İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin şirket yöneticisinin zimmete geçirme ve görevi kötüye kullanma iddialarını içeren tazminat davasına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Davacı vekili, limited şirket müdürü olan davalının, sermaye koyma borcunu ödedikten kısa süre sonra 250.000 TLyi zimmetine geçirmesi, şirket çeklerini ve paralarını kendi aile şirketleri ve üçüncü şahısların menfaatine kullanarak şirket malvarlığını aktarması, kendi şirketine ait giderleri şirkete ödettirip icra takibine yol açması, hatta zimmetine geçirdiği paralarla şirket kredi borcunu ödeyerek şirkete ve diğer ortağa karşı haksız icra takipleri başlatması gibi birçok kötü niyetli eylemle şirkete ve pay sahibine büyük zararlar verdiğini ileri sürerek açtığı tazminat davasının ilk derece mahkemesince reddi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:████████ KARAR NO:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:25.10.2023NUMARASI:████████ Esas - █████████ Karar DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticisinin Sorumluluğundan kaynaklanan)Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... ... Şirketinde %49 oranında, davalının ise %51 oranında pay sahibi olduğunu, davalının kuruluş aşamasından itibaren esas sözleşmenin 9.maddesi uyarınca şirketi temsil ettiğini, ancak 19.08.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile her iki ortağın 20 yıl süre ile şirketi müşterek imza ile temsile karar verdiklerini, limited şirket müdürünün sorumluluğunun 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi uyarınca anonim şirketlere ilişkin TTK'nın 336. maddesine göre belirleneceğini, davalının şirkete ve pay sahibine zarar verdiğini, görevini kötüye kullandığını, davalının 250.00 TL olan sermaye koyma borcunu yerine getirdikten 3 gün sonra yatırdığı sermayeyi bankadan çektirerek zimmetine geçirdiğini, işlem sonucu şirket hesabından 250.000 TL'nin davalının ortağı olduğu bir şirkete gönderilerek davalının zilyetliğine geçtiğini, paranın da bu şirketin çalışanı tarafından çekildiğini, şirketin muhasebe kayıtları ile defterlerinde bu durumun tespit edilebileceğini, davalının daha sonraki dönemlerde de kendi aile şirketi olan ... Şti'nin sigortalı çalışanı olan ... aracılığıya tarafların ortağı oldukları şirketin paralarını bankadan çekmeye devam ettiğinin bilirkişi incelemesi ile belirleneceğini, davalının şirketin çek hesabından keşide edilen 135.640 TL bedelli iki adet çeki şirket çalışanına ciro ettirip bedeli tahsi ederek zimmetine geçirdiğini, parayı tahsil eden çalışan ...'ın ifadelerini içeren 14.08.2009 tarihli tutanaktan anlaşılacağı üzere tahsil edilen 135.640 TL'nin davalıya teslim edildiğini, şirketin parasını şirket menfaatleri dışında kullanan davalının görevini suistimal ettiğini, davalının aile şirketi olan ... Şti'nin tırları için satın aldığı araç gereçlerin bedellerini ...'a ödettirdiğini, ödenmeyen faturalar için ...'ın icra takibine maruz bırakıldığını, davalının şirket adına aldığı motor yağı, damper yağı ve kamyon lastiklerini ... Şirketine ait çekicilerde kullanarak bedelini ...'a ödettirdiğini, müvekkilinin bilgisi olmaması nedeniyle vadesinde ödenmeyen faturalar dolayısıyla satıcı ... tarafından Gaziosmanpaşa 1. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında ... aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının ... ile ... birbirine kefil ettiğini bu kefalet oyunuyla şirkete ait çeklerin ...'ın kredi borcu için kullanılarak şirket malvarlığını ...'a aktardığını, davalının şirketin hesabı bulunan ... Bank ... Şubesinde ... için de hesap açtırdığını, böylece müşteri çeklerinin de çek tahsil hesabına depo edilerek bu hesapta tahsil edildiğini, davalının aile şirketi olan ...Şti'nin borcu için ...'ın kefil gösterilerek müdürlük görevinin suistimal edildiğini, ...'ın aldığı müşteri çeklerinin ...'ın ...'tan temin ettiği kredi borcuna virman edilmek suretiyle aktarıldığını, çeklerinin karşılığının alacaklı şirkete ödenmediğini, ...'ın kredi borçlarının bu şekilde kapatılmasına rağmen ... borçlarını ödeyemediği için takiplere maruz kaldığını,dosyada bulunan ...'ın Eyüp ...Noterliğinin 14.12.2009 tarihli yazısının da şirket hesabından, ... hesabına 81.192 TL virman yapıldığını gösterdiğini, davalı müdürün ... şirketini kendi şirketine kuruluş tarihinden önceki borçları için de kefil yaptığını, şirketin 20.10.2008 tarihinde kurulmasına rağmen şirketin 12.05.2008 tarihli genel kredi sözleşmesine kefil edildiğini, davalının ... Bank nezdinde ...'ın depo hesabında bulunan çeklerden gelen 200.000 TL'yi ...'ın hesabına aktararak zimmetine geçirdiğini, şirketin borçlusu ... ... AŞ'nin ödemiş olduğu bedelin davalı tarafından tahsil edilerek gizlendiğini, bedelin ödenerek borcun kapatıldığının müvekkili tarafından tesadüfen öğrenildiğini, 02.03.2011 tarihli çek fotokopisine göre ... ...'in 5 adet senede karşılık 219.432,07 TL tutarındaki çeki davalıya teslim ettiğini, şirketin... Bankası nezdindeki kredi borcuna ... ve müvekkilinin kefil olduğunu, davalının bu kredi borcunu şirketten zimmetine geçirdiği paralarla ...'a ödettirerek şirket ve müvekkili aleyhine haksız icra takibi başlattığını, davalının ...'a bu kredi borcunu asıl borçlu sıfatıyla ödetmek yerine ...'tan zimmetine geçirdiği paralar ile yine bu krediye kefil ettiği kendi aile şirketi olan ...'a kefil sıfatıyla ödettiğini, şirketin kredi borcunu ödediği gibi gözüken ... şirketi ve müvekkiline karşı alacaklı duruma geçtiğini, alacağı bankadan temlik alan ...'ın müvekkiline ve şirket aleyhine Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile takip başlattığını, müvekkilinin itirazının iptali için davalının Bakırköy 2 Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasında dava açtığını, bu davanın kabul kararının, davalının temsil yetkisini kötüye kullanılması nedeniyle temyiz edildiğini, ...'tan borcu bulunmamasına rağmen sahte alacaklılar yarattığını ve şirket aleyhine icra takibi yaptırdığını, bu kapsamda şirketin, nakliye hizmeti veren ... Şti'ne borç olmamasına rağmen borç varmış gibi 59.000 TL bedelli bir bono keşide ederek imzalandığını, bonoyu bu şirkete ciro ettirip geri aldığını ve ...'a hammade aldığı Karabük'te ikamet eden ... adına icra takibine konu ettiğini, Gaziosmanpaşa 2. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından başlatılan bonodan kaynaklı takipte şirketin yaklaşık 200.000 TL değerindeki iki adet iş makinesinin haczedilip muhafaza altına alındığını, iş makinelerinin daha sonra davalı tarafından satılıp paralarının zimmetine geçirildiğini, bunun yanı sıra .... Şti adına hazırlanan 56.984,.44 TL tutarında tediye makbuzunnu da sahte oluşturduğunu, 30.06.2009, 31.07.2009 ve 31.08.2009 tarihli faturaların sözde ... tarafından kiralanan ...'ın çekici ve römorklarının kira bedellerine ilişkin olduğunu, davalının tek başına karar alarak kendini tek başına imza yetkilisi teyin ettiği dönem boyunca vergi ve SSK beyannameleri vermediğini ve şirketin maliyedeki kaydının vergi dairesince 30.06.2011 tarihinde re'sen kapatıldığını, müvekkilinin de ilgili kurumlara beyanname verilmemesinden dolayı çeşitli cezalara maruz kaldığını, davalının veya davalının talimatıyla şirket elemanlarınca bankalardan çekilen paraların akibetinin bilinmediğini, müvekkilinin defter incelenmesinin hukuka aykırı olarak engellenmesi nedeniyle tahsil edilen paraların akibetinin ne olduğun ve ne kadarının defterlere yansıtıldığı bilemediğini, tüm bunların bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, davalının cari hesabı incelendiğinde şirkete 446.202,68 TL borçlu olduğunu, davalının şirkete verdiği zararı tespiti için müvekkilince YMM bilirkişisine inceleme yaptırıldığını, bilirkişinin şirketin 01.01.2009 ile 30.09.2009 tarihine kadarki işlemlerini inceleyerek 31.03.2010 tarihli özel denetim raporu hazırlandığını, taraflar arasındaki uyuşmazlıklar nedeniyle şirketin 2009 yılından itibaren davalı tarafından faaliyet dışına itilmesi nedeniyle oluşan kar kaybından da davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, davalının şirkete kastı ve kusuruyla verdiği zararın tespiti ile belirsiz alacak davası kapsamında şimdilik 50.000 TL'nin haksız eylemlerin meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline ile ... Şirketine verilmesine, şirketin 2009 yılından beri çalışmamasından doğan kar kaybının tespiti ve davalıdan tahisili ile şirkete ödenmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; dava dayanağı yapılan eTTK'nın 336. maddesinin yürürlükte olmadığını, davacının şirketi temsil etme ve şirket adına dava açma yetkisi bulunmadığını, şirketin uğradığı zararın davacının zararı olmadığını, davacı ile müvekkili arasındaki anlaşmazlıkların 2009 yılında ortaya çıktığını TTK'nın 560. maddesi gereğince iki yıllık zamanaşımı süresinde açılmayan davanın reddi gerektiğini, davacının halen şirkete sermaye borcu bulunduğunu, şirketin ikinci dönemi sayılacak müşterek imza ile temsil döneminde şirketin hemen hemen hiçbir ticari faaliyet yapamadığını, davacı ve eşi hakkında şirket aleyhine işlediği suçlar nedeniyle Gaziosmapaşa 5 Asliye Ceza Mahkemesinde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak suçundan açılan davanın derdest olduğunu, davacının şirket ortağı ve müdürü olarak eline geçirdiği bir kısım çeklerini önce kendi şirketine ciro ettiğini sonra da ... AŞ 'ye temlik ederek paraya çevirdiğini, davacının ihtiyaç olmadığı ve çalışma için gerekli uzmanlık sıfatı taşımayan bazı kişileri sigortalı olarak işe aldığını, bu kişilerin şirketin yeni adresine hiç gelmediğini, davacının meslekten atıldığı halde kendini avukat olarak tanıtan suç ortakları ...'ın yardımıyla yönetim ve temsil yetkisini elde ettiği tarihten itibaren göreviyle ilgili hiçbir işlem yapmadığını, imza sirkülerini çıkartmadığını, şirket faaliyetleri için zorunlu hiçbir imzayı atmadığını, davacının şirket evraklarının müvekkiline tesliminde önce noter onaylı kayıtlara dayanmayan tek taraflı ve ısmarlama bir rapor sunulduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Temelde taraflar arasındaki uyuşmazlığın konusu, dava dışı ... şirketinin davalı tarafından kötü yönetilmesi ve yöneticisi olduğu şirkete dava dışı ... şirketi malvarlığından menfaat sağlaması iddialarına dayanmaktadır. 6762 sayılı TTK hükümleri uyarınca anonim şirketlerde yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Bu sorumluluk, kusur ilkesine dayanmaktadır. Başka bir anlatımla, kusur yoksa yönetim ve denetim kurulunun da bir sorumluluğu söz konusu değildir. Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticiler veya denetçiler kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ██████████ Esas sayılı kararında sorumluluk davasındaki ispat yükü hakkında: 'Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, öğretideki baskın görüşe göre, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir.' şeklinde ifade edilmiştir. İşbu dosyada ispat noktasında yaşanan zorluklar usulüne uygun tutulmadığı anlaşılan ticari defterlerin bir kısmının ibraz edilememesinden ya da usulsüz tutulan defter kayıtlarından kaynaklanmaktadır. HMK gereğince ticari defterler gerek sahibinin lehine, gerekse aleyhine delil niteliği teşkil edebilmektedir. Ticari defterlerin usulüne uygun tutulmaması ya da mahkemeye ibraz edilmemesi, davalı gerçek kişiye yöneltilen iddiaların ispatı sonucunu doğurmayacaktır. Ticari defterlerin ibraz edilmemesi ya da gerçeğe aykırı tutulması nedeniyle şirketin zarara uğratıldığına yönelik bir iddia bulunmakta ise bu husus da ayrı bir yargılama konusu oluşturacaktır. Mahkememizce yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarında, sunulan kayıt ve belgelerdeki eksiklikler nedeniyle kusur ve zarar olgularının net olarak tespit edilemediği, zararın meydana gelip gelmediğinin ve miktarının tespitinin mümkün olmadığı tespitine yer verildiği anlaşılmakla davanın sübut bulmadığı..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Gerekçeli kararın hukuki bir gerekçe içermediğini, HMK'nın 297/-c maddesinde gerekçeli kararda bulunması gereken hususların açıklandığını, mahkemece toplanması gereken özellikle ticari defterler ile diğer delillerin toplanmadığını mahkemenin hangi gerekçe ve hukuki dayanak ile karar verdiğinin anlaşılamadığını, gerekçesiz ve yok hükmünde olan kararın kaldırılarak adil yargılama hakkının ihlaline neden olmayacak bir karar verilmesi gerektiğini, YHGK'nın █████/2018 tarihli █████████E., ███████ K. sayılı kararında belirtildiği üzere, kararda yasal bir gerekçe bulunmamasının kararın kaldırılması için yeterli olduğunu,Mahkemece gerekçesiz karar yazılarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bu hakkın AİHM içtihatları, AİHS'nin 6. maddesinde, Anayasamız ve özel yasalarda korunduğunu, kanun yolu ve savunma hakkının etkin bir şekilde kullanabilmesini yargı kararlarının gerekçeli olması gerektiğini, gerekçesiz kararın AHİS ve Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracağını ve kararın sadece bu nedenle bozulmasına dair birçok Yargıtay kararları bulunduğunu, kararının gerekçe kısmının değerlendirme ve sonuç başlıklı bölümünde delillerin hukuka ve içtihatlara uygun şekilde toplanmadığını, ticari defterlerin dosyaya celbinin sağlanarak değerlendirilmediğini, eksik değerlendirmenin başlı başına kararın kaldırılması nedeni olduğunu, şablon cümlelerle talebin reddine karar verildiğini, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verildiğini, yazılı ve sözlü beyanların hatalı ve eksik değerlendirildiğini veya hiç değerlendirilmediğini, mahkeme tarafından deliller ve vakıalar değerlendirilmeden somut hukuki gerekçe gösterilmeksizin, haksız ve hukuka aykırı karar verildiğini, emsal yargı içtihatları doğrultusunda mahkemenin gerekçesiz karar vermesi ve delilleri değerlendirilmesi halinde kararın kaldırılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.İNCELEME VE GEREKÇEDava, TTK'nın 644/1-a maddesi yollaması ile TTK'nın 553 vd. maddeleri gereğince limited şirket yöneticisinin şirkete vermiş olduğu zararın tazmini ve şirketin davalını kusuru ile 2009 yılından bu yana çalışmamasından kaynaklanan kâr kaybının tespiti ile şirkete ödenmesi istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile davalı dava dışı ... ... Şirketinin ortaklarıdır. Dava dilekçesindeki açıklamalara göre şirketin %49 payı davacıya, %51 payı ise davalıya aittir. Şirket esas sözleşmesinin 20.10.2008 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği, 9.maddeye göre şirket müdürlüğüne 20 yıl süre için münferit temsil yetkisiyle davalının seçildiği görülmüştür. Ancak dava dilekçesindeki açıklamalara göre her iki ortak tarafından alınan 19.08.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile 20 yıl süresince şirketin her iki ortak tarafından müşterek imza ile yönetildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın açıldığı tarihte şirket her iki davalının müşterek imzası ile temsil edilmektedir. Müşterek imzaya ilişkin temsil yetkisi 27.08.2009 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanmıştır. Davacının dava dilekçesinde belirttiği usulsüzlük sebepleri genel olarak 2009 yılına ilişkindir. Zira bu tarihte şirketin davalının kusuru ile faaliyetini sona erdirdiği belirterek kâr kaybı istenmiştir. Dava dilekçesinde şirketin zarar kalemleri olarak şirket müdürüne yatırdığı 250.000 TL tutarındaki sermaye payını, davalının aile şirketi olan ... ... Şti çalışanına çektirerek zimmetine geçirmesi, ... çalışanı aracılığıyla ... şirketinin banka hesabında çekilen paraları zimmetine geçirmek, ... şirketinin çek hesabından keşide edilen 135.640 TL bedelli iki adet çeki şirket çalışanına ciro ettirip bedelini tahsil edip çek bedellerini uhdesine geçirme (14.08.2009 tarihli), ... şirketi için satın alınan araç ve gereç bedellerinin ... şirketine ödetilmesi aynı şekilde bu araçların sarf malzemelerinin de ... şirketince karşılanarak düzenlenen faturalar nedeniyle ... aleyhine Gaziosmanpaşa 1. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında şirkete karşı takip başlatılmasına neden olunması, ... ile ... birbirine kefil yapılarak ...'ın paralarının ...'a aktarılması ... hesabında bulunan çek depo hesabındaki paraların zimmete geçirilmesi, ...'ın borçlularından olan ... Madenciliğin ödediği bedelin şirket kayıtlarına alınmayarak çek karşılığı alınan 219.432.07 TL'nin zimmete geçirilmesi, ... borcunun ...'ın kefaleti ve buradan zimmete geçirilen parayla ödettirilmesi, daha sonra ... ile davalı hakkında haksız takip başlatılması, ...'ın herhangi bir borcu olmamasına rağmen sahte alacaklar oluşturularak kıymetli evrak düzenlenmesi ve ...'a karşı takip yapılmasına sebep olunması, müdür olunan dönemde şirketin kamusal borçlarının yerine getirilmeyerek şirketin terkinine neden olunması, davalı tarafından ve davalının talimatıyla çekilen paraların akıbetinin belli olmaması, şirket cari hesabında davalının borçlu gözükmesi, tarafların uyuşmazlığı ile şirketin 2009 yılından buyana faaliyet göstermemesi nedeniyle oluşan zarar ve kâr kaybının belirlenerek tahsili istenmiştir. Dava konusu zararların oluştuğu 2009 yılı itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nın 336. Maddesindeki 5 bent halinde yazılı hallerde şirket yöneticilerinin pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı sorumlu olduğu belirlenmiştir. Maddenin 5.bendinde gerek kanunun gerekse esas mukavelenin kendilerine verdiği sair vazifeleri kasten veya ihmal neticesi olarak yapılmaması sorumluluk sebebi olarak gösterilmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan TTK'nın 553.maddesinde ise şirket yöneticilerinin kusuruyla şirkete verecekleri zararlardan sorumlu oldukları belirlenmiştir. HMK'nın 190 ve TMK'nın 6.maddesi gereğince ispat yükü, kanunda aksi öngörülmedikçe bir vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu nedenle bu davada davalı ortağın şirketin zararına neden olduğu davacı ortak tarafından usulüne uygun delillerle kanıtlanmalıdır. Şirketin ticari defter ve belgeleri bu konuda elbetteki delildir. Ancak şirketin 19.08.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı ile her iki ortağın ait olduğu ve şirket kaşesi altına ahzu kabza yetkisi ile atacakları imzayla şirketi temsile yetkili olmaları karşısında, her iki ortağın da ticari defterlerin düzenlenmesi ve saklanmasından sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak davacı ortağın 15.01.2010 tarihli ortaklar kurulu kararı ile şirket yöneticiliğinden ortaklığından azledildiği, bu durumda şirketin ticari defter ve belgelerinin davalının sorumluluğunda tutulduğu anlaşılmaktadır.İTO sicil kaydı incelenmesinde 2014 yılında şirketin fesih ve tasfiyesinin talep edildiği ancak reddedildiği, ancak daha sonra Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ - ████████ E.K.sayılı dosyasıyla şirketin feshine ve tasfiye memuru olarak ...'in atanmasına karar verildiği ve bu kararın tescil ve ilan edildiği anlaşılmıştır. Son tescil kaydının 18.11.2015 tarihinde yapıldığı görülmektedir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında, davacının iddiaları ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak sunulan defterlerin tasdiksiz olması ve bir kısım defterlerin de sunulmaması nedeniyle, bilirkişi kurulu gerçek bir zararın varlığını tereddütsüz olarak tespit edememiştir. Dosya kapsamında bulunan Çatalca Cumhuriyet Başsavcılığının ████████ soruşturma sayılı dosyasındaki davacı tarafından, davalı aleyhine ... Şirketindeki bir takım sahte senetler nedeniyle şikayetçi olduğu ve takipsizlik kararı verildiği anlaşılmıştır. Dosya içerisinde bulunan Bakırköy 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin ███████-157 E.K sayılı dosyası ile davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmiştir.Mahkemece davalının, dava dışı şirkete zarar verip vermediği, verilirse miktarın belirlenmesi için şirket kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi kurulunun ibraz ettiği, 15.07.2015 tarihli kök raporla davacı şirketin 2009 - 2010 ve 2011 yılı defterlerinin incelendiği, yevmiye defterinin kapanış tasdikinin bulunmadığı, 2010 yılı defterlerinin hiç birinin kapanış tasdiği bulunmadığı ve defterlerin usulüne uygun şekilde düzenlenmediği belirlenmiştir. Bilirkişi kurulu öncelikle sermaye hareketlerini incelemiştir. Daha sonra dava dilekçesindeki her bir iddia ayrı ayrı incelenmiştir. Raporda özetle, davalının sermaye koyma borcunu yerine getirdikten üç gün sonra çektiği ve zimmetine geçirdiği iddiası hususunda, iddia konusu 250.000,00 TL'nin davalı tarafından sermaye borcuna mahsuben yatırılıp, tekrar çekildiği ve sermaye koyma borcunun bu nedenle yerine getirilmediği yönünde kesin bir sonuca ulaşmanın olanaklı olmadığı, davalının şirketin çek hesabından keşide ettiği iki adet çekin davalı tarafından tahsil edilerek zimmetine geçirildiği iddiası hakkında tarafların ortağı olduğu dava dışı şirketin 2008 yılından beri ticari ilişkide bulunduğu anlaşılan dava dışı ... firmasının, borcuna kaydedilen dava konusu çek bedellerinin, davacı şirket faaliyetleri için kullanılıp kullanılmadığı ve fiilen anılan dava dışı şirkete nakit karşılıklarının ödenip ödenmediği hususlarının belirsiz durumda göründüğü, davalının aile şirketi ... Şti. araçları için satın aldığı araç-gereç bedellerini ...'a ödettirdiği ve ödenmeyen faturalar için icra takibine maruz bırakıldığı iddiası hakkında, dava dışı ... firmasının ilgili hesaplarındaki çelişkiler ve kayıtların objektif denetime elverişli olmaması yanında, dayanak belgelerin sunulmamış olması nedeniyle, analitik değerlendirmeye elverişli bir tespit olanağı bulunmadığını, davalının ... ile kendi aile şirketi birbirine kefil ederek ...'a ait çeklerin ...'ın kredi borcu için kullanılması yoluyla şirket malvarlığının ...'a aktarıldığı iddiası hakkında davacı taraf iddiaları çerçevesinde dava dışı ... firması kayıtları bir bütün olarak dikkate alındığında, kullanılan kredi hesabının, ... firmasının ortağı konumundaki tarafların hesap hareketleri ile birlikte irdelenmesini gerektiğini, şirketin borçlusu ... A.Ş.'nin ödediği bedelin davalı tarafından tahsil edilerek gizlendiği iddiası hakkında dava konusu ödeme ile ilgili bir kaydın dava dışı şirket kayıtlarında yer almadığını şirketin herhangi bir borcu olmamasına rağmen davalının sahte alacaklılar yaratarak şirket aleyhine icra takibi yaptırdığı iddiası hakkında ... Şirketi ile ilgili olarak dava dosyasına sunulu dayanaklara ise rastlanılmadığını, ... firması ile ilgili olarak davacı şirket yönünden zarara uğranmış olması muhtemel göründüğü ancak dava konusu iddialar çerçevesinde dava dışı ... yönünden bir zarar doğup doğmadığı hususunda kesin bir değerlendirme yapılabilmesinin, dava dışı... firması ile karşılaştırmalı mutabakat verilerine muhtaç bulunduğunu, davalının tek başına müdür olduğu dönemde şirketin yükümlülüklerini yerine getirmeyerek vergi dairesi hesabının kapatılması ve beyanname verilmemesinden dolayı da çeşitli cezalara maruz kalındığı iddiası hakkında şirketin yasal yükümlülük borçları ve varsa gecikme zammı ve cezalardan ortaya çıkan zarar ile ilgili hangi tarafın sorumlu bulunduğu hususlarında analiz ve değerlendirme yapmaya elverişli belgelere rastlanılmadığını, davalı tarafından veya davalının talimatıyla şirket elemanları tarafından bankalardan çekilen paraların akıbetinin bilinmediği iddiası ile davalının c/h'na göre şirkete 446.202,68 TL tutarında borçlu göründüğü iddiası hakkında, daha önce bankadan çekilerek davalı hesabına 04.06.2009 tarihinde 60.000,00TL, 13.08.2009 tarihinde de 200.000,00 TL olarak borç kaydedilen tutarların, 31.12.2009 tarihinde yapılan düzeltme niteliğindeki muhasebe işlemleri ile toplamda 260.000 TL tutarındaki şirket alacağının davalının borcu olmaktan çıkarıldığını, davada 6762 sayılı eTTK hükümlerinin uygulama alanı bulacağını, kayıtların yetersizlikleri ve değerlendirmeye elverişsizlikleri nedeniyle zararların meydana gelip gelmedikleri, geldiler ise miktarları tespit edilemediğinden zaman aşımı incelemesinin hukuki bakımdan yalnızca davalı tarafından veya davalının talimatıyla şirket elemanları tarafından bankalardan çekilen paraların akıbetinin bilinmediği iddiası ile davalının cari hesabına göre şirkete 446.202,68 TL tutarında borçlu göründüğü iddiası bakımından değerlendirme yapılabileceğini, buna göre zaman aşımının 31.12.2011 tarihinde dolduğunu, davalı hakkında bir ceza yargılaması başlatılmamış olması sebebiyle ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımı müddetlerinin uygulama alanı bulmayacağını, davalının dürüstlük kuralına aykırı eylemleri kamtlanamadığmdan salt davalının zamanaşımı def'ini ileri sürmesinin kötü niyetli olarak vasıflandırmasında isabet bulunmadığını,Mahkemenin zamanaşımı meselesinde aksi kanaatte olması durumunda davalının, 260.000 TL tutarındaki aktif azaltıcı işlemden dolayı ortağı ve müdürü bulunduğu ...'a karşı sorumlu olduğu şeklinde görüş bildirmişlerdir.İtiraz üzerine alınan 15.08.2016 tarihli ek raporda özetle; finansal tespit, analiz ve değerlendirmelerinde bir değişik bulunmadığı, dosyadaki deliller ile bilirkişi raporunun takdir yetkisinin mahkemede olduğunu, bilirkişi kurulunun defterlerin üsülüne uygun tutulmadığı tespit ettikten sonra delil takdirinin mahkemeye ait olduğu, incelenen ticari detterlerin davalıya ait olmadığı ve ortağı olduğu ... şirketine ait olduğunu, defterlerin ancak sahibi aleyhine veya lehine delil olabileceği, dolayısıyla kendisine ait olmayan defterlerin davalı lehine veya aleyhine anılan özel hükümde öngörülen sonucu doğuramayacağı, defterlerin eksik ve usulsüz tutulmamasının davalı bakımından sonucunun defterlerin kim tarafından hangi dönemlerde tutulduğu tespit cdildikten sonra ancak ayrı bir sorumluluk sebebi olacağın, tespit edilebilen tek sorumluluk sebebinin şirket defterinde düzeltme yapılması suretiyle davalının borcunun silinmesi olabileceğini, söz konusu değişikliğin yapılması ile zarar oluşacağından ve defterlerin görülmesi ise zararın nedeni, unsurları, kapsamı sorumlusu vb. hususlarda bilgi sahibi olunacağı bu nedenle sorumluluğun zamanaşımına uğradığı savunmasının yerinde olmadığı belirlenmiştir.İtiraz üzerine şirkete ait 2008, 2012 ve 2013 yıllarına ait ticari defterlerinin incelenerek ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi kurulunca düzenlenen 21.09.2018 tarihli 2.ek raporda özetle, sunulan kayıtlar ve belgelerle sınırlı olarak 99.432,07 TL'nin ...'tan tahsil edildiği ve kayıtlarda gösterilmediği sonucuna ulaşıldığını, kök rapordaki tespitler de dikkate alındığında bu işlemin zararlandırıcı işlem olarak değerlendirilebileceğini, diğer hususlarda sunulan veriler ile sınırlı olarak yapılabilen incelemede ise, ilgili işlemlerin zararlandırıcı nitelikte olduğu gibi net bir tespitin olanaklı olmadığı belirtilmiştir.Mahkemece itiraz üzerine alınan 31.05.2022 tarihli 3.ek raporda, önceki değerlendirmeler tekrar edilmiştir.İstinaf başvurusunda belirtildiği üzerinde mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkı bakımından zorunludur. Kararda bulunması gereken asgari içerik HMK'nın 297.maddesinde belirtilmiştir. Mahkemece belirtilen hüküm gereğince tarafların iddia ve savunmalarının yazıldığı ve davacının her bir iddiası bakımından gerekçeli kararda değerlendirme yapılarak alacağın ispat edilmediğinin belirtilmediği görülmüştür. Mahkemece yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporlarından çıkarılan sonuçlar gerekçeli kararda değerlendirilmiştir. Özellikle gerekçeli kararın 7 ve 8.sayfasında uyuşmazlık noktaları tespit edilmiştir. Davalı yöneticinin şirket zararından sorumlu tutulması için kusurlu bir eylemiyle şirketin zarara uğratılmış olması ve bu hususta somut delillerle ispatlanması gerekmektedir. Taraflar bir süre şirketi müştereken temsil etmişlerdir. 2009-2010 dönemindeki bu temsil sırasında davalının şirketi tek başına temsil etme imkanı bulunmamaktadır. 2010 yılında davacı azledilmiş ise de davacının bu tarihten sonraki dönem için bir usulsüzlük iddiası bulunmamaktadır. Bu dönemde şirket adına davalının tek başına borçlandırma imkanı bulunmamaktadır. Davacı yönetici olduğu dönemde davalının yaptığı iddia edilen usulsüzlüklerle ilgili somut bir tespit yaptırmamıştır. Mahkemece istenilen şirket defterleri ibraz edilmemiştir. Davanın açıldığı 2013 yılı ile eylemlerin gerçekleştiği iddia edilen 2009 yılı itibariyle ticari defter ve belgelerin saklama süresinin geçtiği dikkate alınarak, yeniden yapılacak incelemede bu hususun dosyaya bir katkısı bulunmayacaktır. Bu nedenle dosyanın mevcut delilleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Mevcut delillere göre davacının, somut olarak ortağı olduğu ... Şirketinin, davalı yönetici tarafından zarara uğratıldığına ilişkin somut bir kanıt veya zarar tespiti bulunmamaktadır. Bu nedenle TBK'nın 50 vd. maddelerine göre zarar tespiti söz konusu olamayacağından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde görüldüğünden, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 809,55 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 14.05.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.