Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin, şirket ortağı olduğunun tespiti ve tescili istemli davada inanç sözleşmesinin yazılı delille ispat edilememesi sonucu verilen ret kararının incelenmesi.
Özet: Davacı, babasıyla birlikte kurduğunu ancak Almanyada ikamet etmeleri ve kardeşlerine duyduğu güven nedeniyle şirket hisselerini kardeşleri adına tescil ettirdiğini, şirketin büyümesinde maddi ve manevi katkıda bulunduğunu, tüm varlıklardan %20 hisse payı bulunduğunu iddia ederek şirket ortağı olduğunun tespiti ve tescilini talep etmiş; davalılar, inanç sözleşmesinin yazılı delille ispatlanması gerektiğini ve davanın zamanaşımına uğradığını savunmuş; ilk derece mahkemesi ise, zamanaşımı itirazını reddetmekle birlikte, inançlı işleme dayalı ortaklık iddiasının yazılı delille kanıtlanamaması ve yargıtay uygulamalarına göre inanç sözleşmesinin ancak yazılı delille ispatlanabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

T.C. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi █████████ Esas ████████ Karar
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ21.HUKUK DAİRESİESAS NO : █████████ KARAR NO : ████████TÜRK MİLLETİ ADINAKARAR İNCELENEN DOSYANINMAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2019NUMARASI : ████████ Esas ███████ KararDAVA : Şirket Ortağı Olunduğunun Tespiti ve Tescili DAVA TARİHİ : █████/2018KARAR TARİHİ : █████/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : █████/2026 Taraflar arasındaki şirket ortağı olunduğunun tespiti ve tescili istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizce verilen kararların temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulmaları üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin son bozma ilamı doğrultusunda dosya Dairemize gönderilmiş ve celse açılmak suretiyle gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1988 yılında kurulmuş bir aile şirketi olduğunu, şirketin babalarının isteği doğrultusunda gelirlerini birleştirerek babası ve kendisi tarafından kurulduğunu, ancak diğer kardeşlerinin de maddi zorluk yaşamamaları açısından şirkete dahil ettiklerini ve şirket hisselerini resmiyette kardeşi adına tescil ettirdiklerini, kendisinin ve babasının Almanya'da olmaları münasebetiyle şirketin resmi işlerinin gecikmemesi amacıyla davalı kardeşlerine olan inanç ve güveni nedeniyle şirket hisselerini kardeşlerinin adına tescil ettirdiklerini, şirketin kuruluşu ve gelişme aşamasında maddi desteğini sürdürdüğünü, karşılığında kardeşleri ile davalı şirket bünyesinde yer alan diğer şirketler adına kayıtlı gayrimenkullerin ve tüm varlıklarının % 20 hissesinin adına yapılması konusunda sözlü inanca dayalı sözleşme akdettiklerini, şirketin kuruluşundan beri gerek maddi olarak gerekse şirket işlerinin takibi suretiyle yapmış olduğu işlere karşılık olmak üzere 2017 yılında Türkiye'ye gelerek 1988 yılında kurmuş oldukları aile şirketi ve bünyesindeki grup şirketlerin %20 hissesinin adına tescilinin yapılması talebini kabul etmemeleri üzerine █████/2017 tarihli ihtarname gönderildiğini, ancak cevaptan devrin gerçekleşmeyeceğinin anlaşıldığını, bu nedenle davalı şirket ile daha sonrada bu şirketin bünyesinde kurulan ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... San. ve Tic. A.Ş. ünvanlı şirketlerin % 20 hisse ortağı olduğunun tespiti ile bu şirketlerin sahibi olduğu tüm menkul, gayrimenkul malları, hisseleri banka mevduatları, alacakları ve bankalarda mevcut bulunan tüm mal varlığına karşılık % 20 hissesinin adına yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; uzun yıllar yurt dışında yaşayan ve çalışan davacının iddia ettiği gibi davalı şirketin gerek kuruluşunda gerek faaliyetinde ve varlığında şimdiye kadar ortaklığı, katkısı veya çalışmasının olmadığını, Yargıtay kararları uyarınca inanç sözleşmesinin yazılı delille kanıtlanması gerektiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkillerinin şirketi geliştirmek ve büyütmek için çok çalıştıklarını, şirket kurucularının davalılar olduğunu, kuruluşundan beri aile şirketi olarak çalıştıklarını, 818 sayılı BK ve 125 ve 6098 sayılı TBK'nın 146. maddeleri uyarınca inanç sözleşmesinden kaynaklı davalarda zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davanın inanç sözleşmesine dayalı açıldığı, varlığı iddia olunan sözleşme ilişkisinin devamı süresinde zamanaşımının işleyemeyeceği dikkate alınarak davalılar vekilinin zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, davacı ile davalı şirket ortaklar olan diğer davalıların kardeş oldukları, davacının davalı şirketi 1988 yılında babası ile birlikte kendisinin kurduğu, bugünki hale gelmesinde maddi manevi destekte bulunduğu, ancak kendisinin ve babasının Almanya'da ikamet etmesi sebebiyle şirketin resmi işlerinin gecikmemesinin temini amacıyla şirket hisselerini davalı kardeşleri adına tescil ettirdiklerini iddia ederek davalı şirket ile davalı şirket bünyesinde yer alan diğer şirketler adına kayıtlı gayrimenkullerin ve tüm mal varlıklarının % 20 hissesinin adına tescilini talep ettiği, davacı ile davalıların davalı şirket hisse devri konusunda inançlı bir şekilde hareket ettiklerine dair yazılı bir delil sunulamadığı, davacının inançlı işleme dayalı olarak hareket ettiği iddiasının olağan hayat tecrübeleri dikkate alındığında TMK'nın 2. maddesi bağdaşmadığı, TMK'nın 6. maddesi gereğince kural olarak herkesin iddiasını ispat etmekle yükümlü olup davalıların davacı ile aralarındaki ortaklık ilişkisini reddettiğine göre ortaklık ilişkisinin ancak kesin delille ispatlanması gerektiği, davacı tarafça ileri sürülen inançlı işlemin temel kanıtı olarak da bir belge sunulmadığı, Yargıtay uygulamalarına göre de inanç anlaşması ancak yazılı delille ispatlanabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı istinaf dilekçesinde özetle; kendisinin ve davalılar ... ile ...'in babası olan ...'in 1972 yılında kendisinin de 1980 yılında Almanya'ya gittiğini, Almanya'da çalışarak elde ettikleri gelirler ile Muş'ta oturan davalılar ... ve ...'e davalı aile şirketini ailenini maddi açıdan refaha kavuşması için kurduğunu, davalı şirket kurulduktan sonra maddi ve manevi desteklerini devam ettirdiklerini, aralarında yazılı bir sözleşme düzenlemediklerini, bir nevi gizli ortak olarak şirketin % 20 hisse ortağı olarak kabul edildiğini, şirket kâr elde etmeye başladıktan sonra kâr payının bir bölümünü adına para yatırıldığını, Türkiye'de bulunduğu zamanlarda şirkette aktif görev aldığını, tüm çalışanların kendisini şirket ortağı olarak bildiklerini, başka şirketlerin de bu şirket bünyesinde kurulduğunu, Türkiye'ye kesin dönüş yaptıktan sonra hissesinin resmiyete dökülmesini istediğini, ancak davalıların kötü niyetli davrandıklarını, mahkemeye sunduğu dekontun içerisinde "kâr payı ödemesi olduğuna veya inançlı işleme delalet eden bir açıklamaya yer verilmediğinden" bahisle banka dekontunu yazılı delil olarak kabul edilmediğini, bunun yerinde olmadığını, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin █████████ Esas ████████ Karar, ██████████ Esas █████████ Karar ile Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin ██████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamlarda belirtildiği üzere davasını yazılı delil ile kanıtlayamayan davacıya yemin hakkının hatırlatılması gerektiğini, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin █████/1994 Tarih ve █████████ Esas ████████ Karar sayılı ilamında kardeş olan taraflar arasındaki adi ortaklığın varlığının tanık delilleriyle kanıtlanabileceğine değinildiği, ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin olayları hiç birini incelemeden tanığını dinlemeden davalıları yemine davet edilmeden eksik araştırma ve inceleme ile davanın reddine karar verilmesi yerinde olmadığını, ayrıca dava konusu ilk kurulduğu andaki davalıların gelir durumunun da incelenmemesinin yerinde olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, inanç sözleşmesine dayalı olarak şirket ortaklığının tespiti ve şirket hissesinin davacı adına tescili istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dairemizin █████/2020 tarih ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararı ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████/2023 gün ve █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı ile; "1.İlk Derece Mahkemesince inanç sözleşmesinin yazılı delil ile ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, somut olaya alacağın temliki hükümlerinin uygulanması gerektiği; ancak bu ilişkinin yazılı delil ile ispatlanamadığı, sonucu itibarıyla İlk Derece Mahkemesi kararının doğru olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. 2.6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci alt bendi, Bölge Adliye Mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verileceği hükmünü haizdir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemelerinin, aynı Kanun'un 370 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği şekilde İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlarda hatalı olduğu belirlenen hususları düzeltme yetkileri bulunmamakla anılan hükümler doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, davalı tarafın istinaf başvurusunda ileri sürdüğü hususlar hakkında aynı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci alt bendi uyarınca değerlendirme yapılması halinde, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılıp yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken, davacı tarafın istinaf başvurusunun kabul edilip İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılmaksızın yargılama giderlerine ilişkin bendin düzeltilerek karar tesisi doğru olmadığı" gerekçesiyle bozulmuştur. Anılan bozma ilamı üzerine Dairemizce bozma ilamına uyularak yapılan duruşmalı inceleme sonunda Dairemizin █████/2023 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı kararıyla davacının istinaf başvurusunun gerekçe yönünden kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının gerekçe yönünden kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafından temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin █████/2024 tarih ████████ Esas 20246534 Karar sayılı ilamı ile; "1. Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dava, şirkette pay sahipliğinin tespiti istemine ilişkindir.İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince ise davacının iddiasını yazılı delil ile ispatlayabileceği ancak yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı belge sunamadığı, davalı ... şirketi tarafından davacıya 2011 yılında para gönderdiği ve çektiğine ilişkin döviz mevduat hesap defteri sunulmuş ise de bu paraların gönderilme nedenini belirten bir şerh ve belge sunulmadığı, davacının sunduğu mevduat tevdiat hesap defterinden davalı şirketin davacıya 2011 yılında 8 kez para havale edildiği anlaşılmış ise de ancak paranın havale nedenine ilişkin şerhin mevcut olmadığı, sunulan tahsilat makbuzunda da havaleye ilişkin bir şerhin mevcut olmadığı, bu suretle gönderilen paraların ortaklık kapsamında olduğunun davacı tarafça ispatlanamadığı, bu aşamada dava dilekçesinde de açıkça yemin deliline dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak davacı davalı şirket tarafından kendisine dava açılmadan 3 yıl öncesine kadar kâr payı gönderildiğini iddia etmiş, davalı ise davanın reddini savunmuştur. Dosya kapsamında davalı şirket tarafından davacı hesabına 2011 yılında 8 kez para gönderildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222 nci maddesi uyarınca Mahkemece ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verilebilir. Bu durumda davalı şirket kayıt ve belgelerinin uzman bilirkişi marifetiyle incelenmek suretiyle davacıya gönderilen havalelerin hangi amaçla (bağış, kâr payı, ödünç, borç ödemesi vs.) gönderildiğinin tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle bozulmuştur. Anılan bozma ilamı üzerine yapılan duruşmalı inceleme sırasında davacı vekili Yargıtay bozma ilamına uyulmasını, davalı vekili ise Yargıtay bozma ilamına direnilmesini talep etmiş, Dairemizce usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilerek inceleme yapılmıştır. Davacı vekili █████/2025 ve █████/2025 tarihli açıklama dilekçelerinde, davalı şirket ile bu şirketin grup şirketi olan ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... San. ve Tic. A.Ş. Şirketi olmak üzere her üç şirkette de müvekkilinin %20'şer hisseli ortak olduğunun tespitini, bu hisselerden %10'unun davalı ..., %10'unun ise ... mirasçılarının hisselerinden alınarak davacı adına tescilini talep ettiklerini bildirmiştir. İstinaf yargılaması sırasında mali müşavir bilirkişiden alınan kök raporda, davalı şirket belgelerinin imha edildiğinin beyan edildiği, evraklar üzerinde inceleme yapılamadığı, davacının sunduğu 8 adet banka ekstresine göre davalı şirket tarafından davacıya toplam 6.400,00 TL ödendiği tespit edilmiş, itiraz üzerine alınan ek raporda ise, davalı şirketin 2015, 2016,2017 ve 2018 yılları ticari defterleri, yönetim kurulu karar defterleri, genel kurul ve müzakere defterinin incelenmesi sonucu davacının ortak olabileceğiyle ilgili herhangi bir emare, iz bulunamadığı, bu dönemlerde davacı adına bir ödeme dışında sürekli ve düzenli bir ödeme bulunmadığı, █████/2016 tarihinde davacıya 1.000,00 Euro karşılığı 3.004,00 TL ödeme kaydı yapıldığı, bu ödemenin ortaklardan davalı ... hesabına borç yazıldığı, davacının sunduğu dekontlarla eşleşen başkaca bir ödeme görülmediği tespit edilmiştir. Anılan raporun ekinde bilirkişinin, davalılar vekilinin ve muhasebe yetkilisinin imzasının bulunduğu, davalı şirketin 2010, 2011, 2012 yılları ticari defter kayıtlarının imha beyanına ilişkin tutanak dosyaya sunulmuştur. İstinaf aşamasında davalı yanın sunduğu mali müşavir, hukukçu ve vergi uzmanı tarafından hazırlanan uzman heyet görüşünde, davalı şirketin 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılları dahil günümüze kadar kar payı adı altında herhangi bir ödeme kaydına rastlanmadığına ilişkin tespite yer verilmiştir. Sicil özeti ve ekindeki Ticaret Sicil Gazetelerinden davalı şirketin davalılar ... ve ... tarafından kurularak █████/1996 tarihinde tescil ve ilan edildiği, 15.000.000,00 TL sermayeli davalı şirketin faal olduğu, davalılar ... ve ...'in █████/2021 tarihine kadar münferiden temsile yetkili olarak seçildiği, davacının ise davalı şirkette ortak olarak kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının davalı şirket ve grup şirketleri olan ... San. ve Tic. A.Ş. ile ... San. ve Tic. A.Ş.'de pay sahibi olup olmadığı, pay sahibi ise hisse oranı, hisselerin davacı adına tescil koşullarının oluşup oluşmadığı hususundan kaynaklanmaktadır. Dava dilekçesinde ileri sürülen iddia karşısında işbu davada ispat külfeti davacı üzerinde olup, davacının şirket hissedarı olduğunu, kendisine ait olan hisselerin inanç sözleşmesi gereğince davalı gerçek kişiler adına kayıtlı bulunduğunu usulüne uygun delillerle ispatlamakla yükümlüdür. Davacı yan delil olarak tanık, bilirkişi, keşif vs. her türlü yasal delile dayanmış ise de, yemin deliline açıkça dayanmamıştır. Dairemizce hükmüne uyulan bozma ilamı çerçevesinde davalı şirket tarafından davacı hesabına 2011 yılında 8 kez para gönderildiği hususu gözetilerek davalı şirket kayıt ve belgelerin üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek dosya bilirkişiye tevdi edilmiş ise de, davalı şirketin 2010, 2011, 2012 yıllarına ilişkin ticari defter ve kayıtlarının imha edildiğine ilişkin tutanak ibraz edilmesi üzerine bilirkişi tarafından evraklar üzerinde inceleme yapılamamıştır. Anılan tutanakta, davacının delil olarak dayandığı 8 ayrı ödemenin yapıldığı 2011 yılı ile 2010 ve 2012 yıllarına ilişkin ticari defter ve kayıtların imha edildiği belirtilmiş, davalı şirketin 2015, 2016, 2017 ve 2018 yılı ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmesi üzerine alınan ek raporda ise, █████/2016 tarihinde davacıya şirket tarafından 1.000,00 Euro karşılığı 3.004,00 TL ödeme yapıldığının kayıtlı bulunduğu, bu ödemenin ise ortak olan davalı ... hesabına borç olarak kaydedildiği, başkaca bir ödeme kaydının ise bulunmadığı tespit edilmiştir. Yapılan tespitten açıkça anlaşılacağı üzere ödemenin kar payı ödemesi ve/veya şirket ortaklığı anlamına gelecek bir şekilde kaydı yapılmamıştır. Davacı ve davalı gerçek kişilerin babası ...'in █████/2010 tarihli el yazılı beyanında, çocuklarının bu güne kadar tasarruf, kazanç ve mallarının kendilerine ait olup, hiçbir çocuğunun diğer çocuğundan herhangi bir hak ve alacağı olmadığı gibi, mal varlığı üzerinde de hak sahibi olmadığını, hiçbir çocuğunun diğer çocuğundan herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını belirtmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, yapılan bilirkişi incelemesi karşısında davacının şirket ortağı olduğunu usulüne uygun yazılı delillerle ispatlayamadığı, yemin deliline açıkça dayanmadığı, davalı şirketin 2015, 2016, 2017, 2018 yılları ticari defter ve kayıtlarında davacıya herhangi bir kar payı veya ortaklıktan kaynaklanan bir para havalesi kaydının yer almadığı anlaşıldığından Dairemizce davanın reddine karar verilmiştir. Tüm bu nedenlerle davacının iddiasını usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin yatırılan 35,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 696,10 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, B)1-Davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından peşin alınan 44,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 687,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 2-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin davadaki haklılık durumu gözetilerek davacı üzerinde bırakılmasına, 3-İstinaf incelemesi sırasında birden fazla duruşma yapıldığından davadaki haklılık durumu gözetilerek Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 42.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, Dair, taraf vekilleri ile davacı asilin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026 Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -