Hatalı uygulama kadastrosu tespitlerine itirazda, paydaşların ortak menfaati korumak için zorunlu dava arkadaşlığı olmadan dava açabilmesi gerekliliği üzerine verilen bozma kararı.
Özet: Uygulama kadastrosu sırasında taşınmaz parsellerin ara sınırlarının ve yüzölçümlerinin hatalı belirlendiği iddiasıyla komisyon kararının iptali ve kadim sınırlara göre tescilini talep eden davada, ilk derece mahkemesi, zorunlu dava arkadaşlığı eksikliği nedeniyle davayı usulden reddetmiş olsa da, yüksek mahkeme, uygulama kadastrosu davalarının mülkiyet belirlemekten ziyade teknik hataları düzeltmeyi amaçladığını, Türk Medeni Kanunu uyarınca paydaşlardan her birinin ortak menfaatleri korumak için tek başına dava açabileceğini ve dolayısıyla zorunlu dava arkadaşlığı koşulunun aranmaması gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesinin kararının hatalı olduğuna hükmetmiştir.

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : ███████ E., 2024/9 K.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA1. Uygulama kadastrosu sırasında, ... ili ... ilçesi ... Mahalle çalışma alanında ve tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 337 parsel sayılı 1.540,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 43 65... parsel numarasıyla ve 1.734,40 m² yüzölçümlü olarak; tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 338 parsel sayılı 860,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 43 65... parsel numarasıyla ve 788,63 m² yüzölçümlü olarak; tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 339 parsel sayılı 4.160,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 43 65... parsel numarasıyla ve 3.275,57 m² yüzölçümlü olarak; tapuda ... adına kayıtlı bulunan eski 353 parsel sayılı 1.840,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 43 65... parsel numarasıyla ve 1.908,69 m² yüzölçümlü olarak tespit edildikten sonra; ...'ın itirazı üzerine 09.12.2014 tarihli komisyon kararı ile 43 65... parsel sayılı taşınmazın 1.588,84 m², 43 65... parsel sayılı taşınmazın 849,24 m², 43 65... parsel sayılı taşınmazın 3.275,57 m² ve 43 65... parsel sayılı taşınmazın ise 1.893,92 m² yüzölçümlü olarak tapuya tesciline karar verilmiştir. 2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında komisyon kararı ile miras bırakanı ... adına kayıtlı bulunan eski 337 (yeni 43 65... ) parsel sayılı taşınmaz ile davalılardan ...'a ait eski 338 (yeni 43 65... ) parsel sayılı taşınmazın ara sınırının kadimden beri aynı olduğu halde tesis pafta sınırı esas alınmak sureti ile taşınmazların ara sınırının hatalı olarak belirlendiğini, davalıya ait taşınmaz ile de eski 339 (43 65... ) ve eski 353 (yeni 43 65... ) parsel sayılı taşınmazların ara sınırının pafta esas alınmak sureti ile hatalı belirlendiğini ve davalı taşınmazının bir kısmının kadim sınırlar esas alınmayarak sözü edilen taşınmazlarda bırakıldığını ileri sürerek, 43 65... , 20, 21... parsel sayılı taşınmazların komisyon kararı sonucu oluşturulan uygulama kadastro tespitlerinin iptali ile kadim sınırlar esas alınmak sureti ile belirlenecek sınır ve yüzölçümleri ile tapuya tescillerini talep etmiştir.II. CEVAPDavalılar davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin 10.12.2020 tarihli ve ███████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile davanın niteliği gereği taşınmaza müşterek halinde malik olan paydaşlar arasında zorunlu dava arkadaşlığının mevcut bulunduğu, başka bir deyişle uygulama kadastrosuna itiraz davalarının müşterek halindeki maliklerin tümünün katılımıyla açılması gerektiği, zorunlu dava arkadaşlığının mevcut olduğu davalarda davacıların tümünün katılımı sağlanamadığı takdirde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114/1-d maddesinde düzenlenen dava ehliyetine sahip olma dava şartı eksikliği nedeniyle davanın 6100 sayılı Kanun'un 115/2. maddesi uyarınca usulden reddi gerektiği, somut olayda davacı ... vekiline diğer paydaşları davaya dahil etmesi için kesin süre verildiği, bu kesin süre içerisinde davacı tarafın diğer paydaşların davaya muvafakatini alamadığı gibi, paydaşlardan Mustafa Gocuklar'ın 21.10.2020 tarihli duruşmada davaya katılmak istemediğini beyan ettiği gerekçesiyle davacı tarafından davalı aleyhine açılan davanın 6100 sayılı Kanun'un 115/2. maddesi gereğince usulden reddine, 43 65... , 20, 21... parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastro tespitleri gibi tapuya tescillerine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunması üzerine Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile "....Dava, uygulama kadastrosuna itiraza yönelik olup, bu tür davaların amacı tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden, teknik nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesidir. Bu davalarda, taşınmazların mülkiyetinin kim ya da kimlere ait olduğu hususunda bir değerlendirme ya da yargılama yapılmamaktadır. Diğer yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 693. maddesinin üçüncü bendinde paydaşlardan her birinin, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği, 4721 sayılı Kanun'un 702. maddesinin dördüncü fıkrasında ortaklardan her birinin topluluğa giren haklarının korunmasını sağlayabileceği belirtilmiştir. Uygulama kadastrosuna ilişkin ihtilaflarda da paydaş veya ortaklardan birisinin işlemin doğruluğunun denetlenmesini istemesinin davanın niteliği gereği taşınmazın bütününe yönelik olduğu, bir diğer ifade ile talebin bölünemez nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, uygulama kadastrosuna ilişkin davaların, tüm paydaş ve ortaklar tarafından birlikte açılmasını gerektirir kanuni bir zorunluluk da bulunmamaktadır. Dolayısı ile, 4721 sayılı Kanun'un 693. maddesinin üçüncü fıkrası ve 702. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, her bir paydaş ve ortağın diğerlerini temsilen dava açabileceğinin kabulü gerekir. Öncesinde Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince istikrar bulan uygulama ile "...davanın niteliği itibarıyla bütün paydaşlar tarafından birlikte açılması veya tamamının katılımının sağlanması suretiyle davaya devam edilmesinin zorunlu olduğu..." yönünde bozma kararları verilmekle birlikte, Dairemizce bu uygulamadan dönülmüş olup, yukarıda açıklanan ilke doğrultusunda istikrarlı kararlar verilmektedir. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafın diğer ortakların katılımı olmadan tek başına dava açabileceği, bir başka ifadeyle dava açmakta aktif dava ehliyetinin mevcut olduğu gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek, uygulama kadastrosuna itiraz davalarına ilişkin Yargıtayın yerleşik ilke ve esaslarına uygun araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu" gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Davacıya ait eski 339 parsel yeni 43 65... parsel ile davalı ...'a ait 43 65... parsel arasında ortak sınır bulunmadığından davalı ...'a yönelik davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, dava konusu 19 parsel ile 20 parselin arasındaki uygulama kadastrosunda sınırın değişmemesi, sabit sınırların hava fotoğrafı ve uygulama kadastrosuyla uyuşması, bu sınıra ilişkin olarak tesis kadastrosunda herhangi bir tersimat, ölçü, hesap ve sınırlandırma hatasının bulunmaması sebebiyle 19... parsellerin arasındaki sınıra ilişkin olarak uygulama kadastrosunun mevzuata uygun yapıldığı" gerekçesiyle davalı ...'a yönelik davasının husumet nedeniyle reddine, davalı ... haricinde kalan davalılara yönelik davasının esastan reddine, 43 65... parsel (eski 337 parsel), 43 65... parsel (eski 353 parsel), 43 65... parsel (eski 338 parsel ) ve 43 65... parsel (eski 339 parsel) sayılı taşınmazların komisyon kararı gibi tapuya tesciline karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamı doğrultusunda gereği gibi yargılama yapılmadığını, yeniden keşif yapılmasına yönelik taleplerinin kabul edilmediğini, hükme esas alınan 06.04.2016 tarihli fen bilirkişisi raporunun ikinci sayfasının son paragrafında dava konusu taşınmazların zemin sınırlarının esas alınarak sınırların düzeltilmesinin doğru olacağı kanaatine varılmış olduğuna dair rapora rağmen bu rapor dikkate alınmaksızın herhangi bir uyuşmazlık olmadığı şeklinde hüküm kurulmasının yerinde olmadığını, İlk Derece Mahkemesince halen zemindeki fiili sınırlar ile kayıtlardaki sınırların örtüşmediğini, kadastronun hatalı ölçümü ile sınır kayıklığı olması nedeni ile komşuların birbirinin bahçesinde ağaçları ve binaları bulunduğu gerçeğini ortadan kaldırmadığını, dava konusu taşınmazların bulunduğu adada davacı ve davalı tarafların da aralarında bulunduğu beş-altı parsel sınırlarında kaymalar bulunduğunu, mahallinde yapılan keşif, bilirkişi incelemesi ve mahalli bilirkişi beyanları ve tanık beyanları ile tereddüte meydan bırakmaksızın kesin ve net olarak sabit olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeDosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/2-a maddesine göre yapılan uygulama kadastrosunun usul ve kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp yapılmadığına ilişkindir.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden usul ve kanuna uygun olan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz edenden alınmasına,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.