Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin, ticari alacakta uzun süreli tahsilat sürecinde yüksek enflasyon kaynaklı paranın değer kaybı nedeniyle munzam zarar davasının incelenmesi kararı.
Özet: Davacı, ticari satıştan kaynaklanan alacağının 11 yılı aşkın süren bir icra takibi sonunda tahsil edilmesine rağmen, yüksek enflasyon ortamında paranın değer kaybetmesi ve ödenen avans faizinin bu zararı karşılamada yetersiz kalması nedeniyle munzam (aşkın) zarar talep ederken; davalı, talebin zamanaşımına uğradığını, ileri sürülen zararın yeterince somutlaştırılmadığını ve önceki yargılamada hükmedilen faiz ve icra inkar tazminatının tüm zararı karşıladığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

T.C.
ANKARA
14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2025
KARAR YAZMA TARİHİ :30.12.2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkil davacı alacaklı tarafından, ... E. sayılı dosyasından, cari hesap ve 35 adet faturaya istinaden 1.245.038,59 TL'nin takip tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsili istemiyle 11.10.2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun süresinde yaptığı itiraz üzerine takibin durdurulduğu, Bu itiraz üzerine, ...E. Sayılı dosyasıyla 745.271,90 TL'lik kısım yönünden itirazın iptali davası açıldığı, mahkemenin 12.03.2020 tarihli .... sayılı kararıyla davanın kabulüne ve takibin devamına karar verildiği, Anılan kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine ... sayılı 14.10.2022 tarihli ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine .... sayılı 28.02.2024 tarihli ilamı ile onandığı, böylece kararın kesinleştiği, Davalı borçlu tarafından 30.05.2024 tarihinde dosya borcunun tamamı olan 2.415.928,01 TL'nin yatırıldığı, bu meblağın 1.281.288,03 TL'sinin faiz olarak ödendiği, işlemiş faiz miktarının bir kısmının icra inkar tazminatı ve ilam vekalet ücretine ilişkin olduğu, asıl alacak olan 745.271,90 TL için 11.10.2013 — 30.05.2024 tarihleri arasında işleyen yaklaşık 1.210.000- TL faizin paranın değerini korumaktan uzak kaldığı, Bu durumda, 11 yılı aşkın süre boyunca yüksek enflasyon ortamında ödenmeyen alacak nedeniyle müvekkilin malvarlığında meydana gelen değer kaybının, TBK'nın 122. Maddesi kapsamında munzam (aşkın) zarar oluşturduğu, nitekim .... sayılı 13.01.2025 tarihli kararında da belirtildiği gibi, “yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınmasının adaletin gerçekleşmesini sağlayacağı, temerrüt faizinin paranın değer kaybını önlemeye yetmediği hallerde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği”nin ifade edildiği, Anayasa Mahkemesi'nin 21.12.2017 tarih ve ... başvuru numaralı kararında da, alacağın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybettiği, başvurucunun zarara uğradığının ayrıca ispatının beklenmesinin adil dengeyi bozduğunun belirtildiği; bu doğrultuda mülkiyet hakkı kapsamında munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği, Dolayısıyla, müvekkil davacının temerrüt tarihi olan 11.10.2013 ile ödeme tarihi 30.05.2024 arasındaki uzun dönemde paranın değerini koruyamadığı, işlemiş faizin zararı karşılamaktan uzak olduğu ve müvekkilin malvarlığında fiili bir eksilme meydana geldiği, Bu kapsamda, zararın tam ve doğru şekilde belirlenebilmesi için; her yıl itibarıyla gerçekleşen yıllık enflasyon oranları, döviz kurları, vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahvili getirileri, araç ve taşınmaz fiyat endeksleri, TEFE ve TÜFE oranlarının resmi kurumlarca celbiyle birlikte bilirkişiden uzman görüşü alınması gerektiği, işbu nedenlerden ötürü şimdilik 100.000 TL munzam zararın 06.08.2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesi, arz ve talep edilmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davalı tarafça sunulan cevap dilekçesinde, davacının TBK'nın 122. maddesine dayalı munzam zarar talebinin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, tazminat isteminin asıl borcun ifasına bağlı ve onun uzantısı niteliğinde olduğu, bu nedenle asıl borca uygulanan zamanaşımına tabi bulunduğu, davalının beyanlarından anlaşıldığı üzere, itirazın iptali davasının ...E. sayılı dosyada görülüp ... K. sayılı karar ile sonuçlandığı, kararın kesinleşmesinin ardından icra dosyasının kapatıldığı, bu durumda davacının munzam zarar talebinde bulunmasının zamanaşımına uğradığı, bu nedenle zamanaşımı itirazında bulunulduğu ve hak düşürücü sürenin dolduğunu belirterek davanın reddinin talep edildiği, Davalı taraf ayrıca, davacının iddia ettiği zararı 6100 sayılı HMK'nın 194. Maddesi uyarınca ispata elverişli şekilde somutlaştırmadığını, dava dilekçesinin usul yönünden eksik olduğunu, temerrüt şartlarının gerçekleşmediğini ve davacının zarar iddiasını açıkça ortaya koymadığını ifade ettiği, Davalının beyanlarından, davacı tarafından müvekkili aleyhine ... E. sayılı dosyasıyla 35 fatura ve cari hesap ekstresine dayanılarak icra takibi yapıldığı, bu takibe ilişkin itirazın iptali davasında davanın kabulüne karar verildiği, ... Mahkemesi'nin kararında hem temerrüt faizi (avans faizi oranında) hem de %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedildiği, bu suretle davacının tüm zararının giderilmiş olduğu, Davalı taraf, İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenen icra inkar tazminatının amacının da alacaklının gecikmeden doğan zararını telafi etmek olduğunu, dolayısıyla davacının ayrıca munzam zarar talebinde bulunamayacağı, — davalıya göre, davacının parayı geç alması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmesi, faiz oranını fiilen enflasyon oranına eşitlemek anlamına gelir ki, bu hususun yasa koyucunun yetkisinde olduğu, Davalı, davacının yalnızca yüksek enflasyonu gerekçe göstererek soyut bir zarar iddiasında bulunamayacağını, zira her ekonomik dönemin koşullarının farklı olduğunu, ayrıca davalı müvekkilin yargılamanın uzun sürmesinden veya enflasyondan sorumlu tutulamayacağı, munzam zararın doğması için zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunması gerektiği, illiyet bağı kurulamadığı durumda borçlunun sorumlu tutulamayacağı, davacının bu hususu somut delillerle ispat etmesi gerektiği, Davalı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.12.2021 tarihli .... sayılı kararında da belirtildiği üzere, yüksek enflasyon veya döviz artışının davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağına değinmiş; ...Dairelerinin benzer nitelikteki kararlarına atıf yaparak davacının somut vaktalarla ispat külfetini yerine getirmediğini ifade ettiği, Yine, .... sayılı 05.06.2024 tarihli kararında da, TBK m.122 kapsamında faizi aşan aşkın zararın yalnızca genel ekonomik göstergelerle değil, davacının durumuna özgü somut olaylarla ispat edilmesi gerektiği, bu yönde herhangi bir somut zarar olgusunun ileri sürülmediği, Davalı tarafınca, davacı tarafından talep edilen avans faiz oranının da hatalı olduğunu, dava konusunun ticari bir alacak nitel de bulunmadığını, dolayısıyla avans faizinin uygulanamayacağını savunarak; Sonuç olarak davalı, davacının zarara uğradığına ilişkin iddialarının soyut ve mesnetsiz olduğunu, temerrüt şartlarının oluşmadığını, davacının zararını somutlaştırmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, ayrıca talep edilen faizin ticari nitelik taşımadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
DAVANIN NİTELİĞİ VE UYUŞMAZLIK: Dava, munzam (...) zarar tazminatına ilişkindir. :Davacının, temerrüt tarihi olan 11.10.2013 tarihinden, tahsilatın yapıldığı 30.05.2024 tarihi arası için 745.210,90 TL'sı anapara için işleyen avans faizine rağmen ödemenin geç yapılmasından dolayı ödenen faiz miktarı zararı karşılamadığından, faizle karşılanmayan bir zarar var ise borçlu bu zarardan TBK'nunu 122.maddesine göre sorumlu olacağından davacı tarafın munzam zarara uğrayıp uğramadığının bilirkişi vasıtası ile değerlendirilerek tespit edilen zarara ara buluculuk son tutanak tarihi 06.08.2024 tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle munzam zarar alacağının oluşup oluşmadığının tespitine ilişkindir. Uyuşmazlığın Zamanaşımı def'i, avans faiz oranına itiraz, munzam zararın oluştuğunu iddia eden tarafın zararını somutlaştırması gerekip gerekmediği, illiyet bağı, kusur ve munzam zararın şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin olduğu anlaşıldı.
DELİLLER: Tensip ara kararlarının yerine getirilmiş olduğu, DAVACININ dava konusu 11.10.2013-06.08.2024 döneme ait tüm yasal ticari defterleri, dayanak kayıtları, ve defterlerin bu uyuşmazlığa ilişkin dayanak kayıtları üzerinde inceleme yapılması için mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, bilirkişi ... tarafından raporun mahkememize sunulduğu ve taraflara tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
BİLİRKİŞİ RAPORU : Bilirkişi raporu ile ; Davacı Şirketin, Ticari Defterlerinin inceleme dönemine ait olmak üzere Noter Tasdikli olarak usulüne uygun tutulmuş olduğu, defterlerin sahibi lehine delil olma özelliğine haiz olduğu, Dava dosyası ve Davacı şirketin sunduğu yasal defter ve belgeler üzerinde yapılan incelemede; Davacı şirketin 2013 sonrası ticari faaliyet hacminde belirgin ve kalıcı bir daralma sürecine girdiği, 2016 itibarıyla faaliyetlerin fiilen durma noktasına ulaştığı, Net satışların 2013'ten 2016'ya %97 oranında azaldığı, brüt kâr ve faaliyet kârlılığının aynı dönemde belirgin biçimde erozyona uğradığı, « 2013-2015 arasında cari oranın 1'in altında seyrettiği ve kısa vadeli yükümlülükleri karşılama kapasitesinin zayıfladığı, nakit oranın çok düşük kaldığı, 2013-2015 döneminde özkaynakların negatife döndüğü ve şirket sermayesinin fiilen eridiği, 2016'daki görünür iyileşmenin faaliyet artışından değil borç küçülmesinden kaynaklandığı, Ticari alacakların tahsil kabiliyetinin 2014 sonrası hızla bozulduğu, alacak devir hızının düşerek tahsil süresinin olağan dışı seviyelere uzadığı, Personel sayısının 2013'te 10 iken 2016'da 1'e düştüğü ve üretim'satış kapasitesindeki düşüşle paralellik gösterdiği, Hususlarının tespit edildiği, 11.10.2013 tarihinde temerrüde düşen 745.271,90 TL'nin, 30.05.2024 tarihinde toplam 1.955.874,22 TL (ana para * avans faizi) olarak tahsil edildiği, . TÜFE ve Yİ-ÜFE ortalaması dikkate alınarak yapılan hesaplamada Munzam zararın 7.648.621,135-TL olarak hesaplandığı, İcra inkâr tazminatının cezai nitelik taşıdığı ve TBK m.122 anlamında munzam zarar hesabında doğrudan telafi unsuru olarak dikkate alınamayacağının mütalaa edildiği, kanaatine varmış ve raporunu sunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; munzam (...) zarar tazminatına ilişkindir. Davacının, 11.10.2013 temerrüt tarihinden, tahsilatın yapıldığı 30.05.2024 tarihi arası 745.210,90 TL'sı anapara için işleyen avans faizine rağmen ödemenin geç yapılmasından dolayı ödenen faiz miktarı zararı karşılamadığından, faizle karşılanmayan bir zarar var ise borçlu bu zarardan TBK'nunu 122.maddesine göre sorumlu olacağından davacı tarafın munzam zarara uğrayıp uğramadığının bilirkişi vasıtası ile değerlendirilerek tespit edilen zarara ara buluculuk son tutanak tarihi 06.08.2024 tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle munzam zarar alacağının oluşup oluşmadığının tespitine ilişkindir. Uyuşmazlık konuları, zaman aşımı def'i, avans faiz oranına itiraz, munzam zararın oluştuğunu iddia eden tarafın zararını somutlaştırması gerekip gerekmediği, illiyet bağı, kusur ve munzam zarar şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin olduğu anlaşıldı... Başvuru ve 08.07.2025 tarihli kararında " ....
76. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 250.000 TL maddi
ve 250.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
77. İncelenen başvuruda, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle meydana gelen zararın karşılanması için hukuk sisteminde etkili bir hukuk yolunun bulunmadığı değerlendirilmiştir. Bu durumun Anayasa'nın 35. maddesiyle bağlantılı olarak40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkını ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
78. Bu kapsamda özel hukuk kişileri arasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiası ile yapılan başvuruların sayısı
her geçen gün artmakta, bu konuda çok sayıda şikâyet Anayasa Mahkemesi önüne bireysel
başvuru yolu ile getirilmektedir.
79. Anayasa Mahkemesi tarafından mevcut başvuru ve diğer derdest başvurular bakımından ihlal kararı verilerek Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilse de bu durum benzer başvuruların yapılmasını önlemeyeceği gibi özel hukuk kişileri arasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasından kaynaklanan ihlalleri de sonlandırmayacaktır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi dikkate alınarak, özel hukuk kişileri arasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması dolayısıyla meydana gelen zararların tazmin edilmesini sağlayacak başvuru yollarının bulunmamasından kaynaklı ihlaller nedeniyle ortaya çıkan ve yapısal sorun teşkil eden durumun telafi edilebilmesi için açık bir kanuni bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Oluşturulacak başvuru yolunun hâlihazırda yapılan ve bundan sonra yapılacak başvurular açısından özel hukuk kişileri arasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasını önleyecek nitelikte olması gerektiği açıktır.
80. Anayasa'nın "Başlangıç" bölümünde, kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmediği ancak belli yetki ve görevlerin kullanılmasından ibaret olduğu, erkler arasında medeni bir iş bölümü ve iş birliği ilişkisinin bulunduğu belirtilmiştir. Bunun yanında Anayasa'nın 5. maddesinde kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen yetki ve görevlerini yerine getirerek özel hukuk kişileri arasındaki alacağın enflasyon karşısında değer kaybının tazmin edilmesini sağlayacak etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını tespit etmiş ve başvuru yapılabilecek etkili bir yolun ihdas edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Dolayısıyla kararın bir örneğinin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açtığı tespit edilen söz konusu yapısal sorunun çözümü için ... (...) de bildirilmesi gerekir.
81. Bu bağlamda İçtüzük'ün 75. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca işbu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihe kadar özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara ilişkin alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğraması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyla yapılmış olan başvurular ile bu tarihten sonra kaydedilecek aynı mahiyetteki başvuruların incelenmesinin kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren altı ay süreyle ertelenmesine karar verilmesi gerekir.
82. Diğer taraftan kararın bir örneğinin yasama organına gönderilmesi somut başvuru — bağlamında — başvurucunun — ihlalden kaynaklanan mağduriyetini - bütünüyle gidermemektedir. Buna göre ihlalin sonuçlarına ilişkin eski hâle getirme kuralı çerçevesinde başvurucunun varsa zararlarının giderilmesi için bir imkân tanınması gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. ... (...). Somut başvuru açısından bu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun da aralarında olduğu bu durumda olan kişilerin zararlarının giderilmesine imkân tanıyacak şekilde düzenleme yapılması hususunda keyfiyetin ...'ye bildirilmesi gerekir. ..., ... ve ... bu görüşe katılmamıştır.
83. Başvurucunun da aralarında olduğu bu durumdaki kişilerin zararlarının ilmesine imkân tanıyacak şekilde düzenleme yapılması hususunda keyfiyetin ...'ye bildirilmesine karar verildiğinden başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir." kararrı gereği mahkeme kararları ile munzam zarar taleplerinin karşılanamayacağını yasa koyucunun bu alanda düzenleme yapması gerektiğini anlatmıştır.
.... Sayılı emsal nitelikteki kararda:
"Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinden kaynaklanan munzam zarar tazmini istemine ilişkindir.
6098 sayılı TBK'nın "Aşkın zarar" yan başlıklı 122. maddesi; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiştir.
Yasa uyarınca, alacaklının geçmiş günler faiziyle karşılanamayan zararlarını, borçlu kusurlu olmadığını ispat edemedikçe tazmine yükümlüdür. Borcun kaynağı trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi mahkeme ilamı ile belirlenen ve kesinleşmiş tazminat tutarını icra takibi sonucunda ödemiştir. Davacı tarafından yasal faiz uygulanması ve tazminatın geç ödenmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmayan zararı olduğu ileri sürülmüştür.
Uyuşmazlık, davacının geçmiş günler faizinden fazla zararının varlığını somut delillerle ispat etmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
Alacaklı TBK'nın 120. (818 sayılı BK'nın 103. maddesi.) maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir.
Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır. TBK'nın 120. maddesi ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir (HGK'nın 31.10.2007 ...) (... Dairesinin 18.3.2013 tarih ve ...sayılı ilamı).
Nitekim ...'nun 9/███████ tarih ve ...r sayılı kararında da; "Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur.
Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanun'da 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu ... kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, Kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanun'lardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, Kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır." denilmektedir. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesi 21.12.2017 gün ve ... başvuru numaralı kararında; başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verildiği belirtilerek, fiyatların aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle zararın gerçekleşeceği hayatın olağan akışında herkesçe bilinen bir olgu olmakla birlikte, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesinin gerektiği, bu düzeye ulaşmamış olağan yükselmelerde ise bu karinenin uygulanmayacağı görüşü de ileri sürülmüşse de, bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir."
Somut olayda, Emsal kararda da bahsedildiği gibi TBK madde 122 karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanun'lardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki bu konuda Anayasa Mahkemesi kararı da dikkate alındığında soyut enflasyonist ortam zararın ispatlanması ve somutlaştırılması gerekliliği şartını ortadan kaldırmayacaktır. Davacının 05.11.2025 tarihli dilekçesindeki işçi çıkarma ve nakit darlığına düşmesinin illiyet bağı olarak safi bu alacağın zamanında tahsil edilememesi olduğu davacı tarafından delillendirilememiş olup yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Gerekçelerle;
1-Davanın REDDİNE
2) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL harçtan, dava açılışında alınan 1.707,75 TL peşin harcın düşülmesi ile fazla 1.092,35 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde YATIRANA İADESİNE,
3) 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin DAVACIDAN ALINARAK HAZİNEYE GELİR KAYDEDİLMESİNE,
4) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5) Davalının vekil ile temsil edilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin DAVACIDAN ALINARAK DAVALIYA VERİLMESİNE,
6) Kullanılmayan avansların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak YATIRANA İADESİNE,
Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!