Bölge Adliye Mahkemesi, Türk Borçlar Kanununun 122. maddesi kapsamında talep edilen munzam zararın somut delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek istinafı reddetti.
Özet: Bir davacının 6098 sayılı TBK madde 122 uyarınca açtığı munzam zarar (aşkın zarar) davasının ilk derece mahkemesince ispatlanamaması nedeniyle reddedilmesine yönelik istinaf başvurusu, bölge adliye mahkemesince değerlendirilmiş ve davalı tarafın sigorta şirketi olması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğuna hükmedilerek, davacının munzam zarara uğradığını somut delillerle ispatlayamadığı ve ülkedeki genel ekonomik olumsuzlukların tek başına munzam zarar ispatı için yeterli olmadığı gerekçeleriyle ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığına kanaat getirilerek esastan reddedilmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ40. HUKUK DAİRESİTÜRK MİLLETİ ADINABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIDOSYA NO: ████████ KARAR NO : █████████ İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret MahkemesiTARİHİ: █████/2022NUMARASI : ████████ (E) - ████████ (K)DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat KARAR TARİHİ: █████/2026Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜDava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 122. maddesi uyarınca munzam zarar tazmini istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; TBK'nin 122. maddesine dayalı munzam (aşkın) zarar taleplerinde görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, ilk derece mahkemesi görevli olmadığı halde esasa girerek karar verdiğini, mahkemece davalı yanın kusurlu olup olmadığı hususu incelemeksizin karar verilmesinin adil yargılama hakkına aykırı olduğunu, munzam zararın faizi aşan bir talep olduğunu ve enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği hususunun mahkemece göz ardı edildiğini, ilk derece mahkemesinin kararına dayanak teşkil eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının Anayasa Mahkemesi tarafından verilen karar ile adeta ortadan kalktığını ve soyut ispat hususunun kabul edildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Öncelikle davalı sigorta şirketi olup uyuşmazlığı çözmeye Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olduğundan göreve ilişkin istinaf itirazı yerinde değildir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121. maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklindedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararında belirtildiği üzere munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir. Somut olayda; davacı vekili davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını, ülkedeki enflasyon ve alım gücünün düşmesi nedeniyle davacının munzam zararı olduğunu ileri sürmüş ise de zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle davacının munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilemediği gibi yukarıda belirtilen Yargıtay kararı uyarınca salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.█████/2026