2/B vasıflı taşınmazın kullanım kadastrosu ile tescili sonrası zilyetliğin devri sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebinin hak düşürücü süre gerekçesiyle usulden reddi.
Özet: Davacı, orman sınırları dışına çıkarılıp Hazine adına tescil edildikten sonra 6292 sayılı Kanun uyarınca davalıya satılan taşınmazdaki bir dairenin zilyetliğini devraldığı iddiasıyla tapu iptali ve tescil, aksi halde tazminat talep etmiş; ancak İlk Derece Mahkemesi, kadastro kesinleşmesinden sonra 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, elbirliği mülkiyetindeki taşınmazda mirasçılardan birinin tek başına yaptığı zilyetlik devri işleminin geçersiz olduğu ve Hazine tarafından yapılan satış işleminin idari bir işlem olup iptal edilmedikçe tapu iptali davasının dinlenemeyeceği gerekçeleriyle davanın usulden reddine karar vermiştir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : ████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 18. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA1. Kullanım kadastrosu sonucunda, ..... ili ... ilçesi .... Mahallesi çalışma alanında bulunan 2 97... parsel sayılı 403,59 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve 1991 yılından beri ........ varislerinin müştereken arsa ve 5 katlı kargir bina olarak fiilen kullanımında bulunduğu" şerhi yazılarak arsa vasfıyla Hazine adına tespit ve hükmen tescil edildikten sonra, 18.09.2018 tarihinde 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) gereğince yapılan satış işlemi ile davalı ve müşterekleri adına tapuda kayden intikal ettirilmiştir.2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki satışa istinaden müvekkili olan davacının zilyetliğin devri sözleşmesi ile dava konusu dairenin maliki haline geldiğini, davalının kadastro işlemi gerçekleştikten sonra kötüniyetli şekilde dava konusu taşınmazı tapuda davacıya devretmediğini ileri sürerek, taraflar arasındaki anlaşma gereği davacıya devri gereken .... ili ... ilçesi ... Mahallesi 2 97... parselde bulunan taşınmazın davalı adına kayıtlı payına denk gelen kısım yönünden tapu kayıtlarının iptali ile tüm takyidatlardan ipotek, haciz ve sair tüm kayıt ve şerhlerden arındırılmış şekilde tesciline, olmadığı takdirde zilyetliği davacıya devredilen uyuşmazlık konusu dairenin karar tarihine en yakın değeri üzerinden belirlenecek bedelin ve davacının dava konusu daire için yapmış olduğu tüm masrafların bilirkişi incelemesiyle tespit edilerek denkleştirici adalet ilkesi de gözetilerek fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın müvekkili olan davalıya babasından intikal ettiğini, mülkiyeti kendilerine ait olduğu için arazinin kullanımına ilişkin kadastral tespit neticesinde hak sahibi olarak 18.09.2018 tarihinde tapuda adlarına tescil edildiğini, davacının bu yönde hak sahibi olmadığını, dava konusu yerin zilyetlik veya mülkiyetinin verilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, dava konusu yerin gerçek ve tek hak sahibinin müvekkili olduğunu, tapudaki beyanlar hanesinde de bu şekilde işlem yapıldığını, davalı adına tescil yapıldıktan yıllar sonra ilgili yerde kadastral plan gerçekleştikten sonra dava açıldığını, davacı tarafın hak sahibi olmadığını, kötü niyetle suistimal amaçlı açılmış bir davanın söz konusu olduğunu, Milli Emlak Kurumuna yapılan tüm ödemelerin bizzat davalı tarafından yapıldığını, davaya dayanak yapılan zilyetlik devir sözleşmesi ve sair evrakların hiçbir şart ve koşulda kabul etmediklerini, davalı adına tescil edilen bir taşınmazın beyanlar hanesindeki şerh müvekkili adına iken açılan davanın esasa dahi girilmeden reddinin gerektiğini, davanın zaman aşımına uğradığını ve taşınmaz mülkiyetini kazanmada kuralın tescil olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ''kadastro kesinleştikten itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiği için artık kadastro öncesine dayalı talepte bulunulamayacağı, zilyetliğin devredilmesinin hak düşürücü süreyi kesmeyeceği, taşınmazda kullanıcı olarak tespit edilen ....... varisleri arasında elbirliği hükümlerinin geçerli olduğu, varislerden biri olan ...'un tek başına yaptığı 9 numaralı dairenin zilyetliğinin devri işleminin geçerli olmadığı, yapılan kullanım kadastrosuna itiraz etmedikten sonra ve 6292 sayılı Kanun kapsamında Hazine tarafından kadastro tutanağında tespit edilen kullanıcıya satış yapıldıktan sonra, işbu satış işlemi idari işlem olduğundan satış işlemi iptal edilmedikçe açılan tapu iptali ve tescil davasının dinlenmesi olanağı bulunmadığı, ifade edilen hususlar dava şartı olup eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği, davacının tapu iptali talebi reddedildiği için taşınmaz değerinin tazmini şeklinde bir tazminat da talep edemeyeceği ve taşınmaz değerinin istenebilmesi için mülkiyet hakkının ispat edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı'' gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın Hazinenin mülkiyetinden çıkıp 3. şahıs adına tapuya tescil edildikten sonra tapu iptaline yönelik davanın dinlenme olanağı bulunmadığı, davacının eldeki davayı 6292 sayılı Kanun uyarınca yapılan satış işleminden sonra açtığı, davalı tarafa ait tapu kaydının idarece yapılan satış işlemi neticesinde oluştuğu, dayanak satış işlemi iptal edilmedikçe tapu kaydının iptali ve tescil istemli dava ve taşınmazın rayiç bedelinin tahsiline yönelik davanın açılamayacağı'' gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu, hükmün açıkça dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil ettiğini, herhangi bir hak dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullanılmış ise hakimin bunu re'sen dikkate alması gerektiğini, hakkın kötüye kullanılmasının sonuçlarını bertaraf edebilmesi gerektiğini, davacının zilyetliğin devri sözleşmesi ile dava konusu dairenin maliki haline geldiğini, davalının dairenin bedelini aldığı, yıllar boyu tüm masraflara müvekkillinin katlandığı halde kadastro işlemi gerçekleştikten sonra kötü niyetli şekilde dava konusu taşınmazı tapuda davacıya devretmediğini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, tapu iptali ve tescili, bunun mümkün olmaması halinde uyuşmazlık konusu dairenin karar tarihine en yakın değeri üzerinden belirlenecek bedelin ve davacının dava konusu daire için yapmış olduğu tüm masrafların bilirkişi incelemesiyle tespit edilerek denkleştirici adalet ilkesi de gözetilerek fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydı ile davalıdan tahsiline karar verilmesi istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6292 sayılı Kanun uyarınca davalı adına satış sonucu oluşan tapu kaydının iptalinin istenilip istenilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,Peşin alınan 732,00 TL harcın onama harcına mahsubuna,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.