİ : █████/2026
YAZILDIĞI TARİH : █████/2026
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352.maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil aleyhine davalı tarafından Ankara 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün ██████████ Esas sayılı dosyası ile █████/2019 tanzim ve █████/2020 vade tarihli, 150.000,00 TL bedelli senet (bono) ile █████/2019 tanzim ve █████/2020 vade tarihli, 50.000,00 TL bedelli senet (bono) nedeniyle kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını ve söz konusu takibin kesinleştiğini, davacının ve davalının uzun yıllardır evli olduklarını, evlilik içinde yaşanan sorunlar nedeniyle davalının boşanma davası açtığını ve Ankara 11. Aile Mahkemesi'nin █████████ Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında tarafların anlaştığını ve dosyanın █████/2019 tarihinde işlemden kaldırıldığını, devam eden süreçte davalının müvekkilden senet imzalamasını istediğini, davacının eşi olan davalı ile arasının tekrar bozulmaması amacıyla senetleri imzaladığını, imzalar dışında senetlerdeki yazıların müvekkile ait olmadığını, davacı ile davalı arasında temel bir borç alacak ilişkisi bulunmadığını, senetlerin üstündeki ihdas nedeni kısmının boş olduğunu, boşanma davasına konu dosyanın işlemden kaldırılmasından sonra tarafların tekrar birlikte yaşamaya başladığını, ancak 2022 yılında müvekkilin Devrekani ilçesinde olduğu bir dönemde davalının █████/2022 tarihinde icra takibini başlattığını ve bir ay sonra bu kez Ankara 28. Aile Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyası ile boşanma davası açtığını, takibe dayanak teşkil eden bonolar kapsamında davacının borcunun bulunmadığını ve icra takibinin haksız olduğunu belirterek, borçlu olunmadığının tespitine, söz konusu icra takibinin iptaline ve davalı aleyhine takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı vekili süresinden sonra verdiği cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasında Ankara 28. Aile Mahkemesi'nin ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararı ile davacının ve davalının boşanmalarına karar verildiğini, dosyanın istinaf aşamasında olduğunu, mal rejimine ilişkin dosyanın yargılamasının ise halen ilk derece mahkemesinde devam ettiğini, senetlerin temel borç ilişkisine dayandığını, tarafların biri ortak tapulu üç (3) evinin bulunduğunu ve bu üç (3) evin birikmiş kira alacakları için icra takibine konu senetlerin (bonoların) verildiğini savunarak, davanın reddine ve davacı aleyhine %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
Mahkemece, toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından imzası inkar edilmeyen senedin (bononun) ihdas nedeni boş bırakılarak düzenlenmesi karşısında kural olarak davacı borçlunun borçlu olmadığını yazılı delil ile kanıtlaması gerektiği, ne var ki davalı tarafından cevap dilekçesinde dava konusu bonoların üç (3) ayrı taşınmazla ilgili olarak birikmiş kira borçlarına istinaden düzenlendiğinin ileri sürüldüğü, bu hali ile davalının senetlerin (bonoların) veriliş nedenini talil ettiği, dolayısıyla ispat yükünün yer değiştirdiği ve davalı tarafa geçtiği, yargılamanın devamı sırasında davalı vekilinin cevap dilekçesinde tanık deliline dayandığı dikkate alınarak varsa tanık listesini dosyaya sunması için iki (2) haftalık kesin süre verildiği, ancak davalı vekilince tanık listesinin dosyaya sunulmadığı, bu durum karşısında talil edilen senetlerin birikmiş kira borcuna istinaden tanzim edildiği hususunun davalı yanca ispat edilemediği, diğer yandan davalının takip yapmakta kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği, bu itibarla kötüniyet tazminatı şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkil tarafından yapılan bir talil işleminin bulunmadığını, bu nedenle ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, senedin talil edildiğinden söz edilebilmesi için senette bedel kaydının yer alması gerektiğini, icra takibine konu senetlerde bedel kaydının yazılmadığını, malen, nakten veya teminat olarak düzenlendiği bildirilmeyen senedin (bononun) bedelsiz olduğu hususunu davacının ispat etmesi gerektiğini, delillerin eksik toplandığını, tapu kayıtlarının getirtilmediğini, senede karşı senetle ispat kuralı gereği tanık dinlenmesine muvafakatlerinin bulunmamasına karşın davacının tanıklarının huzurda dinlendiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ilk derece mahkemesine hitaben verdiği ve mahkemenin, dosyanın istinaf aşamasında olması nedeniyle Dairemize gönderdiği █████/2026 tarihli dilekçesinde ise özetle; Ankara 28. Aile Mahkemesi dosyasında bedel üzerine şerh işlendiği, istinaf aşamasındaki dosyada alacağın belli olmadığını, bu nedenle iban numarasına yatırılacak tüm tutara bloke/tedbir konulmasını talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık, davacı tarafından verilen senedin temel borç ilişkisine dayanıp dayanmadığı, davalının senedin veriliş nedenini talil edip etmediği, bu kapsamda davacının, icra takibe konu senet nedeniyle borçlu olup olmadığı ve takibin iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, senede dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı menfi tespit ve takibin iptali talebine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Davacı vekilince, boşanma davasının işlemden kaldırılması üzerine davalının isteği ile davacının iki (2) adet senedi (bonoyu) imzalayarak verdiği, senetlerin temel borç ilişkisine dayanmadığı, senetlerin ihdas nedenlerinin boş olduğu, devam eden süreçte senetlerde (bonolarda) yazılı tutarların tahsili amacıyla Ankara 5. Genel İcra Müdürlüğü’nün ██████████ Esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı, takibe dayanak teşkil eden senetler (bonolar) kapsamında davacının borcunun bulunmadığı ve icra takibinin haksız olduğu iddiası ile, menfi tespit istemli eldeki dava açılmıştır
Davalı vekilince, iddiaların gerçeği yansıtmadığı, senetlerin temel borç ilişkisine dayandığı belirtilerek, davanın reddi talep edilmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından █████/2024 tarihli karar ile, davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davaya konu █████/2019 tanzim ve █████/2020 vade tarihli, 150.000,00 TL bedelli senet ile █████/2019 tanzim ve █████/2020 vade tarihli, 50.000,00 TL bedelli senet nedeniyle, davalı alacaklı Sevim Akhüseyinoğlu tarafından █████/2022 tarihinde Ankara 12. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyası üzerinden 50.000,00 TL asıl alacak, 150.000,00 TL asıl alacak, 10.676,71 TL faiz ve 32.030,14 TL faiz olmak üzere toplam 242.706,85 TL üzerinden kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı görülmüştür.
Takip dayanağı senetlerde, senet borçlusunun davacı, senet lehtarının davalı olduğu, senet metninde, düzenleme yeri, düzenleme ve vade tarihi ile senet bedelinin yazılı olduğu, senetlerin ihdas nedenlerinin boş olduğu, kambiyo senedi niteliğinde oldukları anlaşılmıştır.
Öncelikle alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senedinin ve bu senette yer alan bedel kaydının hukuksal anlamını irdelemekte yarar vardır.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki "kambiyo ilişkisi" ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdü"nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. Bonoda şekil şartları; "Bono" ya da "Emre Muharrer Senet" ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.
Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy, R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.).
Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Yinelemek gerekirse "bedel kaydı" kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin "kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu" yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.
Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir.
Bilindiği üzere, Hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı konusu 4721 Sayılı Kanun'un "İspat yükü" başlıklı 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" şeklinde düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesine göre de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni "mal" ya da "nakit" olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.
Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının hem borçlu hem de alacaklı tarafından talil edilmesi hâlinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu hususu da, üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir.
Hemen burada, menfi tespit (borçsuzluğun tespiti) konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).
İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir.
Bu doğrultuda somut olaya gelince; dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir.
Dava konusu bonoda davacı keşideci, davalı lehtar olup, ihdas nedeni kaydı boş bulunmaktadır.
Davacı, davalı ile barıştıklarını ve davalının boşanma davasını takip etmediğini, bu nedenle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, ancak davalının bu süreçte senet imzalanmasını istediğini, bunun üzerine iki (2) adet senedi (bonoyu) imzalayarak verdiğini, senetlerin temel borç ilişkisine dayanmadığını, senetlerin ihdas nedenlerinin boş olduğunu, takibe dayanak teşkil eden senetler (bonolar) kapsamında borcunun bulunmadığını ve icra takibinin haksız olduğunu ileri sürerek menfi tespit isteminde bulunmuş, davalı ise cevap dilekçesinde senetlerin temel borç ilişkisine dayandığı ve biri ortak tapulu üç (3) evin birikmiş kira alacakları nedeniyle düzenlendiği şeklinde beyanda bulunmuştur.
Bu kapsamda, az yukarıda da ifade edildiği üzere, bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, mevcut durumda, senetler nakden kaydı içermemekte olup, davalı yanın, söz konusu senetlerin kira alacaklarının tahsili amacıyla verildiğine dair savunması gereğince davalının ispat yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu halde, senetlerin davalının isteği kapsamında verildiği ve temel borç ilişkisi olmadığı iddiasında bulunan ve bu anlamda üzerinde "nakden" ibaresi yer almayan/ihdas kaydı yazılı bulunmayan senetlerin düzenleniş nedeni için ispat yükü, davacı üzerinde olmakla, davacının iddiasını ispat etmesi gerektiği açıktır. Ne var ki, dosyadaki deliller itibariyle davacının iddiasını ispat edemediği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, mahkemece, dava konusu olayda ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğu, ancak davacının iddiasını ispat edemediği dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı hukuki değerlendirmeye dayalı olarak ve davalının senetlerin (bonoların) veriliş nedeni talil ettiği, dolayısıyla ispat yükünün yer değiştirdiği ve davalı tarafa geçtiği, bu itibarla davalının ileri sürdüğü savunmaların varlığını yazılı delil ile ispat yükü altında olduğu, davalı tarafından senetlerin birikmiş kira borcuna istinaden tanzim edildiğine dair savunmaları ispata yarar herhangi bir yazılı delil sunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmesinde isabet bulunmamıştır.
Bununla birlikte, davacı yanın talebi doğrultusunda, Mahkemece █████/2024 tarihli ara kararı ile, haklılık yönünden yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği ve ihtiyati tedbir için gerekli koşulların sağlandığı gerekçesiyle, HMK'nın 389. maddesi ve İİK'nın 72/3. maddesi gereğince ihtiyati tedbir talebinin teminat karşılığında kabulüne karar verilmiş olup, dosya içerisinde yapılan incelemede, davacı tarafından teminatın yatırıldığını ve icra veznesinde mevcut miktarın takip alacaklısına ödenmesinin tedbiren durdurulduğunu gösterir nitelikte herhangi bir belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Diğer yandan, davalı istinaf aşamasında ilk derece mahkemesine hitaben verdiği ve mahkemenin, dosyanın istinaf aşamasında olması nedeniyle Dairemize gönderdiği dilekçe ile Ankara 28. Aile Mahkemesi dosyasında bedel üzerine şerh işlendiği, istinaf aşamasındaki dosyada alacağın belli olmadığı, bu nedenle iban numarasına yatırılacak tüm tutara bloke/tedbir konulması talebinde bulunmuş ise de, açık yasa hükümleri ile istinaf mahkemelerine tanınmayan bir görev ve yetkinin yorum yolu ile istinaf mahkemelerine verilmesi, verilecek kararlara karşı kanun yolunun kapalı olması, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması, bu taleplerin yeni delil ve vakalarla istinaf mahkemesinin karşı karşıya kalması sonucunu doğurması, işlerin büyük bir yoğunluğunun bu talepleri oluşturması halinde istinaf mahkemelerin asli fonksiyonunu icra edemeyeceği, istinaf mahkemelerinin ilk derece mahkemesi olarak gördüğü davanın bulunmaması, acil hukuki korumaların daha çok ilk derece yargılaması yapan mahkemelerce daha hızlı bir şekilde sonuçlandırılabileceği ve ülkemizde dar anlamda istinaf ilkesinin benimsendiği bu mahkemelerin hüküm değil denetim mahkemeleri olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu tür taleplerin doğrudan istinaf mahkemelerinde ileri sürülemeyeceği kanaatine varılmış olmakla, █████/2026 tarihli dilekçe kapsamındaki yeni ihtiyati tedbir talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Dava dosyası kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; açıklanan nedenlerle mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılmasına ve mahkeme kararının HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden esas hakkında karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
2-Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ve █████/2024 tarihli kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE,
3-a-Davanın REDDİNE,
Davalının bloke/tedbir konulması talebi (█████/2026 tarihli dilekçe kapsamında) hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
b-Davalının koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine,
c-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın peşin alınan 4.815,49 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.083,49 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
ç-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
d-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
e-Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1 maddesi uyarınca hesaplanan 45.116,54 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
f-6325 Sayılı Kanun'un 18/A maddesi gereğince arabuluculuk faaliyeti sırasında Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.200,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
g-HMK'nun 333. maddesi gereğince gider ve delil avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
İstinaf aşamasında yapılan harç masraf yönünden
4-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,
5-Davalı tarafça yapılan 370,00 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
7-HMK'nın 333. maddesi gereğince gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
8-Kararın tebliğinin Dairemizce yapılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 361/1. maddesi gereğince kararın tebliği tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi ya da buraya gönderilmek üzere temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi veya İlk Derece Mahkemesine verilecek dilekçe ile Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere, █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.
"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!