Kayseri Bölge Adliye Mahkemesinde, şirket hisse devrinden kaynaklanan alacak davasının istinaf incelemesine ilişkin bir karardır.
Özet: Davacı, ortağı ve yöneticisi olduğu sigorta acentesi şirketindeki hissesinin tamamını davalıya nominal bir bedelle devretmesine rağmen, şirketin kurulumundaki menkul/gayrimenkul varlıkları ve yıllık milyonları aşan cirosu göz önüne alındığında gerçek değerinin çok daha yüksek olduğunu iddia ederek, devir esnasında yapılan ek ödeme vaadinin yerine getirilmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere bu farkın ödenmesini talep etmiştir; davalı ise hisse devrinin yazılı sözleşmeyle belirlenen 8.250 TL karşılığında yapıldığını, bu bedelin ödendiğini, davacıya haricen ek bir ödeme taahhüdünde bulunulmadığını ve davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak reddini talep etmiştir.

T.C.

KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: █████████
KARAR NO: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2026
NUMARASI: ████████Esas- ████████Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
İSTİNAF KARAR YAZIM
TARİHİ: █████/2026
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin ████████ Esas ████████ Karar sayılı ilamına karşı , davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya dairemize gelmekle dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinden özetle; Davacının ... tarihi ile ... tarihi arasında ...Limited Şirketi adlı şirketin ortağı ve yine ...- ... tarihleri arasında davalı şirkette ... olarak görev yapmış olduğunu, davacının sahip olduğu hissesinin tamamını ... tarihinde şirketin tek ortağı olan ... adlı kişiye devretmiş ve şirketten ayrılmış olduğunu, hisse devrinin ardından Davalı ...' nin Davalıya herhangi bir ad ve nam altında ödeme yapmadığını, davalı tarafından davacının oyalandığını, temsiliyet açısından devir işleminin yapılmasının öncelikli amaç olacağı ifade edildiğini, sonrasında davacının sembolik olarak yazılan bedelin üzerinde olan alacağının ödenerek ortaklıktan çıkarılacağının ifade edildiğini, aralarındaki güvene dayanarak bir süre daha beklediğini, ancak kısa bir süre önce davalının kendisine bir ödeme yapılmayacağı ifade edilerek dava yolu gösterdiğini beyan ettiğini, söz konusu hisse devri yapılan şirketin bir sigorta şirketi olduğunu, çok sayıda sigorta şirketinin (..., ..., ..., ... gibi) acentesi konumunda olduğunu, bu ana şirketlerden acentelik alındığı dönemlerde şirketlere yüklü miktarlarda ödemeler yapılmış olduğunu, ayrıca davacının şirket kurulumundaki menkul, gayrimenkuller ve demirbaşlarla birlikte oldukça kapsamlı ve donanımlı şirket oluşturulduğunu, söz konusu sigorta şirketinin yıllık cirosunun davacının ortağı olduğu dönemlerde milyon liraları aşan boyutta olduğunu, şirketin değerinin 25.000-TL olarak gösterilmiş olmasına rağmen davacının hissesine düşen %33 kısmının değerinin 8.333-TL olmasının mümkün olamayacağını, bu hususun aldırılacak olan bilirkişi raporu ile açıklığa kavuşacağını, davalı ile pey devri bedelinin alacağına ilişkin yapılan karşılıklı görüşmeler ve dava şartı arabuluculuk görüşmesinin sonuçsuz kaldığını, davalı şahsın şirket pay devri sebebiyle davacıya ödemesi gereken hakkını ödemeye yanaşmadığını, söz konusu şirketteki pay devrinde davacının davalıdan olan alacağının devredilen şirketin gerçek değeri üzerinden isteme zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı şirketin menkul, gayrimenkul malları ile banka hesaplarına bloke konulması amacıyla teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulması ve 100,00-TL açılan davanın fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla asıl bedele devir tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ödenmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinden özetle; Davacı tarafından hisse devir sözleşmesine istinaden hisse devir sözleşmesi alacağına ilişkin fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla devir tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı müvekkilden tahsiline karar verilmesi talebiyle işbu davanın açıldığını, davanın haksız, dayanaksız ve hukuka aykırı olduğundan reddinin gerekmekte olduğunu, davacı tarafın dava konusu yaptığı alacak miktarı davacı açısından belirli olması gerektiğinden davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın husumet yokluğundan da reddedilmesi gerekmekte olduğunu, davalının davacı tarafa pay devri sözleşmesi kapsamında bir borcu bulunmadığını, haricen de şahsı adına bir ödeme taahhüdünde de bulunmadığı beyan edildiğini, davacı tarafın iddialarının aksine, yazılı deliller ve şirket defterlerinden de görüleceği üzere ... tarihli devir sözleşmesine istinaden davacı taraf, 8.250-TL bedel karşılığında dava dışı ...Limited Şirketi’ndeki ... adet payını hukuki ve mali yükümlülükleri ile birlikte Davalıya devrettiğini, pay devrine karşılık olarak belirlenen 8.250-TL bedelin de davacı tarafın kabulünde olduğu üzere kendisine ödendiğini, davacının dava dilekçesinde kendisine ödeme taahhüdünde bulunulduğunu belirtmesine rağmen taahhüt edilen miktarı dahi belirtmeyip, devir tarihindeki şirket varlıklarının gerçek değerinin tespitini istemesinin, aslında bir taahhüdün olmadığını, pay devrinden pişman olduğunu ve ayrıldığı ortaklıktan daha fazla para alabilmek amacıyla işbu davayı açtığını göstermekte olduğu beyan edilerek davacının haksız ve yasaya aykırı davasının reddinin gerektiğini, davacı ..., dava dışı ...Limited Şirketi’nde sahip olduğu hissesinin tamamını... tarihinde davalıya devrettiğini ve şirketten ayrıldığını, söz konusu devir işleminin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirildiğini, somut dava konusu olayda da davalı ile davacı arasında noter onaylı Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi yapılmış olduğunu, Kayseri 8. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı sözleşme ile sabit olduğunu, ... tarihinde dava dışı ...Limited Şirketi Genel Kurulu’nda oybirliği ile (payını devreden ortaklar dahil) onaylandığı, akabinde de ... Tarihli Ticaret Sicil Gazetesi, Sayı: ... ile ticaret siciline tescil ve ilan edildiğini, söz konusu Pay devrine karşılık olarak belirlenen 8.250-TL nin de davacı tarafa ödenmiş olduğunu, davacı tarafın da söz konusu bedelin ödendiğini kabul etmekte olduğunu davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;".. Yapılan incelemede, tarafların dava dışı ...Ltd. Şirketi'nde ... tarihinde ortak oldukları, ... tarihli mezkur noter pay devir sözleşmesi ile davacının hissesini davalıya devrettiğini şekli olarak ortaklıktan ayrıldığı; davacının █████/2018 tarihinden {Kayseri 8.Noterliği ... yevmiye no ... T. Şirket temsilciliğine dair karar ve Tİcaret Sicil Müdürlüğü kaydı} ... tarihine kadar {Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... ilan sıralı kaydı, Kayseri 7. Noterliğinin...yevmiye no ...tarihli noter evrakı} ... olduğu; bu tarihten itibaren irade fesadının, gabin vs hukuki sebeplerin varlığının davacı tarafından öğrenildiği görülmüştür. Her ne kadar davalı taraf eldeki davada davacının şirket ortaklığının sona erdiğini gerekli bedeli de aldığını beyan etmiş ise de davalı asılın Kayseri 7. İş Mahkemesinde görülen ████████ Esas sayılı dosyanın █████/2024 tarihli ve 8 nolu celsesinde "Davacı, ortaklığı sona erene kadar ... yaptı. Ortaklık sona erdiğinde de ortağımızdı. Uyuşmazlık konusu tarihler arasında davacı bizim ortağımızdı. Resmi olarak o tarihlerde ortak değildi ancak gayri resmi ortağımız olmaya devam etti." şeklinde beyanda bulunarak ortaklık vakıasını mahkeme içi ikrar ile ikrar ettiği görülmüştür. Dolayısıyla davacı tarafın, dava dilekçesinde belirttiği şekilde █████/2018 tarihinden █████/2022 tarihine kadar dava dışı şirkette ortak olduğu iddiası ispat edilmiştir.
Davacının bu aşamada tam ıslah dilekçesi ile kar payı alacağı talep ettiği ayrıca alacağa temel olan hukuki sebebi değiştirdiği görülmüştür. Davacı sözleşmeden kaynaklı alacağın tahsili için sözleşmedeki irade fesadına ve ayrıca gabine dayanmıştır.
Davacı, soyut şekilde gabin iddiasında bulunmuştur. Somut olayda gabinin temel unsuru olan zorda kalmaya dair vakıa ileri sürülemediği ve delil ikame edilmediği, vakıanın somutlaştırılmadığı görülerek gabin unsurları ispat edilemediğinden bu yönden talebin reddi gerekmiştir.
Hata vakıasının somutlaştırılamadığı görülerek bu husus dinlenilmemiştir. Hile iddiası tetkik edildiğinde ise davalının davacıya; hileli davranışlarla yaklaştığı; davacının şirket ortaklığından noter hisse devir senedindeki 8.250,00-TL bedel mukabilinde çıkarılmasına dair iradesini gizlediği ve sonrasında sözleşmenin kendisine sağladığı şekli durumdan faydalanarak; davacıyı şirketten çıkarmak suretiyle kandırdığı iddiası; davalının mahkeme içi ikrarı ile ispatlanmıştır. Bununla birlikte irade fesadının TBK 36 vd maddelerinde düzenlendiği; buna göre irade fesadının öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmemesi halinde, sözleşmenin geçerli olacağı düzenlenmiştir. Söz konusu süre resen gözetilmelidir. Her iki tarafın ittifak ettiği şekilde; davacının hileyi öğrenme tarihi ... tarihidir. Eldeki dava █████/2023 tarihinde açılmıştır. Arabuluculuk başvurusu ise █████/2023 tarihinde yapılmıştır. Şu halde 1 yıllık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan dava konusu pay devri sözleşmesi geçerli sayılmıştır. Sözleşme gereği davacının 8.250 TL bedeli alıp almadığı hususunda davacı yemin deliline dayanmıştır. Davalı tarafın bu bedeli ödediğine dair yemin ettiği görülerek davacının söz konusu pay devri sözleşmesinin geçerli olduğu; sözleşme nedeniyle alacağı bulunmadığı; buna bağlı olarak, geçerli olduğu tespit edilen sözleşme nedeniyle hisse devri yaptığı şirketteki kar payı alacağını da isteyemeyeceği görülerek; davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmesi nedeniyle maktu vekalet ücreti takdir etmek gerekmiş...." gerekçesiyle Davanın REDDİNE karar verilmiştir.
İşbu kararı davacı vekili süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Yerel mahkeme, davanın reddine karar verirken dosyada mübrez tanık beyanlarını ve bu beyanların maddi gerçeklikle örtüşen kısımlarını tamamen göz ardı ettiğini, hata, hile ve ikrah vakıaları senede bağlanması mümkün olmayan iddialar olup, bu iddiaların tanık dahil her türlü delille ispat edilebilmesi hukuk düzeninin bir gereği olduğunu, duruşma zaptında yer alan tanık ...’nın beyanları, devir işleminin şekli bir işlemden ibaret olduğunu doğrular nitelikte olduğunu, dava konusu uyuşmazlığın temelinde, limited şirket hisselerinin gerçek değeri ile noter senedinde gösterilen sembolik bedel arasındaki fahiş fark yattığını, bilirkişi raporunda müvekkilin %33 oranındaki hissesinin gerçek değeri 555.455,44 TL olarak tespit edilmişken, noter senedinde bu bedel 8.250,00 TL olarak gösterildiğini, aradaki bu uçurum, başlı başına hilenin ve işlemin gerçek bir satış olmadığının karinesi olduğunu, mahkeme, bu değer tespitini sadece ticari defterler ve kayıtlar üzerinden yaptığını, şirketin sahip olduğu taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ile sigorta acenteliği teminatları üzerinde HMK m. 288 uyarınca bir keşif icra etmediğini, müvekkil vekili olarak defaatle talep edilmesine rağmen, şirketin ..., ..., ...Sigorta gibi dev şirketlerle olan acentelik sözleşmeleri, bu sözleşmeler için yatırılan dolar bazlı yüksek teminatlar ve şirketin piyasa (...) değeri yerinde inceleme yapılarak saptanmadığını, yerel mahkeme, eksik inceleme ile sadece kağıt üzerindeki verilerle yetindiğini, şirketin gerçek mal varlığına yönelik tahkikatı tamamlamadan hüküm kurduğunu, şirketin sahip olduğu araçlar, gaymekuller ve sigorta portföyünün değeri güncel rayiçler üzerinden saptanmadan yapılan bir yargılama, mülkiyet hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, yerel mahkeme, davanın en kritik aşamasında ispat yükünü hatalı belirleyerek davalıya yemin teklif edilmesine imkan tanıdığını, müvekkilin iddiası, noter senedindeki bedelin gerçek olmadığı ve hiç ödenmediği yönünde olduğunu, mahkeme ise, davalının "8.250 TL ödedim" şeklindeki yeminini davanın reddine temel gerekçe yaptığını, davalının Kayseri 7. İş Mahkemesi’nde bizzat ikrar ettiği "gayri resmi ortaklık devam etti" beyanı varken, bu kesin delilin önüne yemin delilinin geçirilmesi usul hukukuna aykırı olduğunu, dava, 100,00 TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası olarak ikame edildiğini, yerel mahkeme, davanın reddine karar verirken davalı lehine 45.000,00 TL maktu vekalet ücretine hükmettiğini, bu durum, davanın açılış amacı ve belirsiz alacak davasının niteliği ile bağdaşmadığı gibi, hakkaniyete ve usul ekonomisine de açıkça aykırı olduğunu, müvekkilin gerçek alacağı bilirkişi raporuyla 555.455,44 TL olarak belirlenmiş olmasına rağmen, mahkemenin hak düşürücü süre gibi usuli bir gerekçeyle davayı reddedip, üzerine fahiş bir vekalet ücretine hükmetmesi, hak arama hürriyetini kısıtlayıcı bir etki yarattığını, belirsiz alacak davalarında vekalet ücretinin takdirinde, davanın reddedilme sebebi ve davanın değeri arasındaki denge gözetilmesi gerektiğini, mahkemece, henüz tam ıslah ile değer artırımı yapılmamış ve davanın başında belirlenen sembolik tutar üzerinden yürüyen bir süreçte, asgari ücret tarifesinin maktu sınırlarını aşan veya uyuşmazlığın mahiyetiyle orantısız vekalet ücreti takdiri usul hukukuna aykırı olduğunu, sonuç olarak; yerel mahkeme, hile iddiasını ispatlayan tanık beyanlarını ve davalının mahkeme içi ikrarını değerlendirmemiş, şirket mal varlığı üzerinde gerekli keşif ve incelemeleri yapmamış, ispat yükünü hatalı dağıtarak yemin deliline haksız bir üstünlük tanımış ve neticede eksik inceleme ile hatalı bir hüküm tesis ettiğini, tüm bu usuli hataların ve delil değerlendirme yanlışlıklarının Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde düzeltilmesi, adaletin tecellisi açısından elzem olduğunu, somut olayda, müvekkil ile davalı arasındaki hisse devri ... tarihinde noter huzurunda gerçekleştirilmiş olsa da, bu devrin gerçek bir iradeyi yansıtmadığı, banka kredileri ve temsil kolaylığı gibi saiklerle "emaneten" yapıldığı dosya kapsamındaki delillerle sabit olduğunu, yerel mahkeme, müvekkilin müdürlük yetkilerinin sona erdiği ... tarihini hilenin öğrenilme tarihi olarak kabul ederek hataya düştüğünü, davalı asilin Kayseri 7. İş Mahkemesi’nin ████████ Esas sayılı dosyasında verdiği "Resmi olarak o tarihlerde ortak değildi ancak gayri resmi ortağımız olmaya devam etti." şeklindeki ikrarı, hilenin bu tarihten sonra da devam ettiğini kanıtlamaktadır. Müvekkil, davalının "ortaklığımız baki" telkinlerine güvenerek bu tarihten sonra da hak arama yoluna gitmemiş; davalının gerçek niyetinin hisse bedelini ödememek ve müvekkili tamamen saf dışı bırakmak olduğunu ancak dava açılmadan hemen önceki süreçte, ödeme taleplerinin kesin olarak reddedilmesiyle idrak ettiğini, yerel mahkeme, noter senedinde yer alan 8.250,00 TL’lik bedelin ödenmiş olmasını ve bu bedelin senede yazılmasını irade fesadının yokluğuna karine saydığını, hile (aldatma) tam da bu noktada vücut bulduğunu, müvekkil, davalıya olan güveni ve ortaklığın gayriresmî olarak süreceğine dair inancı neticesinde, gerçek değeri 555.455,44 TL olarak bilirkişi raporuyla saptanan %33 oranındaki hissesini sembolik bir rakamla devrettiğini, bir sigorta acentesinin sahip olduğu ..., ..., ... Sigorta gibi dev şirketlerin acentelik hakları, bu haklar için yatırılan Amerikan Doları bazlı teminatlar ve yıllık milyonlarca lirayı bulan ciro dikkate alındığında, 8.250,00 TL gibi bir rakamın "gerçek satış bedeli" olması hayatın olağan akışına ve ticari hayatın gerçeklerine aykırı olduğunu, yerel mahkemece tesis edilen hükmün en temel hatalarından biri, davalı asilin Kayseri 7. İş Mahkemesi’nin ████████ Esas sayılı dosyasında yapmış olduğu mahkeme içi ikrarın hukuki mahiyetinin ve bağlayıcılığının göz ardı edilmiş olması olduğunu, davacının hisselerini noter huzurunda devretmiş görünmesine rağmen, taraflar arasındaki gerçek iradenin bir mülkiyet devri olmadığını, aksine ortaklık ilişkisinin "gayriresmî" olarak sürdürüldüğünü, mahkeme içi ikrar, kesin bir delil olup, ikrar eden tarafı bağlar ve bu vakıanın artık başka delillerle ispatına gerek kalmadığını, davalı, bir mahkemede "ortağımızdı" diyerek işçilik alacaklarından veya şirket sorumluluklarından kaçmaya çalışırken; eldeki davada "hisseleri devraldım, bedelini ödedim, ortaklık bitti" savunması yaparak dürüstlük kuralına açıkça aykırı hareket ettiğini, davalının noter senedindeki "bedelini aldım" beyanının sadece şekli bir unsur olduğunu, taraflar arasındaki asıl hukuki ilişkinin bir "emanet" veya "temsili devir" olduğunu ispatladığını, yerel mahkeme, dosya kapsamında aldırılan ve teknik verilerle desteklenen bilirkişi raporunu tamamen saf dışı bırakarak, noter senedindeki sembolik bedel üzerinden davanın reddine karar verdiğini, 30.10.2024 tarihli Bilirkişi Ek Raporu’nda, müvekkilin %33 oranındaki hissesinin gerçek değeri; dağıtılmayan kâr payları (326.086,29 TL) ve öz kaynak payı (229.369,15 TL) toplamı olan 555.455,44 TL olarak tespit edildiğini, noter senedinde gösterilen 8.250,00 TL ile bilirkişi tarafından saptanan 555.455,44 TL arasındaki fahiş fark, hayatın olağan akışına, ticari teamüllere ve eşyanın tabiatına aykırı olduğunu, hiçbir rasyonel ekonomik aktör, yarım milyon TL değerindeki bir varlığını, bunun yaklaşık %1.5’ine tekabül eden bir bedelle devretmediğini, dava konusu ...Ltd. Şti., ..., ..., ... Sigorta gibi sektörün dev isimlerinin acenteliğini yürüten, yüksek cirolu ve köklü bir kuruluş olduğunu, sigorta acenteliği mevzuatı gereği, bu tür acenteliklerin tesisi için sigorta şirketlerine Amerikan Doları bazında çok yüklü nakit teminatlar yatırıldığını, müvekkilin ortağı olduğu dönemde milyonlarca liralık ciro yapan, banka teminatları ve acentelik haklarıyla devasa bir iktisadi değere sahip olan bu şirketteki payların 8.250 TL gibi komik bir rakama devredilmesi, ancak "emanet devir" (...) ilişkisiyle açıklanabildiğini, arz ve izah edilen, ayrıca Sayın Başkanlığınızca resen gözetilecek nedenlerle; Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2026 tarihli, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı usul ve yasaya aykırı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, müvekkilin irade fesadı ve hile ile elinden alınan hisselerinin gerçek değerinin, bilirkişi raporu ile açıkça tespit edilmesine, davalının mahkeme içi ikrarı, tanık beyanları ve şirket mal varlığı değerleri dikkate alınarak davanın KABULÜNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde özetle ; Öncelikle davacı tarafın iradesinin fesada uğratıldığı iddiası gerçek dışı olduğunu, davacı tarafın "iradesinin fesada uğratılarak" tekli temsil amacıyla devir işleminin teklif edildiği iddiası doğru olmadığı gibi tekli temsil amacıyla buna ihtiyaç olmadığını, tekli temsil için neden iradesi fesada uğratıldığı yönünde tek bir somut delil de bulunmamakta olup davacının iddialarının gerçek dışı olduğu ve müvekkilden haksız menfaat temini amacıyla bu davayı ikame ettiği açıkça ortadadır. Bu bakımdan istinaf talepleri yerinde olmayan davacının taleplerinin reddedilmesi gerektiğini, yerel mahkeme tarafından yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmesi hukuka uygun olduğunu, yerel mahkeme tarafından tespit edildiği üzere davacı, ileri sürdüğü irade fesadı ve hile iddialarına dayanak yaptığı hususları en geç ... tarihinde öğrendiğini, buna rağmen Türk Borçlar Kanunu’nun 39. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmenin iptaline yönelik hakkını kullanmadığını, hak düşürücü süre geçtikten sonra arabuluculuk ve dava yoluna başvurulduğunu, bilindiği üzere TBK m.39 uyarınca düzenlenen süre hak düşürücü süre niteliğinde olup mahkemece re’sen dikkate alınması zorunlu olduğunu, hak düşürücü sürenin geçmesi halinde irade fesadına dayanılarak sözleşmenin hükümsüzlüğü ileri sürülemediğini ve sözleşme kesin olarak geçerlilik kazandığını, bu nedenle davacının istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü tüm iddialar, öncelikle hak düşürücü süre engeline takıldığını, bu nedenle de Yerel Mahkeme tarafından verilen karar hukuka uygun olduğunu, yine davacı taraf hile ve ek ödeme iddialarını hukuken geçerli delillerle ispat edemediğini, yerel mahkemece tarafından, davacının hile ve ek ödeme iddialarını ispatladığı yönündeki değerlendirmelerle davanın reddine karar verilmiş olması yerinde olduğunu, davacı tarafın dava dışı pay devrine konu şirketin şirket değerinin ve hissesine düşen miktarın gerçek olmadığı, kendisine gerçek değere göre bir ödeme yapılmadığı ve kendisine ödeme taahhüdünde bulunulduğu yönündeki iddiaları gerçek dışı olduğu gibi aksi durumu dahi davacı tarafın hmk m. 200-201’e göre kesin (yazılı) delil ile ispatlaması gerektiğini, diğer yandan davacı tarafın iddialarının aksine, yazılı deliller ve şirket defterlerinden de görüleceği üzere ... tarihli devir sözleşmesine istinaden davacı taraf, 8.250,00 TL bedel karşılığında dava dışı ...Limited Şirketi’ndeki ... adet payını hukuki ve mali yükümlülükleri ile birlikte müvekkile devrettiğini, pay devrine karşılık olarak belirlenen 8.250,00-TL bedel de davacı tarafın kabulünde olduğu üzere kendisine ödendiğini, davacı hem dava dilekçesinde hem de ıslah dilekçesinde kendisine ödeme taahhüdünde bulunulduğunu, pay devri TTK m. 595'te düzenlenmiş olup yazılı ve hukuka uygun şekilde yapıldığını, bu bakımdan da davacının istinaf talepleri yerinde olmayıp reddi gerektiğini, noter huzurunda düzenlenen pay devir sözleşmesi geçerli ve bağlayıcı olduğunu, taraflar arasında akdedilen noter onaylı ...tarihli Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi’nden de görüleceği üzere davacı ... tarafından dava dışı şirketteki ... payının tüm hak ve borçlarıyla birlikte devir edildiği, devir bedelinin tamamını da nakden aldığı kabul edildiğini, hukuken geçerli bir devir sözleşmesi olduğunu, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda belirlenen şirket değeri davacı lehine alacak hakkı doğurmadığını, davacı taraf istinaf dilekçesinde bilirkişi raporunda tespit edilen şirket değeri üzerinden de talepte bulunduğunu, ancak bilirkişi raporunda yapılan çalışma, yalnızca şirket payının belirli bir tarihteki teorik ekonomik değerinin tespitine yönelik olduğunu, şirket değeri ile pay devir bedeli birbirinden tamamen farklı kavramlar olduğunu, bu nedenle de bilirkişi raporuna dayanılarak davacı lehine alacak hükmü kurulması hukuken mümkün olmadığını, dosyada davacı taraf yemin deliline dayanmış, mahkemece usulüne uygun şekilde yemin teklif edilmiş ve davalı tarafından yemin edildiğini, dosya kapsamında ısrarla belirttiğimiz üzere davacı tarafından daha önce dava konusu edilmeyen kar payının ıslah yoluyla davaya dahil edilmesine ve dava konusu haline getirilmesine olanak olmadığını, davacı tarafından daha önce şirketin hisse devir sözleşmesinden kaynaklı olarak alacak iddiasında bulunmuş olmakla birlikte bu sefer de hiç davaya konu edilmemiş kar payı bakımından bizzat kendisi dava konusu oluşturan bir durum olduğundan ıslah yoluyla dava konusu haline getirilmesine olanak olmadığını, eksik inceleme ve delil toplanmadığı yönündeki iddialar yerinde olmadığını, mahkeme mevcut delil durumu ile uyuşmazlığı çözmeye yeterli incelemeyi yapmış olup davacının eksik inceleme bulunduğu iddiası gerçeği yansıtmadığını, izah edilen ve resen gözetilecek nedenlerle; davacının haksız ve kötüniyetli istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Dava, davacıya ait şirket hisselerinin muvazaalı surette davalıya devri nedeniyle hissenin gerçek değerinin tespiti ile bu hisse bedelinin ve kar payı alacağının tahsiline ilişkindir.
TBK'nın 28. maddesi “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. “ hükmünü haizdir.
Gabin, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan birisinin diğer tarafın müzayaka halinden (zor durumda, sıkıntı ve darlık içinde kalmasından), tecrübesizliğinden veya hiffetinden (düşüncesizlik ve uçarılık) yararlanmak suretiyle aşırı bir menfaat elde etmesi, edimler arası bir dengesizlik yaratması demektir. (..., Türk Hukukun Gabin, İst. Ocak 2004, Sahife ...), "Gabin, dar ve zor durumda kalmalarından ötürü sözleşme yapmaya sürüklenmiş kişileri korumak ve zayıfı güçlüye ezdirmemek için daha çok sosyal amaçlarla kabul edilmiş bir müessesedir. (Prof. Dr. ..., Borçlar Hukuk Genel Hükümler, ...bas.Sh...., ..., Türk Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 2003, Cilt ...Sahife ...)
Gabinin biri objektif diğeri de subjektif olmak üzere iki koşulu bulunmaktadır. Bir sözleşmenin edimleri arasındaki aşırı oransızlık objektif unsuru oluşturmaktadır. Aşırı oransızlığın karşı tarafın özel durumundan yani müzayaka veya hiffeti ya da tecrübesizliğinden bilerek yararlanması sonucu doğması gerekir ki buna da subjektif şart denmektedir. Mahkemece dava konusu olayda gabinin subjektif unsurlarının oluşmadığı da değerlendirilmiştir.
Dava; dava dışı şirket hisselerinin davalı tarafından gerçek değerinin oldukça altında bir bedelle satın alındığı, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğu iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Davacı TBK 28.maddesine istinaden davaya konu hisse devrine ilişkin edimler arasındaki oransızlığın giderilmesi amacıyla alacak isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık, hisse devir sözleşmesinin müzayaka halinde yapılıp yapılmadığı, gabinin koşullarının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Hisse devir tarihinde yürürlükte olan TBK.28.maddesi uyarınca gabinden söz edebilmek için objektif ve subjektif unsurların gerçekleşmiş olması gerekir. Aşırı yararlanma (gabin) yönünden objektif unsuru bir başka deyimle edimler arasındaki açık orantısızlığın varlığı, aşırı yararlanmanın subjektif unsuru yönünden ise; hisse devri (satışı) sözleşmelerinin davacı tarafından tecrübesizce ve düşüncesizce akdedildiği ve bu durumdan davalının bilerek faydalandıkları davacı tarafça kanıtlanmalıdır. Eğer gabin hali varsa gabine maruz kalan taraf sözleşmeden vazgeçerek edimin geri verilmesini isteyebilir. Ayrıca davacının sözleşmeyle bağlı kalarak zararını istemesine engel bir hukuki düzenleme yoktur. Olayımızda davacı edimler arasındaki farkın tahsilini ve kar payını talep etmiştir, dava değerini şimdilik 100,00 TL olarak göstermiştir. Davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekmektedir.
Dava, aşırı yararlanma (gabin), hata, hile iddiasına dayalı olarak açılmıştır. Sürenin satış bedelini pek düşük olduğunu öğrendiği an başlayacağının kabulü gerekmiş, dava tarihi ile öğrenme tarihi arasında bir yılı aşan bir sürenin geçip geçmediğinin araştırılması gerekmiş, davacının dava dışı şirkette ...-... tarihleri arasında ... yaptığı, hisse devir tarihi olan ... tarihinde bu nedenle bir tecrübesizlik durumunun mevcut olmayacağı ... yaptığı tarihte durumu öğrenmiş kabul edileceği anlaşılmakla davanın reddi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur. Fakat dava değeri 100,00 TL belirlenmekle AAÜT 13/2 mad gereği davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde görülmemiş, davacının buna dair istinaf isteminin kabulü gerekmiş, fakat bu husus ayrıca yargılama yapılmasını gerektirmediğinden Dairemiz tarafından HMK.353/1-b2 mad gereği düzeltilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-Davacı vekilinin Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunun KABULÜ İLE;
HMK'nın 353/1-b,2. maddesi gereğince düzelterek yeniden karar verilmek üzere Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin ████████ Esas ████████ sayılı nihai kararının KALDIRILMASINA,
Düzeltilerek yeniden bir karar verilmesine, buna göre;
"1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00-TL karar ve ilam harcının, davacıdan peşin olarak alınan 269,85-TL harçtan mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına.
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT 13/2 mad uyarınca hesap ve taktir olunan 100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
6-Davacı tarafından yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın kullanılmayan kısmının, karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,"
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafça yapılan 2 adet 15,00TL elektronik tebligat ücreti , 600,00TL posta masrafının ve 2.002,00TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine ,
4-Kararın tebliğ işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına,
5-İstinaf incelemesi duruşmalı olarak yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 361/1 bendi uyarınca, kararın taraflara tebliğinden itibarin iki hafta içinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!