İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinde, menfi tespit davasında, icra takibine konu edilen senedin teminat amaçlı verildiği iddiasının ispatı ve ticari ilişki yokluğu üzerine ilk derece mahkemesi kararının istinaf yoluyla incelenmesi.
Özet: Bir borca veya ticari ilişkiye dayanmadığı iddia edilen 415.000 TL bedelli senedin, davalı tarafından başlatılan icra takibine dayanak yapılmasının haksız olduğunu ileri süren davacı, senedin aslında bir arazi ihalesi sürecinde davalının talebiyle teminat amacıyla verildiğini ve hile ile imzalatıldığını belirterek menfi tespit davası açmıştır. Davalı ise senedin ödünç verilen paraya karşılık düzenlendiğini savunmuş, ilk derece mahkemesi bononun teminat niteliğinin yazılı delille kanıtlanamadığı ve davacının iddialarını yeterince ispat edemediği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacı vekili, bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : ████████
KARAR NO : █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20.09.2023
NUMARASI : ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit
KARAR TARİHİ : 03.07.2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 03.07.2026
İzmir 6.asliye Ticaret Mahkemesinin 20.09.2023 tarih ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine 11.03.2020 tarihinde İzmir 18. İcra Dairesi █████████ E. sayılı takibin başlatıldığını, takip dayanağı olan 21.12.2019 keşide tarihli 415.000,00 TL bedelli, lehtarı davalı ... olan senedin herhangi bir borca ve ticari ilişkiye dayanmadığını, senedin teminat amacıyla verildiğini, senedin hile ile imzalatıldığını, davalının kendisine güvenmediği ... yerine müvekkilinden teminat senedi keşide etmesini istediğini, davalının teminat senedine dayanarak icra takibi başlatmasının hukuka aykırı olduğunu, davalının ... ve diğerlerine verdiği yetki belgesiyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü'ne Çeşme'deki hazine arazilerinin alımına ilişkin talepte bulunulduğunu, müvekkilinin davalı tarafından gönderilen parayı ...'e havale ettiğini, müvekkili ile davalı arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, senet üzerinde 'bedeli malen alınmıştır' yazılı olmakla birlikte gerçekte böyle bir ticari ilişkinin mevcut olmadığını, bu nedenle senedin bedelsiz olduğunu belirterek menfi tespit davasının kabulünü, dava konusu senedin müvekkiline iadesini ve müvekkilinin davalı tarafa borçlu olmadığının tespitini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ile davacı arasında eskiye dayalı bir dostluk bulunduğunu, bu dostluğa dayanarak müvekkilinin davacıya borç vermekte tereddüt etmediğini, ödünç verilen paranın ardından davacı tarafından dava konusu senedin müvekkiline teslim edildiğini, senedin vadesinde ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını, takibe konu senedin teminat senedi olmadığını, senedin hile ile imzalatılmadığını, senet üzerindeki imzanın davacıya ait olduğunu, senet üzerinde 'malen' kaydı bulunmakla birlikte senedin gerçekte ödünç verilen para karşılığında alındığını, müvekkilinin davacıya yaptığı ödemelere ilişkin banka dekontlarının mevcut olduğunu, borcun doğmadığının veya ödendiğinin ispatının davacıya ait olduğunu belirterek davanın reddine, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunarak istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 'bedeli malen alınmıştır' kaydının temel ilişkiye işaret ettiği ve bononun bedelsiz ya da karşılıksız olmadığını gösterdiği, ancak bu kaydın ispat yükü açısından bir değişiklik yaratmadığı, davalı tarafın da bedelin malen alınmadığını kabul ettiğinden bu hususta bir uyuşmazlık bulunmadığı, uyuşmazlığın bononun teminat için verilip verilmediği ve bu nedenle bedelsiz olup olmadığı noktasında toplandığı, bononun teminat amacıyla verildiği hususunun ancak kesin ve yazılı delille ispat edilebileceği, dosya kapsamında bulunan bonoda teminat kaydının yer almadığı, bononun teminat senedi olarak verildiğine ilişkin taraflar arasında herhangi bir sözleşmenin de tespit edilemediği, 10.06.2022 tarihli mali müşavir ve bankacı bilirkişi raporunda davalı tarafından davacıya 11.07.2019-06.11.2019 tarihleri arasında 8 kalemde toplam 426.060,00 TL havale yapıldığının, davacı tarafından da dava dışı ...'e 7 kalemde toplam 347.060,00 TL havale yapıldığının belirlendiği, tarafların yasal defter kaydı bulunmadığından senedin ticari bir ilişkiye dayalı olarak düzenlendiğinin tespit edilemediği, taraflar arasındaki bu para ilişkisinin HMK'nın 200. maddesi uyarınca senetle ispatlanması gerektiği, davacının kendi ticari defter ve kayıtlarına dayanmadığı, yazılı delille davasını ispatlayamadığı, delil listesinde yemin deliline de yer verilmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu senedin müvekkili ile davalı arasındaki bir borca veya ticari ilişkiye dayanmadığını, davalının Çeşme'deki hazine arazilerine ilişkin ihaleye girmek istemesi üzerine müvekkilinin davalı ile ...'i tanıştırdığını, davalının ...'e güven duymaması nedeniyle müvekkilinden teminat senedi vermesini istediğini, müvekkilinin önce üzerinde 'teminat senedidir' ibaresi bulunan bir senet düzenlediğini, ancak davalının bu senedin geçerli olmadığını söyleyerek kendilerinin doldurduğu dava konusu senedin imzalanmasını istediğini ve senedin bu şekilde hile ile imzalatıldığını, müvekkilinin yapılan ticarette yalnızca aracı konumunda bulunduğunu, bilirkişi raporunda müvekkili tarafından ...'a gönderilen 25.000,00 TL ile ...'e verilmek üzere ...'e elden teslim edilen 100.000,00 TL'nin değerlendirmeye alınmadığını ve bu nedenle delillerin eksik incelendiğini, dosyaya sunulan dekontların ve havale kayıtlarının HMK'nın 202. maddesi uyarınca yazılı delil başlangıcı sayılması gerektiğini, bu nedenle tanık dinletilmesinin mümkün olduğunu ve haklı davasının tanık beyanlarıyla da ispatlandığını, 27.01.2023 tarihli bilirkişi raporunda bilirkişinin hukuki nitelendirme ve değerlendirmede bulunduğunu, bunun Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesine aykırı olduğunu, davalı tanığı ... ..'e mahkeme huzurunda yönlendirici soru sorulduğunu ve bu tanığın beyanına itibar edilmemesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :Dava, kambiyo senedinden kaynaklanan bedelsizlik iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira, davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 17.12.2003 gün ve E:███████-781, K:████████; 12.10.2011 gün ve E:███████-473, K:████████; 04.12.2013 gün ve E:███████-89, K:█████████; 14.05.2014 gün ve E:███████-1155, K:████████ sayılı ilamları)
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir sebebe bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak, senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK m. 191/1, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6). Eğer taraflardan dan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Senede dayalı bu iddianın aksinin de yine yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. (Yargıtay HGK 05.02.2019 tarih ve 2017/(19)11-821 E. - ███████ K. sayılı ilamı)
Somut olayın incelenmesinde, dava konusu 21.12.2019 keşide, 21.01.2020 vade tarihli, 415.000,00 TL bedelli, keşidecisi davacı ..., lehtarı davalı ... olan bono üzerinde 'bedeli malen alınmıştır' kaydının bulunduğu, davacı tarafın bu kaydın gerçeği yansıtmadığını, taraflar arasında herhangi bir ticari ilişki bulunmadığını, senedin davalının Çeşme'deki hazine arazilerine ilişkin ihale sürecinde ...'e güven duymaması nedeniyle teminat amacıyla düzenlendiğini ileri sürdüğü, davalı tarafın da cevap dilekçesinde senedin malen alınmadığını kabul ederek senedin ödünç verilen nakit bedelin karşılığı olarak teslim edildiğini savunduğu, bu haliyle taraflar arasında senedin 'malen' kaydını yansıtan bir mal alım-satım ilişkisinin bulunmadığı hususunda bir ihtilafın kalmadığı, uyuşmazlığın senedin teminat amacıyla mı yoksa ödünç ilişkisinin ifası amacıyla mı verildiği noktasında toplandığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde öncelikli olarak dava konusu bonoların teminat bonosu olup olmadığı hususunun belirlenmesi gerekmektedir. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi ticari senet (kambiyo senedi) alacağı da prensip olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren veya elindeki kambiyo senedini devreden ve bu senedi alan herkes, bütün bu hukukî işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Senedi alan şahsın, bu senede sahip olup olmayacağı, yani senette mündemiç hakkı iktisap edip etmeyeceği bu gayeye bakılarak tespit olunur. Dolayısıyla söz konusu gaye, bir kambiyo senedinde (kıymetli evrakta) mündemiç hakkın husulü (doğumu) veya devri açısından hukukî sebebi teşkil eder. Senet bu gaye yönünden “ifa amacıyla”, daha açık bir ifadesiyle “mevcut bir borcu ifa için” veya “mevcut borcun yerine kaim olmak üzere” verilmiş olabilir. Senedin teminat amacıyla veya başka bir maksatla verilmesi (mesela kredi sağlamak, hibe vs.) de mümkündür (Öztan, s. 376). Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi, satın alınıp, bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Türk, A.: Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330). Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. Çoğu hâlde, alacaklı, temel ilişkiden doğan alacağının ifası uğruna, kambiyo senedine dayalı alacağın takibi daha kolay olduğu için (İİK m. 167 vd.) ya da senedi iskonto ettirerek vadeden önce alacağına kavuşmak olanağını elde etmek için borçludan bir kambiyo senedi vermesini ister. Bu senet ifa uğruna, temel borcun ifasını teminen düzenlenmiş olduğundan, alacaklı öncelikle bu senede dayanarak icra takibi yapmak isteyecektir. Teminat senedi verilmesi durumunda ise, ya temel ilişkide bir alacağın doğup doğmadığı kesin değildir, ya da senedi düzenleyen kişinin borcu, paradan başka bir edimdir (Türk, s. 328-329). Senedin teminat senedi olup olmadığı yargılama sonucunda belli olacaktır; sonuçta bu senede dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz (Ülgen, H./ Helvacı, M./ Kendigelen, A./Kaya, A.: Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul 2015, s. 148)
Dosya kapsamında alınan 10.06.2022 tarihli mali müşavir ve bankacı bilirkişi raporunda, davalı ... tarafından davacı ...'e 11.07.2019-06.11.2019 tarihleri arasında 8 kalemde toplam 426.060,00 TL havale yapıldığı, davacı tarafından da dava dışı ...'e 7 kalemde toplam 347.060,00 TL havale yapıldığı, tarafların yasal defter kaydı bulunmadığından senedin ticari bir ilişkiye dayalı olarak düzenlendiğinin tespit edilemediği belirlendiği, davalı tarafından davacıya gerçekleştirilen para gönderme işlemlerine ilişkin dekontlarda "borç" ve "ödünç" açıklamalarının yazılı olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davanın hile, teminat ve bedelsizlik iddiasına dayanan menfi tespit istemine ilişkin olmasına, senede karşı ileri sürülen teminat iddiasının geçerli bir yazılı delille kanıtlanması zorunlu olduğu halde davacı tarafça bu yönde bir yazılı delil sunulamamasına, dosyadaki tanık beyanlarının senedin teminat senedi olduğunu ispata yeterli olmamasına, davalı tarafça farklı tarihlerde senet bedelinin üzerinde toplam 426.060,00-TL miktarında paranın davacıya banka havalesi yoluyla gönderildiğinin sabit olmasına, davacının dava dışı 3.kişilere gerçekleştirdiği para gönderme işlemlerinin davalı aleyhinde delil teşkil edemeyecek olmasına, davacının hile iddiasını ispata elverişli davalıya atfedilebilecek hile mahiyetinde ve irade fesadı oluşturabilecek bir davranışın iddia ve ispat olunamamasına, dosyanın delil durumu itibariyle usulsüz bilirkişi görevlendirmesi ve tanık beyanlarının sonuca etkili olmamasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesi kararında bir hukuka aykırılık görülmemiş olup davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde bulunmamıştır.
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı yönünden istinaf karar harcı olan 732,00 TL'den peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 304,40 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 03.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!