İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde, banka dışındaki kredi kuruluşu kefalet borcuna itirazın iptali davasında istinaf incelemesi ve davalı itiraz sebepleri.
Özet: Bu hukuki metin, bankadan temlik alan bir varlık yönetim şirketinin ticari kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun tahsili amacıyla kefiller aleyhine başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali davasını ele almaktadır; davalı kefiller, asıl borçluya başvurulmadığı, borcun zamanaşımına uğradığı, bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğu, kefalet sözleşmesinin eş rızası ve el yazısı beyanı eksikliği nedeniyle geçersiz olduğu ve faiz oranları ile icra inkar tazminatının haksız olduğu iddialarıyla davanın reddini talep etmiş, ilk derece mahkemesi ise tebligatın geçersizliği ve temerrüdün takiple oluştuğu kabulüyle davanın kısmen kabulüne ve belirli bir miktar üzerinden takibin devamına karar vermesi üzerine davalılar kararı istinaf etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: ████████
KARAR NO: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2022
NUMARASI: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: █████/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “Müvekkil banka ile müşterisi ... arasında akdedilen ticari kredi sözleşmesine davalıların kefil olduğu, sözleşmede belirtilen borçların ödenmemesi üzerine başlatılan 09.07.2020 tarih ve ... E. Sayılı icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini” talep edilmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;“Asıl borçlu olan ...’a icra takibi yapılmadan müvekkilleri hakkında icra takibi yapılamayacağı, , davacının ... plakalı rehinli aracı sattığı, alacaklı yıllarca bekledikten sonra kefiller aleyhine olacak şekilde faiz işlemesine sebep olduğu, haksız davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini” talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, davacı Temlik alan varlık yönetim şirketinin davalı kefillerden talep edebileceği asıl ve takip alacağının yapılan hesaplama ile 7.685,01 TL asıl alacak, (█████/2016-█████/2020 tarihleri arası ) 11.809,92 TL işlemiş faiz ve 590,50 TL BSMV olmak üzere toplam 20.085,43 TL takip alacağı olduğu, davalı kefillere yapılan tebligatın geçerli sayılması durumunda ise 14.653,79 TL asıl alacak, (█████/2016-█████/2020 tarihleri arası )12.318,69 TL işlemiş faiz ve 615,93 TL BSMV olmak üzere toplam 27.588,41 TL takip alacağı olduğu, her iki durumda da alacağın asıl kısma tahsile kadar yıllık % 16,22 oranında temerrüt faizi işletilmesinin mümkün olduğu tespit edilmiş olup, bilirkişi raporunun denetime uygun, hüküm kurmaya elverişli olduğu kabul edilerek, davalı kefillere yapılan tebligatın geçerli olmadığı dikkate alınarak temerrüdün takiple oluştuğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne takibin 7.685,01 TL asıl alacak, 11.809,92 TL işlemiş faiz, 590,50 TL BSMV olmak üzere 20.085,43 TL üzerinden devamına, 7.685,01 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık%16,22 temerrüt faizi uygulanarak takip talebinde belirtilen diğer şartlarla takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine,4.017,86 TL icra inkar tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, , karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme ilk bilirkişinin verdiği kök ve ek rapordan sonra talep olmamasına ve hangi sebeple verdiğini açıklamadan dosyayı yeni bir bilirkişiye verdiğini, Mahkeme hükmünü denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğunu beyan ettiği farklı bir bankacının verdiği 2. bilirkişi raporuna dayandırdığını, Birinci bilirkişi tarafından hazırlanan kök, ek rapor ve ikinci bilirkişi tarafından hazırlanan raporlar arasında çelişki bulunduğunu, mahkeme tarafından öncelikle bu çelişkinin giderilmesi gerektiğini, borcun zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile zaman aşımı itirazında bulunulduğunu, mahkemece hükümde zaman aşımı itirazının değerlendirilmediğini, icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını, alacağın likit olmadığını, davalılar tarafından hesaplanabilir olmadığını, mahkeme tarafından dosyanın hesap yapılması için iki ayrı bilirkişiye tevdi edildiğini, kefalet sözleşmesinin yasal unsurları taşımadığını, davalıların sözleşmede kendi el yazıları ile beyanlarınında olmadığını, sözleşmede belirtilen faiz oranlarının uygulanamayacağını, davalıların ikisinin de kefalet sözleşmesinin imzalandığı tarihte evli olduklarını ve eşlerinin rızası alınmadığından kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu,
Son taksitten sonra davacı tarafından asıl borçlu olan ... a başvurulmadan, davalılar ile birlikte asıl borçluya ihtarname çekildiğini, davacının ödenen son taksitten asıl borçlunun iflas açılışına kadar ki bir yıllık süre de asıl borçlu hakkında takibe geçmediğini, ayrıca iflas açılışından sonra da alacağını masaya kayıt ettirmediğini ve davalıları da asıl borçlunun iflası ile ilgili bilgilendirmediğini, Borçlar Hukuku açısından müşterek borçluluk ile müteselsil kefaletin birbirinden çok farklı iki ayrı kurum olduğunu, bir kimsenin hem müşterek borçlu hem de aynı zamanda müteselsil kefil olmasının hukuken mümkün olmadığını, alacaklının rehni paraya çevirdikten sonra yıllarca beklediğini, alacaklı olduğunu iddia ettiği miktar için işlem yapmadığını ve kefiller aleyhine olacak şekilde faiz işlemesine sebebiyet verdiğini, alacaklının asıl borca yıllar içerisinde fahiş miktarda faiz işleterek kefilin sorumluluğunu da artırdığını, ayrıca kredi sözleşmesinde asıl borçlu olarak yer alan ...'un iflasına karar verdiğini, asıl borçlunun iflasına karar verilmişse alacaklının, alacağını kaydettirmek ve haklarının korunması için gerekeni yapmak zorunda olduğunu, borçlunun iflas ettiğini öğrendiği anda durumu kefile bildirmesi gerektiğini, alacaklının kendisini iflas masasına kaydettirmediği gibi davalılara bu durumu bildirmediğinden davalıların uğradığı zararın miktarınca haklarını kaybedeceğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; dava dışı asıl borçlu ... ....A.Ş nin ... A.Ş.' den kullandığı krediye, kredi borçlusu ile birlikte müteselsilen kefil olan davalılar hakkında başlatılan icra takibine yaptığı itirazın iptaline ilişkindir.
Mahkemece dosyaya toplanan deliller ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinaf konusu uyuşmazlık temelde; dava konusu alacak yönünden zamanaşımı süresinin geçip geçmediği, kefillerin sorumluluklarının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Davalı vekilinin kefaletin geçersizliğine ilişkin istinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede;
Davalı kefillerin takibe dayanak sözleşmede kefil sıfatıyla isim, adres ve imzalarının bulunduğu, kredi limitinin 59.631,214 TL olarak belirlendiği görülmektedir. Sözleşme 818 sayılı B.K döneminde imzalanmıştır. Buna göre kefaletin geçerli olabilmesi için;1) Yazılı şekilde yapılması, 2) Kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın açıkça gösterilmesi, 3) Kefalet edilen borcun geçerli bir borç olması, 4) Kefilin medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunması gerekmektedir. Takibe dayanak sözleşmede, kredi limitinin 59.631,214 TL olduğu belirlenmiştir.
Sözleşmede kefillerin müteselsil kefil olduğu kaydı düşülmemiş olmakla birlikte, sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK 7. Maddesindeki 'İki veya daha fazla kimse,içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari mahiyeti haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kimseye karşı müştereken borç altına girerlerse mukavelede aksi kararlaştırılmış olmadıkça müteselsilen mesul sayılırlar. Ticari borçlara kefalet halinde, gerek asıl borçlu ile kefil ve gerek kefiller arasındaki münasebetlerde dahi hüküm böyledir' düzenlemesi gereği, kullanılan kredinin asıl borçlu yönünden ticari kredi niteliğinde bulunması nedeniyle kefiller bu karine nedeniyle müteselsil kefildirler. Bu durumda davalıların sorumlu olduğu miktarın da sözleşmede yazılı kredi limiti olduğu anlaşılmakla şeklen ve hukuken geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Kefalet limiti gösterilmemiş olsa bile kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği yerleşik Yargıtay kararlarıyla sabittir. (Emsal Yargıtay 11....26.12.1991 tarih █████████ Es. ve █████████ K. Sayılı Kararı) .Bu durumda mülga B.K'nu ile Yargıtay emsal içtihat kararlarına göre Kredi sözleşmesinde mülga: BK 484 ve 485.m. öngörülen “Muayyen bir limit şartının teşekkül etmiş olduğu açıkça anlaşıldığından dolayı, geçerli bir kefaleti mevcut olduğunun kabulü gerekmektedir. Yine 818 sayılı B.K döneminde kefaletin geçerliliği için eş rızasına da ihtiyaç yoktur.
Davalının kefalet sözleşmesinin geçersizliğine dair istinaf istemlerinin tümünün yerinde olmadığı anlaşılmaktadır.
Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''.....Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir.
Aynı yasanın 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır.
TBK’nun 598/3. maddesi, ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'', 598/4. maddesi, ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' hükmünü içermektedir.
818 sayılı BK.'nun yürürlükte olduğu dönemde akdedildiği anlaşılan kredi sözleşmesi, 6101 sayılı 6098 sayılı kanunun yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında kanunun 1.maddenin 2.cümlesi uyarınca, TBK.'nun yürürlüğe girmesinden sonraki sona erme, tasfiye ve temerrüd 6098 sayılı TBK hükümlerine tabi olup, buna göre kefaletin 10 yıl için verildiğinin kabulü gerekmektedir. 6098 sayılı kanunun 598. maddesinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmesi karşısında; sürenin kamu düzenine ilişkin resen nazara alınması gerekli hak düşürücü süredir. Türk Borçlar Kanunu ile 10 yıllık hak düşürücü süre ilk defa öngörülmüş olup, başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolduğundan, hak sahipleri 6101 Sayılı 5. Maddesi uyarınca Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilecektir.
Dava ve icra takibine konu kredi sözleşmesinden kaynaklanan kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanması gerekli olup, kullandırılan krediye ilişkin borcun kat edildiği ve alacağın █████/2013 tarihinde muaccel hale geldiği, gerek takip gerek dava tarihi itibarıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı ve kefaletin sona ermediği anlaşılmaktadır. Yine 6098 sayılı TBK 146 maddesi gereği 10 yıllık zamanaşımı süresinin de geçmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda davalılar vekilinin bu yönlere ilişen istinaf talepleri de yerinde görülmemiştir.
6100 sayılı HMK'nun Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller başlıklı 266. Maddesi; (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi başlıklı 282. Maddesi - (1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporuna itiraz başlıklı Madde 281. Maddesinin 3. Fıkrası: Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir. Düzenlemelerini içermektedir. İlk derece mahkememsinin dosyaya kazandırılan birinci kök ve ek raporunu yetersiz görüp başka bir bilirkişiden rapor almasında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Dava dışı ... .... A.Ş.'nin, alacağı temlik eden ... A.Ş.' ile █████/2012 tarihinde 59.631,24 TL tutarlı VDF kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede davalıların kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu, kredi sözleşmesinin 818 sayılı borçlar kanununun yürürlükte bulunduğu dönemde imzalandığı anlaşılmaktadır. Kullanılan kredinin ödenmemesi üzerine temlik eden Finans kuruluşunca asıl borçlu hakkında rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip ve rehin açığı belgesine dayalı ilamsız takip yaptığı, kefiller hakkında da dava konusu ilamsız icra takibinin yapıldığı, asıl borçlu ve davalı kefillere ... Noterliğinin █████/2012 tarih ve ... numaralı ihtarnamelerini keşide edildiği, asıl borçluya gönderilen tebligatın iade edildiği, kefil borçlulara çıkarılan tebligatların ise muhtara bırakılarak yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
2004 sayılı İİK’nun 68/b maddesi ise; “Borçlu cari hesap veya kısa, orta ve uzun vadeli kredi şeklinde işleyen kredilerde krediyi kullandıran taraf, krediyi kullanan tarafın kredi sözleşmesinde belirttiği adresine, borçlu cari hesap sözleşmesinde belirtilen dönemleri veya kısa, orta, uzun vadeli kredi sözleşmelerinde yazılı faiz tahakkuk dönemlerini takip eden on beş gün içinde bir hesap özetini noter aracılığı ile göndermek zorundadır. Sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesi, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla krediyi kullandıran tarafa bildirilmesi halinde sonuç doğurur; yeni adresin bu şekilde bildirilmemesi halinde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarih tebliğ tarihi sayılır,” düzenlemesini içermektedir.
Bu durumda asıl borçlu şirket yönünden tebligatın iade edildiği █████/2013 tarihi itibarıyla tebligat yapılmış sayılması gerektiği, asıl borçlu yönünden temerrüdün verilen süre dikkate alınarak █████/2013 tarihinde oluştuğu, kefiller yönünden de verilen sürenin bitimi ile █████/2013 tarihinde oluştuğu anlaşılmaktadır. Mahkemece taleple bağlı kalınarak █████/2016 tarihinden itibaren temerrüt faizi hesaplanan bilirkişi raporundaki hesaplama esas alınarak kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından davalıların bu yönlere ilişen istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.
İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.
Eldeki davada, nakdi krediye ilişkin alacak likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davalıların bu yöne ilişen istinaf talebi de yerinde değildir.
Bu durumda ilk derece mahkemesince denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli bilirkişi raporunu esas alarak davanın kısmen kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığından davalıların tüm istinaf taleplerinin reddi gerekmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararınında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalılar vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 343,01 TL harcın, alınması gerekli olan 1.372,04 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.029,03 TL istinaf karar harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!