İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin şirketin eski genel müdürünün yolsuzluk ve zimmetine para geçirme iddialarıyla ilgili tazminat davası istinaf kararı.
Özet: Bir şirket, eski genel müdürünü görev süresi boyunca yolsuzluklar yaparak ve şirket kaynaklarını kişisel menfaatleri doğrultusunda kullanarak şirketi zarara uğrattığı iddiasıyla tazminat davası açarken, davalı ise bu suçlamaları reddederek iddia edilen harcamaların şirket faaliyetleri kapsamında yapıldığını, araç satışının şirket bilgisi ve onayıyla gerçekleştiğini savunmuş ve bu hukuki ihtilaf ilk derece mahkemesi kararının ardından istinaf mahkemesine taşınmıştır.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2025
NUMARASI: ████████ Esas - █████████ Karar
DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: █████/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının çok uzun yıllardır davacı şirketin Genel Müdürlüğünü yaptığını, davacı şirketin tek ortağı olan ... yasal zorunluluk olarak tüzel kişi müdür olarak seçildiğini, davalının da bu tüzel kişi müdürün gerçek kişi temsilcisi olarak atandığını, ancak davalının 2020 sonlarına doğru bazı yolsuzluklarının tespit edildiğini, bunun üzerine kendisinden bilgi vermesinin talep edildiğini, denetim şirketinin sorduğu tüm soruları da cevapsız bırakan davalının Şubat 2021 başı itibariyle gerçek kişi temsilcilik görevinden azledildiğini, davalının yapmış olduğu yolsuzluklar kendisinin azlinden sonra ortaya çıkarıldığını ve boyutlarının ne kadar büyük olduğunun da davacı şirket tarafından anlaşıldığını, İhtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile sunulan belgelerden müvekkili şirket zararının çok açık olduğu ve davalının bunları kasten yaptığı ortada olduğundan öncelikle teminatsız olarak, ancak mahkeme aksi kanaatte ise düşük bir teminatla her kalem için tedbir talepleri verilmesini, esasa girilerek, davanın kabulü ve oluşan zararın tazmini hakkında hüküm verilmesini, davanın kısmen kabul edilecek olsa bile davanın açılmasına davalının bilinçli olarak şirketi zarara uğratmak istemesi kastı bariz olduğundan tüm yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine ve müvekkilimin aleyhine hiç bir halde yargılama giderine hükmedilmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle usul yönünden itirazlarının mevcut olduğu görülmüş olup, esas yönünden ise; davanın TTK'nın 553. Maddesi gerekçe gösterilerek açıldığının dava dilekçesi ile sabit olduğunu, müvekkilinin kusuru sebebiyle davacı şirkete vermiş olduğu bir zararı mevcut olmadığı için kusurun kanıtlanmasının gerektiğini, şirket adına kayıtlı olan ... plakalı aracın ...davacı şirketin onayı, bilgisi ve rızasıyla devredildiğini, araç satış bedelinin de davacı şirkete ödendiğini, global düzeyde yaşanan pandemi sebebiyle araç bedelinin şirket kasasına elden konulduğunu, bedelin kasa da olduğu şirket muhasebecisi tarafından da bilindiğini, diğer yandan tamamıyla şirket ile alakalı bir takım harcamaların sanki müvekkilin şahsi işlerinde kullanılmış gibi gösterilmeye çalışarak alacağın talep edildiğini, dava dilekçesinin 3. Sayfasının 2 numaralı maddesinde bahsedilen tüm harcamaların şirket adına yapıldığını, müvekkilinin hiç bir zaman özel tüketimleri için davacı şirketin parasını kullanmadığını, 361.627,13 TL'lik özel harcama dökümü ile talep edilen alacak talebine itiraz edildiğini, bu harcamaların şirket iştigali ile ilgili olduğunu anlamak adına ticaret sicil gazetesinde yayımlanan ve şirketin çalışma alanını gösterir ana sözleşme değişikliğini işbu dilekçe ekinde sunulduğunu, bu belgeden de anlaşılacağı üzere davacı şirketin her türlü gayrimenkul işlemi yapma konusunda özgür olduğunu, ayrıca çeşitli malzemelerin ihracatı ve ithalatının da şirket işlerinden olduğunu, dava dilekçesinde bakıldığında gayrimenkul değerlendirme bürosu- ...'den alınan hizmet özel harcama olarak gösterilmeye çalışıldığını, lakin yapılan bu harcamanın, ana sözleşmede de yazdığı üzere şirketin yapabileceği iş ve işlemler için yapılmış bir harcama olduğunu, diğer yandan İrden .... Şti. 'nden şirket içi işlerde kullanılmak üzere palet alındığını, bu paletlerin 01.04.2021 tarihinde halen şirket deposunda olduğunu gösterir fotoğraflarının da dilekçe ekinde sunulduğunu, şirket adına alınan taşıma paletlerin hangi sebeple özel tüketim olarak kullanıldığının açıklanmasının gerektiğini, dava dilekçesinde yazılı bu ve benzeri harcamaların müvekkilini haksız göstermek adına dile getirildiğinin açık olduğunu, şirkete kapı yapıldığını ve ...'ye verdiği hizmet bedelinin ödendiğini, ... - ...'den ise satılmak üzere sıhhi tesisat kolilerinin satın alındığını, alınan bu malzemeler şirket deposunda olduğunu, müvekkilinin işine haksız şekilde son verildiğinden bu mallar satılamadığını, ... - ... tarafından alınan hizmet yine şirket işleriyle ilgili olduğunu, bu harcamanın da müvekkilin şahsi harcaması olmadığını, şirket adına yapılmış gerekli harcamalar olduğunu, davacı tarafından ileri sürülen fazla maaş ve fazla prim ödemesi aldı iddiasının külliyen gerçek dışı olduğunu, müvekkilin eşi ...2018 yılının başından itibaren davacı şirkette çalıştığını, müvekkilin eşi yabancı uyruklu olduğu için davacı şirket müvekkilin çalışma iznini 2 yıl süreyle çıkaramadığını, müvekkilin eşini sigortasız çalıştırdığını ve bu sebeple ...'ın maaşının müvekkilin hesabına yattığını, bu hususun ...ile imzalanan iş sözleşmesinde de belirtildiğini, Bakırköy 3. İş Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasıyla sigortalılığın tespiti davası açıldığın, diğer yandan fazla prim ödemesi yapıldı iddiasının da gerçek dışı olduğunu, müvekkili ile davacı arasında imzalı iş sözleşmesinin de sunulduğunu, müvekkili ile davacı şirket arasında 2011 yılında ayrıca kazançtan kar payı taahhütlü bir sözleşme imzalandığını, iş sözleşmesi ve kar payı taahhüdü başlıklı belge içerikleriyle de sabit olduğu ve yapılacak inceleme sonucu ortaya çıkacağı üzere müvekkilin davacı şirketten alacağı mevcut olduğunu, müvekkilinin çalışanlardan aylık 150,00 TL toplayıp kendi adına aldığı iddiası da hukuki dayanaktan yoksun mesnetsiz bir iddia olduğunu, bu iddianın da müvekkili haksız yere kötü gösterme gayesi güttüğünü, müvekkilinin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde şirketten azli gerçekleştiğini, davacının davasının tümden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " TTK’nın 644. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, anonim şirket kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen TTK’nın 553. maddesinin limited şirket müdürlerinin sorumluluğu hakkında da uygulanacağını hüküm altına almıştır. TTK m. 553 uyarınca ise, kanundan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini, kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete, hem ortaklara, hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutulmuşlardır.Görüldüğü üzere limited şirket müdürleri, kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu tutulmuştur. Hukuk düzeni, limited şirket müdürlerinin sorumluluğu halinde de her türlü zarara tazminat sonucu bağlamamaktadır. Aksine burada da bir tazminatın söz konusu olabilmesi için, yasada öngörülen bazı koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu koşullar, zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağıdır (Necla Akdağ-Güney, Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 2008, s. 47). Aşağıda önce bu koşullar incelenecek, daha sonra bu açıklamalara istinaden davalıların sorumlulukları değerlendirilecektir. TTK m. 623/2 “Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.” hükmünü haizdir. Bu hükümden, tüzel kişilerin de limited şirket müdürü olarak atanabileceği anlaşılmaktadır. Nitekim somut uyuşmazlıkta müdür sıfatı ... şirketine ait olmakla birlikte, Davalı ..., tüzel kişi müdürün gerçek kişi temsilcisidir. Dolayısıyla TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca yönetici sıfatı bulunmayan davalının TTK'nın 553. maddesine göre sorumluluğuna gidilebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddin, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalının TTK 553'e aykırı davranışları neticesinde davacı şirketi zarara uğrattığı somut delillerle ispat edilmiş olup davacı şirketin hukuki yararı göz ardı edildiğini, dosya kapsamında hazırlanan kök ve ek karşı itirazlarımız mevcut olup dosyanın alanında uzman başka bilirkişilere tevdi edilerek rapor alınması talebinin değerlendirilmeden hüküm verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişiler "hukukçu olmamalarına" rağmen adeta Mahkeme gibi davranarak "hukuki tespit ve değerlendirmeler" yaparak davalının pasif husumet ehliyetinin olmadığı tespitinde bulunduklarını, söz konusu tespit hatalı olup bu tespitin yapılması hususunda yetkili olanın Mahkeme olduğunu, açıkça görüldüğü üzere bilirkişiler görev ve uzmanlık alanlarının dışına çıkarak soyut bir şekilde hatalı hukuki tespitlerde bulunduklarını, bu nedenle eksik ve hatalı tespitler içeren bilirkişi raporları nedeni ile dosyanın alanında uzman başka bilirkişilere tevdi edilerek rapor aldırılması gerektiğini, bilirkişilerce davalının aracın değerinin altında satılması nedeniyle sorumlu olduğu tespit edilmişse de aracın 2021 Ocak ayındaki rayiç değeri 375.441TL olarak hesaplandığını, bu tespit açıkça eksik ve hatalı olduğunu, söz konusu araca ilişkin dosyada mübrez 22.06.2024 tarihli raporda araç bedeli 380.000 TL olarak tespit edilmişken; itirazları doğrultusunda hazırlanan raporda daha düşük bedel tespitinin kabulünün mümkün olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğu esasına dayalı olarak şirketin uğradığı zararın tahsili davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının organ vasfını taşıyıp taşımadığı ve pasif husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır.
█████/2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan davacı şirketin █████/2016 tarihli genel kurul kararı ile şirket müdürlüğüne 25 yıl süre ile, şirketin tek ortağı olan ...'nin atanmış ve tüzel kişi yönetim kurulu üyesini adına davalı ... belirlenmiştir. █████/2021 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan davacı şirketin █████/2021 tarihli genel kurul kararı ile tüzel kişi temsilcisi davalının görevi sona erdirilerek temsilci olarak dava dışı ... belirlenmiştir.
Davacı tarafça, davalının şirketin genel müdürlüğünü yaptığını, davacı şirketin tek ortağı ve müdürü olan ... atanmış ve şirket müdürlüğüne atanan tüzel kişi adına davalı ... belirlendiği, ancak davalının 2020 yılı sonlarına doğru bazı yolsuzluklarının tespit edildiği ve şirketin zarara uğradığı iddiasıyla zararın tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 644/1-a maddesinin yollaması ile limited şirket müdürlerinin sorumlulukları hakkında da uygulanacak olan TTK'nın 553/1. maddesi uyarınca, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.
TTK'nın 623/2. maddesi, şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler, şeklindedir. Bu düzenlemeye göre, tüzel kişinin bizzat yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin düzenlemelerin muhatabı da doğrudan tüzel kişi olacaktır. Bunun sorumluluk hukukuna ve menfaatler dengesine daha uygun olduğu açıktır. Ayrıca anılan madde gerekçesinde, İsviçre tasarısının tercihinin tüzel kişinin şirketi yönetip finansal açıdan güçsüz olan temsilciye yükleme sakıncasını önemli görmediği, oysa bunun, yeni normun yasallığı ve adalet anlayışı ile bağdaşmadığı belirtilmiştir.
Bir tüzel kişinin, şirket yönetim kuruluna üye/müdür seçilmesi ve bu tüzel kişi adına görevi yerine getirmek üzere bir gerçek kişinin belirlenerek tescil ve ilan edilmesi halinde, gerçek kişi temsilcinin hukuki durumuna ve sorumluluğuna ilişkin kanunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Şirketin müdürü olarak bir tüzel kişinin atanması ve tüzel kişi adına gerçek kişinin belirlenmesi durumunda yönetim ve şirketi temsil yetkisinin devrinin söz konusu olmaması, şirketin yönetim ve temsil yetkilerin özünde atanan tüzel kişi müdüre ait olması, tüzel kişi müdürün belirlediği gerçek kişiyi şirketin onayı olmadan her zaman değiştirebilecek olmasına göre, Kanunun gerekçesi ve sistematiği de nazara alındığında, TTK'nın 623/2. maddesi uyarınca tüzel kişi müdür adına belirlenen gerçek kişi, bu sıfatla yaptığı eylem ve işlemleri tüzel kişi müdür adına yaptığından ve organ sıfatı bulunmadığından, bu işlemlerden dolayı zarar ortaya çıkması halinde şirkete karşı doğrudan sorumlu olduğunun kabulü mümkün değildir.
Somut olayda, davalı, davacı şirketin yöneticisi olmayıp TTK'nın 553 vd maddeleri gereğince sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. Yukarıda açıklandığı üzere davalı, tüzel kişi müdürün bir organı niteliğinde olmadığından TMK'nın 50. Maddesinin de uygulama yeri bulunmamaktadır. Davalı, dava dışı tüzel kişi müdür ...'nin TTK'nın 623/2. Maddesi uyarınca belirlenen temsilcisi olup, bu sıfatı ticaret siciline tescil ve ilan edildiği de nazara alındığında, bu sıfatla yaptığı eylem ve işlemlerden davacı şirkete karşı sorumluluğu bulunmamaktadır(Yargıtay 11. HD'nin █████/2025 Tarih ve █████████ E. - ████████ K. Sayılı kararı). Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!