Yönetim kurulu üyeleri arasındaki huzur hakkı alacağı davasında, ortak hesaptan çekilen paraların ödenmediği iddiası ve ibraname değerlendirmesi üzerine bozmaya direnilmesi.
Özet: Davacı, yönetim kurulu üyesi olduğu şirketin kendisine ödediği huzur hakkının, davalı ile ortak açtıkları hesaba yatırılmasına rağmen, davalının bu hesaptan çektiği paranın kendi payına düşen kısmını ödemediğini iddia ederek alacak davası açmıştır; ilk derece mahkemesi davalının ödeme ispatını yapamadığına hükmetse de Yargıtay, şirkete veya bankaya verilen ibranamelerin şirketi ibra amacını taşıdığını, davalı ile davacı arasındaki kişisel ödeme ilişkisini ispatlamadığını ve davanın bu kişisel borç ilişkisi özelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.İlk Derece Mahkemesince bozmaya direnilmesine dair verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVADavacı vekili; müvekkilinin dava dışı ... ve Tic. A.Ş'de fabrika müdürüyken 27.07.2011 tarihinde yönetim kurulu üyesi olduğunu, 04.06.2015 tarihine kadar bu görevine devam ettiğini, davalının da aynı zaman zarfında yönetim kurulu üyesi olduğu bu şirketin, yönetim kurulu üyelerine aylık net 33.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verdiğini, davalının talebi üzerine müvekkili, davalı ve dava dışı diğer yönetim kurulu üyesi adına ortak bir hesap açıldığını, 2012 yılının Ağustos ayından itibaren şirketin yönetim kurulu üyelerine ait huzur haklarını bu hesaba yatırdığını,bu bedellerin tamamının bizzat davalının talimatıyla çekildiğinin öğrenildiğini, davalının hakkı olmayan üçte bir payı kendi uhdesinde tutarak müşterek banka hesabındaki vekâlet ilişkisini ihlâl ettiğini, bu şekilde tam üç yıl huzur haklarını çeken davalının müvekkiline ait payı ödemediğini ileri sürerek; 1.188.000,00 TL alacağın hesaptan çekilme tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP Davalı vekili; yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkının dava dışı şirket tarafından her ay düzenli şekilde müşterek hesaba yatırıldığını, bu paranın her ay şirketin banka işlerini yürüten kişi tarafından çekilerek üç yönetim kurulu üyesine eşit olarak paylaştırıldığını, müvekkilinin talimatı ile paraların çekildiği ve davacının bunca zamandır bundan hiç haberi olmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının her ay buna ilişkin bordroları imzaladığını, müşterek banka hesabı kapatılırken her üç ortağın bankada ibraname imzaladığını, diğer taraftan müvekkilinin şirketteki hisselerini devrederken şirket çalışanlarının tüm ödemelerini yerine getirdiğini ve bu doğrultuda davacı dâhil tüm ilgililerle ibralaşıldığını, davacının tek amacının müvekkilinin şirket devrinden elde ettiği kazançtan menfaat sağlamak olduğunu savunarak; davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 24.03.2021 tarihli kararıyla; ortak hesaba yatan huzur hakkı bedellerinden payına düşenin davalı tarafça ödenmediği yönündeki iddiada ispat yükünün davalı üzerinde olduğu, dosya kapsamındaki ibranamelerin şirketten hak ve alacak kalmadığını göstermek için verildiği kanaatine varıldığı, davalının ortak hesaptan çekilen bedelden davacının payına düşen kısmı ödediğini ispat edemediği gerekçesiyle; davanın kabulüne karar verilmiş; karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.IV. İSTİNAF... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 10.02.2022 tarihli kararıyla; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmeyerek başvurunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı davalı vekili süresinde temyiz isteminde bulunmuştur.V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ1. Dairenin 08.06.2022 tarihli ilamıyla; ibraname başlıklı belgenin davacı tarafından imzalandığının taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayıp, davacının söz konusu belgede şirkette geçen tüm çalışma sürelerine ilişkin huzur hakkı ücretlerini aldığına ilişkin bir ibare bulunmadığı, mahkemece, yanılgılı değerlendirme ile ibranameye yanlış anlam yüklenerek, davacının belgedeki imzasını ortadan kaldıracak şekilde davanın kabulüne ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmediği gerekçesiyle; hüküm davalı yararına bozulmuştur.2. Mahkemenin 28.10.2022 tarihli kararıyla; önceki kararda direnilmesine karar verilmiş; kararın davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2025 tarihli ilamıyla; “Davacı tarafça delil olarak dayanılan 04.06.2015 tarihli "... Mektubu" başlıklı belge, dava dışı şirkete hitaben yönetim kurulu üyeliğinden istifası sırasında davacı tarafça verilmiş tarihsiz yazı, yine davalı tarafça sunulan tarihsiz "İbraname" başlıklı belgeler incelendiğinde tamamının davacının şirketten herhangi bir alacağının kalmadığına ilişkin olarak tanzim edildiği, bu hâliyle amacının dava dışı şirketi ibra etmek olduğu anlaşılmaktadır. Yine ortak banka hesabı kapatılırken bankaya karşı verilmiş ibranamenin de davalı ile ilgisi bulunmamaktadır. Eldeki dava, şirketin huzur hakkını ödemediği yahut bankanın borcunu ifa etmediği ileri sürülerek açılmamış, tam tersine şirket tarafından ödenen huzur haklarının ortak hesaptan davalı tarafça kendi payından fazlasını da içerecek şekilde çekildiği ve fakat davalının davacıya ait kısmı ödemediği iddia edilmiştir. Dolayısıyla iddianın niteliği ve ileri sürüldüğü muhatabı itibariyle tümüyle farklı bir hukuki dayanakla açılmış olan davada dava dışı şirketin ibrasına ilişkin davacı imzasını taşıyan belgeler tarafların ibralaştıkları yönünde bir delil olarak kabul edilemeyeceğinden Özel Dairenin değer atfettiği bu ibranamelerin yalnızca dava dışı şirketi borcundan kurtarma mahiyeti taşıdığı ve somut olayda savunmayı ispata elverişli olmadığı yönündeki direnme gerekçesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.” gerekçesiyle, uyuşmazlık noktası bakımından mahkemenin direnme karanın yerinde olduğu, ne var ki tarafların aşamalardaki iddia ve savunmalarına göre ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu, dosya kapsamında sunulan delillere göre ispatın sağlanıp sağlanamadığı konusu ile sair hususlarda taraf itirazları yönünden temyiz incelemesi yapılabilmesi için dosyanın Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1. Davalı vekili; davacının "aylık huzur hakkı bedelini nakden ve tamamen aldım" beyanı ile imzaladığı 36 adet ücret bordrosu ve yine şirketteki çalıştığı süre boyunca hak ettiği "huzur hakkı bedellerinin tamamını tahsil ettiği ve hiç bir alacağı kalmadığı" beyanını içerir imzalı 3 adet ibranamenin bulunduğunu, yine dosyaya celp edilen banka hesap kapama talimatında da davacının hesapla ilgili hiç bir alacağı kalmadığı yönündeki imzalı beyanı olduğunu, yapılan savunma ve celp edilen belgeler üzerine davacının dava dilekçesinde huzur hakkı bedellerinin şirketçe yatırıldığının ya da davacı yanca çekildiğinin bilinmediği yönünde bir beyanının bulunmadığını beyan ederek iddiasını değiştirmeye çalışmışsa da, davacının iddiasını ve davasını genişletmesine/değiştirmesine muvafakat edilmediğini, bu belgelerde davacının imzası bulunduğunu ve bu imza inkar edilmediğini, belgelerin şirkete verilmiş olması, içeriğindeki ikrarın ne olduğunu değiştirmediğini, yerel mahkemenin davacının imzasını taşıyan yazılı belgelere karşılık, davacının bu imzaları güvene dayalı olarak attığı, aslında bu bedelleri tahsil etmediği yönündeki tutarsız isticvap beyanlarını gerçek kabul ettiğini, mahkeme tarafların akraba olması sebebiyle; imzalatılan bordrolar ve ibranameler dışında ayrıca bir evrak alınmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu dikkate almadığını, mahkemenin gerekçesinde belirttiği bordroların huzur hakkı bedellerinin ödenmesi için zorunlu olarak imzalanması gereken belgeler olduğu yönündeki hukuki tespiti ve yorumu tamamen hatalı olduğunu, davacının, müvekkili ortaklıktan ayrıldıktan ve ortak hesap kapatıldıktan sonra da şirketten huzur hakkı almaya devam ettiğini, ancak aldığı bu bedeller için bordro imzalamadığını, tanıkları dinlenmeden karar verildiğini, ispat yükünün davacıda olduğunu bu nedenle taraflarına yemin delilinin hatırlatılmasının hatalı olduğunu belirterek; kararın bozulmasını istemiştir.2. Davacı vekili; lehlerine hükmedilen vekalet ücretinin yürürlükte olmayan eski Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesapladığını belirterek; vekâlet ücreti yönünden kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, ortak hesaptan çekilen ve davacıya ödenmeyen paranın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.Somut uyuşmazlıkta; davacıya dava dışı şirket tarafından verilen huzur hakkı bedellerinin tarafların adına açılan ortak hesaba yatırıldığı ve bu hesaptan çekilen paranın davalı tarafa teslim edildiği sabit olup bu durumda hesaptan çekilen paranın davacıya teslim edildiğine ilişkin ispat yükü davalı taraftadır. Davalı tarafça ispat için sunulan belgeler Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararında da belirtildiği üzere paranın davacıya ödendiğini ispata yeterli olmadığı, bu durumda davalının savunmasını ispat edemediği; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince mahkemece davacı lehine vekalet ücretine hükmedildiği anlaşıldığından, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.VII. KARARAçıklanan sebeplerle;İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edenlere yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.