Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinde, yüksek voltaj kaynaklı elektronik cihaz hasarları için elektrik dağıtım şirketine açılan tehlike sorumluluğu temelli tazminat davasının gerekçeli kararı.
Özet: Davacı bir işletme, elektrik şebekesindeki yüksek voltaj dalgalanması nedeniyle işyerindeki elektronik cihazlarının kullanılamaz hale gelmesi sonucu ticari faaliyetlerinin aksadığını ileri sürerek, davalı elektrik dağıtım şirketini Borçlar Kanununun tehlike sorumluluğu ve haksız fiil hükümleri gereği kusursuz sorumlu tutarak tazminat talebinde bulunmuş; davalı şirket ise olayda kusuru bulunmadığını, şebekede herhangi bir arıza kaydedilmediğini ve zararın davacının kendi iç tesisatındaki eksiklikler veya gerekli önlemleri almamış olmasından kaynaklandığını belirterek davanın reddini istemiştir.

T.C.
DİYARBAKIR TÜRK MİLLETİ ADINAASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARARESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLLERİ : DAVA : Tazminat DAVA TARİHİ : █████/2024KARAR TARİHİ : █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ : Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Diyarbakır ili, Kayapınar ilçesi, Mezopotamya Mahallesi, Musa Anter Caddesi Gaziler Petrol Yanı .....adresinde faaliyet gösterdiğini, davalı şirket nezdinde .....tesisat numarası ile elektrik abonesi olduğunu, .....tarihinde elektrik enerjisinin yüksek voltajlı gelmesi neticesinde müvekkili şirkete ait 3 adet .....marka masaüstü bilgisayar, 1 adet dizüstü bilgisayar, 3 adet .....marka koşu bandı, ses sistemi, elektronik saat ve buhar odası anakartının bozulduğunu, cihazların kullanılamaz hale geldiğini, davalı şirketin Borçlar Kanunu'nun kusursuz sorumluluk ilkesi ve haksız fiil hükümleri gereğince meydana gelen zarardan sorumlu olduğu, müvekkil şirket tarafından davalı kuruma yapılan başvurunun .....tarihli ve .....sayılı yazı ile red edildiğini, cihazların kullanılamaz hale gelmesi sebebiyle şirketin ticari faaliyetlerinin aksadığını ve gelir kaybına uğradığını, olay tarihinde hasarlı eşyaların fotoğraflarının çekilerek kayıt altına alındığını, davalı şirketin enerji nakil hatlarının bakım ve işletilmesindeki eksiklikler nedeniyle TBK'nın 71. maddesi uyarınca tehlike sorumluluğu kapsamında bulunduğu, elektrik hizmeti sunumunda tekel olan davalı kurumun hizmetin işleyişinde asli ve tam kusurlu olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları gereğince yapı malikinin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk türlerinden olduğunu, elektrik kesintisi veya voltaj dalgalanması ile oluşan zarar arasında uygun illiyet bağının mevcut olduğunu, davalı şirketin ihmali ve icrai eylemleriyle haksız fiil teşkil eden fiillerinden dolayı tazminat yükümlülüğünün doğduğunu, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesi gerektiği belirtilerek tazminatın tahsili talep ve dava etmiştirDava dilekçesi ve tensip zaptı ekli meşruhatlı davetiyenin davalılara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş, davalının süresi içinde cevap dilekçesi sunduğu görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; husumet, derdestlik, zamanaşımı, hak düşürücü süre, görev ve yetki itirazlarının bulunduğunu, .....tarafından .....tarihinde yapılan zarar ziyan başvurusuna istinaden yapılan incelemelerde, .....tarihinde abonenin enerji aldığı hatta herhangi bir arıza veya kesinti olmadığının tespit edildiğini, .....numaralı iş emrinin asılsız olduğunun belirlendiğini, müvekkili şirketin olayda kusurunun bulunmadığını, aksine davacı tarafın ağır kusurlu olduğunu, Elektrik Dağıtım ve Perakende Satışına İlişkin Yönetmelik uyarınca davacının izlemesi gereken prosedürleri takip etmediğini, kötüniyetli hareket ettiğini, Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği gereği şebekedeki zorunlu kesintilerden şirketin sorumlu tutulamayacağını, kaçak elektrik kullanımı ve güç artırımı gibi durumların müvekkilin iradesi dışında gerçekleştiğini, kamu hizmeti ifa eden müvekkilin teknik standartlara uygun bakım ve onarımı yaptığını, iç tesisat yönetmeliğine göre bina içi tesisatın bakım ve onarımının aboneye ait olduğunu, abonelerin gerilim rölesi ve koruma topraklaması gibi önlemleri alması gerektiğini, davacının sözleşmede belirlenen kurulu gücün üzerinde enerji çektiğini, trafo ve bağlı dinamoların bakım yükümlülüğünün davacıda olduğunu, trafoya ait sigorta yerine tel bağlanması gibi uygunsuz müdahalelerin cihazları korumasız bıraktığını, voltaj dalgalanması iddiasının dayanaktan yoksun olduğunu belirterek haksız ve hukuka aykırı davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep ettiği görülmüştür.GEREKÇE:Dava, tazminat davasıdır.Davacı vekili, müvekkilinin elektrik abonesi olduğunu, davalı tarafından yapılan elektrik dağıtımı sırasında yaşanan elektrik dalgalanması nedeni ile davacıya ait işyerinde bir kısım menkul malların zarar gördüğünü ileri sürerek maddi tazminat talep etmektedir.6098 sayılı TBK md. 71'de "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur. Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır. Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır. Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler." düzenlemesi yer almaktadır. "Elektrik enerjisinin taşındığı enerji nakil hattı ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması, sorumluluk için yeterlidir. Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, gene çoğu zaman zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğunun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır. (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15)" (Yargıtay 3, HD, Esas No: █████████, Karar No: ████████ sayılı ilamı)."Ulaşım, enerji ve üretim araçlarında kullanılan büyük makinelerin, teknik araç ve gereçlerin, yeni kimyasal ve biyolojik buluşların karmaşık bir biçim verdiği modern toplumda, kusuru, sorumluluğun kurucu unsuru olarak görmek, bir çok nedenlerle doyurucu olmaktan uzaktır. Gerçekten, her şeyden önce, bu kadar karmaşık teknik bir süreç ve sosyal ilişki ağı içinde gerçekleşen zararlarda kusurun rolü, ya çok azalmış, ya da hiç kalmamıştır. Gerçekten, çalışanlar ve çevre için büyük tehlike arz eden makineler, enerji kaynaklan, ulaşım araçları ve diğer şeyler arasında, zararlı sonucun sebebi olarak insan davranışının rol ve katkısını tespit etmek imkânı, fiilen ortadan kalkmıştır. Zira bu karmaşık mekanik şartlar, sosyal ilişkiler içinde kusurlu bir davranışın bulunup bulunmadığını, kimin kusurlu bir davranışta bulunduğunu belirlemek mümkün değildir. Kaldı ki; bu kadar tehlikeli araç ve gereçler içinde insan davranışının zararın sebebi olabilme ihtimali, diğer teknik ve mekanik sebeplerle kıyaslanamayacak derecede küçük ve önemsizdir. Zira günümüzde enerji kaynakları, ulaşım araçları ve üretimde kullanılan makineler, o derece hızlı, karmaşık ve büyük boyutlar kazanmıştır ki; artık, gerekli her türlü tedbir alınsa bile, zararın doğumunu önlemek çoğu zaman imkânsız hale gelmiştir. Çevre için tehlike arz eden bu kaynaklar karşısında, zarara uğramak adeta kaçınılmaz bir hal almıştır. Ancak, "tehlikeli" diye toplumun bu araç ve gereçlerden vazgeçmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, tehlikeli faaliyette bulunan kimseler, bunlardan yarar sağladıkları için, sebep oldukları zararı da gidermek zorundadırlar." (Yargıtay 3. HD., Esas No: ██████████, Karar No: █████████ sayılı ilamı).Tehlike sorumluluğunun dayandığı temel ilke "Tehlike İlkesi"dir. Tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluğun doğması için, tehlikeli bir olgu ve meydana gelen zarar ile söz konusu tehlikeli olgu arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Tehlikeli bir faaliyeti ile başkasına zarar veren kimse, bu zararın ortaya çıkmasında hiç kusuru olmasa bile sorumludur. Dolayısıyla mahiyeti gereği tehlike oluşturan bir girişimde bulunan kimse, kusurlu olmasa dahi, girişimin neden olduğu zararları tazmin etmek zorundadır.Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira, bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, yine de çoğu zaman zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple, sorumluluğun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından; bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15).Sorumluluk hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda, kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Uygun illiyet bağı ancak üç halde kesilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusurudur. Kusursuz sorumlulukta, zarar gören kişinin kusurun varlığını ispat etme zorunluluğu yoktur. İşletme sahibi veya işletenin meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için kusuru aranmaz. Aksine kusursuz sorumlu olan davalının, olayla zarar arasında illiyet bağının bulunmadığını kanıtlaması gerekir. Ancak, aynı zamanda sorumlu kişinin zararın doğumunda kusuru varsa, bu kusur munzam (ek) kusur olarak gözönünde tutulur. Munzam kusur halinde, kusursuz sorumlu kişi illiyet bağını kesen sebeplere dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı gibi tazminat miktarının takdirinde bu kusur gözönünde tutulabilecektir.Başka bir deyişle TBK'nın 51/1.maddesi kapsamına göre objektif olarak sorumlu tutulan kişinin kusursuz veya hafif derecede kusurlu olması halinde “hal ve mevkiin icabı” veya “hakkaniyet”in gerektirdiği hallerde tazminattan indirim yapılması beklenirken, sorumlu olan kişinin “kusuru” bulunması halinde tazminattan indirim oranını azaltıcı bir etki kazanabilir. (S.Sulhi Tekiray, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, sayfa 798.6.baskı).Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin "İkinci" bölümünün "Genel Hükümler" başlığı altındaki "Kuvvetli akım tesislerinin güvenliği" alt başlığında yer alan 5.maddesinde; "Kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır." düzenlemesi, 10.maddesinde; "Kuvvetli akım elektrik aygıtları, kullanılmaları ya da işletilmeleri sırasında oluşacak ark ve kıvılcımlar, insanlar ve eşyalar için tehlikeli olmayacak biçimde yapılmalı ya da düzenlenmelidir. Bu durum kullanılan her aygıt için yürürlükteki TS'da (yok ise sırasıyla EN, HD, IEC, VDE'de) belirtilen tip deneyleri ile doğrulanmış olmalıdır. Yangın tehlikesi bulunan yerlerdeki sigortalı ayırıcılarda oluşabilecek arkların yaratacağı yangın tehlikesini en aza indirmek üzere, bu tip ayırıcıların bulunduğu direklerin altına 10 cm kalınlığında ve 3 metre yarı çapında bir bölgeye mıcır dökülecek veya grobeton atılacaktır." düzenlemesi, "bakım ve onarım" başlıklı 27.maddesinde; "Tesislerin ve aygıtların teknik belgelerinde belirtilen aralıklarda bakım ve onarımları yapılmalıdır. Yapılan bakım ve onarımlar kalıcı bir şekilde kaydedilmelidir." düzenlemesi ve 67/a. maddesinde; "İşletme tarafından belirli sürelerde hava hatları ve direkler, topraklamalar dahil denetlenmeli ve yoklanmalıdır. Yoklama ve bakımın sonuçları düzenli olarak kaydedilmelidir." düzenlemesi bulunmaktadır. Zararı azaltma külfetinin temeli TMK. m. 2 f. 1’de ifade edilen dürüstlük kuralıdır. Tazminat talep etme hakkını kullanan zarar gören, dürüst davranmak zorundadır. Dürüstlük kuralı, tazminat talep edecek olan zarar görenin, zararının mümkün olduğunca düşük düzeyde kalmasını sağlayacak makul tedbirleri almasını gerektirir. Zarar görenin, uğradığı zararı kendisi arttırdığı halde zarar verenden tam tazminat istemesi, tazminat talep etme hakkının kötüye kullanılmasıdır (TMK m. 2 f. 2)13. Zarar gören, makul tedbirler almak suretiyle kendi davranışı ile kaçınabilecek olduğu bir zararın tazminini zarar verenden talep edemez. Zarar görenin zararı azaltma ödevi, hukukî niteliği itibariyle, bir borç değil, bir külfettir (Obligenheit/incombance). Bu külfetin ihlali, zarar görenin hukuki sorumluluğuna yol açmaz. Yani, zarar verene, zarar görene karşı ifa davası açma veya ondan tazminat talep etme hakkı vermez. Sadece, zarar görenin elde edeceği tazminatı azaltarak onu hukuken dezavantajlı bir konuma sokar. Zarar görenin zararı azaltma külfetinin varlığından söz edebilmek için, zarar verenin sorumluluğunu doğuran bir olayın gerçekleşmiş olması gerekir. Haksız fiil sonucunda zarar gören kişinin zararı azaltma külfeti, zarar veren olayın, yani haksız fiilin meydana gelmesinden sonra doğar. Zarar görenin haksız fiil meydana gelmeden önce veya haksız fiille aynı zamanda vuku bulup zararın doğumunda etkili olan kusurlu hareketleri “zararın meydana gelmesinde ortak kusur” teşkil ederse de, “zararı azaltma külfetine aykırılık” teşkil etmez. Zira bu aşamada, zarar henüz gerçekleşmeye başlamadığından, onun azaltılması veya artışının engellenmesi de söz konusu değildir. Makul tedbirlerin belirlenmesinde, somut olayın tüm özellikleri göz önünde tutulur. Bu bakımdan, alınabilecek bir tedbirin zararı azaltmaya ne kadar elverişli olduğu, yani etkililiği, maliyeti, piyasa şartları gibi tedbire ilişkin objektif kriterler değerlendirilir. Somut olayda mahkememizce zararlandırıcı olay ile ilgili elektrik elektronik mühendisi bilirkişisinden bilirkişi raporu alınmış ve bilirkişinin mahkememize sunmuş olduğu bilirkişi raporunda özetle; "Elektrik Hizmetleri Yönetmeliği yapılan değerlendirmede, davacıya ait iş yerindeki ürünlerin voltaj dalgalanmasından zarar görüp görmediğinin araştırıldığı, .....tarihli tutanakta gelen ihbar üzerine yapılan kontrollerde iş emrinin asılsız olduğunun ve hatta herhangi bir arıza veya kesinti bulunmadığının tespit edildiği, .....tarihli Diyarbakır İl Müdürlüğü Hasar Tespit ve Kıymet Takdir Komisyonu raporunda ...... Gıda. Temz. Kuy. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından .....tarihli dilekçe ile yüksek voltaj kaynaklı cihaz hasarı tazmininin talep edildiği, .....tarihinde yapılan incelemelerde ise hattın sorunsuz olduğunun belirlendiği, elektrik cihazlarının yüksek voltaj dışındaki aşırı kullanım, elektronik ömrün tükenmesi, iç tesisat hataları veya topraklama eksikliği gibi sebeplerle zarar görebileceğinin ifade edildiği, şirket tarafından zararın karşılanması talebinin reddedildiği, zarar ziyan saha tespit formunda bina girişinde 300 mA ve daire girişinde 30 mA kaçak akım koruma rölesinin bulunmadığının saptandığı, bu eksikliğin cihazların yanmasına sebebiyet verebileceği, ...... Dağ. A. Ş. iletim hatlarında dalgalanma oluşabildiği kabul edilse dahi ilgili tutanaklarda söz konusu tarihte bir dalgalanma yaşanmadığının belirtildiği, gerekli önlemlerin alınmadığı ve elzem şalterlerin kullanılmadığı anlaşıldığından davacının cihazlarının elektrik dalgalanması sebebiyle arızalandığına dair bir kanaat oluşmadığı" yönünde rapor hazırlandığı görülmüştür.Bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazların değerlendirilmesi amacı ile bilirkişiden ek rapor alınmış, ek raporda da aynı kanaatlerin korunduğu görülmüştür.Somut olay ve yapılan açıklamalar bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacıya ait işyerine .....tarihinde yüksek voltaj geldiğine dair dosyada bir delil olmadığı, hatta arıza olmadığı ve enerji kesintisinin olmadığı, dosyada bulunan zarar ziyan saha tespit formunda hem bina girişinde panoda olması gereken 300 mA'lık kaçak koruma rölesinin olmadığının hem de daire girişinde 30 mA'lık kaçak akım koruma rölesinin bulunmadığının saptandığı, bu eksikliğin cihazların yanmasına sebebiyet verebileceği, zarar ile illiyet bağının kesildiği anlaşılmış, sübut bulmayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın REDDİNE,2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan davacı tarafça peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubu ile eksik 304,40 TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,3-Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL ara buluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafça yapılan yargılama harç ve gideri olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına,5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,6-Gider avansından artan kısmın hüküm kesinleşince Yazı İşleri Müdürü tarafından ilgilisine iadesine,Dair davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde HMK'nın 345. maddesi uyarınca, mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. Katip HakimBu belge 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu'na göre güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır