Yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi davasında zamanaşımının, yabancı ilamın kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlaması.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının İsviçre mahkemesince kira alacağına dair verilen kararın Türkiyede tanınması ve tenfizini talep etmesi üzerine ortaya çıkan uyuşmazlığı ele almaktadır; davalı, yabancı kararın kesinleştiği 2011 tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu iddia ederek davanın reddini istemiş, ilk derece ve istinaf mahkemeleri tanıma ve tenfiz kararı vermiş, ancak temyiz incelemesinde, MÖHUKun 59. maddesi gereğince yabancı ilamın kesin hüküm etkisinin kendi ülkesinde kesinleştiği andan itibaren başlayacağı ve zamanaşımının alacağın hukuki yoldan tahsil imkanını ortadan kaldırdığı prensipleri doğrultusunda değerlendirme yapılmıştır.
3. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., █████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının müvekkiline borçlu olduğu kira alacağının tahsiline dair İsviçre Bülach Bölge Mahkemesi Başkanlığının 07.09.2011 tarihli kararının kesinleştiğini, kararın Türkiye’de de geçerli olabilmesi ve alacağın tahsil edilebilmesi için davalarının kabulü ile İsviçre Bülach Bölge Mahkemesi Başkanlığının 07.09.2011 tarihli kararının Türkiye'de tanınması ve tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davaya konu edilen yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihin 07.09.2011 olduğunu, zaman aşımının tanıma ve tenfiz kararına göre değil yabancı mahkeme kararının kesinleştiği tarihe göre belirlenip hesaplanması gerektiğinin, Türk Hukukuna göre ilamların 10 yılda zamanaşımına uğradığını, MÖHUK'un belirttiği şekilde tanıma ve tenfiz şartları oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulü ile, İsviçre Bülach Bölge Mahkemesi Başkanlığının 07.09.2011 tarihli kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ilk derece mahkemesinin kararında esası etkileyen bir usul hatası bulunmadığı, vakıa tespitlerinin tam ve doğru olarak yapıldığı, maddi hukuk normlarının doğru olarak uygulandığı, delillerin değerlendirilmesinde de hatalı bir sonuca varılmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; kabul kararı verilmesi nedeniyle davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kabulü ile İsviçre Bülach Bölge Mahkemesi Başkanlığının 07.09.2011 tarihli kararının tanınmasına ve tenfizine karar verilmiş; karara karşı, davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; husumet, yetki ve zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, yabancı mahkeme tarafından verilmiş olan kararın tanıma ve tenfizinin yapılması istemine ilişkindir.
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (MÖHUK) 50. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanun'un 58/2 maddesinde de, yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi, yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlanmıştır.
MÖHUK'un "Kesin Hüküm ve Kesin Delil Etkisi" başlıklı 59. maddesi "Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder" şeklinde hüküm altına alınmıştır. Bu hükümle, yabancı mahkemeye ait ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin yabancı mahkeme kararının tanınmasından itibaren değil, tanımaya konu yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren etkisini göstereceği kabul edilmiştir.
Zamanaşımı; yasanın belirlediği koşullar altında bir sürenin geçmesi üzerine bir hak kazanma ya da bir yükümden kurtulma yoludur. Hak kazanma durumuna kazandırıcı zamanaşımı, bir yükümlülükten kurtulma hâline ise düşürücü zamanaşımı denilmektedir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara 2021 Baskı, Cilt-I, s. 1244).
Bütün hukuk sistemleri kural olarak bir hakkın dava edilebilmesini, belirli bir sürenin geçmemiş olmasına bağlamışlardır. Belirli bir sürenin geçmesi, söz konusu hakkın hukuki yoldan talep edilebilmesini ortadan kaldırır. Zamanaşımı süresi olarak adlandırılan bu süre sonunda açılmış olan davalar, def'i veya itiraz niteliğinde bir müdahaleye tâbidir. Türk hukukunda zamanaşımının def'i niteliğinde olduğu, alacağı sona erdirmeyip, hukuki yoldan tahsil imkânını ortadan kaldırdığı kabul edilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Zamanaşımı" başlıklı ikinci ayrımında yer alan hükümler uyarınca, zamanaşımı; alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar ve her alacak kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı süresine tâbidir (TBK md. 1 46... /1).
Hâl böyle olunca, MÖHUK 59. maddesi uyarınca yabancı ilâmın kesin delil veya kesin hüküm etkisinin yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceği düzenlendiğine göre, alacak davasının zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilâmının kesinleşme tarihinin esas alınması gerekmektedir. Somut olayda; yabancı mahkeme kararının 07.09.2011 tarihinde kesinleşmesiyle, eldeki davanın ise on yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 26.03.2024 tarihinde açıldığı kuşkusuzdur (HGK 29.11.2023 tarihli ve 2022/(2)-1205 E., █████████ K. sayılı ilamı da aynı yöndedir).
Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!