Davalıların hileli satışla orman arazisi vasfını gizlediği taşınmazın ayıplı satışından kaynaklanan tazminat talebinin Yargıtay bozması üzerine incelenmesi.
Özet: Davacılar, müvekkilleri tarafından satın alınan taşınmazın bir kısmının orman arazisi olduğunun sonradan ortaya çıkması üzerine, bu durumun davalılar tarafından hile ile gizlendiğini iddia ederek, satış sözleşmesinin orman vasfındaki kısım yönünden geçersizliğinin tespiti ile ödenen bedelin ve uğradıkları maddi zararların tazminini talep etmişlerdir; ilk derece mahkemesi davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar vermiş, ancak Yargıtay, kamuya açık tapu kayıtlarından orman vasfının anlaşılamayacağı ve satıcının ayıbı bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle kararı bozmuş, bozma sonrası yerel mahkeme, davacıların zararını tespit eden yeni bir bilirkişi raporunu hükme esas almıştır.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.Mahkeme kararı davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, adli yardım talebi de kabul edilmek suretiyle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde gelen davacılar vekili Avukat ...'nun sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacılar vekili; müvekkilleri tarafından dava konusu ... İli ... İlçesi 79... parsel 197,425 m² yüzölçümlü taşınmazın davalı ... 'den 27.02.2012 tarihinde 2.500.000,00 TL'ye satın alındığını, satış işlemini müvekkilleri adına Avukat ...'ın, davalı adına vekaleten diğer davalı ...'ın gerçekleştirdiğini, yapılan araştırmada satışı gerçekleşen taşınmazın 104,934 m²'sinin orman arazisi olduğunun ortaya çıktığını, davalıların söz konusu taşınmazın orman arazisi olduğunu bilerek ve hile ile gizlediğini, 1 36... parselin Orman Müdürlüğü tarafından yapılan kadastro çalışmaları sırasında "orman" sınırları içerisine alındığını, davalılar tarafından açılan kadastro tespitine itiraz davasında ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ E. sayılı dosya üzerinden 19.07.2001 tarihinde davanın reddine karar verilip, kesinleştiğini, davalılar aleyhine "Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamasıyla soruşturma başlatıldığını belirterek satışı gerçekleştirilen taşınmazın 104,934 m²'sini orman arazisi olması sebebiyle satış sözleşmesinin bu miktar yönünden geçersizliğinin tespiti ile, 104,934 m² için ödenen 1.328.783 TL'nin, ayrıca şimdilik 86.657,36 TL tutarlı maddi zararının 27.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 22.10.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 2.565.105,31 TL'ye yükseltmiştir.II. CEVAPDavalılar vekili; taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu, devletin sorumluluğuna ilişkin davalarında tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülmesi gerektiğinden yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili ... yönünden husumet itirazında bulunarak, haksız açılan davanın reddini istemiştir.III. MAHKEME KARARIMahkemenin 21.04.2015 tarihli kararıyla; dava konusu satış işleminin taraflarından olmaması sebebiyle davalı ...'a pasif husumet yöneltilemeyeceği, taşınmazın satışında orman kapsamına alınan kısmında davalı tarafça gizlendiği ve hileli satış yapıldığı hususunun ispatlanamadığı, satışın tapuda resmi akitle yapıldığı, Kadastro Mahkemelerinden verilen kararların tescili için resen Tapu Müdürlüğüne gönderilmesi gerektiği, davacı tarafın TMK'nın 3. maddesinde belirtilen iyi niyet iddiasından faydalanamayacağı, tapu kayıtlarının tutulmasından doğan hatalardan dolayı TMK'nın 1007. maddesine göre devletin sorumlu olduğu, davalılar aleyhine Orman İdaresi tarafından açılan davanın ve Ceza Mahkemesinde halen devam eden yargılamanın dosya kapsamına göre ön mesele yapılmasında fayda görülmediğinden ispatlanamayan ve yerinde görülmeyen davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 20.12.2016 tarihli kararıyla, davacının sair temyiz itirazları reddedilerek, davaya konu yerin bir kısmının kesinleşmiş mahkeme kararı ile ormana ayrıldığının kamuya açık olan tapu kayıtları ile davacılar tarafından anlaşılmasının mümkün olmaması nedeniyle davalı tarafından taşınmaz hakkında bilgi verildiğinin ispat yükünün davalı tarafa ait olduğu, davalının satış yapılmadan önce bu taşınmaz hakkında davacı tarafa bilgi verildiğini usulüne uygun deliller ile ispat edemediği, davalı ... tarafından yapılan ayıplı taşınmaz satışı nedeniyle davacının uğradığı zararın, alanında uzman bilirkişiden denetime esas rapor alınıp tespit edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekçesiyle, bozulmasına karar verilmiş, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.2. Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bozma ilamı doğrultusunda Mahkemece defaatle alınan bilirkişi raporlarının davacının gerçek zararını tespite elverişli görülmediği, yargılama sırasında aynı taşınmaza ilişkin davacıların Hazineye açmış olduğu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ███████ E. sayılı dosyasında, ... Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin kaldırma kararı doğrultusunda yeniden alınan bilirkişi raporunda; karara uygun olarak alınan 12.10.2023 tarihli heyet raporunun açıklayıcı, ayrıntılı ve denetlenebilir olduğu, bu nedenle hükme esas alınabilir nitelikte olduğu, davanın kısmi dava olarak açıldığı, alacak nedeniyle daha önce davalıların temerrüde düşürülmediği, ayrıca davalıların satış aşamalarında birlikte hareket ettiği ve ödemelerin iki davalıya da yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile; ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ███████ E. sayılı dosyası nedeni ile tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, 2.565.105,31 TL'nin 1.415.440,36 TL'sinin dava tarihinden itibaren, 1.149.664,95 TL'sinin ıslah tarihi olan 23.10.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalılar vekili; tahsilde tekerrür olmamak şartıyla karar verilemeyeceğini, aynı taşınmaz hakkında iki tazminat kararı olamayacağını, sorumluluğun müvekkillerde bulunmadığını, devletin kusursuz sorumlu olduğunu, ceza dosyasından beraat ettiklerini, Yargıtay bozma kararında açıklandığı üzere davalı ... tarafından devam edeceği belirlenmiş olmakla diğer davalı hakkındaki ret kararının kesinleştiğini, adli yardım talebinin kabulü gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, ayıplı taşınmaz satışı iddiasına dayalı uğranılan zararın tazmini talebine ilişkindir.1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre; davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.2. Usuli kazanılmış hak kavramı anlam itibariyle bir davada Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Usuli müktesep hak müessesesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndan (HMK) düzenlenmiş olmamakla beraber davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (█████/1960 T., 21/9; █████/19 59... /5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (Hukuk Genel Kurulu'nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., ████████ K, 03.12.2008 T., ███████-730 E., ████████ K.) Mahkemece verilen karar taraflardan biri tarafından istinaf edilmemesi halinde karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğmuş olur. Yani kesinleşmiş bu kısımlar o kısımlar lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak teşkil eder.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında yapılan satış işleminde davalı ...'in taraf olmadığı, diğer davalının vekili olarak satış işlemini gerçekleştirdiği anlaşılmakla, Mahkemenin 21.04.2015 tarihli ilamı ile, davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan, diğer davalı ... ... yönünden ise davanın esastan reddedildiği, kararın taraflarca temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 20.12.2016 tarihli kararı ile, davacının sair temyiz itirazları reddedilerek, davalı ... tarafından yapılan ayıplı taşınmaz satışı nedeniyle davacının uğradığı zararın, alanında uzman bilirkişiden denetime esas rapor alınıp tespit edilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekçesiyle, bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca, Mahkemece, davalı ... yararına usuli kazanılmış hakkın doğduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;1. Davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Temyiz olunan Mahkeme kararının HMK'nın Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca davalı ... yararına BOZULMASINA,40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan ...'den alınıp davacıya verilmesine, Temyiz talebinde bulunan davalılar adli yardım kararı almış olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,1086 sayılı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,24.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.