6831 sayılı Kanun 2/b maddesi kapsamında hazine adına tescilli taşınmazda hatalı kullanıcı şerhine dayalı tapu iptali, tescil, muhdesat bedeli veya sebepsiz zenginleşme talepleri.
Özet: Davacı, 2009 yılında adi senetle satın aldığını iddia ettiği, 2005 yılında orman sınırları dışına çıkarılmış 2/B vasfındaki taşınmazın tapu kaydındaki kullanıcı şerhinin hatalı olduğunu ileri sürerek, öncelikle kendi adına kullanıcı şerhi tesisini ve sonrasında tapuya tescilini, bu taleplerin kabul edilmemesi halinde ise taşınmaza yaptığı muhdesat bedelinin veya taşınmazı satın alırken ödediği bedel ile muhdesat değerinin sebepsiz zenginleşme hükümlerince tahsilini talep etmiş olup, ilk derece mahkemesi, davacıya satıldığı iddia edilen kısmın Hazineye ait olduğunu ve sözde satıcının mülkiyetinde olmadığını tespit etmiştir.
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kadirli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. .. ili .. ilçesi .. Mahallesinde 2005 yılında yapılan kullanım kadastrosu sonucunda, 1 05... parsel sayılı 17.454,93 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı" ve ".. kızı ... ve .. oğlu ... ..'nın kullanımında olduğu" şerhleri yazılarak Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. 2013 yılında yapılan güncelleme çalışmasında ".. oğlu ... .." olan kullanıcı isminde "..." ismi yanlış yazıldığından yerine ".. oğlu .. .." olarak güncellenmiştir. 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 Sayılı Kanun) gereği satışı nedeniyle 2013 yılında taşınmazın 1/2 hissesi davalı ... adına, ████████████ hissesi davacı ... (tapuda kullanıcı şerhi olan .. oğlu ..'nın mirasçılarından ...'nın verdiği noter muvafakatnamesine istinaden) adına, ipka nedenine dayalı olarak ██████████████ hissesi Hazine adına tescil edilmiştir.
2. Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının dava konusu taşınmazın tamamını 19.11.2009 tarihinde ... ..'dan bedelini ödeyerek adi senetle satın aldığını, ... tarafından bu yer satılırken kendisine ait olduğunu söyleyerek satış yaptığını, taşımazın kullanıcı şerhinin daha sonra yanlışlıkla yazıldı diye değiştirildiğini, ancak ..'nın 1994 yılında vefat ettiğini, kayıt yapıldığı tarihte bu yere hem zilliyet olmadığını, hem de ölü olması nedeniyle bu durumun hataen yapıldığını, 2009 yılından bu yana bu yeri davacının kullandığını, ev yapıp ağaç diktiğini, Baz Bazılı'nın diğer mirasçıları da burası babamızdan kalma diye davacının satın aldığı bu yere sahip çıktıklarını, kullanıcı tespitinin hem 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi hem de 3402 sayılı Kadastro Kanunu'na (3402 sayılı Kanun) aykırı yapıldığını ileri sürerek, öncelikle .. adına yapılan kaydın iptaliyle, ... adına kullanıcı kaydının yapılmasını ve daha sonrada adına tapuya tescilini, bunlar mümkün olmadığı taktirde davacının zilliyedi olduğu bu yerin üzerine yaptığı ev, hayvan barınağı, bahçe vb muhdesatın değerinin, normal olarak tarlanın değerinden fazla olduğundan tarlanın emsal değeri üzerinden davacıya devrinin yapılmasını, bu talepte mümkün olmadığı taktirde; davacının dava konusu bu gayrimenkulü satın alırken ödediği miktar ve üzerine yaptığı muhdesat değeri kadar fakirleştiği, davalıların da bu bedel kadar zenginleştiği ve davacı bu şekilde zarara uğradığından keşif, bilirkişi vs. ile belirlenecek değerin (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla) davalılardan tahsili ile davacıya verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılılar cevap dilekçesinde özetle; davacının sadece satın aldığı kısmı kullandığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...dava harici satım senedine dayalı tapu iptal ve tescil talebine ilişkindir. Dava dilekçesi ekindeki satım sözleşmesi incelendiğinde; 09.09.2009 tarihli anlaşma tutanağı başlıklı belgede ".. köyü .. Mahallesi ... mevkinde 24.000,00 m² miktarında Hazineye ait olan tarla vasfındaki yerden 1/2 oranında 12.000,00 m²si ..'ye 12.000,00 m²si ...'ya arazide ölçüleri yapılarak teslimatı yapılmıştır. İşbu yer teslimat tutanağı taraflar arasında rızayı olarak paylaşılmıştır. İki tarafında birbirlerine şikayetleri olmayacaktır." beyan edilmiş, belgeyi tarla sahibi sıfatıyla ... ve .. imzalamış, yine 19.11.2009 tarihli tarla satış senedi isimli belgede "tarla satan ben ... zilyetliğim altında bulunan .. ilçesi .. köyü .. mevkinde 1 05... parselden hisseme düşen 12498,00 m² tarlamı 19.11.2009 tarihinde ...'a 6000 TL bedelle sattım." şeklinde beyanda bulunulduğu, satılan kısmın sınırlarının belirlendiği, tarlayı satan sıfatıyla ..., tarlayı satın alan sıfatıyla ...'ın imzaladığı görülmüştür. Taşınmaz incelendiğinde, taşınmazın orman kadastrosunun sayılı kanun uyarınca yapıldığı ve tespitin 02.06.2005 tarihinde kesinleştiği, bilahare 2/B çalışmasının ise 09.03.2011 tarihinde tamamlandığı anlaşılmış. Taşınmaz 02.06.2005 tarihinden önce orman olarak nitelendirilmiştir. Taşınmazın satım yapıldığı iddia edilen 12.000 m²lik kısmı Hazineye ait olup, hiç bir zaman ...'nın mülkiyetinde olmamıştır. Dolayısıyla ...'nın satış yapma hakkı bulunmamaktadır. Mahallinde yapılan keşifte dinlenen tanıkların ifadelerinden davacının taşınmazı 12-13 yıl önce kullanmaya başladığı ifade edilmiş, bu durum satım sözleşmesinin tarihi ile uyumludur.
Ayrıca dava konusu taşınmaz 2005 yılından önce orman vasfına haiz olduğundan zilyetlikle iktisap edilebilecek alanlardan değildir. Ayrıca satım sözleşmesinin yapıldığı tarihte tapulu yerlerdendir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin ██████████ Esas ve █████████ Karar sayılı kararında;"...tapulu taşınmazların satışı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 706, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 237., 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60... . maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez. Buna göre, davacının tapu iptali ve tescil isteğinin kabulü yerinde değildir." şeklinde belirtmiştir. Dosya kapsamına sunulan satış sözleşmesi geçersiz olduğundan..." gerekçesiyle açılan davanın davalılar Tarım ve Orman Bakanlığı ve Orman İdaresi yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, diğer davalılar hakkındaki tüm talepler yönünden ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...dosya içeresinde bulunan tapu kaydına göre taşınmazın .. ili .. ilçesi .. köyü 1 05... parsel tarla niteliğinde 17.054,93 m² olarak tapuya kayıtlı olduğu, 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi gereğince orman sınırı dışına çıkarılmıştır şerhi bulunduğu, 1/2 hissesinin 6292 sayılı Kanun'un uyarınca satış ile 30.07.2013 tarihinde ... adına tescil edildiği, 1.000,00 m² taşınmaz hissesinin aynı tarihte satış işlemi ile ... adına tescil edildiği geriye kalan alanın Hazine adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. 3402 sayılı Kanun'un Ek 4. maddesi, "6831 sayılı Kanun'un 20.06.1973 tarihli Kanunla değişik 2. maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı, kadasto tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle bu Kanun'un 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir" hükmünü taşımaktadır. "Kullanım kadastrosu" olarak isimlendirilen bu çalışmanın amacı, 2/B sahalarını, fiili kullanım durumlarını dikkate alarak parsellere ayırmak ve bu taşınmazları 2/B alanı olarak Hazine adına tescil ederken, taşınmazlar üzerinde tespit günü itibarıyla fiili kullanımı bulunanları ve muhdesatları tespit ederek tapunun beyanlar hanesinde göstermektir. Bu maddeye göre kullanım kadastrosu sırasında beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilebilecek kişiler, kadastro tespiti sırasında çekişmeli taşınmazı ekonomik amacına uygun olarak fiilen asli zilyet olarak kullanan kişilerdir. 6292 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi olan kişilerin bu taşınmazları satın alma hakları bulunmakta olup bahse konu taşınmazında kısmen satış işlemine tabi tutulduğu görülmüştür. Davacı her ne kadar taşınmaz üzerinde zilliyetliğinin olduğunu, kendisi satış ile malik olmasına rağmen adına satışı yapılan alandan daha fazla yer kullandığını belirterek bu kullandığı alanın adına tescilini talep etmiş ise de, 6292 sayılı Kanun uyarınca Hazine tarafından satış yapılarak şahıslara devredilen taşınmazlar aleyhine şerhe ilişkin ve satış işleminin iptal edilmediği müddetçe tapusunun iptali ve tescil talebinde bulunulamayacağı yasal mevzuat ve yerleşik yargı kararları ile sabit olduğundan bu hususta açılan davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu görülmüştür. Davacı aynı zamanda muhtesatın tespiti ve adına şerh verilmesi talebinde bulunmuş olup dava konusu taşınmazın öncesi orman olup 6831 sayılı Kanun uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldıktan sonra daha önceki kullandığı alanın daha fazla olduğuna ilişkin 2/B şerhinin düzeltilmesi mümkün olmadığından bu hususta açtığı davanın da dinlenmesi mümkün olmayıp; davacının aynı taşınmazda 6292 sayılı Kanun uyarınca satış işlemi ile 1000 m²lik taşınmaz hissesi bulunduğu görülmüş olup aynı taşınmaz hakkında ortaklığın giderilmesi, kentsel dönüşüm ya da kamulaştırma işlemi bulunmadığından davacının tapu kaydının oluştuğu süreden sonraki kullanıma ilişkin muhtesat aidiyeti tespit davası açmasında hukuki yararı yoktur. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 18.04.2006 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı) Davacının temliken tescil talebinin değerlendirilmesi hususunda; Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyi niyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. 4721 sayılı Kanun'un 724. maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin 4721 sayılı Kanun'un 724. maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır. Temliken tescil davasında 4721 sayılı Kanun'un 724. maddesi uyarınca bazı şartlar belirlenmiş ise de bu şartlardan önce değerlendirilmesi gereken husus mülkiyet durumudur. 4721 sayılı Kanun'un 724. maddesinin sağladığı haklar taşınmazda mülkiyet ilişkisi bulunmayan 3. kişilere aittir. Taşınmazda paydaş bulunan kişilerin 4721 sayılı Kanun'un 724. maddesi uyarınca ifrazen müstakil bir tescil isteme olanakları yoktur. Taşınmazda paydaş bulunan kişinin ancak taşınmazda yarattığı artı değeri hukuki yararının bulunması şartı ile diğer paydaşlardan istemesi mümkün olup eldeki davada temliken tescil davası açılması mümkün olmadığı gibi yukarıda sebepleri açıklandığı üzere taşınmazda meydana getirdiği artı değeri diğer hissedarlardan dava tarihi itibariyle istemesini gerektiren hukuki yararı yoktur. Davacı bahse konu taşınmazda hissedar olup kullanımının mülkiyet hakkına dayandığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesine açmış olduğu davaların esası yönünden, taşınmazda malik olan davalı hissedarlar aleyhine açmış olduğu davaların esastan reddine ilişkin verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu görülmüştür. Davacının aynı zamanda açmış olduğu davayı ... ile Orman İdaresine yöneltiği görülmüş olup, açılan davalar yönünden ilgili davalıların taraf sıfatları olmadığından pasif husumet yokluğu ile bu davalılar yönünden açılan davaların usulden reddine dair verilen kararın yerinde olduğu değerlendirilmiştir. Davalı ... lehine nispi yargılama giderlerine hükmedilmesini talep etmiş ise de davalı ... taşınmazda hissedar olup aleyhine açılan davanın dava şartı ve hukuki yarar olmadığından reddine ilişkin karar verildiği anlaşıldığından lehine nispi vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğine ilişkin istinaf talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı tarafından davanın esasına yönelik istinaf talebinde bulunulmuş ise de İlk Derece Mahkemesince açılan davaların reddine ilişkin verilen kararın usul ve kanuna uygun olduğu lehine yargılama giderine hükmedilen ... ile Orman İdaresi lehine maktu tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmiş ise de istinaf incelemesinin yapıldığı tarih itibariyle maktu vekalet ücretinin ayrı ayrı hükmedilen iki vekalet ücretinin toplamından fazla olduğundan bu husus davacı lehine istinaf sebebi olarak değerlendirilmemiştir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle sonuç olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda vicdani kanaatin oluştuğu, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, kararın dayandığı deliller ile kanuni sebepler ve gerekçe içeriğine göre, davanın esası ile ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından..." gerekçesiyle davacı ... davalı ... vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesince olay mahallinde keşif yapıldığını, keşifte dinlenen tanıklar, mahalli bilirkişilerce dava konusu bu yeri ...'ın kullandığını, zeytin ve meyve ağaçları diktiğini, bu yer içindeki evi ...'ın yaptığını ve bu yeri ihya edenin, taşlarını temizleyenin ... olduğunu, buranın ...'a ait olduğunu belirttiklerini, İlk Derece Mahkemesince bu delillerin göz ardı edildiğini, açtıkları terditli (kademeli) davalarının inandırıcı, şüpheden uzak kati delillere dayanmadan, olasılıkla reddedilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, davalıların bu yerde zilyet olmadıklarını, sadece tapu iptal tescil yönünde kovuşturma yapıldığını, diğer tali davalar hakkında gerek kovuşturma anında, gerekse başka bir şekilde hiçbir araştırmanın yapılmadığını, özellikle sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak isteği yönünden eksik soruşturma ve kovuşturma ile karar verilerek müvekkilinin zarara uğratıldığını, ayrıca dahili davalı kurumların hepsine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın tapu iptali ve tescil davası olması, müvekkili kurumun dava açılmasına sebebiyet vermemesi ve yasal hasım olması sebebiyle taşınmazın güncel değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken müvekkili kurum lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul, yasaya ve hakkaniyete uygun olmadığını, ayrıca bakiye arta kalan harcın dava dosyasının kesinleşmesine müteakip davacıya iadesine ilişkin karar verilmesi gerekirken yatıran tarafa iadesine ilişkin verilen kararın kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek, açıklanan ve resen tespit edilecek nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!