İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde, kumar borcundan kaynaklandığı iddia edilen 20.000 USD tutarındaki bono sebebiyle başlatılan icra takibinin iptali talepli menfi tespit davası.
Özet: Davacı, Kuzey Kıbrısta davalı tarafından kumar oynaması için sağlanan kredi sonrası imzalatılan 20.000 USDlik senedin, Türk Borçlar Kanunu kapsamında icra edilemez bir kumar borcu olduğunu iddia ederek icra takibinin iptali için menfi tespit davası açmış; davalı ise kambiyo senedinin sebepten mücerret olup geçerli olduğunu, borcun doğrudan kumar borcu olmadığını ve davacının borçtan kaçma çabası olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:████████ Esas
KARAR NO :████████
DAVA:Menfi Tespit
DAVA TARİHİ:█████/2026
KARAR TARİHİ:█████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; Müvekkili ile davalının ...'ne kumar oynamaya gittiği dönemde tanıştığını, 2024 Aralık ayında davalının müvekkilini arayarak 3 gece 4 gündüz olacak şekilde tüm masrafların da karşılanacağını taahhüt ederek ...'ye davet ettiğini ancak karşılığında 10.000,00-USD bedelli kumar oynanması olduğunu bildirdiğini, müvekkilinin teklifi kabul ettiğini, müvekkilinin konaklama sürecinin 2 ya da 3. gününde 10.000,00-USD'lik çipinin bittiğini, akabinde müvekkili otelden kendisine kredi açılmasını istediğini ancak otelin kabul etmediğini, müvekkilinin durumu davalıya ilettiğini, davalının da müvekkiline kredi açılmasını sağladığını akabinde de müvekkiline karşılık olarak 20.000,00-USD bedelli bonoyu imzalattığını, işbu bononun üzerindeki yalnızca müvekkilinin imzasının ve isim-soyismin kendi eli ürünü olduğunu, diğer kısımların karşı tarafça doldurulduğunu, TBK'nun ilgili hükümleri uyarınca kumar borcundan doğan alacak için takip başlatılamayacağını iddia ederek; .... İcra Dairesi'nin 2025/... sayılı dosyadaki borcun kumar borcu olduğunun tespiti ile takibin iptalini, davalının %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; Takibin usulüne uygun başlatıldığını ve davacının takip dayanağı bonodaki imzası ile borcunu inkar etmediğini, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret olduğunu, kambiyo senedinin geçerliliğinin ve kambiyo hukukundan doğan sorumluluğun kural olarak senet metni dışında kalan temel ilişkiden bağımsız olduğunu, geçerli bono üzerinde imzası bulunan borçlunun senet bedelini vadesinde ödemekle yükümlü olduğunu, davacının borca itirazını kuvvetli deliller ispatlayamadığını, kambiyo senedine dayalı takiplerde senet dışı temel ilişkiye ilişkin soyut iddiaların tek başına kambiyo sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, davacı tarafın iddiasının doğru edilmesi halinde bir kimsenin üçüncü bir kişiden aldığı parayı sonradan kumarda kullanmış olmasının o üçüncü kişinin alacağını kendiliğinden TBK'nın 604. maddesi anlamında “kumar alacağı” hâline getirmediğini, kumar için kullanılan para ile kumar borcunun farklı olduğunu, davacının işbu davayı ikame ederek borçtan kurtulmaya çalıştığını iddia ederek; davanın reddini, davacının kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya bırakılmasını talep etmiştir.
.... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... Sayılı İcra Dosyasının İncelemesinde; Alacaklı tarafından borçlu aleyhine 20.000,00-USD asıl alacak, 9.167,67-USD işlemiş faiz ve 60,00-USD takip tarihi komisyon olmak üzere toplam 29.227,67-USD borcun ödenmesi amacıyla █████/2025 tarihinde icra takibi başlatıldığı, borçluya çıkartılan ödeme emrinin █████/2026 tarihinde tebliğ edildiği ve takibin █████/2026 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
DELİLLER:
-.... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... sayılı icra dosyası
-Davacı vekili tarafından sunulan; Whatsapp konuşmalarını içerir ekran görüntüleri
-Tarafların beyan ve dilekçeleri
-Arabuluculuk son tutanağı
-Tüm dosya kapsamı
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ("İİK") m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden sonra açılan menfî tespit istemine ilişkindir.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle, kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372). Diğer bir ifadeyle ispat yüküne ilişkin genel kural, menfi tespit davaları için de geçerli olup menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olayın değerlendirilmesinde; davacı vekili tarafından dava dilekçesinde müvekkilinin davalı ile herhangi bir iş ilişkisinin olmadığının, kumar borcu nedeniyle davaya ve icraya konu senedin ad, soyad, imza kısımlarının doldurulduğunun, diğer kısımları boş bırakılarak verildiğinin, kambiyo senedinden dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitinin talep edildiği, davalı tarafın cevap dilekçesinde senede karşı senet ile ispat kuralının geçerli olduğunun, davacı tarafın tanık da dahil hiçbir delile dayanmasına muvafakat etmediklerinin, imzası ikrar edilmiş bir senet hakkında her türden itirazın kabul edilmesi için yine imzası ikrar edilmiş başkaca yazılı bir belgenin gerektiğinin, davacının kumar borcu iddiasında bulunması sebebiyle ispat yükünün davacı tarafta olduğunun, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarının olduğunun, davacının iddialarını senet ile ispat etmediği sürece tanık ve sair delillere dayanmalarına muvafakatlerinin olmadığını belirtmiştir.
Bono, mücerret bir borç ikrarıdır. O halde, bono borçlusunun ilk önce bonodaki borç ikrarının sebebinin kumar veya bahis olduğunu ispat etmesi gerekir; bu ise, 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi gereği tanıkla ispat edilemez. Ancak, senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Aksi halde, yani bononun kumar veya bahis borcu için düzenlendiği iddiasının tanıkla ispat edilebileceğinin kabulü durumunda bono emniyeti kalmaz; her bononun, kumar veya bahis borcu için verildiği iddiası temin edilecek tanıklarla ispat edilerek iptali sağlanabilir. Bu ise, hem HMK'nın 201. maddesi hükmüne hem de bono emniyetine aykırı düşer (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü 6. Baskı C. 2 Sh. 2422-2423). Somut olayda da, davacının dava konusu senedin düzenleme nedeninin kumar borcu olduğu iddiasını belirtilen ilkeler çerçevesinde yazılı deliller ile kanıtlayamadığı, sunulan Whatsapp kayıtlarının içeriği itibariyle davacı iddialarına dair ikrar içeren bir kayıt bulunmadığı, bu haliyle yazılı delil başlangıcı mahiyetinde olmadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, her ne kadar davacı tarafça dava dilekçesinde açıkça "yemin" deliline de dayanılmış ve bu husus istinaf sebebi de yapılmış ise de, davacı tarafça kumar borcu için boş olarak imzalattırılan senedin icraya konulduğu iddiasıyla eldeki davanın açılmış olması, 6100 sayılı HMK m. 226(1)-c hükmü uyarınca, yemin edecek kimseyi ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalar hakkında yemin teklif edilemeyecek olması nedeniyle, davacı tarafa yemin delilinin hatırlatılamayacağı anlaşılmakla açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Reddedilen menfi tespit davasında, davacı borçlunun kötü niyet tazminatına mahkûm edilebilmesi için takibin durdurulmuş olması, alacağa geç ulaşılmasına sebep olunması gerekmektedir. Bu nedenle davalının, yasal şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere;
1-Davanın reddine,
2-Davalının yasal koşulları oluşmayan tazminat talebinin reddine,
3-Alınması gereken 732,00-TL harcın 21.712,40-TL peşin harçtan düşümü ile artan 20.980,40-TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde yatırana geri verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 195.996,51-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
6-6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk gideri 6.000,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine,
Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı. █████/2026
Katip ... Hakim ...
e-imza e-imza

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!