İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinden, ticari satıştan kaynaklanan alacak davasında ilk derece mahkemesinin davanın reddi kararına karşı yapılan istinaf başvurularını ve faturanın hukuki niteliği ile TTK 21. maddesi kapsamındaki değerlendirmesini içeren karar.
Özet: Bu istinaf kararı, davacının davalıdan ticari satıştan kaynaklanan kağıt emtia ürün bedeli alacağına ilişkin olarak başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali ve alacak talebinin reddedilmesi üzerine temyiz incelemesini konu almaktadır; ilk derece mahkemesi, davacının ibraz ettiği faturanın geçerliliği için taraflar arasında akdi bir ilişkinin varlığının zorunlu olduğunu, faturanın sözleşme ifasının bir belgesi olduğunu, ancak mevcut uyuşmazlıkta böyle bir ilişkinin kanıtlanamadığını göz önünde bulundurarak davanın reddine karar vermiştir, davacı ise fatura bedelinin ödenmediğini iddia ederken, davalı faturanın içeriğini onaylamadığını ve borcu olmadığını savunmuştur.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:█████████ KARAR NO:█████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:█████/2022NUMARASI:████████ Esas ████████ Karar DAVANIN KONUSU:Alacak (Ticari satımdan kaynaklanan)Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, taraflarca ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı taraftan kağıt emtia ürününden alacaklığı olduğunu davalının fatura bedelini ödemediğini, alacağının tahsili amacıyla davalı tarafa karşı Bakırköy 15. İcra Dairesinin ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı taraf 26.05.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile itirazın iptali olarak açtığı davayı alacak davası olarak ıslah etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; takip konusu alacağa temel gösterilen faturanın içeriğinin davalı tarafından onaylanmadığını, davacı tarafından afaki bir alacak yaratmak amacıyla düzenlendiğini, söz konusu faturanın tebliğ edildiğine dair herhangi bir mazbatanın dosyaya sunulmadığını, davacı tarafa herhangi bir borç bakiyesinin olmadığını bu nedenlerle, davanın reddine, davacı tarafın aleyhine takip miktarı alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, davacının, taraflar arasında ticari ilişkiden kaynaklı faturanın tahsiline yönelik başlatılan Bakırköy 15. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.Davalı icra dosyasına yapmış olduğu itirazında müvekkillinin alacaklı olarak gözüken tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, alacak iddiasının en geniş şekli ile ispata muhtaç olduğunu, bu sebeple iş bu takibe, borcun tamamına, faize, faiz oranına, yetkiye ve borcun tüm ferilerine itiraz ettiklerini beyan etmiştir.Bakırköy 15. İcra Dairesi’nün ... sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı şirketin davalı aleyhinde dayanak 111.522,15 TL asıl alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %19,50 ticari faizi ile birlikte tahsili için cari hesaba dayalı olarak ilamsız icra takibine geçildiği, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresinde, borca itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği, İcra Müdürlüğü'nce takibin durdurulmasına karar verildiği, davanın yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemeleri yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.6102 sayılı TTK'da fatura tanımlanmamıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır." Şeklindedir. Ticaret Kanunu’nda ve Vergi Usul Kanunu’nda fatura ile ilgili başkaca düzenlemeler de bulunmaktadır.Nitekim, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 232. maddesinde; fatura düzenlenmesinin hangi hallerde ve kimler için mecburi olduğu hususunda düzenleme yapılmıştır. Diğer taraftan, 6102 Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrasında; "Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir." Denilmekte; ikinci fıkrasında da; "Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin TTK’nun 21/2. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. Kısacası; TTK’nun 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması halinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş yada iş görmüş bir tacir olması gerekir. TTK’nun 21. maddesinin 2. fıkrası hükmü ile, fatura özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olarak kabul edilip; süresinde itiraz edilmemekle mündericatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Eş söyleyişle, faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK’nun 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin varlığı şarttır. TTK’nun 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edile bilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.( Bkz 27.06.2003 gün ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ███████-472 E.,████████ K sayılı kararı) Takip dosyası, Bilirkişi Raporu ve tüm dosya kapsamına nazaran; davacı tarafça davalıya ticari alım satımlarına dayalı düzenlenen fatura alacağının tahsili talebiyle takip yapıldığı, dava konusu edilen ve cari hesap alacağına dayanak faturaların ve faturaya dayalı alım satımın yapıldığı ve davalıya mal veya hizmetin teslim edildiğini ispat yükü davacı üzerinde olmakla, tarafların tacir olması ile yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere tarafların ticari defterlerinin delil olması ve davacının iddialarının ispatına yönelik hükme esas alınması için söz konusu faturaların, tarafların ticari defter ve kayıtlarında karşılıklı olarak bulunması gerektiği ve tek başına davacı tarafın defter ve kayıtlarına göre davanın ispat edilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının ticari ilişkinin varlığı ve dava konusu faturalara ilişkin mal alım satımı veya hizmetin davalıya verildiğine ilişkin ispat vasıtası getiremediği, delilleri arasında açıkça yemin delilinin de bulunmadığı... " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı şirketin 18.07.2019 tarihinde teslim aldığı faturaya 02.08.2019 tarihinde itiraz ettiğini, e-faturanın kesildiği tarihte muhatabın sistemine ulaştığını, 8 günlük itiraz süresinden sonra yapılan itirazın hukuken sonuç doğurmayacağını, müvekkili şirketin kağıt emtiayı dava dışı ... firmasına teslim ettiğini, bu firmanın da lojistik destek bedeli faturası keserek sevk yerini davalı ... olarak faturasında belirttiğini, müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğunu hem fatura ile hem de sevk irsaliyesi ile ispat ettiğini, ticari defter ve kayıtlarını sunmaktan imtina eden davalı şirketin, borçlu olduğunu kabul etmiş sayılacağını, cari hesap dökümü incelendiğinde; icra takibine konu █████/2019 tarihli 111.522,15 TL cari hesap alacağının ödenmediğinin açık olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; cevap dilekçesinde davacının kötü niyetli olarak ikame ettiği icra takibi nedeniyle, alacak miktarının %20' sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiklerini, bu hususta hüküm kurulmadığını, bu hususun gerekçeli karar içerisinde de incelenmediğini, itirazın iptal edilmesi reddedilen davacı/ alacaklının kural olarak söz konu takibi kötü niyetli bir şekilde ikame ettiğinin ortaya konmuş olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve kötü niyet tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.İNCELEME VE GEREKÇEDava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkin bir dava iken davacı taraf 26.05.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile itirazın iptali olarak açtığı davayı alacak davası olarak ıslah etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, taraf vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan Bakırköy 15.İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 111.522,15 TL asıl alacak yönünden icra takibi başlatıldığı, işlemiş faiz istemi bulunmadığı, takip dayanağı olarak cari hesabın gösterildiği, davalı tarafından borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.Davacı taraf, davalı ile aralarında ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda davalıya kağıt satıldığını, 18.07.2019 tarihli 111.522,15 TL bedelli fatura düzenlendiğini, ancak davalının fatura bedelini ödemediğini ileri sürmüş, davalı taraf ise, davacıya borçları bulunmadığını savunmuştur. HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK nun 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. HMK'nın 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Fatura ise tek başına alacağın varlığına delil olmaz. Bu nedenle fatura konusu alacağının bulunduğunu, fatura konusu malı teslim ettiğini ispat külfeti davacıya aittir.Mahkemece taraf ticari defterlerinin incelenmesi için dosyasın bilirkişiye tevdi edildiği, alınan kök ve ek raporlarda faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğu anlaşılmıştır.Faturaya konu malların teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK'nın 6 ve HMK'nın 190, 200. maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir.Davacı yasal delillerle teslim olgusunu ispat etmelidir .Davalı taraf faturayı tebliğ almış ve iade etmiştir. Bu durumda yukarıda da belirtildiği gibi davacı taraf fatura içeriklerini teslim ettiğini ispatla yükümlüdür. HMK'nın 222. maddesine göre ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulması, açılış ve kapanış onaylarının yaptırılması ve defter kayıtlarının birbirini doğrulaması gerekmektedir. Bu şartlara uygun biçimde tutulmuş defter kayıtlarının, sahiplerinin lehine delil olarak değerlendirilmesinin ise diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. HMK 222/3 maddesi "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir." hükmünü haizdir.HMK'nın 222. maddesi ticari defterlerin ibraz ve delil olmasını düzenlemiş olup, mahkemece, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi ile karar verilebilir. Ticari defterlerin karşılıklı olarak incelenip değerlendirilmesi esastır. HMK'nın 190. maddesi gereğince teslim vakıasının kanıtlanması yükümlülüğü davacıdadır. Dolayısıyla ispat yükü üzerinde olmayan davalının ticari defterlerini incelemeye sunmaması, davacının ispat yükünü yerine getirdiği anlamına gelmez. Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde münhasıran davalı tarafın ticari defterlerine dayanmadığından iddiasını başka delillerle kanıtlamalıdır. Bilirkişi tespitine göre, davacının ticari defterlerine göre davalıdan takip konusu asıl alacak kadar alacaklıdır. Ancak dava konusu faturalara ilişkin malların davalıya teslim edildiği usulüne uygun delillerle kanıtlanmamıştır.Davacı teslim olgusunu kanıtlayamaması halinde, alacağa hak kazanmayacaktır. Bir diğer deyişle, davalı taraf ticari defterlerini sunmamış, sadece davacı defterleri sunulmuş olup bilirkişi tarafından davacı defterleri üzerinde inceleme yapılmıştır. Davacı taraf, HMK'nın 222/son maddesi uyarınca delillerini davalının defterlerine hasretmemiş, defterler dışında da deliller bildirmiştir. Davacı delillerini hasretmediğinden davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınmış olması, davacı iddiasının ispatlanmış kabul edilmesi için yeterli olmayıp davalının ticari defterlerini ibraz etmemesi ispat yükünü ters çevirmeyecektir. Bu nedenle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. TTK'nın 21/2. Maddesine göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delille ispatı gerekir. Buna göre davacı vekilinin faturaya süresinden sonra faturaya itiraz edildiğine yönelik istinaf nedeni de sonuca etkili değildir. Dosya kapsamında davacının kestiği faturaya konu malları teslim ettiğine dair sevk irsaliyesi, teslim fişi veya teslime ilişkin yazılı bir belgeye rastlanmamıştır. Ticari defterlerin devamı niteliğinde olan BA-BS formlarının incelenmesinde davacı tarafın BS formu ile KDV hariç 94.510,00 TL bildirimde bulunduğu, davalının davacı ünvanına bildirimde bulunmadığı tespit edilmiştir. Yine davacının yemin deliline de dayanmadığı, faturanın tek başına alacağı ispat etmeye yeterli olmadığı, davacının fatura konusu malları davalıya teslim ettiğini yazılı delille ispatlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi yerinde olmuştur.Davacı vekili, kağıt emtiayı dava dışı ... firmasına teslim ettiğini, bu firmanın da lojistik destek bedeli faturası keserek sevk yerini davalı ...olarak faturasında belirttiğini ileri sürmüş ise de; dava dışı şirketin düzenlemiş olduğu faturada salt sevk yerinin ... olarak gösterilmesi davacının davalıya dava konusu fatura içeriği emtiayı teslim ettiğini ispata yeterli değildir. Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Davacı taraf 26.05.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile itirazın iptali olarak açtığı davayı alacak davası olarak ıslah etmiştir. Bu nedenle mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usule ve yasaya uygun olup taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, 4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 21.05.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.