Ticari hizmet sözleşmesinden kaynaklanan, tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamında verilen sağlık hizmetlerinin ödenmeyen faturalarına yapılan kötü niyetli itirazın iptali davası.
Özet: Davacı sağlık hizmetleri şirketi, davalı sigorta şirketine karşı, tamamlayıcı sağlık sigortası protokolleri kapsamında sigortalılara sunduğu ve hasta dosyalarıyla sabit olan hizmetlere ait, karşılıklı mutabık kalınan ancak ödenmeyen 164.047,40 TL tutarındaki 60 faturaya ilişkin icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle dava açmıştır; davacı, ihtarname ve arabuluculuk süreçlerine rağmen davalının borcu ödememesini ve iletişim eksikliği ile mali sıkıntıları öne sürerek yaptığı itirazı kötü niyetli bulduğunu, faturalara yasal sürede itiraz edilmediğini ve kamu denetiminin özel hukuk borçlarını ortadan kaldırmayacağını savunmaktadır.

T.C.

İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı şirket arasında; Davalı ... A.Ş'nin █████/2022 tarihli Yetki protokolü ile yetki verdiği ve şirketimizin iş bu yetkiye dayanarak ... şirketiyle imzaladığı 01.01.2024 tarihli “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Ek Fiyat Protokolü” kapsamında müvekkil kuruma ait sağlık kuruluşlarında verilen hizmetler doğrultusunda ; ... A.Ş'ye Ek :3' de sunulan Ödenmemiş 60 Adet fatura tutarı : 164.047,40 TL faturalar düzenlenmiştir. Ek:1 Yetki protokolü- Ek:2 “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Ek Fiyat Protokolü, Ek:3 Faturalar. Ancak takibe konu ilgili faturalar mutabık kalınmasına karşın Davalı tarafça ödenmemiştir. Müvekkilin sağlık tesislerinde gerçekleştirilen işlemlerin tamamı hasta dosyaları ve hastane bilgi sistemi kayıtları ile sabittir. Davalı, bu hizmetleri sağlayan sağlık kuruluşlarının müvekkil olduğunu inkâr etmemekte, faturaların içeriğine esaslı bir itiraz da sunmamaktadır. Hizmet fiilen verilmiş, borç doğmuştur. Davalı şirketin sigortalılarına faturaya konu sağlık hizmetleri hasta dosyalarıyla da sabit olduğu üzere eksiksiz olarak sunulmuş, borcun ifası için davalı şirkete ... tarihli ... Yevmiye nolu İhtarneme ... 15. Noteri aracılığıyla iletilmiştir.(Ek:4 İhtarname) borcunu ödememiştir. İhtarnameye rağmen mutabık kalınan tutarın ödenmemesi üzerine ... 22. İcra Müdürlüğü’nü ... E. sayılı dosyası ile ilamsız genel haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Bu süreçte 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu uyarınca zorunlu ticari arabuluculuk süreci başlatılmış, ancak arabuluculuk 14.07.2025 tarihinde anlaşmama ile sonuçlanmış olup arabuluculuk son tutanağı ekte sunulmuştur. Arabuluculuk Bürosu: ... (Ticari Dava Şartı Arabuluculuk Başvuru Dosyası) Başvuru No:... Dosya No: ...Ek:5 son tutanak Davalı, haksız ve mesnetsiz olarak borca itiraz etmiş, takibin durmasına sebep olmuştur. İş bu dayanaksız itirazlarına sebep olarak ise Ekte sunulan mail ise sabit olduğu üzere şirket vekillerinin değişmesinden kaynaklı bir iletişim eksikliğinden doğduğu bildirilmiştir. Faturalar konusunda ise açıkça mütabık kalındığını beyan etmektedirler. Ek:6 mutabıklık mailleri Nitekim tarafımızca yapılan tüm uzlaşma görüşmeleri de sonuçsuz kalmıştır. İlgili faturalara ilişkin mütabıklık hususunda bir husumet olmamasına karşın ödemelerin icra yoluyla dahi yapılmamasının gerekçesi olarak; Davalı şirketin içinde bulunduğu mali durumdan kaynaklandığı Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) işlemlerini durdurduğu bu nedenle ödeme yapmayacaklarını da tarafımıza bildirmişlerdir. Ancak kamu otoritesinin denetim süreci, özel hukuk borçlarının ifasını ortadan kaldırmaz. Davalının borcunu ifa etmemesi, mevcut borç ilişkisini sona erdirmez u hali ile sürecin tarafımızca yargıya taşınmasından başka bir şansı kalmamıştır. Keza davalı şirket adeta kanundan doğan haklarını kötü niyetli olarak kullanmakta, geçerli bir borç olduğu halde alacaklılarınını yasal yollara başvurmaya, mecbur bırakmaktadır. Bu husus ise ülkemizin içinde bulunduğu enflasyonist dönemde alacağın günden güne erimesine yol açmaktadır. Davalının itirazı açıkça kötü niyetlidir. Hizmetin ifası hasta dosyalarıyla, sözleşme ve fatura ile sabittir. Davalı faturalar iletildikten sonra herhangi bir ihtirazî kayıt ileri sürmemiş, teslim ve ifa sonrası borcunu ödememiştir. Aksine faturala ilişkin mutabık kalındığını beyan etmiştir. T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: ...Karar: ... Vergi Usul Kanunu’nun (3475 sayılı Kanun) 229 uncu maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde,... tarihli ve ... Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun... tarihli ve...Esas, ... Karar sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. Türk Ticaret Kanunu’nun 21 inci maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşme ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşme ilişkisini inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi, başka bir ifadeyle (hizmet) alım-(hizmet) satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir, şeklindeki beyanla davanın kabulünü talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf, dava dilekçesinde "Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Ek Fiyat Protokolü" kapsamında sağlık kuruluşlarınca verilen hizmetlere dair düzenlenen faturaların davalı şirkete iletildiğini ancak bu faturaların karşılığında herhangi bir ödeme yapılmadığını iddia etmektedir. Davacının ileri sürdüğü sağlık hizmetlerinin gerçekten verilip verilmediği, hasta dosyaları ve bilgi sistemleri ile tam olarak doğrulanmamış olup; müvekkil şirketin sorumluluğunu doğuracak somut delil dosyaya sunulmamıştır. Fatura, tek başına alacağın varlığına delil teşkil etmez. Hiçbir şekilde alacağın kabulü anlamına gelmemekle birlikte, söz konusu alacak talebi bütünüyle fatura alacağından ibaret olup, davacı taraf dosyaya sunmuş olduğu faturalar haricinde alacağın mevcudiyetini, miktarını ve dayanağını ispat edecek herhangi bir belge, evrak, sözleşme, yazışma veya başkaca delil sunamamıştır. Nitekim tarafların iddialarını ispat külfeti altında bulunduğu emel hukuk prensibi gereğince, davacı tarafın ileri sürdüğü alacak talebinin sadece fatura ibrazıyla sınırlı kalması ve bu belgelerin ötesinde somut delillerin bulunmaması, ispat açısından yetersiz kalmaktadır. Hatta Yargıtay'ın müstakar mahiyetteki kararlarından da görüleceği üzere, faturaya itiraz edilmemesi, malın teslim edildiğine veya işin yapıldığına ilişkin bir karine de teşkil etmez. Diğer bir deyişle, faturaya itiraz edilmemesi fatura alacaklısının fatura konusu mal veya hizmeti teslim veya ifa ettiği sonucunu doğurmaz. Fatura alacaklısı, faturasına itiraz edilmese bile malı teslim ettiğini veya işin yapıldığını kanunda mevcut delil sistemi içerisinde ispat etmek zorundadır. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 29.11.2021 Tarih, ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı aynen şu şekildedir: "Dava, dava konusu ürünlerin satışı nedeniyle ödenmeyen bedellerin iadesi için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir... Uyuşmazlık, davacı tarafça faturası düzenlenen malların davalıya teslim edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Fatura tek başına alacağın varlığına delil olmaz ve yine davalının da söz konusu faturaların altında yer alan teslim alan kısmında imzası bulunmamaktadır. Bu durumda dava konusu ürünlerin teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK 6. ve HMK. 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir. Dosyaya ibraz edilen faturalar malın teslim edildiğini göstermez. Davacı yasal delillerle teslim olgusunu ispat etmelidir. Dava dosyasında yer alan servis fişlerinden LED TV'ye ilişkin olan servis fişi incelendiğinde; davalının imzasının yer almadığı anlaşılmaktadır. Yine dava konusu yapılan buzdolabı, saç düzleştirici ve elektrik süpürgesi bakımından teslim belgesi ve birbirini doğrulayan servis fişleri de bulunmamaktadır. Mahkemece, dava konusu yapılan ürünlerin davalıya tesliminin yasal delillerle ispatlanamadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O halde; mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler nazara alınarak, dava konusu ürünlerin davalıya teslimi usul ve yasaya uygun delillerle ispatlanamadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olduğundan Adalet Bakanlığı'nın bu yöne ilişen kanun yararına bozma isteğinin kabulü gerekmiştir." Aynı şekilde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. HD 11.10.2018 T. .... E.... K.; "İlk Derece Mahkemesince ;davacı dayanağı faturalar yanında mutabakat belgesi bulunduğu , muaccel alacağın varlığı hususunda kafii delil sunulduğunu kabul ederek İhtiyati haciz kararı verilmiş ise de ;davalı tarafça ihtiyati haciz kararına dayanak alınan borç mutabakatı belgesine itiraz edilmiş bulunduğundan davacının alacağı yargılamaya ve ispata muhtaç durumdadır.Bilindiği üzere ; salt fatura düzenlenmesi ,adına fatura düzenleneni borç altına sokmaz. Muaccel alacağın varlığı ve miktarı yapılacak yargılama ile belirlenecektir. İtirazın kabulu ile ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına ilişkin ek karara yönelik ileri sürülen istinaf sebebleri yerinde olmadığından davacı /ihtiyati haciz isteyen vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir." Yukarıda detaylandırılan hukuki gerekçeler veYüksek Mahkeme içtihatları ışığında, davacının sadece fatura ibrazına dayanan iddiasının ispat açısından yetersiz kaldığı ve bu durum icra takibine yapılan itirazımızın haklılığını ortaya koymaktadır. Bu itibarla, hukuki ve fiili dayanakları bulunmayan bir alacak talebine istinaden açılan işbu itirazın iptali davasının esastan reddedilmesini talep ederiz. Huzurdaki dosyada davacı tarafından her ne kadar icra inkar tazminatı talebinde bulunulmuş ise de yukarıda detaylı şekilde açıklamış olduğumuz gerekçeler doğrultusunda müvekkil şirketin sorumluluk kapsamının ve yükümlülüklerinin belirlenebilmesi için yargılamaya ihtiyaç duyulmaktadır. Zira davacının talebi, poliçe klozları kapsamında değerlendirilmeye muhtaçtır. Dolayısıyla yargılamaya ihtiyaç duyulan bu alacak bakımından, alacağın likit olduğunun söylenebilmesi de mümkün değildir. Mevcut durumda davacının alacağı, miktarı, kapsamı ve hukuki dayanağı bakımından belirsizlik arz etmekte olup, bu belirsizliklerin giderilmesi için yargılama sürecine ihtiyaç bulunmaktadır. Likit olmayan alacaklar için icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği açık olduğundan bu talebe karşı itirazlarımızı sunar, söz konusu talebin reddedilmesini talep ederiz. Yukarıda detaylıca izah olunan cevaplarımıza ek olarak belirtmek gerekir ki müvekkil şirketin tüm finansal hesapları ve mali işlemleri halihazırda Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu ("SEDDK") tarafından kontrol ve denetim altında bulunmaktadır. Bu denetim çerçevesinde, şirketin gerçekleştirdiği tüm finansal işlemler, ödemeler ve para transferleri, yine SEDDK'nın önceden vermiş olduğu yazılı onay ve izin belgeleri çerçevesinde ve bu belgelerde belirlenen sınırlar dahilinde gerçekleştirilmektedir. İşbu mevcut durum nedeniyle, müvekkil şirketin özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklanan tüm hukuki ilişkileri, borç ilişkileri ve bu ilişkilerden doğan ödeme yükümlülükleri de SEDDK'nın açık onayı ve yazılı izni olmaksızın yerine getirilememekte ve gerçekleştirilememektedir. Hiçbir şekilde huzurdaki talepleri kabul anlamına gelmemekle birlikte yukarıda açıklanan gerekçeler ile müvekkil şirket tarafından sigortalı talepleri, ödeme listesine sürekli olarak dahil edilmesine ve gerekli prosedürlerin yerine getirilmesine rağmen, resmi engeller nedeniyle ödemesi gerçekleştirilememektedir. Söz konusu durum, müvekkil şirketin iradesi dışındadır. Bu kapsamda müvekkil şirketin söz konusu uyuşmazlık hususunda doğrudan karar verme yetkisi ve müdahale imkanı bulunmamaktadır. İşbu sebeple de müvekkil şirketin elinde olmayan ve tamamen kamu otoritesinin icrai kararlarından kaynaklanan gerekçeler ile ödeme yapılamamasına dayalı olarak açılan icra takibi tümüyle hatalı ve hukuki dayanaktan yoksundur. Müvekkil şirketin kontrolü dışında gelişen bu durumun sorumluluğunun kendisine yüklenmesi hukuk devleti ilkelerine aykırıdır. Dolayısıyla tarafımızca icra takibine yapılan itiraz son derece yerinde, makul ve hukuki dayanağı olan bir savunmadır. Nitekim kamu kurumunun aldığı bu kesin karar karşısında, müvekkilin bu karara aykırı olarak hareket etmesi ve ödeme yapması kendisinden hiçbir şekilde beklenemeyeceği gibi, böyle bir beklentinin bulunması da hukuka aykırıdır. Müvekkil şirket, kamu otoritesinin aldığı karara uymak zorunda olup bu durumun yaratmış olduğu hukuki sonuçlardan müvekkil şirketin sorumlu tutulabilmesi de mümkün değildir. Bunun yanı sıra yargılama harç ve masraflarının da müvekkil şirkete yüklenmesi talebi yerinde değildir. Nitekim söz konusu davanın açılmasına müvekkil sebebiyet vermemiş, tamamen resmi kurum kararı sebebiyle ve müvekkilin kontrolü dışında gelişen sebepler neticesinde huzurdaki dava ikame edilmiştir. Bu nedenle, davanın açılmasına neden olan şartları yaratmayan müvekkilin yargılama giderlerine katlanması da kendisinden beklenemeyecektir, şeklindeki beyanla davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş, ... 22. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasının UYAP suretinin dosya arasına alındığı anlaşılmıştır.
Dosyanın rapor alınmak üzere mali müşavir ve sağlık sigortası konusunda uzman bilirkişi heyetine tevdi edildiği ve düzenlenen █████/2026 tarihli raporda özetle; SİGORTACILIK MEVZUATI ve HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRME: Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişki, sunulan sağlık hizmetleri, düzenlenen faturalar, taraf beyanları ve savunmalar birlikte değerlendirilmiştir. Davalı şirketin, sigorta şirketi sıfatıyla sunduğu tamamlayıcı sağlık sigortası poliçeleri kapsamında sigortalılarına sağlık hizmeti sunulmasını teminen davacı sağlık kuruluşu ile fiili ve sürekli bir ticari ilişki içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu ilişki, davalının yetkilendirdiği aracı şirket üzerinden akdedilen “Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Ek Fiyat Protokolü” ve tarafların bu protokole uygun şekilde uzun süreli ifaları ile hukuken geçerlilik kazanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401 ve devamı maddeleri uyarınca sigorta sözleşmesi, sigortacının prim karşılığında rizikonun gerçekleşmesi halinde edimini yerine getirme borcu altına girdiği bir sözleşmedir. Sağlık sigortalarında sigortacının asli edimi, poliçe teminatı kapsamında gerçekleşen sağlık giderlerini, sözleşmede kararlaştırılan usul ve esaslar dahilinde ödemektir. Dosya kapsamında, sigortalılara sunulan sağlık hizmetlerinin poliçe teminatı dışında kaldığına veya sözleşmeye aykırı olduğuna dair teknik veya tıbbi bir tespit bulunmamaktadır. Davalı tarafça ileri sürülen, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından yürütülen idari/denetim süreçleri ve şirketin mali durumuna ilişkin kısıtlamaların, özel hukuk ilişkisinden doğan borcun varlığını ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır. Nitekim 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ve ilgili ikincil mevzuatta, sigorta şirketlerinin idari denetime tabi tutulmasının veya faaliyetlerinin sınırlandırılmasının, mevcut sözleşmelerden doğan borçların ifasını kendiliğinden askıya alacağına veya sona erdireceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Sigorta şirketlerinin mali bünyelerinin zayıflaması veya kamu otoritesi tarafından uygulanan tedbirler, sigorta ettirenler ve hizmet sunucularına karşı doğmuş ve muaccel hale gelmiş borçların ödenmemesi için hukuken geçerli bir mazeret teşkil etmemektedir. Bu husus, yerleşik Yargıtay içtihatlarında da açıkça kabul edilmektedir. Dosya kapsamında, davacı tarafından düzenlenen faturaların usulüne uygun olduğu, davalıya elektronik ortamda tebliğ edildiği ve davalı tarafından süresi içerisinde faturaların içeriğine yönelik somut ve teknik bir itiraz ileri sürülmediği görülmektedir. Bu durum karşısında, faturalara konu alacağın ticari nitelikte, belirli ve hesaplanabilir olduğu, sigortacılık uygulamaları bakımından “muaccel alacak” vasfını taşıdığı değerlendirilmiştir. Davalının savunmasında ileri sürdüğü “ödemenin idari nedenlerle yapılamadığı” yönündeki beyanlar, sigorta hukuku ve sözleşme hukuku açısından borcun varlığına değil, yalnızca ifa güçlüğüne ilişkindir. İfa güçlüğü ise borcu sona erdiren veya askıya alan bir hukuki sebep olarak kabul edilmemektedir. Bu itibarla, sigortacılık mevzuatı, Türk Ticaret Kanunu ve genel borçlar hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılan değerlendirmede; davalı sigorta şirketinin, dava konusu sağlık hizmet bedellerinden sorumlu olduğu ve ödeme yükümlülüğünün devam ettiği kanaatine varılmıştır. BORÇ / ALACAK TUTARININ TESPİTİ : Sektör uzmanı bilirkişi heyet üyemiz tarafından yapılan değerlendirmede; davacı tarafından düzenlenen faturaların usulüne uygun olduğu, davalıya elektronik ortamda tebliğ edildiği ve davalı tarafından süresi içerisinde faturaların içeriğine yönelik somut ve teknik bir itiraz ileri sürülmediği ile bu durum karşısında, faturalara konu alacağın ticari nitelikte, belirli ve hesaplanabilir olduğu, sigortacılık uygulamaları bakımından “muaccel alacak” vasfını taşıdığı değerlendirilmesi ile; davacının, dava dosyasına sunduğu hasta listesi ve ticari defter kayıtlarında davalıdan 29.05.2025 icra takip tarihi itibariyle; 164.047,07 TL. alacaklı olduğu hususu bir araya geldiğinde; davacının, 29.05.2025 tarihinde icra takibi yaptığı ve işlemiş faiz talebinin olmadığı .. 22.İcra Müdürlüğü ...E icra dosyasında 164.047,07TL. ana para talebinin yerinde olduğu tespit edilmiştir. SONUÇ VE KANAAT: Yukarıda yapılan mali, teknik, sigortacılık mevzuatı ve hukukî değerlendirmeler birlikte ele alındığında; davacı tarafından dava konusu sağlık hizmetlerinin fiilen ve sözleşmeye uygun şekilde sunulduğu, Hizmetlere ilişkin düzenlenen faturaların usulüne uygun olduğu ve davalıya tebliğ edildiği, davalı tarafça hizmetin kapsamı veya fatura içeriğine yönelik esaslı ve teknik bir itirazın bulunmadığı, davalı şirketin mali durumu veya SEDDK tarafından yürütülen idari süreçlerin, sigorta sözleşmesinden doğan ödeme borcunu ortadan kaldırmadığı, hususları birlikte değerlendirildiğinde; sigortacılık mevzuatı ve hukuku açısından davacının davalıdan alacaklı olduğu, alacağın varlığı ve miktarının teknik ve hukuki yönden doğrulandığı kanaatine varıldığından; davacının, 29.05.2025 tarihinde icra takibi yaptığı ve işlemiş faiz talebinin olmadığı ... 22.İcra Müdürlüğü .... E icra dosyasında 164.047,07 TL. ana para talebinin yerinde olduğu, İcra inkar ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine görüş ve kanaatine varılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Davanın; davacının davalı aleyhine ... 22. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasından başlatmış olduğu takibe davalı tarafça vaki itirazın iptaline ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
... 22. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası celbedilmiş ve incelenmesinde; alacaklının davacı ... Şirketi, borçlunun ise davalı ... Anonim Şirketi olduğu, davacı alacaklı tarafça toplam 164.047,07 TL alacak için başlatılan takibe davalı tarafça itiraz edildiği ve takibin durduğu anlaşılmıştır.
Dosyada yapılan yargılama, taraf beyanları ve ticari defter ve kayıtları, bilirkişi raporları, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından, her ne kadar, davacı tarafça davalı aleyhine ... 22. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyası ile toplam 164.047,07 TL alacak üzerinden takip başlatılmış ve davalının itirazı üzerine takip durmuş ise de, dosyamızdan alınan dosya kapsamına uygun denetime açık ve hükme elverişli bilirkişi raporu ile; davacı şirketin incelenen 2024-2025 yılı ticari defterlerinin sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, davacı tarafından düzenlenen faturaların usulüne uygun olduğu, davalıya elektronik ortamda tebliğ edildiği ve davalı tarafından süresi içerisinde faturaların içeriğine yönelik somut ve teknik bir itiraz ileri sürülmediği, esasen davacı ile davalı taraf çalışanları arasındaki 20.06.2025 tarihli e-mailde; davacının verdiği hizmete ilişkin alacağı konusunda mutabık oldukları, ancak icra takibine itiraz eden şirketin vekillerinin değiştiği, yeni vekillere davacının alacağında mutabık olduklarına ilişkin bilginin iletildiğine ilişkin yazışma gerçekleştiği, bu hususa dair davalı tarafın dosya kapsamında herhangi bir itirazının bulunmadığı, bu durum karşısında, faturalara konu alacağın ticari nitelikte, belirli ve hesaplanabilir olduğu, sigortacılık uygulamaları bakımından muaccel alacak vasfını taşıdığı, dolayısı ile davacının, dava dosyasına sunduğu hasta listesi ve ticari defter kayıtlarında davalıdan 29.05.2025 icra takip tarihi itibariyle, 164.047,07 TL alacaklı olduğu ve bu alacak miktarının da itirazın iptali istenen icra dosyasından talep edilen miktarla uyumlu olduğu tespit edildiği, yine davalı şirketin mali durumu veya SEDDK tarafından yürütülen idari süreçlerin, sigorta sözleşmesinden doğan ödeme borcunu ortadan kaldırmadığı anlaşıldığından, davanın kabulüne, davalının ... 22. İcra Müdürlüğü'nün...Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin aynen devamına, İcra inkar tazminatı talebi yönünden; İİK 67/2 maddesinde " Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." denilmektedir. Borçlunun icra inkar tazminatı ile mahkumiyeti açısından itirazın kötü niyetli olması şartı aranmayıp geçerli bir takibin ve itirazın bulunması, takip konusu alacağın belirlenebilir (likid) alacak olması ve davalının itirazında haksız olması gerekmektedir.
"Likid alacak" kavramına gelince; eğer borçlu, ödeme emri ile kendisinden istenilen alacak bakımından borçlu olduğunu bilmekte veya bilmek durumunda ise ve buna rağmen itiraz ederse, itirazında haksızdır. O halde, borçlunun haksız olup olmadığının saptanabilmesi için, “alacağın bilinmekte veya bilinmek durumunda olması”nın ne anlama geldiği önem arz etmektedir.
Öğretide genel olarak kabul edildiği üzere, borçlu, alacaklının icra takibinde talep ettiği alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmekte veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda ise ve alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç yoksa, alacak likidedir.
Yargıtay’ın çeşitli kararlar vesilesiyle genel olarak yaptığı tanım da buna paraleldir: Ör- neğin, Hukuk Genel Kurulu'nun emsal kararlarında belirtildiği ve benimsendiği üzere , “alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacak likiddir."
Yargıtay'ın burada ifade ettiği, “borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise” ölçütü çok önemlidir. Burada dile getirilen borçlunun “yalnız başına” tespiti hususu, alacağın ve miktarının borçlu tarafından bütün unsurları ile bilinebilir (hesap edilebilir) olması ve bu konuda alacağın tespiti için ayrıca yargılama yapılmasına gerek olmaması anlamındadır.
Alacağın likid olması bakımından “alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması" da şart değildir. ( İcra İnkar Tazminatı Açısından “Likid Alacak” Kavramı - Prof. Dr. Ejder Yılmaz/ Banka cılar Dergisi, Sayı 67, 2008)
Açıklamalar doğrultusunda; takibe konu alacağın likit ve belirlenebilir olduğu, yine davalının hakkındaki icra takibine haksız olarak itiraz ederek durmasına neden olduğu da dikkate alınarak asıl alacağın % 20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜNE,
-Davalının ... 22. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin aynen devamına,
-Asıl alacağın % 20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Harçlar Kanunu gereğince ve karar tarihi itibariyle alınması gereken 11.206,06 TL harçtan peşin alınan 1.981,28 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.224,78 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (madde-13 İkinci Kısım İkinci Bülüm) göre hesaplanan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 615,40 TL başvuru harcı, 1.981,28 TL peşin/nisbi harcı, 12.000,00 TL bilirkişi ödemeleri, 815,00 TL tebligat+posta+diğer masraflar olmak üzere toplam 15.411,68 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına,
6-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsiliyle Hazine adına gelir kaydına,
7-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK. yönetmeliğinin 47/1. maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, HMK 342.maddesine uygun olarak düzenlenmiş dilekçenin, HMK 343.maddesi gereğince Mahkememize ve Mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilmesi ve HMK 344.maddesinde belirtilen harç ve giderlerin yatırılması sureti ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar tefhim edildi, usulen anlatıldı. █████/2026
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!