Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, hisse devri ve yeni kredi sözleşmesi sonrası kefilin borçlu olmadığına dair menfi tespit davası istinafını inceledi.
Özet: Davacı, şirketteki ortaklığını ve temsil görevini devretmesinin ardından davalı bankaya kefaletinin ve ipoteğinin sonlandırılmasını bildirmesine rağmen, bankanın bu talebi reddederek şirketin yeni yönetimiyle imzalanan kredi sözleşmesinde kefil olmamasına karşın hakkında icra takipleri başlatması üzerine, bankaya borçlu olmadığının tespiti, ipoteğin kaldırılması ve kötü niyet tazminatı talep ederken; davalı banka ise davacının kefaletinin tüm mevcut ve gelecekteki borçları kapsadığını ve ibra veya yenilemeye ilişkin yazılı bir belge bulunmadığını savunarak borcun devam ettiğini belirtmiştir.

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi █████████ Esas ████████ Karar
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ21.HUKUK DAİRESİESAS NO : █████████ KARAR NO : ████████TÜRK MİLLETİ ADINAKARAR İNCELENEN DOSYANINMAHKEMESİ : ANKARA 8.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : █████/2023NUMARASI : ███████ Esas ████████ KararDAVA : Menfi TespitDAVA TARİHİ : █████/2022KARAR TARİHİ : █████/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH : █████/2026 Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ortağı olduğu sırada davalı şirket ile davalı banka arasında imzalanan █████/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinde müvekkilinin şahsi kefaletinin bulunduğunu, davalı bankanın ayrıca müvekkili ve dava dışı şirket yönetim kurulu üyeleri tarafından davalı şirket lehine düzenlenmiş bir adet teminat senedi istediğini, müvekkiline ait taşınmaz üzerinde ayrıca ipotek tesis edildiğini, taraflar arasında █████/2017 tarihinde cari hesap kredi sözleşmesine bağlı olarak gayri nakdi kredi sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin davalı şirketteki paylarını █████/2018 tarihinde dava dışı 3. kişiye devrettiğini ve temsil görevinin sona erdiğini, müvekkilinin hisseleri devretmesinden sonra davalı bankaya devir nedeniyle kefalet ve ipoteğin geri çekildiğini ihtarla bildirdiğini, davalı banka vazgeçme beyanının kabul edilmediğini ihtarname ile ifade etmiş ise de, bu ihtarnameden sonra davalı şirketin yeni pay sahibi ile █████/2018 tarihli yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin ise bu sözleşmede kefaletinin bulunmadığını, davalı şirketin yönetim kurulu kararıyla işlettiği hastaneyi ruhsatındaki tüm haklarla ve hastanenin kurulu olduğu taşınmazla birlikte yeni kurulan başka bir şirkete devrettiğini, davalı bankanın ise bu gelişmelere sessiz kaldığını, kredi hesabını kat ettiğini, davalının özensizliği nedeniyle kredi borcunun asıl borçlu davalı şirketten tahsil edilemediğini, hesap kat ihtarnamesinin, yeni adres davalı banka tarafından bilindiği halde eski adrese gönderildiğini, davalı bankanın müvekkilinin son 10 yıl içinde üçüncü kişilere devrettiği taşınmazların satışlarının iptali maksadıyla dava açtığını, icra takipleri ve açılan tasarrufun iptali davası nedeniyle müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti davası açılmasının zaruri olduğunu, müvekkilinin kefaletinin bulunduğu sözleşmelerden doğan kredi borcunun sona erdirildiğini, yeni sözleşmeyle tekrar kredi kullandırıldığını, davalının yeni gks'de müvekkili kefil olmadığından kredi sözleşmesine dayanarak müvekkili hakkında takip yapamayacağını, müvekkilini asıl borcun teminatı olarak alacaklıya teminat senedi, şahsi kefalet ve taşınmaz rehni vermek suretiyle sağladığı fer'i hakların asıl cari hesap kredi sözleşmesinin sona erdiği tarihe kadar devam ettiğini, bu tarihte borçlu şirketle banka arasında yeni kredi sözleşmesi imzalanmasıyla kendiliğinden sona erdiğini, davalı bankanın alacağını dayandırdığı kefalet sözleşmesinin şekil kurallarına aykırı ve geçersiz olduğunu, kefilin nakdi kredi dışındaki kredi türlerinden sorumlu olmadığını, müvekkilinin kefalet ve rehninin █████/2015 tarihli kredi sözleşmesine münhasır olduğunu, daha sonra imzalanan sözleşmenin bu teminatlara dahil edilemeyeceğini, davalı şirketin işletmesinin devrinin kefil ve rehin veren üçüncü kişinin sorumluluğunu kaldıracağını, usulsüz hesap kat ihtarı halinde ipoteğin paraya çevrilmesinin istenemeyeceğini, davalı bankaya verilen senedin sonradan doldurulduğunu, senedin tanzimi sırasında taraflar arasında mevcut bir borç ilişkisi olmadığını, senedin kayıtsız şartsız bir borcun ödenmesi maksadıyla verilmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davaya konu icra takipleri ile dayanak senet, kefalet ve ipotek nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, yargılama sırasında cebri icra yoluyla ödenmek zorunda kalınması halinde ödenen bedelin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizleriyle birlikte istirdadına, alacağın güvencesi olarak davalı lehine verilen ipoteğin iptali ile terkinine, %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı banka vekili cevap dilekçesinde; davacının banka nezdindeki borcunun devam ettiğini, kredi alanın kullandığı ve kullanacağı nakdi ve gayri nakdi kredilerden kaynaklanan doğmuş ve doğacak tüm borçlar ile her ne surette olursa olsun asaleten ve kefaleten doğmuş ve doğacak tüm borçlara kefilin kredi alan ile beraber kefil olmasının bu sözleşmenin konusunu oluşturacağının kararlaştırıldığını, müvekkili tarafından davacıya ibra yahut yenilemeye ilişkin verilmiş bir yazılı belge olmadığını, yeni akdedilen genel kredi sözleşmesinde eski sözleşmelerin geçersiz olacağına, yenileneceğine, yahut sona erdirileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığını, kefaletin usulüne uygun alındığını, davalı ... ... Ltd. Şti.'nin tümüyle ticari unvanını yahut tüm malvarlığını devretmediğini, yalnızca ticari işletme bünyesinde işlettiği hastaneyi devrettiğini, firmanın banka nezdindeki sorumluluğunun da devam ettiğini, davacının kefalet sözleşmesi gereğince gayri nakdi kredilerden de sorumlu olduğunu, hesap kat ihtarının usulüne uygun şekilde düzenlenerek borçlulara tebliğ edilerek temerrüt koşulunun sağlandığını, dava konusu senedin tahsil edildiğinde kredi borcundan mahsup edilmek üzere kullandırılmış olan kredi borcunun ödenmesi amacıyla, bankaya ciro edilerek teslim edildiğini bildirerek davanın reddini istemiştir. Diğer davalıya dava dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş ise de, diğer davalı davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; kredi lehtarı asıl borçlu davalı ... ... A.Ş. ile kefiller davacı ve dava dışı ... ve ...'na hesap kat ihtarnamesi gönderildiği, ihtarnamenin kredi lehtarı asıl borçlu davalı şirkete █████/2019 tarihinde, dava dışı kefil ...'na █████/2019 tarihinde tebliğ edildiği, 1 günlük sürenin eklenmesiyle temerrüdün █████/2019 tarihinde oluştuğu, davacı ... ve dava dışı kefil ...'a ihtarnamelerin adresten ayrıldıklarından bahisle tebliğ edilemediği, bunlar yönünden temerrüdün takip tarihi itibariyle oluştuğu, dava konusu menfi tespit talebine konu icra takip dosyalarının, Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe ilişkin dosya, diğeri Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip dosyası olduğu, işbu davada takiplerden birinin kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip, diğerinin tahsilde tekerrür olmamak üzere ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip olup, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun █████/2023 tarihli kararına kadar tahsilde tekerrüre yer olmamak üzere her iki takibin de yapılmasıırı yasal olarak mümkün olduğu, Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 2021/2 Esas █████/2023 tarihli kararı ile "rehinle teminat altına alınmış ve ayrıca kambiyo senedine de bağlanmış alacağın tahsili amacıyla borç, borçlu aleyhine tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile aynı anda ve sıra gözetilmeksizin hem rehnin paraya çevrilmesi yolu ile, hem de kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz." denildiği, anılan kararın mahkemeleri bağlayıcı nitelikte olup, karar tarihinden itibaren mevcut tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği, bu durumda dava her iki icra takibinden dolayı menfi tespit davası olup, aynı kredi sözleşmesi ve aynı alacağa ilişkin aynı tarihli biri kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla, diğeri ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipler olduğu, birinin █████████, diğerinin █████████ esas sayılı oldukları, bu durumda takiplerden birinin yapılamayacağı, takip alacaklısına tercih hakkı verilecek bir durum yok ise de, takip alacaklısı davalı bankanın tercih hakkını da kullanmadığı, bu durumda takipler aynı gün olmakla önceki esaslı olan takibin sürdürülebileceği, diğer takip için (█████████ esas sayılı) Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı kapsamında takip yapılamayacağından ve derhal uygulanması gerektiğinden bu aşamada takibin devam ettirilemeyeceğinin anlaşıldığı, davacı tazminat isteğinde bulunmuş ise de davalı banka tarafından kötü niyetle takibe geçildiği hususunun kanıtlanamadığı, davacının yasal koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar vermek gerektiği, diğer dava konusu takip dosyasının Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ (yeni esas Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████, Ankara Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğünün ████████) esas sayılı takip dosyası olup, bu takibin ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin olduğu, davacı banka ile davalı asıl borçlu ... ... A.Ş. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davacının müteselsil kefil ve ipotekli taşınmaz maliki olup, ipoteğin asıl borçlu ... ... A.Ş.'nin asaleten borçlarının teminatını oluşturduğu, davacı kefilin kefalet borçlarının teminatını oluşturmadığı, kat ihtarının ipotekli taşınmaz malikinin bankaya bildirdiği, tapuda bildirilen adrese tebliğe çıkarıldığı, bu adrese çıkartılan tebligatın adresten ayrıldığından bahisle iade edildiği, dosya kapsamı itibariyle tapuya bildirilen başkaca bir adres de olmadığı, davacının kefili olduğu genel kredi sözleşmesinde belirtilen adresin, ipotek resmi senedindeki adresinin, kat ihtarının tebliğe çıkarıldığı adres olup, davacının belirttiği █████/2018 tarihli ihtarnamenin adres değişikliğini bildirir nitelikte olmadığı, İİK'nun 148/a ve 150/ı maddesi uyarınca ipotek akit tablosundaki adresin değiştirilmesinin tapu sicil müdürlüğüne bildirilmesi halinde sonuç doğuracağı, adresin bildirilmemesi halinde tebligatların eski adrese ulaştığı tarihin tebellüğ tarihi sayılması gerektiği, çıkartılan tebligatın tebliğ edilmiş sayılacağı, bu şekliyle ipotekli takibe geçmek için takip koşulunun oluştuğu, davacının taraflar arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesindeki kefaletine ilişkin sorumluluğunun sona erdiğine ilişkin bildirimin davalı bankaya █████/2018 tarihli ihtarname ile yapıldığı, davacının hisselerini devrettikten sonra imzalanan █████/2018 tarihli genel kredi sözleşmesi ile tekrar kredi kullandırıldığı, davacının imzaladığı sözleşmeye istinaden tahsis edilen ve kullandırılan kredilerin █████/2018 tarihli sözleşmeden sonraki bir tarihte yenilenmediği, geçmiş tarihte kullandırılan BCH kredisinin teminat mektubu ve çek karnesi hesaplarının mevcut üzerinden kullanılmaya devam ettiğinin anlaşıldığı, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin takip dosyasından menfi tespit dava konusuna ilişkin yapılan inceleme sonunda taşınmaz üzerindeki ipoteğin limit ipoteği (500.000,00 TL ile sınırlı) olduğu, kredi sözleşmesi ve kullandırılan krediler kapsamında işbu takibe konu takip tarihi itibariyle borcun ipotek limitinin üzerinde bulunduğu, takip değeri ve ipotek limiti de nazara alındığında borcun bulunduğu kanaatine varıldığı, bu takip dosyasından dolayı açılan menfi tespit davasının reddi gerektiği, İİK'nun 72/2-3 kapsamında verilmiş ve uygulanmış ihtiyati tedbir kararı bulunmadığından ve diğer davalı şirket takip alacaklısı olmadığından, davalı tarafın yasal koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı takip dosyasından dolayı açmış olduğu menfi tespit davasının kabulüne, davacının davalılara bu takip dosyasından dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının tazminat talebinin reddine, davacının Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ (yeni esas Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████, Ankara Gayrimenkul Satış İcra Müdürlüğünün ████████) sayılı takip dosyasından dolayı açmış olduğu menfi tespit davasının reddine, davalı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının █████/2018 tarih k2 00722514 sayılı genel kredi sözleşmesine kefaleti ve bu gks'ye bağlı senette imzası bulunmadığını, davacının, alacaklı ve borçlu arasında █████/2015 tarihinde imzalanan k2 00305112 sayılı genel kredi sözleşmesini ile bu sözleşmeye ekli olan kefalet sözleşmesi ve teminat senedini imzaladığını, █████/2018 tarih ve k2 00722514 sayılı gks ve eklerinde imzası bulunmadığını, yeni gks, şirketin yeni ortakları tarafından imzalandığını, yeni teminatların verildiğini, rehinin paraya çevrilmesi yoluyla takipte ödeme istemi yerine geçen hesap kat ihtarının usulsüzlüğünün mahkemece kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, gerekçeli karara dayanak olarak alınan bilirkişi raporlarında, davalı banka tarafından gönderilen 29.04.2019 tarihli ... sayılı hesap kat ihtarının davacı ...'ye tebliğ edilemeyerek iade edilmesi nedeniyle TMK'nun 887. maddesine göre hakkında ipotek takibi yapılıp yapılamayacağının takdiri mahkemeye bırakıldığını, gerekçeli kararda da "kredi lehtarı asıl borçlu davalı ... ... A.Ş. ile kefiller davacı ile dava dışı ... ve ...'nun adreslerine Beyoğlu 48. Noterliğinden keşide edilen █████/2019 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamenin ... ve dava dışı kefil ...'a adresten ayrıldıklarından bahisle tebliğ edilemediği, bunlar yönünden temerrüdün takip tarihi itibariyle oluştuğu anlaşılmıştır" denilerek hesap kat ihtarının usulüne uygun yapılmadığı görüşünün benimsendiğini, bununla birlikte kararın devamında, "İİK'nın 148/a ve 150/ı maddesi uyarınca ipotek akit tablosundaki adresin değiştirilmesinin tapu sicil müdürlüğüne bildirilmesi halinde sonuç doğuracağı, yani adresin bildirilmemesi halinde tebligatların eski adrese ulaştığı tarihin tebellüğ tarihi sayılması gerektiği, yargıtay kapatılan 19. Hukuk Dairesinin uygulamalarının bu yolda olduğu" ifade edilerek çelişkiye düşüldüğünü, davacının tapuya bildirilen adresiyle ihtarnamenin tebliğe çıkartıldığı adresin aynı olmadığına dikkat etmediğini, müvekkili davacının mernis adresindeki değişikliği 11.12.2018 tarihli noter ihtarıyla bankaya bildirmesine, bankanın bildirilen adrese cevabi ihtar göndermesine, bu ihtarın davacıya tebliğ edilmesine gerekli önemi vermediğini, davalı bankanın, 29.04.2019 tarihli, 60506 yevmiye sayılı hesap kat ihtarnamesini, tebligat kanunun 10. ve kefalet sözleşmesinin 3.12'nci maddesine aykırı şekilde eski adrese göndermesi hiç değilse hakkın kötüye kullanılması olduğunu, kefalet sözleşmesinin 3.12'nci maddesinde adres değişikliğinin tarafların birbirlerine yazılı şekilde bildirmeleri yeterli görüldüğünü, davalı bankanın bildirimden 4 ay sonra düzenlediği hesap kat ihtarını, artık müvekkiline ait olmayan üstelik hatalı yazılmış bir adrese göndermesinin, savunma haklarının kısıtlanması olduğunu, geçersiz tebligat nedeniyle İİK'nun 50/ı maddesindeki muacceliyet ve 4721 sayılı TMK'nun 887'nci maddesindeki ödeme istemi koşullarının gerçekleşmediğinin kabulü gerektiğini, mahkemenin kısmi kabul ve kısmi red kararını sadece 2021/2 esas, █████/2023 tarihli içtihadı bileştirme kararına dayandırması ve İBK tarihi davadan yeni olduğundan yargılama giderlerine hükmetmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının her iki takibi de aynı gün başlatmasının yasaya aykırı olup, sonradan açılan kambiyo senetlerine özgü takibin iptalini gerektirdiğini, yargılama sırasında da atıf yapıldığını, ancak mahkemenin, açıkça kanuna aykırı bir takibi, atıf yaptığı ve davanın açılmasından sonra yayınlandığını belirttiği İBK uyarınca iptal ettiğini belirterek, bu iddialarını tartışmadığını, üstelik davalı aleyhine yargılama giderine hükmetmediğini, kambiyo takibinin iptal gerekçesinin yazılı nedenlerle düzeltilerek davalı aleyhinde yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini, mahkemenin, takipte iki farklı gks'ya ait sayfalar kullanılması üzerinde durmadığını, davalı bankanın 21.12.2018 tarihinde yenilediği borcu hem yeni sözleşmeye hem de eski sözleşmeye dayanarak takibe koyduğunu, oysa yenileme sözleşmesinde alacaklının böyle bir hakkı bulunmadığını, bankaların kefilin imzası olsun olmasın tüm gks'leri birleştirip tek bir alacak olarak kefalet limiti talebinde bulunmasının hukuken geçersiz olduğunu, dosya bilirkişilerince de varlığı tespit edilen bu yeni kredi sözleşmesiyle, █████/2018 tarihinden önce kullandırılan bch kredisi, teminat mektubu ve çek karnesi hesaplarına ait borçların yenilendiğini, ancak bilirkişiler, k2 00722514 numaralı kredi sözleşmesine konu kredinin, davacı ...'nün borçlu şirkete halen ortak olduğu dönemde kullanılan krediler olduğunu belirterek bir yenileme sözleşmesinden söz edilemeyeceğini ifade ettiğini, ancak yeni sözleşmenin imzası sırasında, eski kredi sözleşmesi döneminden kalan borcun, fiilen kapatılmasının zorunlu olmadığını, aksine yenilemeden bahsedilebilmesi için aranan ilk şart geçerli eski bir borcun varlığı olup, yenileme sözleşmesiyle tarafların, eski borcun türünü, sebebini, taraflarını şartlarını ve ödeme planını yeniden belirleyebileceğini, yenileme sözleşmesine bağlanan yeni borç, eski borcun değiştirilmiş bir şekli veya devamı değil, eski borçtan bağımsız yeni bir borç olduğunu, yeni borcun kefaletle teminat altına alınması isteniyorsa yeni bir kefalet sözleşmesi yapılması gerektiğini, yenileme ile eski borç ve alacağa bağlı faiz, ceza koşulu, rehin gibi yan (fer'i) hakların da sona ereceğini, gerçekten de eski borç sona erince ona bağlı olan def'i hakları ile yan hakların da sona ermesinin doğal bir sonuç olup, kredi borçlusunun kredi sözleşmesinden doğan para ödeme borcunu tasfiye etmek amacıyla tarafların yeni bir kredi sözleşmesi ilişkisi kurmalarına yeniden finansman işlemi, yeniden finansman amacıyla borçlu ile alacaklı (kredi veren) arasında kurulan sözleşme, yeniden finansman sözleşmesi olarak ifade edildiğini, hukukumuzda yeniden finansman sözleşmelerinin, hukuki niteliği, yenileme (tecdid) olarak değerlendiriliğini, kefilin, sadece kefaleten imzaladığı sözleşmeye ait kredilerden sorumlu olduğunu, daha sonra imzalanan yeni kredi sözleşmesine dayalı olarak kullanılan yeni kredilerde sonraki kredi sözleşmesinde imzası bulunmayan kefilin sorumlu tutulamayacağını, mahkemenin takibe konu bononun teminat ve bedelsizlik vasıflarını tartışmadığını, düzenlenen kambiyo senedinin, mevcut bir borç ilişkisinden doğan alacağın ifası yerine değil ifası uğruna düzenlenmesi gerektiği karinesi ortaya çıktığını, zaten davalı bankanın da bu karineye dayandığını, senedin teminat senedi olarak değil, mevcut kredi borcunun ifası uğruna alındığını ifade ettiğini, davalı banka tarafından müvekkili aleyhinde başlatılan takiplerde asıl borçlu ile alacaklı banka arasındaki temel kredi ilişkisine dayanılmadığını, hatta asıl borçlu şirket aleyhinde kredi borç ilişkisi nedeniyle takip de başlatılmadığını, davalı borçlu şirkete ait kredi borcundan kişisel sorumluluğu bulunmayan müvekkilinin teminat olarak keşide ettiği senedin, sonradan muaccel hale gelen kredi borcu nedeniyle geçerli hale geleceği kuralın somut olayda uygulanamayacağını, bilindiği gibi teminat senedi bir edimin garanti altına alınması amacıyla düzenlenirken, kambiyo senetleri taraflar arasındaki sözleşmeden bağımsız, kayıtsız, şartsız bir borç ikrarı içerdiğini, TTK'nda açıkça düzenlendiği gibi teminat senetleri üzerindeki ciroların alacağın temliki hükümlerine tabi olduğunu, müvekkili davacı ve dava dışı diğer şirket yöneticileri tarafından asıl borçlu şirket lehine keşide edilen takip konusu senedin, alacağın temliki hükümlerine göre davalı bankaya geçtiğini, buna göre cebri icrası durumunda kambiyo senetleri için kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe konulamayacağını, ancak genel haciz yoluyla takibe konu edilebileceğini, dava konusu takipte senedin, bono görünümü kazandırılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takibe konulduğunun görüldüğünü, takibe dayanak bononun, teminat senedi olarak düzenlendiğini ve banka tarafından sonradan doldurulduğu bilirkişi incelemesiyle tespit edildiğine göre senedin, kambiyo takibine konu edilemeyeceğini, teminat senedinin, ait olduğu sözleşmeye konu borcun muaccel olduğu tarihte muaccel hale geleceği prensibi, müvekkilinin borçtan kişisel olarak sorumlu olmaması ve borca müvekkili yönünden muacceliyet kazandırılamaması karşısında somut olaya uygun bulunmadığını, teminat senedinin, asıl borcun muaccel hale gelmesiyle kambiyo senedine dönüşmediğini, bedelsizlikten bedelli hale dönüştüğünü, müvekkili ile senet hamili olan banka arasında temel borç ilişkisi bulunmadığını, yani aralarındaki teminat senedinin, ona bedel kazandırabilecek asıl borç ilişkisinden yoksun bulunduğunu, bu sorumluluğun kambiyo taahhüdüyle kurulması mümkün ise de bilirkişinin, dayanak senedin teminat amacıyla düzenlendiğini tespit etmesi karşısında artık bir kambiyo ilişkisinden de söz edilemeyeceğini, davalı bankanın müvekkilinin kefalet sorumluluğuna başvurmamış olması karşısında, teminat fonksiyonu sona erdiğini, bir senedin bono görünümü kazandırılarak tedavüle sürülmesinin mümkün olmadığını, diğer yandan, ileride doğacak bir alacağın garantisi olarak teminaten düzenlenen bir senedin vadesinin alacaklı tarafından doldurulmasının da mümkün olmadığını, taraflar arasında senedin açık bırakılan kısımlarının ileride alacaklı tarafından doldurulması konusunda bir anlaşmanın olmadığı hallerde açık senetten değil eksik senetten söz edileceğini, mahkemenin, müvekkili aleyhindeki takipte, hesap kat ihtarında yer almayan borçlardan sorumlu tutulmasını tartışmadığını, açtıkları menfi tespit davasında, müvekkilinin kefil ve ipotek borçlusu sıfatıyla davalı bankaya hangi nedenlerle ne kadar borçlu olduğunun kesin olarak tespit edilmesinde hukuki yararı bulunduğunu, davalı bankanın kefalet sözleşmesine dayalı olarak başlattığı bir takip bulunmaması bir yana, müvekkilinin imzaladığı kefalet sözleşmesinde teminat mektupları, çek karneleri ve sözleşme dışı diğer borçlarla ilgili bir taahhüdünün bulunmamasının göz ardı edildiğini, mahkemenin borçlu şirkete ait işletmenin el değiştirmesi üzerinde durmadığını, maddeye göre, işletme devri yapıldıktan sonra, bu devir işleminin alacaklılara ihbar veya ilan edilmesiyle, işletme borçları kanun gereği (kendiliğinden) devralana geçeceğini, bu durum başlı başına borçlunun şahsında değişiklik hali olup, TBK'nın 198/2. maddesi gereğince müvekkilinin sorumluluğunu kaldırdığını, asıl borçlunun, krediyi kullanmakta olan işletmeyi devralan kişi olduğunu, borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan müvekkilinin ipotek veya teminat senedi borçlusu sıfatıyla sorumlu tutulduğu kredinin asıl borçlusunun değiştiğini, bu durumun 15.01.2019 tarihinde ticaret sicil gazetesinde ilan edildiğini, TBK'nun 198/ıı. maddeye göre, tanıdığı ve ödeme gücüne güvendiği bir kimse için teminat borcu altına giren kefilin, borcun nakli sonucu borçlunun değişmesi halinde, bu duruma yazılı olarak rıza göstermesi şartıyla borçtan sorumlu olmaya devam edeceğini, açık bir muvafakatin bulunmadığı hallerde kefilin borçtan sorumlu olmayacağını, alacağa uygulanacak faiz oranının hatalı olduğunu, müvekkilinin ne ipotek borçlusu sıfatıyla ne de kefil sıfatıyla temerrüde düşürüldüğünü, öyle olmasaydı bile kefalet sözleşmesi ile güvence altına alınan asıl borç, kefalet borcundan ayrı ve bağımsız bir borç olup, asıl borcu doğuran sözleşmede kararlaştırılan temerrüt faiz oranının, ayrıca kabul edilmediği sürece (kefalet sözleşmesinde ayrıca kararlaştırılmadıkça) kefilin kendi temerrüdü hâlinde uygulanmasının söz konusu olmadığını, çünkü 15.05.2015 tarihli kefalet sözleşmesinde, gks'nin 9.02 maddesi hükmüne yer verilmediğini, TTK'nın 7/f.ı maddesi uyarınca kefilin, temerrüt faizinden sorumlu tutulabilmesi için, kefile taahhüt veya ödemenin yapılmadığının veya yerine getirilmediğinin ihbar edilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı ... ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında taraflar arasında imza edilen genel kredi sözleşmesine istinaden verilen kefaletnamenin geçerli olduğunu, diğer davalı bankanın davacıdan alacaklı olduğu tespit edilmesine rağmen mahkeme tarafından takip hukukuna ilişkin gerekçelerle davacıların borçlu olmadığının tespiti yönünde hüküm tesis edilmesinin son derece hukuka aykırı bulunduğunu, geçerli bir kefaletname mevcut olmasına rağmen mahkemece kambiyo senedine yönelik olan takip açısından davacının borçlu olmadığına kanaat getirilmesiısı hukuka uygun olmadığını, davacı taraf bankaya iddia edilen borcun tamamından sorumlu olduğunu, davacının davalı banka nezdindeki borçları ve borca ilişkin sorumluluğu devam ederken mükerrer takip sebebiyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı bulunduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; alınan tüm bilirkişi raporlarında taraflar arasında imza edilen genel kredi sözleşmesine istinaden verilen kefaletnamenin geçerli olduğunu, müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğu tespit edilmesine rağmen mahkeme tarafından takip hukukuna ilişkin gerekçelerle davacıların borçlu olmadığının tespiti yönünde hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu, üstelik bu durum uygulama açısından da karışıklığa mahal vereceğini, davacının müvekkili banka nezdindeki borcu devam ettiğini, senet teminat senedi olmayıp, tahsil edildiğinde kredi borcundan mahsup edilmek üzere / kullandırışmış olan kredi borcunun ödenmesi amacıyla müvekkiline ciro edilerek teslim edildiğini, takip konusu senet TTK’nun 776. maddesinde öngörülen kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedeli ödeme vaadini içeren kambiyo senedi olduğunu, davacı tarafından söz konusu senedin teminat senedi olarak verildiğine ilişkin yazılı bir delil sunulamamakta olup senet metninde de söz konusu senedin teminat amacı ile verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığını, kaldı ki davacının bu iddiaları Ankara 15. İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde ████████ Esas sayılı dosyası üzerinden incelenerek kesin hükme bağlandığını, davacının müvekkili banka nezdindeki borçları ve borca ilişkin sorumluluğu devam ederken takip hukukuna ilişkin mükerrer takip gerekçeleri ile davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, icra takiplerinde usule ilişkin düzenlemeler gerekçe gösterilerek davacı/borçlunun borçlu olmadığının tespitinin doğru olmadığını, mahkemenin yapacağı inceleme sadece borcun doğumunu gerçekleştiren bir hukuki ilişkinin olup olmadığını, hukuki ilişkiden kaynaklanan borcun daha sonra ortadan kalkıp kalkmadığını tespit etmekten ibaret olduğunu, kısaca para alacağının hiç doğmamış olması ya da sonradan sona erdiği iddiasının bulunması ve bu iddianın değerlendirilmesi gerektiğini, davacının hata, hile, ikrah, ayırt etme gücünden yoksunluk, belge sahteliği ya da ödeme, takas gibi iddiaları olmadığını, takip usulune dair gerekçeyle verilen kararın hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, eldeki davada önemli olan hususun hangi takip yolunun kullanıldığı değil borçlunun borçlu olup olmadığının tespitine yönelik olduğunu, takip hukukunda asıl olan alacaklının alacağına kavuşması olduğunu, bunun için cebri icra yoluna başvurulması halinde, elbette ki borçlunun da haklarının yasanın imkan tanıdığı ölçüde korunması gerektiğini, yüksek mahkemelerin değinilen içtihatları uygulamaya yön verdiğini, alacağın tahsilini geciktirecek, belki de imkansız kılacak kötü niyetli çabalara olabildiğince engel olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takipleri ile dayanak kefalet, bono ve ipotek nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nun 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Davacı yan davalı banka ile davalı şirket arasında imzalanan █████/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden doğmuş ve doğacak borçların teminatını teşkil etmek üzere kefil olduğunu, taşınmazı üzerinde ipotek tesis edildiğini, davalı bankanın talebi üzerine davalı şirket lehine tanzim ettikleri teminat senedinin davalı bankaya verildiğini, davalı şirket ortaklığından ayrıldığını, davalı bankaya kefalet ve ipoteğin geri çekildiğini bildirdiğini, davalı bankanın cevabi ihtarname ile vazgeçme beyanının kabul edilmediğini bildirmesine rağmen yeni ortağın kefaleti alınmak suretiyle yeni bir genel kredi sözleşmesi imzalandığını, kendisinin bu sözleşmede kefaletinin bulunmadığını, kredi borcunun sona erdiğini, davalı bankanın ise ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ve kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlattığını, bu icra takipleriyle dayanak senet, kefalet, ipotek nedeniyle davalıya borcunun bulunmadığını iddia etmiş, davalı yan ise davalı şirket imzalanan yeni genel kredi sözleşmesinin önceki sözleşmeyi sona erdirmediğini, borcun yenilenmediğini, davacının kefaletinin geçerli olduğunu, ipoteğin borcun teminatı niteliğinin bulunduğunu, kambiyo senedinin tahsil edildiğinde kredi borcundan mahsup edilmek üzere kredi borcunun ödenmesi amacıyla ciro yoluyla bankaya teslim edildiğini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece yapılan ön inceleme duruşmasında davacı vekili açıkça takibe dayanak bono nedeniyle davalı ... ... A.Ş.'ye borçlu olmadığını ifade etmiş, mahkemece taraf vekillerinin beyanları alındıktan sonra uyuşmazlık tespiti iki ayrı icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu şeklinde yapılmıştır. Gerekçeli kararda ise davanın Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı takip dosyasında takibe konu senetten ve aynı icra müdürlüğünün █████████ sayılı takip dosyasından dolayı davalı tarafa borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu şeklinde nitelendirme yapılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda kurulan hükümde davanın kısmen kabulüne, (ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe ilişkin) Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı takip nedeniyle açılan menfi tespit davasının reddine, (kambiyo senetlerine özgü takibe ilişkin) Ankara 20. İcra Müdürlüğünün █████████ sayılı takip dosyasına ilişkin açılan menfi tespit davasının kabulüne karar verilmiş, bu kabul çerçevesinde de karar gerekçesi yazılmıştır. Dava dilekçesindeki açık anlatımda, davacının 2 adet takip ve dayanak kefalet, bono, ipotek nedeniyle davalı yana borçlu olmadığının tespiti talep edilmiştir. Mahkemece ise, ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık iki ayrı icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu tespitine yer verildiği halde gerekçeli kararda yapılan dava nitelendirmesinde davanın kambiyo senetlerine özgü icra takip dosyasında takibe konu senetten ve ipotekli takip dosyasından dolayı davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemi şeklindedir. Mahkemece davanın ön inceleme duruşmasındaki uyuşmazlık nitelendirmesi gibi mi yoksa kararda belirtilen dava nitelendirilmesi gibi mi görüldüğü anlaşılamamıştır. Bir başka anlatımla, dava ön inceleme duruşmasındaki uyuşmazlık gibi nitelendirilerek görülmüş ise, gerekçeli karardaki dava nitelendirmesi dosya kapsamına uygun olmayacak, şayet dava gerekçeli karardaki dava gibi nitelendirilerek görülmüş ise bu kez davanın takibe konu bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemini de içerdiği kabul edildiği halde buna ilişkin bir gerekçe ve hükmün kurulmadığı anlaşılacaktır. Davanın ön inceleme duruşmasındaki gibi nitelendirilmesi ve bu kapsamda uyuşmazlığın çözülmesi halinde icra takibi nedeniyle menfi tespit talebinde davalı ......A.Ş.'ye husumet yöneltilip yöneltilemeyeceğinin de değerlendirilmesi gerekecektir. Hal böyle olunca, mahkemece yapılması gereken iş, uyuşmazlığın ön inceleme duruşmasındaki uyuşmazlık tespiti kapsamında mı yoksa gerekçeli karardaki dava nitelendirmesi gözetilerek mi taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümlendiğine ilişkin tereddüt ortadan kaldırılarak davanın ve uyuşmazlığın nitelendirilmesi dava dilekçesi de gözetilmek suretiyle yapılarak, davanın sadece 2 adet icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğuna karar verilmesi halinde bu kez davalı ... ... A.Ş'ye husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği üzerinde de durularak sonucuna uygun bir karar verilmesinden ibarettir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında kamu düzenine aykırılık yönünden isabet görülmediğinden taraf vekillerinin istinaf başvurularının kamu düzenine aykırılık gözetilerek kabulüne, ilk derece mahkemesi kararınınkamu düzenine aykırılık gözetilerek kaldırılmasına, taraf vekillerinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının kamu düzenine aykırılık gözetilerek 6100 Sayılı HMK'nın 353/(1)-a.6, 355. maddeleri gereğince KABULÜNE, 2-Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2023 tarih ve ███████ Esas ████████ Karar sayılı kararının kamu düzenine aykırılık gözetilerek KALDIRILMASINA, taraf vekillerinin sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın karar veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Davalı ... ... A.Ş. tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde anılan davalıya iadesine, 6-Davalı banka tarafından yatırılan 179,90 TL istinaf karar harcının talep halinde anılan davalıya iadesine, 7-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 8-İstinaf aşamasında duruşma yapılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/(1)-a.6 ve 362/(1)-g. maddeleri uyarıca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi - Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.