İstanbul BAM 8. Hukuk Dairesinin trafik sigortası tazminatının geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zarar talebine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesidir.
Özet: Bu hukuki evrak, vefat eden yakınlarının trafik kazası tazminatının sigorta şirketince geç ödenmesi nedeniyle ortaya çıkan ve temerrüt faizini aşan munzam zarar talebine ilişkindir. Davacılar, sigorta şirketinin ödemeyi geciktirmesi sonucu enflasyon ve paranın değer kaybı nedeniyle ek zarar gördüklerini iddia ederken, ilk derece mahkemesi bu zararın ispat edilemediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacılar kararı, Türk Borçlar Kanununun 122. maddesinin yanlış yorumlandığı ve ispat yükünün hatalı değerlendirildiği iddiasıyla istinafa taşımıştır. Evrak, munzam zararın oluşum şartlarını, alacaklının temerrüt faizini aşan zararını ve bu zararın varlığını somut ve inanılır delillerle ispatlama yükümlülüğünü detaylıca açıklamaktadır.

T.C. İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİT Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R IDOSYA NO: ████████ KARAR NO : █████████İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: █████/2025NUMARASI : ████████ Esas - ████████ KararDAVANIN KONUSU: Munzam ZararİSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355.maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;K A R A RDavacı vekili dava açan dilekçesinde; müvekkillerinin çocuğu olan muris ...'in davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı araçta yolcu olarak bulunurken meydana gelen kazada hayatına kaybettiğini, sigorta şirketine tazminat ödenmesi hususunda başvurmalarına, █████/2015 tarihinde dava açmalarına rağmen İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ███████ Esas sayılı dosyasında verilen karar kesinleşinceye kadar sigortacı tarafından herhangi bir tazminat ödemesi yapılmadığını, müvekkillerinin tazminat haklarının Zorunlu Trafik Sigorta Poliçesiyle güvence altına alınmasına rağmen dava sonuna kadar tazminatların ödenmemesi suretiyle müvekkillerinin faizle karşılanmayacak derecede zararlarının doğduğunu belirterek, müvekkillerinin tazminat haklarının muaccel olduğu tarih ile tahsil tarihi arasında geçen sürede temerrüt faizini aşan zarar meydana geldiğinden fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak suretiyle 2.000,00-TL'nin bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davacının talebinin koşullarının somut olayda gerçekleşmediğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "davacıların munzam zararlarının oluştuğunun ispata elverişli delillerle ispat edilemediği" gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekili tarafından; mahkemece TBK'nın 122.maddesinin hatalı yorumlandığı, söz konusu hükmün açık olduğu, kusursuzluğun borçlu tarafından ispatlanması gerektiği, ispat yükünün mahkemece tersine çevrildiği, sigorta şirketinin temerrütte kusuru bulunmadığı yönündeki değerlendirmenin hatalı olduğu, alacağın muaccel olduğu tarih ile tahsil tarihi arasında geçen sürede, enflasyon ve faiz koşulları nedeniyle paranın satın alma gücünde menfi yönde değişiklik olduğu, mahkemece müvekkillerinin munzam zararının oluştuğunun kabulü ile zararların tespit edilmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilerek istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Dava; ... Sigorta Poliçesi kapsamında ödenmesi gereken tazminatın geç ödenmesinden kaynaklanan zararların (-munzam zarar-) tahsili isteğine ilişkindir.Hukukumuzda alacaklıya zararın varlığını, miktarını, borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur.TBK’nın 122.maddesinde "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hakim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder" şeklinde düzenleme mevcuttur.Para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması halinde söz konusu olan bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Munzam zarar talep edebilmek için (a) bir para borcunda borçlunun temerrüdünün var olması (b) borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının olması (c) borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması (d) borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ███████-938 - ████████ esas ve karar sayılı kararında belirtildiği üzere munzam zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerinde olup, alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlanması gerekir. Salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Hal böyle olunca da, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları kabule şayen değildir. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi halinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.Bu genel açıklamalardan sonra sonuç olarak;Toplanan delillerin, tarafların iddia ve beyanlarının, yargısal içtihatların ilk derece mahkemesinin kararı ve gerekçesi ile birlikte istinaf başvuru sebepleri de göz önüne alınarak incelenmesi ve değerlendirilmesi sonucunda, dosyadaki bilgi ve belgelere göre ilk derece mahkemesince delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile çıkarılan sonuç ve oluşturulan hükümde usul ve yasaya aykırılık olmamasına, Munzam zarar; alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zarar olup, her ne kadar munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması durumunda alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebilmesi 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 122.maddesi kapsamında mümkün ise de, karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (-ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri-) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olmasına, başka bir ifadeyle munzam zararın, somut olarak ispatının gerekmesine, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacak olmasına, Davacı tarafın munzam zarar iddiasının dayandığı alacak iddiası, ... Sigorta Poliçesi kapsamında hak edilen destekten yoksun kalma maddi tazminatının tahsili isteğine ilişkin olup, böyle bir talebin karşılanmasının, başka bir ifadeyle kazanın oluşumunda kusur durumlarının, davacıların tazminatı hak edip etmediklerinin, tazminatı hak etmeleri durumunda destekten yoksun kalma maddi tazminatı miktarının ne olduğunun yargılamayı gerektirmesine,Dosyaya sunulan tüm bilgi ve belgelerden; davacı tarafça rizikonun sigortacıya ihbarı, yargılama ile temyiz aşamaları sonrasında alacağın tahsili ile sonuçlanan aşamalarda geçen sürenin; yargılama ile uyuşmazlığın niteliğine göre makul olmasına ve davacı tarafça munzam zarar koşullarının görülmekte olan dava kapsamında gerçekleştiğinin az yukarıda yapılan açıklamalarda geçen hususlara uygun, somut vakıalarla ispat edilmemiş olmasına göre, yerinde olmadığı sonucuna varılan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1.maddesi hükmü gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/ Gerekçe uyarınca,1/Karar başlığında bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesinin kararına yönelik olarak davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 madde hükmü gereğince ESASTAN REDDİNE,2/İstinaf yasa yoluna başvuran davacıdan alınması gereken 732,00-TL harcın peşin olarak yatırıldığı anlaşıldığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 3/İncelemenin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4/İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan diğer yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 361 ve 362. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süresi içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verildi.█████/2026