2/b alanında bulunan parselin kadastro güncellemesi sırasında yanlış yapılan kullanıcı tespiti ve beyanlar hanesindeki şerhin iptali ile davacının fiili kullanımına dayalı hak sahipliğinin tescili talebi.
Özet: Bir şahıs, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi kapsamında orman sınırı dışına çıkarılan 1667,39 m²lik taşınmazın üzerinde uzun yıllardır evi ve meyve bahçesiyle birlikte fiilen kullanıcısı olduğunu, milli emlak müdürlüğünce de bu şekilde tespit edilip ecrimisil ödediğini ancak kadastro güncellemelerinde kendisinin yerine vefat etmiş babasının kullanıcı olarak gösterildiğini veya kullanım alanının eksik tespit edildiğini belirterek, tapu kaydının beyanlar hanesindeki bu hatalı kullanıcı bilgisinin iptali ile taşınmazın fiili kullanıcısı olarak adının kaydedilmesini talep ederken, Hazine ise davacının belirli bir ev ve bahçenin kullanıcısı olduğunu kabul etmekle birlikte, kadastro çalışmalarının kendi tasarrufunda olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4.Hukuk Dairesi

SAYISI : █████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Kullanım kadastrosu sonucunda, .. ili .. ilçesi .. Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 03... parsel sayılı 1.667,39 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve parselin kullanıcısı ... ... olup, ... oğlu ...' ölü olduğu ve parsel içerisinde (A) ile gösterilen evin ...'a, (B) ile gösterilen evin ...'a ait olduğu" şerhi yazılarak, davalı .. adına tespit ve tescil edilmiştir.
2. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının .. ili .. ilçesi .. Mahallesi 1 03... parsel sayılı taşınmazın üzerinde ev ve bahçesinin bulunduğunu, bu taşınmazın tapu kaydında (B) harfi ile gösterilen kısım hariç geri kalan kısmını davacının bir bütün olarak kullandığını, taşınmaz hakkında 19.10.2009 tarihinde askıya çıkarılan güncelleme tutanaklarında taşınmazın kullanıcısının ... oğlu ... olarak gösterildiğini, davacının taşınmazda sadece evinin tespitinin yapıldığını, diğer kullandığı alanların tespitinin yapılmadığını, taşınmaz üzerinde (A) harfi ile gösterilen evin davacıya, (B) harfi ile gösterilen evin ...'a ait gösterildiğini, taşınmazın (B) harfi ile gösterilen kısmı hariç geri kalan kısmını davacının tapu kaydında (A) harfi ile gösterilen kendine ait evi ile birlikte bir bütün olarak kullanmasına rağmen kullanıcı olarak davacının gösterilmediğini, kullanıcı olarak davacının babası ...'ın gösterildiğini, muris ...'ın ölü olduğunu, davayı mirasçılarına yönelttiğini, davacının 23.01.2001 tarihli dilekçesi ile Milli Emlak Müdürlüğüne başvurduğunu, Milli Emlak Müdürlüğü tarafından davacı adına ecrimisil ihbarnamesi gönderildiğini, Milli Emlak Müdürlüğü kayıtlarında taşınmazın kullanıcısı olarak davacının görüldüğünü, kadastro güncellemeleri yapıldığı sırada bu hususun dikkate alınmayarak davacının mağdur edildiğini, taşınmaz üzerinde 25-30 yıllık meyve bahçesinin mevcut olmasına rağmen 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) çerçevesinde kullanıcı olarak tespitinin yapılmadığını, davacının bahçesinde çocukken diktiği yaklaşık 60 yıllık armut ağacı ile daha sonraki zamanlarda diktiği çeşitli meyve ağaçlarının bulunduğunu, 2009 yılında askıya çıkarılan güncelleme tutanakları ile orman sınırları dışarısına çıkarılarak tapuda beyanlar hanesine, "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırı dışarısına çıkarılmıştır." şeklinde şerh düşüldüğünü, davacının fiilen kullandığı alanların güncelleme çalışmaları sırasında dikkate alınmadığını, sadece ev yerinin tutanaklarda davacı lehine gösterildiğini, davacının fiilen kullandığı diğer alanlarla ilgili herhangi bir tespitin yapılmadığını, tutanakların gerçeği yansıtmadığını, bu tespitin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, ölü bir kişinin taşınmazda fiili kullanımda bulunmasının mümkün olmadığını belirterek, 1 03... parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesindeki "Bu parselin kullanıcısı ...: ... olup, ... oğlu ... ölüdür." şeklindeki beyanın iptaline, dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde (A) ve (B) harfleriyle ile gösterilen yerleri hariç geri kalan kısmı hakkında davacının hak sahibi olduğunun tespitine ve taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde (A) ve (B) harfleriyle gösterilen ev yerleri hariç geri kalan kısmı hakkında tapu kaydının beyanlar hanesine fiilen kullanıcı olarak davacının adının yazılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacının açtığı davanın somut ve kanuni dayanaktan yoksun olduğunu, Hazine adına kayıtlı taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğunu, davacının ekli krokide (A) harfi ile işaretli evin ve bahçenin fiili kullanıcısı olduğunu, taşınmazdaki iki evden diğerinin ... tarafından kullanıldığının tespit edildiğini, davacının ve davalıların ödediği ecrimisil ödemelerine ilişkin belgelerin gönderildiğini, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun Ek-4. maddesine göre hak sahipliği çalışmalarının Kadastro Müdürlüğü tarafından yapıldığını, Hazinenin bu konuda bir tasarrufunun bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ''taşınmazın evvelinde tarafların murisi ...'ın zilyetliğinde iken üzerinde krokide (A) harfi ile gösterilen evin olduğu yerde yine ...'ın ailesi ile birlikte kullandığı bir ev bulunduğu, bu evin zamanla yıpranması üzerine 1999 yılında davacının o eski viraneyi yıkıp yerine şimdiki mevcut evi yaptığı, davacının yazları gelip 2-3 ay yayla olarak bu evi kullandığı, bu evin (A) harfi ile gösterilen ev olup zaten beyanlara hanesinde parsel içerisinde (A) ile gösterilen evin ...'a ait olduğuna dair belirleme olduğu, (B) harfi ile tarif edilen evin ise ... tarafından yapıldığının davacı tarafça da kabul edilip dava konusu edilmediği, davalı ...'in de bir temel attığı ama devamını getirmediği, temelin halen durduğu, davacı yanın bu ev yeri dahil taşınmazın kalan tüm kısmında zilyet olduğundan bahisle ''bu parselin kullanıcısı ... ... olup, ... oğlu ... ölüdür." şeklindeki beyanın iptalini ayrıca dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde (A) ve (B) harfleriyle ile gösterilen yerleri hariç geri kalan kısmı hakkında davacının hak sahibi olduğunun tespitine ve dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde (A) ve (B) harfleriyle gösterilen ev yerleri hariç geri kalan kısmı hakkında tapu kaydının beyanlar hanesine fiilen kullanıcı olarak davacının adının yazılmasına ilişkin talebinin, öncelikle muris ...'ın 19.01.2007 tarihinde ölümünden sonra hiçbir mirasçının taşınmazla ilgilenmediği, bahçe olan kısımlarda bir tasarruflarının olmadığı, bilirkişi raporunda da ziraai muhdesatın incelenmesinde, taşınmaz üzerinde farklı yaş ve cinslerde ağaçlar tespit edildiği, ağaç yaşları farklılık gösterdiği bu ağaçların dağınık dikim dikilmiş olup, dikim aralığının sabit olmadığı ve sık dikim söz konusu olduğu, taşınmazın yamaç arazi olup, bazı bölümlerinde taşlarla teraslar yapılarak dikim yapıldığı, ağaçların bazılarının çeşitli nedenlerle kırılmış, dalları kopmuş, gövdesinden kesilmiş, verimden çıktığı, bu duruma düzenli ilaçlanmama, hastalık, bakım koşullarının düzenli yapılmamasının neden olduğunun bildirildiği, ağaçların sayısı nitelikleri, yaşları göz önüne alındığında yine tanık beyanları ile bütün olarak yapılan değerlendirmede bir kısmının ... zamanından kaldığı, mevcut olan ceviz ve fındık ağaçlarının yörede sincapların tohumları taşımasından dolayı kendiliğinden ürediği, sonuçta rapora göre de ağaçlarla ilgili düzenli bir bakım yapılmadığı, mevcut olan ağaçların davacı tarafından dikildiği hususunun ortaya konulmadığı, davacının tek başına taşınmazın beyanlar hanesinde geçen ''bu parselin kullanıcısı ... ölüdür" şeklindeki tespitin iptalini talep edebilmesi için gerekli kanuni şartların oluşmadığı, kaldı ki bir tasarrufu olsa bile bunu tüm mirasçılar adına yaptığının kabulü gerekeceği davalı olan diğer mirasçılarından bir kısmının davayı kabul etmediklerini bildirdikleri, davacının taşınmazda geçerli ve devam eden bir zilyetlikleri tasarrufları bulunduğu hususunu ispatlayamadığı, mevcut delil durumuna göre de bu şekilde bir zilyetlik durumu olmadığı kanaatine varıldığı, tapu kaydının beyanlar hanesinde geçen (A) ve (B) harfleriyle gösterilen ev yerleri hariç geri kalan kısmı hakkında tapu kaydının beyanlar hanesine fiilen kullanıcı olarak davacının adının yazılmasına ilişkin talebinin yerinde görülmediği'' gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, ''keşifte ve duruşmada dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarından ve bilirkişi raporlarından dava konusu taşınmazda davacının fiili kullanımının olmadığı, dava konusu taşınmazda bulunan bina dışında davacının kullanımının bulunmadığı, binanın zilyetliği de davacı adına yazılmış olduğundan İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı," gerekçesiyle istinaf başvusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin fiili kullanımının göz ardı edildiğini, dava konusu taşınmazın uzun süredir davacı tarafından fiilen kullanıldığı yönündeki delil ve bulguların yeterince değerlendirilmediğini, müvekkilinin evi bulunduğu ve ikamet ettiği bahçeyi de fiilen kullandığını, murisin ölüm tarihi olan 2007 yılı dikkate alınmaksızın değerlendirme yapıldığını, 93 yaşında vefat eden murisin, yaşı itibarıyla bahçeyle aktif olarak ilgilenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, keşif tarihi ile murisin ölüm tarihi arasında 13 yıllık bir zaman farkı bulunduğunu, bilirkişi raporunda keşif tarihi itibarıyla taşınmazda bulunan ve yaşları 13’ten küçük olan ağaçların tespit edildiğini, murisin ölümünden sonra taşınmazda yapılan ağaç dikimleri ve bakım faaliyetleri dikkate alındığında, kullanımının müvekkili tarafından sürdürüldüğünün açık olduğunu, diğer mirasçılar tarafından bu ağaçların dikildiğine dair herhangi bir iddia da bulunulmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin dava konusu taşınmazda müvekkilinin 31.12.2011 tarihinden önce fiili kullanımının bulunduğunu göz ardı ettiğini, Milli Emlak Müdürlüğünün tespitinin dikkate alınmadığını, Milli Emlak Müdürlüğü kayıtlarının da müvekkilinin taşınmazı uzun süredir fiilen kullandığını ispatlayan resmi niteliğe haiz belgelerden olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi ve İlk Derece Mahkemesinin bilirkişi raporu ile tanık ifadelerini gereği gibi değerlendirilmediğini, bilirkişi raporunda, müvekkilinin dava konusu taşınmaz üzerindeki fiilî kullanımına açıkça yer verildiğini, 3402 sayılı Kanun'a 5831 sayılı Kanun’un 8/1. maddesiyle eklenen Ek-4. madde gereği, önemli olan fiilî kullanımın olduğunu, bu kullanım için herhangi bir süre öngörülmediğini, kadastro tespiti tarihinde taşınmazın fiilen kim tarafından kullanıldığının belirlenmesinin önemli olduğunu, kadastro tespitinin 2009 yılında yapıldığını, ...’ın ise bu tarihten yaklaşık iki yıl önce vefat ettiğini, ...’ın fiilî kullanıcı olmasının mümkün olmadığını, taşınmazın kadastro tespit tarihinde müvekkili adına yazılması gerekirken, müteveffa ... adına tescil edilmesinin hatalı olduğunu, kararda geçen, “ceviz ve fındık ağaçlarının sincaplar tarafından tohumları taşınarak kendiliğinden yetiştiği” yönündeki gerekçenin tamamen hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazda yalnızca ceviz ve fındık değil, çok sayıda farklı türde ağaç bulunduğunun belirtildiğini, yalnızca ceviz ve fındık ağaçları dikkate alınarak ve diğer ağaçlar hiçbir şekilde dikkate alınmayarak karar verilmesinin eksik incelemeye dayalı ve hukuka aykırı olduğunu, fiili kullanımın sadece ceviz ve fındık ağacına göre değil, dava konusu taşınmazdaki tüm muhdesatlara göre değerlendirme yapılarak belirlenmesinin gerektiğini, dava konusu taşınmazdaki ceviz ve fındık ağaçlarının sincaplar tarafından dikilmediği, emek ve mesai harcanmak suretiyle insan eliyle ağaçların dikildiği hususunun bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, müvekkilinin çocukluk döneminde diktiği yaklaşık 60 yaşındaki armut ağacı ile daha sonra diktiği çeşitli meyve ağaçlarının hala taşınmazda mevcut olduğunu, ağaçların bir kısmının muris hayattayken, bir kısmının da murisin vefatından sonra dikildiğini, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararının sonuç kısmında; “kaldı ki; davacının bir tasarrufu olsa bile bunu tüm mirasçılar adına yaptığının kabulü gerekeceği, nitekim davalı olan diğer mirasçılardan bir kısmının davayı kabul etmediklerini bildirdikleri” belirtildiğini, Mahkemenin yapılan tasarrufun tüm mirasçılar adına gerçekleştirildiği yönündeki bu görüşüne katılmanın mümkün olmadığını, müvekkilinin mal varlığından yaptığı harcamaların diğer mirasçılar adına yapılmasının hukuken ve fiilen söz konusu olmadığını, müvekkilinin kendi mal varlığından yaptığı harcamaların, yalnızca müvekkilini bağladığını, murisin 2000 yılından itibaren dava konusu taşınmazla herhangi bir ilgisinin bulunmadığını, bilirkişi raporlarında, müvekkilinin 2000 yılından bu yana taşınmazı fiilen kullandığı bilimsel resmi veri ve belgelerle ortaya konulduğunu, İlk Derece Mahkemesinin bilimsel verilere ve resmi belgelere dayanmaksızın sadece soyut davalı tanık beyanlarına dayanarak davayı reddettiğini, bu durumun 6292 sayılı Kanun’a, ilgili yönetmelik ve genelgelere ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına açıkça aykırılık teşkil ettiğini, dosyada dava konusu taşınmaza ait kadastro (tapulama) tutanağının bulunmadığını, dava dilekçesinde ve delil dilekçesinde kadastro (tapulama) tutanağı istenilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesinin ilgili kurumdan kadastro tutanağını talep etmediğini, kadastro (tapulama) tutanağının dosyaya alınmamasının eksik incelemeye yol açtığını, rızai taksim sözleşmesinde ve başvuru taleplerinde, murisin bir kısım mirasçılarının, muvafakatname ile taşınmazı müvekkiline devretmek istediklerini, dava yoluna gitmeden çözüm sağlanmasının amaçlandığını, müvekkiline muvafakat ile devir veren tek mirasçının ... olduğunu, diğer mirasçıların muvafakatname ile devir yapmadığını, bedel talep ettiklerini, rızai taksim sözleşmesinin herhangi bir anlamı kalmadığını, tanık beyanlarının eksik ve yetersiz değerlendirildiğini, keşifte mahalli bilirkişi değerlendirilmesinin eksik incelemeye yol açtığını, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin hukuka aykırı olduğunu, davanın niteliği gereği nisbi değil, maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini beyan ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kullanım kadastrosu tespitine itiraza ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacının kullanım hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Ancak; dava, kullanıcı şerhi verilmesi istemine ilişkin olup, taşınmazın aynına (mülkiyete) ilişkin olmadığından İlk Derece Mahkemesince, davada kendisini vekil ile temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince belirlenecek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmekte ise de, bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının, yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 5. bendinde yer alan ''... 19.345,13-TL vekalet ücretinin...'' ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak yerine, ''1.800,00-TL maktu vekalet ücretinin..." ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!