İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf kararı, ticari ilişkiden kaynaklanan menfi tespit davasında haksız haciz, yediemin suistimali ve hukuka aykırı ceza yargılamasına karşı borçsuzluk ve manevi tazminat talebi.
Özet: Davacı, ticari bir ilişkiden kaynaklanan menfi tespit davasında, daha önce müvekkili aleyhine açılan istihkak davasının reddedilmesine rağmen, davalının hukuka aykırı icra işlemleriyle yanlış adrese haciz uygulaması ve takibin devamı izlenimi veren işlemler yaptığını, bu süreçte meydana gelen usul hataları ve yanlış değerlendirmelerle açılan ceza davasında müvekkilinin haksız yere mahkum edildiğini, dolayısıyla müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile makinesine konulan haczin kaldırılmasını, ayrıca itibarının zedelenmesi ve yaşadığı mağduriyet sebebiyle manevi tazminat ödenmesini talep etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: █████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: (KAPATILAN)BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2026 Ara Karar
NUMARASI : ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının, vekili marifetiyle Bakırköy 14.İcra Hukuk Mahkemesinde ████████ Esas, ████████ K ile müvekkili aleyhine ikame ettiği İİK madde 99 vd gereği istihkak davasının reddedildiğini, Bakırköy 14.(Kapatılan) İcra Hukuk Mahkemesinin kararını istinaf eden Kar-mak şirketinin vekilinin talebinin farklı gerekçeler ile reddedildiğini, alacaklı olduğunu iddia eden ... Şirketinin vekillerinin sanki Bölge Adliye Mahkemesinde davaları kabul edilmiş ve takibin müvekkili açısından devamına karar verilmiş gibi müvekkilinin işyeri adresi ve mahcuz malın bulunduğu adres olan Bağlar Mah. ... Caddesi No: ... Bağcılar adresinde değil borçlunun adresi olan Bağlar Mah. ... Cad. No:... Blok Bağcılar/İstanbul isimli işyerine hacze gidip şirketin yerinde olmadığına dair 11.09.2025 tarihli haciz tutanağı düzenlendiğini, akabinde ... Şirketi vekilleri vasıtasıyla mahcuz malın yedi emin olarak teslim edildiği ... hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, mahcuz malın halen müvekkilin adresinde ve kullanımında iken ...'in makinayı herhangi bir yere götürdüğü veya yok ettiğine dair delil yok ilken hazırlanan iddianame ile yedieminliği suistimalden dava açıldığını, Bakırköy 48. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan dava ... ile ...'in beraatine karar verildiğini, karşı tarafın itirazı üzerine tekrar açılan dava Bakırköy 18. Asliye Ceza Mahkemesinin ████████ Esas ile 12.02.2026 tarihinde yapılan duruşmada savcılık beraat mütalaasına karşın Mahkemenin müvekkilinin cezalandırılmasına karar verdiğini, üstelik müvekkili ...'in sorgusunda adresinin ... Cad. No:... olduğunu ve makinanın halen bu adreste ve kullanımda olduğunu beyan etmiş olmasına rağmen bu hukuka aykırı cezai müeyyideye maruz kaldığını, bütün bu hukuki sakatlıkların müsebbibinin alacaklı vekilinin İcra dairesinde İİK madde 99 gereği verilen kararı sanki madde 96 vd gereği verilmiş gibi talepte bulunması ve icra dairesinin de bu hukuka aykırı talebi gözardı ederek müvekkili hakkında sanki takibin devamına karar verilmiş ve sanki davalıların davacı sıfatıyla istihkak davası kabul edilmiş gibi işlem yapmasının sebep olduğunu, bu işlemlere karşı Bakırköy 14.(Kapatılan) İcra Hukuk Mahkemesine ek karar talebi için başvuruda bulunduklarını, kapatılan mahkemenin birleştiği Bakırköy 8. İcra Hukuk Mahkemesince halen bu taleplerine menfi veya müspet cevap verilmediğini, hülasa ortada bariz ve açık olan hukuka aykırılığın kaldırılması için iş bu davayı açmanın elzem hale geldiğini, hakeza yasal ve meşru hak sahibi olan müvekkilinin mülkiyet hakkını ihlal edecek şekilde malının kaldırılıp satılması durumuyla karşı karşıya kaldıklarını, makinenin ederinin 600.000,00-TL-1.000.000,00-TL arasında olup makinenin müvekkilinin iş yerinde kurulu ve kullanımında bulunduğu, Bakırköy 14.İcra Hukuk Mahkemesinin sorunun esasına dair verdiği karar göz önüne alınarak teminatsız veya Mahkemece uygun görülecek bir teminat mukabilinde müvekkili hakkındaki haczin durdurulmasını ve nihayetinde müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının hüküm altına alınmasını, şayet teminatsız veya teminat mukabilinde haczin durdurulmasına karar verilmemesi halinde ise makinenin ederinin şimdilik 100.000,00-TL'lik davalarının kabulüne karar verilmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, müvekkili ...'in, ...'in yeğeni olup, iş yerinin bir aile şirketi olduğunu, işyerinin kayden müvekkili Bilal adına kayıtlı olsa da esasen kardeşler eşit paya sahip olduklarını, müvekkili ...'in işyerinde olmadığı bir zaman gerçekleşen hacizde ... adına istihkak iddiasına bulunan ... daha sonra ...'in kendisi veya vekili aracılığıyla istihkak iddiasında bulunmadığından dolayı bölge adliye mahkemesi tarafından husumet yokluğundan dolayı davanın reddine karar verilmiş olması ve amcasının Bakırköy 48. Asliye Ceza Mahkemesinden haksız ve hukuka aykırı bir gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmiş olması sebebiyle derin bir üzüntü duyduğunu, davalı şirketin, aynı sektörde çalışmakta olan insanlar arasında müvekkilinin ve firmasının itibarını düşürecek şekilde meseleyi etrafa yaymasını müvekkilinin kendisine ile amcalarına yaşattığı elim ve acı, haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu hukuka aykırı tecavüzden dolayı müvekkilinn derin bir üzüntü duymuş olup bu sebeple 100.000,00-TL manevi tazminat namı ile davacı müvekkili lehine hükmedilmesinin kırılan yaşam istencini kısmen tamir edebileceğinden müvekkili lehine hükmedilmesini talep etme gereği hasıl olduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla gerekçelerle Bakırköy 2. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının teminatlı veya teminatsız olarak müvekkili açısından haczin durdurulmasına dair tedbir kararının verilmesini; yapılacak tahkikat neticesinde müvekkilinin davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine; haklı ve meşru davanın kabulü ile davalının müvekkilinin mülkiyeti olan makinayı cebren kaldırması ihtimaline binaen ederinin şimdilik 100.000,00-TL'lik maddi tazminat talebinde bulunarak, iş bu tam ve kısmı taleplerine dava tarihinden itibaren ticari faiz işletilerek davalının mahkumiyetine; Müvekkili lehine 100.000 TL'lik manevi tazminata hükmedilmesine, bu alacağa ticari faiz olmazsa yasal faiz işletilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davacı tarafın Bakırköy 2. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasında borçlu sıfatına haiz olmadığını, davacı tarafın dosya borçlusu sıfatı olmadığından açılan davanın reddine dair karar verilmesini, dava dilekçesinin açık, net ve anlaşılabilir olmadığını, davacı tarafça taleplerin ne olduğu, maddi ve manevi tazminatın dayanağının açıklanmadığını, davacı tarafça maddi ve manevi tazminat davası ikame edilmekle, istihkak iddiasında bulunmayan davacı tarafın tazminat talep süresi haciz tarihi itibariyle başlamış olduğunu, 2 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde dava ikame edilmediğini, davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, davacı tarafın aktif husumeti olmadığından davanın reddi gerektiğini, dava tarihi itibariyle davacının bir zararının olmadığını, bu sebeple davanın öncelikle aktif husumet sebebiyle dava şartı yokluğundan reddine, mahkeme aksi kanaatte olması halinde ise davanın reddine, davalı lehine kötüniyet tazminat talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince █████/2026 tarihli ara karar ile; "...Somut uyuşmazlıkta; davacının icra dosyanın tarafı olmadığı, 3. kişi konumunda olduğu, bu durumda İİK 72. Maddesi gereğince borçlu lehine hükmedilebilecek ihtiyati tedbir koşullarının oluştuğundan bahsedilemeyeceği, HMK 389. vd maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir kapsamında yapılan değerlendirmede, tedbir talebinin kabulüne karar verilebilmesi için talep edenin haklılığını yaklaşık ispat ölçüsü ile ispatlaması gerektiği, dosyada mevcut bilgi ve belgeler dikkate alınarak ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için yaklaşık ispat ölçüsünün gerçekleşmediği, davacının borçlu olup olmadığının tespit edilmesi için yargılama yapılması gerektiği anlaşılmakla, davacı vekilinin yasal koşulları oluşmayan ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin talebinin reddine,..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; "Verilen karar isabetsiz ve hukuka aykırıdır. Talebimiz bir noter evrakına dayanmış olsaydı şüphesiz Mahkemece kabul görürdü. Noter, Adalet Bakanlığının mahiyetinde neticede ücret karşılığında resmi evrak düzenlemekle üzere yemin etmiş bir hukukçu. Somut olayda talebimiz bağımsız ve tarafsız Hakimin tüm delillere temas etmesi sonucu verilmiş bir yargı kararına dayanmaktadır. Her ne kadar bu ihtilafın esası hakkında verilen yargı kararı daha sonra İstinaf Mahkemesince usulden hasım yokluğundan bozulmuş ise de ortada İhtilafın halli için verilmiş bir mahkeme kararı var: Acaba bu Mahkeme Kararı teminatlı, teminatsız tedbir talebimizin ret gerekçesinde belirtilen İspat Derecesine kifayet edemiyor mu? Kaza-i Muhkem hükme esas alınır, ama bu dosyada meselenin esası hakkında kaza-i muhkem yok denilebilinir. Fakat kesinleşen yargısal olay ve olgular var. Bu olguların yerel mahkemece takdirinde isabetsizlik olduğuna dair istinaf değerlendirmesi yoktur. Biz avukatlar meslek olarak yargılamada tarafız. Peki anayasal tabirle bağımsız ve tarafsız olan hakim taraf mıdır? Taraf değil ise- ki öyledir- o zaman İcra Hukuk Mahkemesinin değerlendirmesi İspat hukuku açısından bir noterin işlemi kadar işlevsel değil midir? Dolayısıyla verilen tedbir talebinin reddi kararı kendi içerisinde çelişkili, maddi olgular ile bağdaşmayan, meselenin mahiyetine uymayan haksız bir karardır. Mutlak ispat; tedbir talebinde değil nihai kararda aranır. İspat açısından bir Hakimin diş dünyaya yansımış vicdani kanaatinden daha somut delil olabilir mi? Kaldı ki bu dosyaya çok fazla ekstra delil sunma durumumuz yoktur. Bütün deliller İcra Hukuk Mahkemesinin içinde vardır. Dosyaların celbi yeterlidir. Dosyalar celp edilmiş malesef isabetsiz gerekçe ile tedbir talebimiz ret edilmiştir." şeklindeki beyanıyla Yerel Mahkemece verilen tedbirin reddine dair ara kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Menfi tespit istemine ilişkindir.
Dosyadaki belgelere ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi ara kararında kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, davacının dava dilekçesinde Bakırköy 2. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası kapsamında müvekkili açısından haczin durdurulmasına dair tedbir kararı verilmesini talep etmiş ise de dosyanın tarafı olmayan 3. şahıs konumundaki davacı yönünden haciz durdurulması kararı verilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı anlaşıldığından ara kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddi yönünde Üye Hakim (...) ...'ın karşı oyuyla olmak üzere karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı █████/2026 tarihli ara kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
6100 Sayılı HMK'nın 341, 352/1-b. ve 396/2. maddeleri gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere, Üye Hakim (...) ...'ın karşı oyuyla olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. █████/2026
MUHALEFET ŞERHİ
Dosyanın incelenmesinde; Davacının, davalının alacaklısı olduğu icra takibinin tarafı olmadığı, davacının iş yerinde yapılan hacizde menkullerin takip borçlusuna ait olmadığı, davacıya ait olduğunun ileri sürüldüğü, bu husus haciz tutanağına geçirilerek takip alacaklısına istihkak davası açması için süre verildiği, takip alacaklısı tarafından Bakırköy 14. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ████████ Esas - ████████ Karar sayılı dosyasında İstihkak (Taşınır Mal Haczinden Kaynaklanan) davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda; "Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, somut olayda haciz işleminin gerçekleştirildiği adresin borçlu şirketin müseccel adresi olmadığı gibi, borçlu şirkete tebligat yapılan adres de olmadığı, haciz işlemi sırasında mahalde borçlu şirket temsilcisinin mahalde bulunmadığı, haciz mahallinde borçlu şirkete ait herhangi bir evraka da rastlanılmadığı, bu kapsamda da davaya konu mahcuzun borçlu ve üçüncü şahıs tarafından birlikte elde bulundurulduğunu kabulünün mümkün olmadığı, İstihkak iddiasında bulunan üçüncü kişinin ile borçlu şirketin ortaklarının/yetkilileri arasında yer almadığı, tüm bu yapılan tespitler gereğince da İİK.m.97/a gereğince mülkiyet karinesinin davacı alacaklı lehine yorumlanmasının mümkün olmadığı, eldeki davada mülkiyet karinesinin davalı taraf lehine yorumlanması ve ispat yükünün alacaklı üzerinde olduğunun kabulünün gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Bu kapsamda ispat yükü üzerinde olan davacı alacaklının mahcuz malların mülkiyetinin esasen borçluya ait olduğuna ve hatta mahcuz malın kendileri tarafından davalı borçlu şirkete satımı yapılan makine olduğuna ilişkin iddiasını ispat etmesinin gerektiği kanaatine varılmış ve fakat davacı alacaklının iddialarını şüpheden uzak somut deliller ile ortaya koyamamış olduğu anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı yan her ne kadar davaya konu mahcuzun kendileri tarafından davalı borçlu şirkete satımı yapılan makine olduğunu iddia etmiş ise de, bu satıma ilişkin düzenlenmiş faturada marka, imal tarihi, seri numarası ve model bilgilerine yer verilmemiş olduğu, aynı şekilde davalı borçlu şirket ile istihkak iddiasında bulunan davalı üçüncü kişi arasındaki satım işlemine ilişkin faturada da bu yönde bilgilere yer verilmemiş olduğu, kaldı ki davaya konu makinenin davacı tarafından davalı borçlu şirkete satımı yapılan makine olduğunun ispatı halinde dahi makinenin haciz işleminin gerçekleştirildiği sırada davalı borçlu şirkete ait olduğunun kabulünün gerekmeyeceği, zira iyiniyetin asıl olması karşısında iyiniyetle mal edinmiş üçüncü kişinin kazanımının her şekilde korunacağı, davacı tarafça davalı üçüncü kişinin kötüniyetli yahut davalı borçlu şirket ile danışıklık halinde hareket ettiğinin de ortaya konulmamış olduğu, salt makine bakımından davalı üçüncü kişi tarafından dayanılan faturada geçen bedel ile mahcuz için yaptırılan kıymet takdirinde tespit edilen bedel arasındaki farkın mezkur iddiaları ispatlayacak kuvvette olmadığı anlaşılmıştır. Bahsi edilen tüm bu hususlar çerçevesinde ispat yükü üzerinde olan davacının, davaya konu mahcuzun davalı borçluya ait olduğunu her türlü şüpheden uzak, somut deliller ile ortaya koyamamış olması ve davalılar arasında bir organik bağın bulunduğuna mahkememizce kanaat getirilememiş olması sebebiyle davacı alacaklının istihkak iddiasının reddine" karar verildiği,
Kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin █████████ Esas - █████████ karar sayılı ilamında ; "Somut olayda, 3. Kişi ... tarafından istihkak iddiasında bulunulmadığı, istihkak iddiasında bulunan ...'in davalı 3. Kişinin yetkilendirdiği kişi olmadığı gibi yasal sürede 3. Şahıs tarafından yapılmış bir istihkak iddiası da olmadığı, bu durumda davacı alacaklının İİK 99. maddesi hükümlerine göre istihkak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı anlaşılmakla davalı 3. Kişi ...'e karşı açılan davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/ h ve 115/2 maddeleri gereği hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. İİK 99. maddesine göre istihkak iddiasının reddi davası 3. Kişiye karşı açılır. Somut olayda, 3. kişi lehine istihkak iddia eden ... takip dosyasında taraf olmadığı gibi kendi adına istihkak iddiası da bulunmadığından bu kişiye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerekir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, kararın usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmakla HMK'nın 355. maddesi delaletiyle 353/1-b/2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı 3. Kişi ...'e karşı açılan davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/ h ve 115/2 maddeleri gereği hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı ...'e yönelik davanın pasif husumet yokluğu sebebiyle reddine " kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda; İstihkak davası sonunda Bölge Adliye Mahkemesinin kesin nitelikteki kararına göre istihkak iddiasının şeklen geçerli olmadığı, haczedilen menkuller üzerinde mülkiyet hakkı iddia eden davacının da artık 2004 sayılı yasa kapsamında istihkak davası açamayacağı ancak genel hükümlere göre mülkiyet hakkını dava edebileceği, eldeki davanın da bu kapsamda genel hükümlere göre açılmış bir dava olduğu, dosya kapsamından, dosya arasında bulunan Bakırköy 14. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ████████ Esas - ████████ Karar sayılı dosyası içeriğinden ve 4721 sayılı yasanın zilyetliği düzenleyen 973 ve devamı maddelerinden mülkiyet karinesinin davacının lehine olduğu, davacının uhdesinde haczedilen menkullerin muhafaza altına alınması ve satılmasının telafisi imkansız zarara sebep olacağı, iş bu davaya konu davacının mülkiyet iddia ettiği menkullerin muhafaza ve satışının dava sonuna kadar tedbiren durdurulması hususunda 6100 sayılı yasanın 398 ve devamında düzenlenen ihtiyati tedbir koşullarının bulunduğu anlaşılmakla tedbir talebinin kabul edilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluğun kararına muhalif kalınmıştır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!