Yargıtay, hakaret suçunda siyasetçilere yönelik kaba ve ağır eleştirinin, ifade özgürlüğü kapsamında onur ve şerefi zedeleyici hakaret oluşturmadığına hükmetti.
Özet: Sanığın bir milletvekiline yönelik sözlerinin, onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmayıp, siyasetçilere tanınan daha geniş eleştiri sınırları dahilinde kaba ve nezaket dışı bir üslup içeren ağır eleştiri niteliğinde olduğu, bu kapsamda hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı ve ifade özgürlüğü prensipleri doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünü onayan istinaf başvurusunun esastan reddi kararının hukuka aykırı olduğu ve beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SAYISI : 2022457 E. █████████ K.SUÇ : HakaretHÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddiTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: BozmaYapılan ön inceleme neticesinde; suç vasfına yönelik temyiz nedeniyle sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇSanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİ Cumhuriyet savcısının temyiz istemi özetle; sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesinde düzenlenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğuna yöneliktir.III. GEREKÇEVicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın paylaşımının, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu ve siyasi, ağır eleştiri mahiyetinde bulunduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmesi,2-Kabul ve uygulamaya göre de ;a-Sanığın, suç tarihinde milletvekili olan katılana karşı görevinden dolayı hakaret etmesi şeklindeki eyleminin, 5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğunun düşünülmemesi,b-Sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğunun kabulü halinde ise; 24.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle değişik 5237 sayılı Kanun'un 75. maddesinin 6-a bendinin (2) numaralı alt bendine göre hakaret (üçüncü fıkrasının (a) bendi hariç, madde 125 ) suçunun ön ödeme kapsamına alındığı anlaşılmış olmakla, hakaret suçu yönünden 5237 sayılı Kanun'un 2 ve 7. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiştir.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5271 sayılı Kanun'un 307/5. maddesi uyarınca sanık hakkında cezayı aleyhe değiştirme yasağının dikkate alınmasına,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,06.04.2026 tarihinde karar verildi.