8. Hukuk Dairesinin mükerrer kadastro nedeniyle açılan tapu iptali ve tescil davasında, 3402 sayılı Kadastro Kanunu 22/1 ve TMK 1026 uyarınca ilk tespit tarihine üstünlük tanıyan kararı.
Özet: Davacıya ait 283 parsel ile davalıya ait 693 parsel arasında tespit edilen 2.564,24 m²lik mükerrer kadastro kaydına ilişkin tapu iptali ve tescil davasında, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 22/1 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1026. maddeleri uyarınca, her iki parselin de 1950 yılında yapılan kadastro tespitlerinde davacının parseline ait tespitin daha eski tarihli olması (04.10.1950) nedeniyle, mükerrerliğin ilk tespit tarihine göre çözümlenerek davalının parselinden 2.564,24 m²lik alanın tapusunun iptaline ve davacının parselindeki mükerrerlik şerhinin kaldırılmasına karar verilmiştir, zira ilgili kısım halihazırda davacı tarafından kullanılmaktadır.
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI : █████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davalı .. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. .. ili .. ilçesi .. Mahallesi çalışma alanında 1950 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında, eski 693 parsel sayılı 29.000,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, hükmen 02.01.1963 tarihinde davalı ... adına tescil edilmiş, 2015 yılında yapılan yenileme kadastrosu çalışmaları sonucunda ise 1214 59... parsel numarasıyla ve 30.417,57 m² yüzölçümüyle ... adına tespit ve tescil edilmiş; .. Mahallesi çalışma alanında aynı tarihte yapılan tapulama çalışmaları sırasında, 283 parsel sayılı 13.653,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise, dava dışı şahıslar adına tespit ve tescil edildikten sonra 09.02.2007 tarihli satış işlemi ile de davacı adına tescil edilmiş ve bilahare 2015 yılında yapılan yenileme kadastrosu çalışmaları sonucunda 2.564,24 m²lik kısmının 693 parsel sayılı taşınmaz ile mükerrer olduğu belirtilerek 1214 59... parsel numarasıyla 12.142,36 m² yüzölçümlü olarak yine davacı adına tespit ve tescil edilmiştir.
2. Davacı ... .. (..) vekili dava dilekçesinde; mükerrerlik durumunun iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevabında; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.01.2019 tarihli ve ████████ Esas, ███████ Karar sayılı kararı ile, davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 13.06.2019 tarihli kararı ile, istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davalı ... aleyhine açılan davanın kabulü ile .. ili .. ilçesi .. Mahallesi 693 parsel sayılı taşınmazın, .. ili .. ilçesi .. Mahallesi 283 parsel sayılı taşınmazla, 2.564,24 m² kısmı bakımından mükerrer olduğu anlaşıldığından; .. ili .. ilçesi .. Mahallesi eski 693, (yeni 1214 59... ) parsel sayılı 30.417,57 m² yüzölçümlü taşınmazın 15.05.2017 havale tarihli bilirkişi raporunda gösterilen 2.564,24 m²lik kısmının eski 693 (yeni 1214 59... ) sayılı parselin tapu kaydından iptaline, dava konusu 283 (yeni 1212 77... ) sayılı parselin tapu kaydının beyanlar hanesine verilen mükerrerlik şerhinin iptaline, davalı ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bölge Adliye Mahkemesinin 13.06.2019 tarihli kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 24.03.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamıyla, "Dava, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/1 madde kapsamında ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1026. maddesinde düzenlenen ve niteliği itibarıyla mülkiyet ihtilafından kaynaklanan, mükerrer kadastro nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. Davacı dava dilekçesinde, maliki olduğu 283 parsel sayılı taşınmazın kadastrosunun mükerrer yapıldığının Tapu Müdürlüğünce kendisine bildirildiğini, taşınmazı 2007 yılında edindiğini belirterek, mükerrer kaydın iptaline karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince, davacıya ait Dikilitaş Mahallesi 283 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihinin 04.10.1950 tarihi olduğu, davalı Hazineye ait .. Mahallesi 693 parsel sayılı taşınmazın ise kadastro tespit tarihinin 16.10.1950 tarihi olduğu, mükerrer kadastro yapılması halinde ilk tespit tarihine değer verilmesi gerektiği, her iki parselinde zemindeki sınırlarının tespit tarihindeki ile aynı olduğu, fen bilirkişi raporuna göre belirlenen ve mükerrer olan kısmın halihazırda davacının taşınmazı ile bir bütün olarak davacı tarafından kullanıldığı, 283 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihinin daha eski olduğu ve 283 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitine değer verilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. 3402 sayılı Kanun'un 22/1. maddesinde, evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı, bu gibi yerlerin ikinci defa kadastroya tâbi tutulması halinde ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve 4721 sayılı Kanun'un 1026. maddesine göre işlem yapılacağı, süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastronun, Tapu Sicil Müdürlüğünce re'sen iptal edileceği belirtilmiştir. Yine, 4721 sayılı Kanun'un 1026. maddesinde de, bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz malikinin terkini isteyebileceği, tapu memurunun bu istemi yerine getirmesi halinde her ilgilinin, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabileceği hususu düzenlenmiştir. 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesinde "kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı" düzenlenmiştir. Eldeki davada, .. ili .. ilçesi .. Mahallesi çalışma alanında 1950 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında, eski 693 parsel sayılı taşınmazın 16.10.1950 tarihinde tespiti yapılarak hükmen 02.01.1963 tarihinde davalı ... adına tescil edilmiş, (2015 yılında yapılan yenileme kadastrosu çalışmaları sonucunda ise 1214 59... parsel numarasıyla ... adına tespit ve tescil edilmiştir.) aynı yer Dikilitaş Mahallesi çalışma alanında aynı tarihte yapılan tapulama çalışmaları sırasında, 283 parsel sayılı taşınmazın 04.10.1950 tarihinde tespiti yapılarak, 09.03.1951 tarihinde tapuya dava dışı şahıslar tescil edilmiş, 09.02.2007 tarihli satış işlemi ile de davacı adına tescil edilmiştir. (2015 yılında yapılan yenileme kadastrosu çalışmaları sonucunda 2.564,24 m²lik kısmının 693 parsel sayılı taşınmaz ile mükerrer olduğu belirtilerek 1214 59... parsel numarasıyla ve 12.142,36 m² yüzölçümüyle yine davacı adına tespit ve tescil edilmiştir.) Görüldüğü üzere, ikinci kadastro işlemi, ilk yapılan kadastro çalışmasının kesinleşme tarihi itibarıyla 3402 sayılı Kanun’un 12/3 maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde yapılmıştır. Her ne kadar; kadastro tespiti öncesi nedene dayalı davaların, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekmekte ise de; kadastrosu daha sonra yapılan her bölüm yönünden terkine karar verilecek olması halinde, 3402 sayılı Kanun’un 22/1. maddesinde ve 4721 sayılı Kanun'un 1026/2. maddesinde, tapu kütüğünden terkine karşı dava açma hakkının düzenlenmiş olmasının bir anlamı olmayacağı ve düzenlemenin işlevsiz olacağı açıktır. Kadastro çalışmalarındaki amaç, tapu sicillerinin gerçek durumu yansıtması olduğuna göre, sicildeki hakkın kime ait olduğunun doğru olarak belirlenmesi gerekir. Bu duruma göre, mükerrerliğin giderilmesi amacıyla açılan eldeki dava, artık çifte tapuyu önleme maksadına yöneliktir. Tabiatıyla yukarıdaki açıklamalar, birinci kadastronun kesinleşmesinden sonra işlemeye başlayan hak düşürücü sürenin dolmasından önce ikinci kadastronun yapılıp kesinleşmesi haline ilişkin olup, hak düşürücü süre dolduktan sonra ikinci kez kadastro yapılması halinde ise, hak düşürücü süre dolacağı için dava açma olanağı bulunmadığı kuşkusuz olup, yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacılar ve davalı hakkında hak düşürücü süre hükümlerinin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, hukuki durumun (mülkiyet hakkının taraflardan hangisine ait olduğunun) ilk kadastro çalışmasına ait tespit günü esas alınarak belirlenmesi gerekir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davanın esasına girilerek, davalı ... parselinin hükmen oluştuğu da gözetilerek, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle, nizalı taşınmazların, mükerrer kadastro gören bölümünün, ilk önce kadastrosu yapılan eski 283 (yeni 1212 77... ) parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin yapıldığı 04.10.1950 günü itibarıyla kime ait olduğu belirlenmelidir.
İlk Derece Mahkemesince bu hususlar gözardı edilerek ve eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, açıklanan sebeplerle hükmün bozulması gerekmiştir.'' denilerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla, "dava konusu taşınmazlarda mükerrerlik oluşturan krokisinde (G) harfiyle gösterilen 2.564,24 m²lik bölüm olduğu, kadastro tespitinin yapıldığı 1950 tarihinden en eski hava fotoğraflarının 19 47... yıllarına ilişkin olup daha eski hava fotoğrafının bulunmadığı, hava fotoğraflarına göre yapılan inceleme sonunda alınan teknik bilirkişi raporları ve keşifte alınan beyanlar birlikte değerlendirildiğinde dava konusu mükerrer kadastro gören bölümünün kadastro tespit tarihinden öncede davacı tarafa ait .. ili .. ilçesi .. Mahallesinin eski 283 (yeni 1212 77... ) sayılı parselin tespit maliki tarafından bir bütün olarak kullanıldığı, kadastro tespit tarihi itibarıyla eski 283 sayılı parselin mükerrer bölüm ile birlikte tamamının 283 sayılı parsel tespit malikine ait bulunduğu, kaldı ki davacıya ait .. Mahallesi 283 parsel sayılı taşınmazın ise tespit tarihinin 04.10.1950 tarihi olduğu, davalı Hazineye ait .. Mahallesi 693 parsel sayılı taşınmazın ise kadastro tespit tarihinin 16.10.1950 tarihi olduğu, 3402 sayılı Kanun'un 22. maddesi gereğince mükerrer kadastro yapılması halinde ilk tespit tarihine değer verilmesi gerektiği, 283 parsel sayılı taşınmazın tespit tarihinin daha eski olduğu ve 283 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitine değer verilmesi gerektiği" gerekçesiyle davanın kabulüne ve .. ili .. ilçesi .. Mahallesi eski 693 parsel (yeni 1214 59... ) sayılı ve 30.417,57 m² yüzölçümlü taşınmazın, .. ili .. ilçesi .. Mahallesi eski .. (yeni .. ..... ) sayılı taşınmazla mükerrer olduğu anlaşılan 24.10.2023 tarihli harita mühendisi (Jeodezi ve fotogrametri mühendisi) ..'nin raporunda (G) harfiyle gösterilen 2.564,24 m²lik kısmının eski 693 (yeni 1214 59... ) sayılı parselin tapu kütüğünden terkinine, dava konusu eski 283 (yeni 1212 77... ) sayılı parselin tapu kaydının beyanlar hanesine verilen mükerrerlik şerhinin iptaline karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; bozma gereklerinin yerine getirilmediğini, incelenen hava fotoğraflarının stereoskopik olup olmadığı ve numaralarının raporda belirtilmediğini, yine hava fotoğraflarının görüntülerinin rapora eklenmediğini, raporun bu haliyle eksik ve denetime elverişli olmadığını, müvekkili kurumun bir kısım harçlardan sorumlu olduğu yönünde hüküm kurulduğunu oysa kurumun harçtan muaf olduğunu belirterek, hükmün bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, mükerrer kadastro nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası olup, dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, taşınmazlar arasında mükerrerlik bulunup bulunmadığı ve mükerrerlik söz konusu ise davalıya ait taşınmazın davacının parseli ile mükerrer olan kısmının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de var olmadığına göre, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararın ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!