Konut kredisi amacıyla yapılan muvazaalı satışın inanç sözleşmesi ihlali iddiasıyla taşınmazın kaybedilmesi sonucu maddi ve manevi tazminat talebi.
Özet: Dava; davacının, oğlunun düğün masraflarını karşılamak üzere davalılardan birinin teklifi üzerine Nevşehirdeki evini diğer davalıya kredi çekmek amacıyla "satış göstererek" inançlı işlemle devrettiğini, kredi ödemelerinin bir kısmını kendisinin karşıladığını ve davalılara çeşitli borçlar verdiğini, ancak davalıların banka tarafından evi satışa çıkarmasına engel olmadığını ve taşınmazın üçüncü kişiye satıldığını, bu nedenle yazılı delil başlangıcı niteliğindeki delillerle uğradığı zararın tazminini ve sebepsiz zenginleşmenin iadesini talep etmesi; davalıların ise taşınmazın gerçek bir satışla alındığını, davacının iddialarının gerçek dışı ve manipülatif olduğunu, resmi satış senedinin gerçek satışı gösterdiğini savunması üzerine açılmıştır.
3. Hukuk Dairesi         ████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2025/2 E., ████████ K.
İlk Derece Mahkemesi tarafından bozmaya uyularak verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalı ... ile aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak görev yaptığını, davalı ...'in ise davalı ...'in eşi olduğunu, müvekkilinin oğlunun düğün masraflarını karşılayabilmek için davalı ...'in teklifi üzerine Nevşehir’de bulunan evini davalı ...’e satış göstererek çekilen konut kredisini kullandığını, davalıların krediyi kapattığında tapunun müvekkiline iade edilmesini taahhüt ettiğini, aylık 2.380,00 TL olan konut kredisinin ilk dört taksitini davalı ...’in banka hesabına yatırdığını, davalı ...'in talebi üzerine sonraki beş taksiti onun hesabına yatırdığını, davalı ...'in 2015 yılı Mart ayında müvekkilden 10.000,00 TL borç alması üzerine bunu her ay 350,00 TL olarak kredi taksidinden düştüğünü, Eylül ayında bu sefer 7.000,00 TL tutarında bir borç alması üzerine ise bunu her ay 255,00 TL olarak kredi taksidinden düştüğünü, ardından davalı ...'in, bankanın yapılan işlemden şüphelendiğini söylemesi üzerine davalı ...'e satış gösterilen uyuşmazlık konusu daireye ilişkin müvekkilinin ablasının dava dışı eşi ile davalı ... arasında bir kira sözleşmesi akdedildiğini, ancak bu tarihten sonra yapılan ödemelerin davalı ...'e elden yapıldığını, sonraki süreçte davalı ...'in talebiyle farklı tarihlerde krediler çekerek davalı ...'e teslim ettiğini, bu kredilere ait borçların ise aylık taksitler halinde konut kredi borcundan mahsup edildiğini, ardından taşınmazın ... tarafından satışa çıkarıldığını öğrendiğini, davalı ...’i aradığında konut kredisine ilişkin bütün ödemelerin zamanında yapıldığının söylendiğini, yapılan ihale sonucunda ilgili taşınmazın başka birine satıldığını, taraflar arasında yazılı bir inanç sözleşmesinin bulunmadığını ancak sunulan banka dekontları ve whatsapp yazışmalarının yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğunu, evin mülkiyetinin davalılar tarafından kaybedilmiş olması nedeniyle inanç sözleşmesinin konusuz kaldığını belirterek, müvekkilinin mülkiyeti kaybedilen taşınmaz ile uğradığı zararın Mahkeme marifetiyle hesaplanacak bedelinin taşınmazın bankaya geçtiği tarihten itibaren işleyen faizi ile birlikte davalılardan tahsilini, müvekkilinin şahıs varlığında meydana gelen eksilme sebebi ile uğradığı zarara karşılık 10.000,00 TL manevi tazminatın taşınmazın bankaya geçtiği tarihten itibaren başlayarak işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsilini, müvekkilin davalılar lehine temin ettiği ve davalıların kötüniyetli olarak sebepsiz zengileşmesine neden olan 28.767,00 TL'nin faizi ile birlikte davalılarından tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle talebini 387.266,00 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalılar vekili; müvekkillerinin davacıya borcu olmadığını, taşınmazın gerçek bir satış işlemiyle müvekkili ... tarafından satın alındığını, bu taşınmazda davacının annesinin 4 yıl boyunca kiracı olarak oturmasının ve davacının kira bedellerini açıklamasız bir şekilde kötü niyetli olarak yatırmasının mevcut davaya zemin hazırlamak için gerçekleştirildiğini, müvekkilin kira alacağı olduğunu mesaj yoluyla davacıya bildirmesine rağmen davacının kalan kira borcunu da ödemediğini, müvekkili ...'in ...'tan kredi çekerek aldığı evde davacının annesinin 4 yıl oturduğunu, bu 4 yıl boyunca kirayı davacının ödediğini, ancak müvekkillerinin evin kredi borcunu ödeme güçlüğüne düşünce bankanın evi satışa çıkardığını, davacının da bu evi almak için ihaleye girmek istediğini, hatta kredi çekmek için müvekkili İsmail'den yardım istediğini, bu durumun mesaj kayıtları ile de sabit olduğunu, söz konusu mesajlaşmaların bir kısmını karartılıp bir kısmını işbu davaya delil olarak gösterilmesinin hileli hareket olduğunu, davacının annesinin evin satıldığından ve evde kiracı olarak oturduğundan habersiz olduğunu, söz konusu taşınmazın miras kaldığı için davacının hileli yollarla payları kendi üzerinde toplayıp tapuyu kendi nam ve hesabına alması ve diğer mirasçıların haberi olmadan evi müvekkiline satması sebebiyle aile içerisinde sorun olmaması için yeniden gayrimenkulü almak istediğini, sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 02.12.2021 tarihli kararıyla; davaya konu taşınmazın 30.01.2015 tarihinde resmi satış senedi ile davalıya 180.000,00 TL'ye satıldığı ve satış bedelinin nakden ve tamamen alındığı ibarelerinin resmi satış senedinde yer aldığı ve resmi satış senedine göre taşınmazın parasının davalı tarafından nakden ödenerek satın alındığı, durumun aksini gösterir resmi yazılı bir evrakın mevcut olmadığı, taşınmazın muvazaalı devredilip devredilmediği hususunda kesin bir delilin dosya kapsamında mevcut olmadığı, ancak taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği ve bu suretle kredi kullanıldığı kabul edilse dahi davacının kendi muvazaalı ve hileli işlemine dayanarak taşınmazın devrinden kaynaklı zararını talep edemeyeceği, kaldı ki çekilen kredinin zaten davacı için çekildiğinin beyan edildiği dikkate alındığında, zaten kredi borcunu ödemekle yükümlü olan kişinin de davacı taraf olduğu, davacı tarafın davalıya borç verdiği ve bu kapsamda taraflar arasında mahsup işlemi yapıldığı yönündeki iddiasının da somut bir delille ispat edilemediği, taşınmazın muvazaalı satılmadığının kabul edilmesi halinde davacının talep edebileceği bir tazminat bulunmadığı anlaşıldığından davacının maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı bulunmadığı, davanın kesin, somut ve yazılı bir delille ispat edilemediği gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf isteminde bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.09.2023 tarihli kararıyla; taraflar arasında gerçekleştiği anlaşılan whatsapp görüşme kayıtlarının yazılı delil başlangıcı niteliği bulunsa da davalının işbu görüşme içeriklerinin konusuna ilişkin savunmasının gerekçeli inkar niteliğinde olduğu, ispat yükünün davacı tarafta bulunduğu gözetildiğinde bizzat görgüye dayalı olmayan tanık beyanlarına itibar edilmesi de mümkün bulunmadığı, her ne kadar davacı tarafça ödemelere ilişkin banka dekontları sunulmuş ise de davacının iddiasına göre taraflar arasında çok sayıda alacak, borç, kredi ilişkisi mevcut olduğu, ödemelerin iddia edilen inançlı işlem konusu krediye mahsuben yapıldığına yönelik ispat yükü üzerinde bulunan davacının iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Dairece verilen 21.10.2024 tarihli ilamla; davacının sunduğu banka dekontları incelendiğinde davalı ...'e 18.02.2012, 16.03.2015, 16.04.20 15... .05.2015 tarihlerinde davacı tarafından 2.380,00 TL gönderildiği, özellikle ilk dekontta konut kredisi için yatırılan açıklamasının olduğu, diğer dekontlarda ise "... kredi için yatırılan" açıklamasının olduğu, davacının diğer davalı ...'in hesabına 19.06.2015, 15.07.2015, 19.08.2015, 17.09.2015, 16.10.2015, tarihlerinde 2.380,00 TL'lik havaleler yaptığının tespit edildiği, davacı tarafından davalılara yapılan havalelerin davalı ...'in konut kredisini kullandığı tarihten itibaren başladığı ve davacı tarafından davalılara yapılan havalelerin kullanılan konut kredisiyle uyumlu olduğu, davacı tarafından sunulan whatsapp yazışmalarının incelenmesi neticesinde, davalı ... tarafından gönderilen 05.03.2019 tarihli "Abi günaydın senden ricam bana ne kadar borç kaldığını yollar mısın? Bir de bu ayın 25'ine kadar evi üzerimizden alırsan bizim için iyi olur." şeklindeki mesajına davacının "Günaydın kardeş ilk fırsatta gönderirim." cevabını verdiği, yine davacının "taksitler ödenmemiş icraya çıkmış ve tarafa bir yıl belirli bir süre tanımış al diye o süre geçmiş, ondan sonra mülkiyete el koymuş" şeklinde mesajına davalı ...'in "olur mu abi, ödemede sorun yok" şeklinde cevap verdiğinin görüldüğü, whatsapp yazışmalarının delil başlangıcı olarak kabulü gerektiği, hâl böyle olunca dekontların ve whatsapp yazışmalarının HMK m. 199-202 gereği delil başlangıcı niteliğinde olduğu, Mahkemece delil başlangıcı bulunması halinde tanık dinlenebileceği dikkate alınarak ve davalılar vekilinin iddia ettiği kira sözleşmesinin de getirtilerek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.
2. Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının davacı yanın iddialarının destekler nitelikte bulunduğu, davalılar vekilinin iddia ettiği kira sözleşmesinin dava dışı bankaya yazılan ve tarafa bu yönde verilen kesin ihtaratlı süreye rağmen iddia olunan kira sözleşmesinin dosyaya kazandırılamadığı gözetilerek davalı yanca kullanılan kredinin arka planda davacı asıl tarafından çekilip ödemelerinin yapıldığı, davacı tarafça ödemelerin düzenli yapılması hatta bu yönde -taraf tanık beyanları ile elden de ödeme yapılmasına rağmen taşınmazın dava dışı bankaya 153.000,00 TL bedelle satıldığı, alınan bilirkişi raporu ile devir tarihinde rayiç değeri olan 360.077,50 TL bedelin altında satılmasına sebebiyet verdikleri davacının 360.077,50 TL-153.000,00 TL=207.077,50 TL zarara sebep oldukları, bilirkişi raporu ile bakiye kredi borcu olan 3.516,42 TL bedelin davalı ... tarafından ödendiği sehven bu tutardan mükerrer olarak 3.526,42 TL düşüldüğü, 200.034,66 TL davacı yanın taşınmazının satışı neticesinde zararının mevcut olduğu, davacının manevi tazminat istemi bakımından ise taraflar arasında ki uyuşmazlığın mal varlığından kaynaklı tazminat isteminden ibaret olduğu, manevi tazminatın koşullarını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesine göre malvarlığına ilişkin zararlar kişilik değerlerine saldırı niteliğinde değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 200.034,66 TL bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesinin maddi zararı taşınmazın dava dışı bankaya devir tarihindeki rayiç değeri olan 360.077,50 TL üzerinden dava dışı bankanın taşınmazı sattığı bedel olan 153.000,00 TL arasındaki farkı alarak yapılan hesaplamanın müvekkilinin gerçek zararını karşılamadığını, taşınmazın dava tarihindeki değerinin esas alınması gerekirken dava dışı bankaya devir tarihinin esas alındığını, Mahkeme kararında bakiye kredi borcu olduğu tespit edilen ve düşülen 3.526,42 TL tutarındaki bir ödemenin dahi müvekkiline yansıtıldığını, bu tutarın mükerrer bir ödeme veya telafi edilebilecek bir zarar olduğunun dikkate alınması gerektiği, bu zararın davalının kusurundan kaynaklandığı, müvekkiline yüklenemeyeceği, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili; müvekkilleri ile davacı arasındaki kira kontratının dava dışı banka tarafından yapılan idari soruşturma dosyasına sunulduğunu, ancak aradan geçen süre içinde deliller zamanında toplanmadığından dava dışı banka tarafından evrakların imha edilmiş olması nedeniyle kira sözleşmesini sunamadıklarını, taraflar arasında bir inanç sözleşmesi olmadığını, müvekkillerinin kredi çekerek dava konusu taşınmazı satın aldıklarını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, inançlı işleme dayalı tazminat ve ödünç verme iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece; uyulan bozma ilamında belirtilen hukuki esaslar gereğince özellikle denetime açık, hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporu dikkate alınarak karar verildiği, bozmaya uymakla kesinleşen ve karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak durumu oluşturan kısımlar hakkında Mahkemece yeniden inceleme yapılmasına imkan bulunmadığı, Mahkemece taşınmazın dava dışı bankaya devir tarihindeki değerinin esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine,
11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!