Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin, Hazine adına tespitli taşınmazda noter senediyle devredilen zilyetliğin, kiracı tarafından davalıya haksız satışı sonrası üstün zilyetliğin korunması davasına dair temyiz incelemesi.
Özet: Hazine adına kayıtlı bir taşınmaz üzerindeki evin zilyetliğinin korunması davasında, davacı noter senediyle edindiği zilyetliğin kiracısı tarafından habersizce davalıya devredildiğini iddia ederek davalının haksız müdahalesinin önlenmesini talep etmiş; ilk derece mahkemesi ise mülkiyet tartışmasına girmeksizin, zilyetlik devir sözleşmeleri ve tanık beyanları ışığında, taraflar arasında kimin üstün ve korunmaya değer zilyetliğe sahip olduğunu belirlemek üzere, mevcut zilyetlik durumunun geçici olarak yeniden tesisine odaklanmıştır.

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2023/1 E., 2024/7 K. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVA1. .. ili merkez ilçesi .. Mahallesi çalışma alanında 3302 Sayılı 31.08.1956 Tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (3302 Sayılı Kanun) Ek 1. maddesi kapsamında yapılan kullanım kadastro çalışmaları sırasında, 21 60... parsel sayılı 216,15 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "3303 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince idarenin ve ruhsat sahiplerinin maden arama ve işletme faaliyetlerine müdahale edilemeyeceği ve bundan doğacak zararlarda mülkiyet hakkına dayanılarak bir hak ve tazminat iddiasında bulunulamayacağı, kamu yararı ve ülke güvenliği açısından yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip yabancı şirketlerince iktisap ve sınırlı ayni hak tesis edilemeyeceği", "Kamu yararı ve ülke güvenliği açısından yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip yabancı ticari şirketlerince iktisap veya sınırlı aynı hak tesis edilemez." şerhleri verilmek suretiyle arsa vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir.2. Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın zilyetliğinin 2005 yılında noter senedi ile önceki zilyetten davacı tarafça satın ve devir alındığını, taşınmazda .. isimli şahsın davacının kiracısı olarak kaldığını, kiracının davacıdan habersiz şekilde ve hakkı olmaksızın davalıya taşınmazı sattığını ileri sürerek, davalının taşınmaza haksız el atmasının önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dava, görevsizlik kararıyla Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.II. CEVAPDavalı cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin (Sulh Hukuk) 08.06.2016 tarihli ve ███████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile "...Dava zilyetliğe dayalı zilyetliğin korunması davasıdır. Zilyet, zilyetliğin arkasında bulunan nesnel veya kişisel bir hakka dayandığı takdirde dava bir hak davası niteliğini kazanır. Dava konusu evin bulunduğu taşınmaz Hazine adına kayıtlı olup davacının bu yeri zilyetlik devir sözleşmesi ile devraldığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 973. maddesinde zilyetlik "bir şey üzerinde fiili hakimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir" şeklinde tanımlanmıştır. Kanun'un 983. maddesinde saldırıda bulunan, şey üzerinde bir hak iddia etse bile; zilyetliği saldırıya uğrayan, ona karşı dava açabilir. Dava, saldırının sona erdirilmesine, sebebinin önlenmesine ve zararın giderilmesine yönelik olur. İtilafın çözümlenmesi için davaya konu evde taraflardan hangisinin üstün ve korunmaya değer zilyetliğinin olduğu tespit edilmelidir. Zira Yargıtay 8 Hukuk Dairesinin 03.11.2011 tarihli ve █████████ sayılı içtihatında" Zilyetliğin hukuki fonksiyonlarından birisi de, fiili durumun başkaları tarafından keyfi olarak bozulmasını önlemektir. Hukuk düzeni böylece toplumun esenliğini korumak istemiştir. Kendilerini haklı görenler bile başkasının fiili hakimiyetine belli bir çerçeve içinde saygı göstermeye mecburdurlar. Zilyetlik davalarının en belirgin özelliği yukarıda açıklanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi davada hakkın tartışma konusu olmaması ve davayı kazanma veya kaybetmenin mevcut olabilecek hak üzerinde herhangi bir etkisinin olmayışıdır. Bunun için de bu tür davalarda mahkemenin zilyetliğin korunmasına ilişkin vereceği karar, sadece eski zilyetlik durumunun yeniden kurulmasını sağlamaya yöneliktir. Bu karar, diğer tarafın mülkiyet iddiasıyla dava açma hakkına dokunmaz ve üçüncü kişilerin o şey üzerinde hakları olmadığının kabulü şeklinde anlaşılamaz. Bahsi geçen zilyetlik davaları sonunda verilen mahkeme kararları tamamen geçici bir etkiye sahip olup, mülkiyet sorunu çözümlenmediğinden mülkiyet yönünden kesin hüküm teşkil etmezler. (HGK.nun 12.5.19 82... /8-589 Esas, ████████ Kararı)." 4721 sayılı Kanun'un 981. ve devam eden hükümlerinden faydalanmak isteyen davacı mahkememizde sadece üstün ve korumaya değer zilyetliğini ispat etmek zorunda olduğundan somut olay değerlendirildiğinde dava konusu evin davacı tarafından noterde düzenlenen zilyetlik devir sözleşmesi ile devir alındığı,,dinlenen tanık beyanlarına göre bu yerin daha sonra dava dışı ...'a sözlü kira sözleşmesi ile kiralandığı ve kira sözleşmesinin devamı sırasında ise dava dışı ...'ın zilyetlik devir sözleşmesi ile davalıya devrettiği olayda, her ne kadar davalı tarafından bu yerin mal sahibi olan ...'tan satın alındığı iddia edilmişse de; davalıya devir yapan ...'ın dava konusu evde davacıya göre üstün bir zilyetliğinin bulunmadığı, dosya kapsamına göre bu yeri kira mukavelesi ile kullandığı ve kendisine davacı tarafından dava konusu yerin zilyetliğinin devredildiği yönünde delil bulunmamaktadır. Her ne kadar davalı bu yerin davacı tarafından ...'a satıldığı iddia edilmiş ve buna ilişkin fotokopi şeklinde sözleşme ibraz etmişse de; fotokopi şeklindeki belgeye itibar edilmemiştir..." gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının .. ili .. Mahallesi .. sokak No:..'da kayıtlı taşınmaz üzerindeki zilyetliğe el atmasının önlenmesine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 11.06.2020 tarihli ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı ile "... Hazineye ait taşınmaz mal üzerine, izinsiz olarak, hafif yapı niteliğinde olmayan yapı kuran zilyetlerin, arsa maliki Hazineden başka kişiler aleyhine açtıkları davalar, arkasında barındırdığı bir hakka dayanmakla, salt zilyetliğin korunması davası olmayıp; temelinde bir hak davasıdır. Somut olayda gelince; davacı, taşınmazın üzerinde bulunan yapıdan kaynaklı satın almaya dayalı el atmanın önlenmesi isteğinde bulunduğuna göre dava, salt zilyetliğin korunmasına yönelik dava niteliğinde değildir. Hal böyle olunca, yukarıda yazılı açıklamalar doğrultusunda davaya bakmakla Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak görevsizlik kararı ile dosya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiş, yargılama devam ederken taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenmesi nedeniyle dosya Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Görevsizlik kararı sonrasında mahkememizce dava konusu taşınmaza ait hava fotoğrafları ve memleket haritaları celp edilerek mahallinde iki ayrı keşif icra edilmiş olup, mahalli ve tespit bilirkişileri ile tanık beyanlardan; dava konusu 21 60... parsel sayılı taşınmazın 1960'lı yıllarda ... isimli kişi tarafından kullanıldığı, parsel üzerinde o yıllarda tek katlı eski bir binanın bulunduğu ve bu binada ...'in oğlu ...ve eşiyle birlikte yaşadığı, ...'in vefatı sonrasında ise taşınmazın oğlu ...'e kaldığı ve onun tarafından kullanılmaya devam ettiği, bilahare taşınmaz üzerindeki eski binanın yıkıldığı ve bunun yerine şuan taşınmazda mevcut bulunan binanın inşa edildiği, fen bilirkişisinin 06.11.2023 havale tarihli bilirkişi raporunda da, 1984 yılı hava fotoğrafı ve memleket haritasında yapılan incelemede dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir yapının bulunmadığının, 19 94... yılı hava fotoğraflarında ise raporda sarı renkle işaretlenen yapının taşınmazda mevcut olduğunun tespit edildiği, ...'in 1995 yılında dava konusu taşınmazın zilyetliğini ve üzerindeki binayı dava dışı ...isimli kişiye sattığı, ...'ın taşınmazı satın aldıktan sonra bir süre taşınmaz üzerindeki binada ikamet ettiği, bilahare .. .. Noterliğinin 27.05.2005 tarihli ve ... yevmiye numaralı zilyetlik devir sözleşmesiyle söz konusu taşınmazın zilyetliğinin üzerindeki evle birlikte 7.250,00 TL bedel mukabilinde ...tarafından davacı ... ...'a (...'a) satıldığı ve bu tarihten sonra taşınmazın fiili kullanıcısının davacı ... ... olduğu görülmektedir. Davalı ... ise dava konusu taşımaz üzerindeki binanın davacı ... ... (...) tarafından 02.03.2013 tarihli satış sözleşmesi ile dava dışı ... isimli kişiye satıldığını, ...'ın da .. ... Noterliğinin 19.08.2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı zilyetlik devir sözleşmesi ile bu yeri kendisine sattığı ileri sürmektedir. Davalı ...'ın cevap dilekçesi ekinde sunduğu 02.03.2013 tarihli "Satış Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin incelenmesinde, söz konusu sözleşmenin adi yazılı olarak düzenlendiği ve sözleşmenin altında ... ile ... isimleri altında imzaların bulunduğu görülmekte olup; davacı tarafından 02.03.2013 tarihli satış sözleşmesine ilişkin sunulan beyanlarda, sözleşmede ... ismi altındaki imza inkar edilmiş, taşınmazın hiçbir suretle ...'a satılmadığı ve ...'ın davacının kiracısı olduğu ileri sürülmüştür. Davacının 02.03.2013 tarihli satış sözleşmesi altındaki imzayı inkar etmesi üzerine; .. 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davacının imzasının bulunduğu belgeler dosya kapsamına celp edilerek imza incelemesi yapıldığı, Merkez Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliği tarafından düzenlenen 25.01.2022 tarihli uzmanlık raporunda; sözleşme altındaki imzanın ...'ın eli ürünü olup olmadığı hususunda müspet ya da menfi bir kanaat bildirmenin mümkün olmadığının belirtildiği, bunun üzeriden dosyanın Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine gönderilerek rapor alındığı, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 04.07.2022 tarihli raporunda; inceleme konusu belgede ... adına atılı imzanın teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, tersimi basit, taklidi kolay imza olması nedeniyle söz konusu imzanın ... eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği, inceleme konusu belgede ... adına atılı imzanın ise ...'ın eli ürünü olduğu yönünde kanaat bildirildiği görülmektedir. Somut olayda, yukarıda açıklandığı üzere davacı ... ... (...'ın) .. Noterliğinin 27.05.2005 tarihli ve ... yevmiye numaralı zilyetlik devir sözleşmesiyle dava konusu taşınmazın zilyetliğini ve üzerindeki binayı taşınmazın önceki kullanıcısından kadastro çalışmalarından önce usulüne uygun olarak devraldığının dosya kapsamıyla sabit olduğu, taşınmazın davacı tarafından dava dışı ...'a satıldığını ve 02.03.2013 tarihli satış sözleşmesi altındaki imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükünün ise, söz konusu sözleşmeyi elinde bulunduran ve bu delile dayanan davalı ...'a ait olduğu, dosya kapsamında alınan imza incelemesine ilişkin raporlarda sözleşmede ... adı altındaki imzanın tersimi basit, taklidi kolay imza olması nedeniyle davacıya ait olup olmadığının tespit edilemediği, yine Mahkememizce dinlenen mahalli ve tespit bilirkişileri ile tanıkların da taşınmazın dava dışı ...'a satıldığına yönelik olarak görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı, bu kapsamda davalı ...'ın taşınmazı önceki kullanıcısından usulüne uygun şekilde devraldığı iddasını kanıtlayamadığı..." gerekçesiyle açılan müdahalenin meni davasının kabulüne, davalı ...'ın dava konusu .. ili .. ilçesi .. Mahallesi 21 60... parsel sayılı taşınmaza müdahalesinin önlenmesine, 21 60... parsel sayılı taşınmazın arsa niteliği ve 216,15 metrekare yüzölçümüyle Hazine adına tapuya tesciline, taşınmazın beyanlar hanesine; "3303 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince idarenin ve ruhsat sahiplerinin maden arama ve işletme faaliyetlerine müdahale edilemez ve bundan doğacak zararlarda mülkiyet hakkına dayanılarak bir hak ve tazminat iddiasında bulunamaz.", "Kamu yararı ve ülke güvenliği açısından yabancı uyruklu gerçek kişiler ile kendi ülkelerinin kanunlarına göre kurulan tüzel kişiliğe sahip yabancı ticari şirketlerince iktisap veya sınırlı aynı hak tesis edilemez", "14.11.1999 tarihinden evvel olmak üzere, taşınmazın önceki kullanıcısından usulen devralan ... ...'ın kullanımındadır." ve "14.11.1999 tarihinden evvel olmak üzere, üzerindeki 2 katlı kargir ev önceki sahibinden usulen devralan ... ...'a aittir." şerhlerinin yazılmasına karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazı usulüne uygun şekilde davalının devraldığını, davacının taşınmazı ...'e sattığının sabit olduğunu, imza araştırmasının hükme esas alınacak yeterlilikte ve görevli mahkemece yapılmadığını, taşınmazın maliki ve zilyedinin davalı olduğunu, kararın usul ve esas yönünden hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinde davacının kullanım hakkının bulunup bulunmadığına ilişkindir.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz edenden alınmasına,1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,17.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.