5510 Sayılı Kanunun 56/2. maddesi kapsamında, murisin boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı iddiasıyla kesilen ölüm aylığı ve kurum alacağının temyizen incelenmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, murislerinin boşanmış eski eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle sosyal güvenlik kurumu tarafından kesilen ölüm aylığının hukuka aykırı olduğunu iddia eden mirasçıların, aylığın iadesi ve borcun iptali talepleri ile kurumun yersiz ödenen aylıkların tahsiline yönelik icra takibine itirazın iptali davalarını kapsamakta olup; ilk derece mahkemesi ve istinafın mirasçıların taleplerini reddederek kurum lehine karar vermesi üzerine temyiz incelemesi, 5510 sayılı Kanunun 56/2. maddesindeki "fiilen birlikte yaşama" olgusunun yorumlanması ve somut olayda bu duruma ilişkin delillerin yeterliliği üzerinden kesilen aylık ve tahakkuk eden borcun hukuka uygunluğunun denetlenmesine ilişkindir.

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : ████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. İş MahkemesiSAYISI : ███████ E., ███████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar-birleşen davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVAAsıl davada davacılar vekili, davacıların, muris ...'nın yasal mirasçıları olduğunu, murisin 31.08.2011 günü boşanmış olarak vefat ettiğini, murisin davalı Kurumdan aylık almakta olduğunu, aylığının kesilmesi nedeninin asılsız bir ihbar olduğunu, murisin başvurusu üzerine davalı kurum tarafından herhangi bir araştırma yapılmadığını, aksine borç bildirimi gönderildiğini, murisin kesinlikle muvazaalı boşanmadığını, eski eşi ile anlaşamadığından dolayı boşandığını ileri sürerek murisin aylığının kesilmesinin ve ödenmiş aylıkların murise borç olarak tahakkuk ettirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kesilen ölüm aylığının murisin ölüm tarihi itibariyle yasal faizi ile birlikte hesaplanarak mirasçılarına ödenmesine ve davalı Kuruma 10.266,87 TL borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Birleşen karşı davalarda davacı Kurum vekili; asıl davada davacı, davacılar murisine yersiz ödenen aylıklardan oluşan Kurum zararının tahsiline yönelik başlatılan icra takiplerine ilişkin olarak, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesi talep edilmiştir.II. CEVAPDavalı Kurum vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden davanın reddine,2-Birleştirilen Mahkememize ait ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı dosyasında; davanın kabulü ile davalıların Adana 7. İcra Müdürlüğünün ██████████ Esas sayılı dosyasına yapmış oldukları itirazın iptali ile takibin aynen devamına, icra inkar tazminatı talebinin reddine,3-Birleştirilen Mahkememize ait ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı dosyasında; davanın kabulü ile 10.266,87 TL alacağın ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı kuruma verilmesine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf isteminin esastan reddine karar verildi.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri Asıl dosyada davacı/birleşen dosyada davalılar vekili, birlikte yaşama iddiasını oluşturacak herhangi bir delil bulunmadığını, Kurum işlemlerinin soyut ifadelere dayandığını, Mahkemece hatalı değerlendirme ile hüküm kurulduğunu savunmuş, kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlıkta asıl davada davacıya yeniden aylık bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine, birleşen karşı davalar ise itirazın iptali istemine ilişkindir.Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56. maddede oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20, 5510 sayılı Kanun'un 59, 100, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24 – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20. maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili nüfus müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı emniyet müdürlüğü-jandarma komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.Dosyanın incelenmesinde; 09.02.1993 tarihinde boşanan, 31.08.2011 tarihinde vefat eden davacılar murisi ...'ya hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm aylıklarının, 11.01.2010 tarihli ... inceleme raporuna istinaden boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesildiği ve davacılar murisi adına Kurumca yersiz yapılan ödemelerden borç kaydı oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece Kurumca düzenlenen tutanağın aksi yönünden delil bulunmadığı gerekçesine dayanılarak asıl davanın reddi, birleşen davaların kabulüne karar verilmişse de, 11.01.2010 tarihli ... inceleme raporu içeriğine göre, davacılar murisi hakkında yapılan ihbar üzerine inceleme başlatıldığı, eski eşin adresinde yapılan çevre soruşturmasında tutanak tanığı olarak imzası bulunmayan kişilerin beyanlarına itibarla birlikte yaşama olgusunun mevcut olduğunun belirlendiği ancak bu suretle usulüne uygun olarak düzenlenmiş kesin delil niteliğinde bir tutanak raporunun mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece anılan tutanakta ismi geçen/işaret edilen tanıklar tespit edilerek dinlenilmeli, davacılar murisinin uyuşmazlık konusu mevcut adresi tespit edilerek, bu adrese komşu olanlar, muhtar ve azalar tespit edilerek dinlenilmeli, tanık ifadeleri arasında çelişki olması halinde giderilmeli, davacılar murisi ve eski eşin medula kayıtları nazarında hangi hastanelere gittikleri, hastane kayıtlarında hangi adres ve irtibat numarasını verdikleri araştırmalı,toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun mevcut olup olmadığı hususunda bir karar verilmelidir.Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi Kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.