Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin, ödenmeyen çekler ve garanti sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında kefalet ile garanti sözleşmesi farklarını irdeleyen gerekçeli kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının bir garanti sözleşmesine dayanarak çek bedellerinin tahsili amacıyla başlattığı icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine açılan itirazın iptali davasını incelemektedir. Davalı, garanti sözleşmesinin geçersiz bir kefalet sözleşmesi olduğunu savunurken, mahkeme, bu iki sözleşme türü arasındaki temel farklılıkları; borcun asıl borca bağımlılığı, defilerin ileri sürülmesi, borcun sona ermesinin sorumluluğa etkisi, borcun kapsamı ve kanuni halefiyet gibi kriterler üzerinden ayrıntılı bir şekilde analiz ederek, davanın hukuki dayanağını oluşturmaktadır.

T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████
T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTÜRK MİLLETİ ADINAGEREKÇELİ KARARESAS NO : ████████ EsasKARAR NO : ████████DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)DAVA TARİHİ : █████/2016KARAR TARİHİ : █████/2025KARAR YAZMA TARİHİ :24.11.2025Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasında imzalanan █████/2016 tarihli garanti sözleşmesine göre, davalının keşidecisi ... ... Ltd. Şti. olan, ..... Şubesine ait .....numaralı hesaptan keşide edilen █████/2016 keşide tarihli 132.500,00 TL bedelli ... seri numaralı, █████/2016 keşide tarihli 30.000,00 TL bedelli ... seri numaralı çeklerin vadesinde ödenmemesi halinde çek bedeli ile çeklerin tahsili için yapılacak her türlü yargılama giderinden kayıtsız şartsız sorumlu olduğunu kabul ettiğini, çeklerin bankaya ibraz edildiğini, karşılığı olmaması nedeniyle karşılıksız kaşesi vurdurulduğunu, 162.500,00 TL'nin 132.500,00 TL'sinin █████/2016 tarihinden, 30.000,00 TL'sinin █████/2016 tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte müvekkili şirkete ödenmesi, aksi halde davalının taahhüdü nedeniyle yasal yollara başvurulacağının .... Noterliğinin ... yevmiye numaralı █████/2016 tarihli ihtarnamesi ile davalıya bildirildiğini, ihtarnamenin █████/2016 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle davalı aleyhine ..... Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, başlatılan takibe davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek davalının itirazının iptaline, takibin devamına, %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştirCEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin davacıya takipte belirtilen borcunun bulunmadığını, garanti verenin borcunun asıl borç ilişkisinin varlığına ve geçerliliğine bağlı olmadığını, garanti sözleşmesinin hukuken geçerliliği bulunmadığını, sözleşme ismi olarak garanti sözleşmesi yazılmış ise de hukuki anlamda geçersiz bir kefalet sözleşmesi olduğunu, asıl borcun ifa edilmemesi halinde garanti verene müracaatın gerektiğini, davacı tarafından taahhüt edilen süre içinde işin bitirilmediğini, ... numaralı 132.500,00 TL'lik çekin davacıya geri verildiğini, anılan çekler için ilk keşideci ... ... Ltd. Şti.'ne müracaat etmeden ve semeresiz kaldığı tespit edilmeden müvekkiline müracaat edilmesinin usul ve mevzuata aykırı olduğunu bildirerek davanın reddini talep etmiştir.DAVANIN NİTELİĞİ VE UYUŞMAZLIK:Dava; itirazın iptali davasıdır.DELİLLER:..... Dairesi ..... sayılı ilamı gereği ..... sayılı görevsizlik dosyasının kesinleşerek mahkememize geldiği, ve mahkememizce ..... Esas sayılı sırasına kaydı yapıldığı anlaşıldı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Garanti sözleşmesi kefalet sözleşmesi gibi bir kişisel teminat sözleşmesidir ancak Türk hukukunda düzenlenmemiştir. Garanti sözleşmesinin tanımı şu şekilde yapılabilir: Garanti sözleşmesi, garanti verenin, garanti alanın bir teşebbüse girişmesinden veya kendisiyle bir borç ilişkisine girdiği üçüncü kişinin borcunu ifa etmemesinden doğacak zarar tehlikesini üstlendiği bir teminat sözleşmesidir. Garanti sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinin benzediği tek nokta kişisel teminat sözleşmesi olmalarıdır. Garanti ve kefalet sözleşmesi arasındaki belirgin bazı farklar kısaca şu şekilde sayılabilir: Kefalet sözleşmesinde kefilin borcu, feri’dir yani asıl borca bağlıdır. Garanti sözleşmesinde ise garanti verenin borcu asıl borçtan bağımsızdır. Bu nedenle kefalette kefil asıl borçluya ait bütün defi ve itirazları alacaklıya karşı ileri sürebilirken, garanti veren üçüncü kişiye ait defileri ileri süremez. Kefalette asıl borç sona erdiğinde kefilin sorumluluğu da ortadan kalkarken, garanti sözleşmesinde asıl borç sona erse bile garanti verenin sorumluluğu devam eder.Kefilin sorumluluğu asıl borçlunun sorumluluğundan fazla olamazken garanti verenin sorumluluğu, kefalet sözleşmesindeki kefilin sorumluluğunu aşan bir mahiyettedir.Kefile kanuni bir halefiyet hakkı tanınmışken, garanti verenin böyle bir hakkı yoktur. Kefalet sözleşmesinde kefilin genellikle şahsi bir menfaati yoktur, yardım amacıyla sorumluluk altına girer. Garanti sözleşmesinde ise, garanti verenin, garanti alanı belli bir hareket tarzına yöneltmekte menfaati bulunmaktadır. Teminat veren, sorumluluk altına girerken asıl borçlunun kişiliğini göz önünde tutarak hareket ediyorsa yani kişiye yönelik bir ilgi varsa, kefalet sözleşmesinden; asıl borçlunun kişilik özellikleri dikkate almadan belirli bir sonucu göz önünde tutuyorsa garanti sözleşmesinden bahsedilir. Kefalettin geçerliliği yazılı şekilde yapılması, kefilin el yazısı ile kefalet tarihinin, azami sorumlu olacağı miktarın gösterilmesi ve eşin rızasına bağlıdır. Garanti sözleşmesinde ise şekil serbestisi vardır. Garanti sözleşmesinde sorumlu olunan azami miktarı göstermek şart olmadığı gibi eşin rızası da alınmaz. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, taraflar dilerse garanti sözleşmesini yazılı şekilde yapabilirler. TBK. m. 603’ e göre, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır. Bu hüküm nedeniyle artık gerçek kişilerce yapılan garanti sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekil şartı, kefilin el yazısı ile sorumlu olduğu azami miktarının, kefalet tarihinin ve müteselsil kefalet durumu varsa müteselsil kefil ibaresinin ya da benzer bir ibarenin yer alması ve eşin rızası aranacağı sonuca varmaktadır. Son olarak şunu belirtmek gerekir ki, doktrinde bir sözleşmenin kefalet mi garanti mi olduğu konusunda şüphe varsa kefalet sözleşmesi lehine yorum yapılmalı görüşü de hakimdir. Şahsi bir teminat sözleşmesi olan ve TBK’da özel olarak düzenlenmeyen garanti sözleşmesinin geçerlilik koşulları değerlendirilirken büyük oranda TBK’nın “Genel Hükümler” kısmında yer alan genel geçerlilik koşulları dikkate alınmaktadır. Genel geçerlilik şartlarından biri olan ehliyetle ilgili olarak garanti sözleşmesi için düzenleme öngörülmemiştir. Tüm sözleşmeler için aranan genel ehliyet şartı garanti sözleşmesi için de aranacaktır. Garanti sözleşmesi genellikle tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu için sözleşmenin geçerliliği için genellikle garanti verenin ehliyeti önem taşımaktadır. Garanti sözleşmesi ile ilgili olarak hukukumuzda herhangi bir özel şekil şartı bulunmamaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 603. maddesi gereğince kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin, gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin sözleşmelerden sayılan, teminat amaçlı garanti sözleşmesine de uygulanmasının tartışmasız olarak kabul edilmesi gereklidir. Zira garanti sözleşmesinin kefalet sözleşmesinden daha ağır sorumluluk doğurduğu düşünüldüğünde, bu sözleşmenin kefalet sözleşmesinden daha hafif geçerlilik koşullarına tabi olması amaca aykırılık teşkil edecektir. Yine aynı durum, kefalet sözleşmesi ile fer’î sorumluluk altına giren kefilin sorumluluğuyla ilgili olarak uyarılması ve korunması amacıyla, sözleşmeyi nitelikli yazılı şekle uyarak yapması gerekliliği bakımından da söz konusudur. Bu çerçevede garanti sözleşmesi ile bağımsız bir sorumluluk altına giren garanti verenin de evleviyetle şekil aracılığıyla uyarılmaya ve korunmaya ihtiyacı olduğundan nitelikli yazılı şekle uyarak hareket etmesi gerekir. Ayrıca nasıl ki evli bir kişi, eşinin rızası olmadan kefalet sözleşmesinde fer’î bir sorumluluğa giremiyorsa pek tabi eşinin rızası olmadan garanti sözleşmesinde kefaletten daha ağır ve bağımsız nitelikte bir sorumluluk altına girememelidir. TBK m. 583’te kefalet sözleşmesi için nitelikli adi yazılı şekil aranmaktadır. Kefalet sözleşmesi için öngörülen nitelikli adi yazılı şekil şartının, başka adlarla yapılacak sözleşmelerle dolanılmasının önlenmesi amacıyla TBK m. 603 düzenlenmiştir. Böylece gerçek kişilerce verilecek kişisel teminatlara; kefaletin şekline, kefalet ehliyetine ve eşin rızasına dair hükümlerin uygulanması zorunlu kılınmıştır. Ancak saf garanti taahhütleri kefalet benzeri bir teminat olmadığından bu sözleşmeler bakımından şekil serbestisi geçerlidir. Hükmün gerekçesine bakıldığında, kanun koyucunun kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla başka ad altında yapılan sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek suretiyle, Kanun’un dolanılmasını önlemeyi amaçladığı görülmektedir. Ancak saf garanti taahhütleri için TBK m. 603 tatbik edilemeyeceğinden kıyas yoluyla teminat amaçlı garanti sözleşmelerine de uygulanan eşin rızasına ilişkin kural, bu sözleşmeler TBK’nın 584. maddesinde belirtilen koşulun garanti sözleşmesinin kurulduğu esnada aranması gerekir. Diğer bir deyişle eş tarafından daha sonra sözleşme yapılması hususunda icazette bulunulması halinde sözleşme geçerli hale gelmeyecektir. TBK madde 584 eşin rızasına ilişkin koşula bir istisna öngörülmüştür. TBK’nın tacirler ve esnaflara yönelik garanti sözleşmeleri açısından eşin rızası konusundaki istisnası şöyledir: “Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, █████/2006 tarihli ve 5570 sayılı ... Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz. ..... Sayılı ilamında "Borç ilişkisinin nispi niteliği dolayısı ile taraflar yapmış oldukları sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişileri etkileyemezler. Ne var ki, çağdaş hukuk sözleşme özgürlüğü ilkesiyle taraf iradelerine bazı hâllerde üçüncü kişilerin hukuk alanlarını etkileme imkânı tanımıştır. Sözleşmelerin üçüncü kişiler üzerindeki etkileri özellikle “üçüncü kişinin yararına sözleşme” ve “üçüncü kişinin fiilini üstlenme (taahhüt)” hallerinde görülür (.....).6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128’inci maddesinde; “Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.” ifadesine yer verilmiştir. ....., üçüncü kişinin edimini taahhüdü "Borçlu, bir fiilin bizzat ifasını taahhüt edeceği yerde, üçüncü şahsın temsilcisi sıfatıyla hareket etmeksizin, bunun bir fiilini taahhüt ederse bu taahhüt üçüncü şahsı değil bizzat borçluyu mükellef kılabilir. Borçlu, fiilin üçüncü şahıs tarafından ifa edilmemesinden sorumlu olur. BK l10’uncu maddesinde zikredilen bu taahhüde başkasının fiilini taahhüt veya garanti akdi denilir. " şeklinde tanımlamıştır (.....). Bir başka tanıma göre, bu sözleşme vaad edenin sözleşmeye konu üçüncü kişinin ferdileştirilmiş fiilinin gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olarak vaad edileninin zararlarını tazmin etmeyi bağımsız nitelikte olmak üzere taahhüt ettiği bir sözleşmedir (.....). TBK m.128’de düzenlenen bu hukuki ilişkide taahhütte bulunanın edimi üçüncü kişinin fiilinden bağımsız olmasına rağmen, taahhütte bulunduğu kişiye güven vermektedir (.....). Gerçekten de kendine özgü yapısı olan, asli sözleşme niteliği taşıyan bu sözleşmelerin belki de en önemli özelliği bağımsız olmalarıdır. Bağımsız olma, bir sözleşmenin varlığının veya içeriğinin başka bir sözleşmeye bağlı olmaması anlamına gelir. Bu nedenle üçüncü kişinin edimini taahhüt ilişkisinde taahhüt edenin yükümlülüğü başka bir borcun varlığına, geçerliliğine, devamına ve bunların yanı sıra dava ve takip edilebilir olmasına bağlı değildir (.....). Garanti veren yani üçüncü kişinin fiilini üstlenen kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. Bu nedenle sözleşmenin niteliğinin tespit ve yorumunda teminat veren kimsenin iradesi de bu yönden titizlikle değerlendirilmelidir. İşte bu nedenledir ki, doktrinde ve uygulamada her iki sözleşmenin birbirinden ayırt edilebilmesi için çeşitli kıstaslar belirlenmiştir. Doktrin ve anılan İçtihadı Birleştirme Kararında da belirlenmiş olan ana kıstaslara gelince: bunlardan ilki, asli-feri yükümlülük kriteridir. Buna göre, garanti veren bağımsız bir borç altına girmekte olup, bu yükümlülüğün bir başka borç ile ilgisi yoktur; kefalette ise, asıl olan bir başka borcun (temel ilişkinin) olması ve verilen teminat ile o borcun ödenmesinin sağlanmasıdır. Doktrine göre de, bir başka borç ilişkisine yollamada bulunulması ferilik karinesini teşkil eder. Ana kıstaslardan ikincisi, yükümlülüğün kapsam ve niteliğidir. Buna göre, asıl borçlu gibi yükümlülük altına girme amacını taşıyan sözleşme kefalet, asıl borçlunun borcunu aşabilecek, bir başka deyimle, lehine taahhüt altına girilen alacaklının hiçbir şekilde zarara uğramayacağını temine yönelik sözleşme ise, garanti sözleşmesi olarak nitelendirilmelidir. Ana kıstaslardan üçüncüsü menfaat kıstası olup, buna göre kefalet ilişkisinde kefalet verenin bu ilişkide bir yararlanma amacı olmadığı halde, garanti sözleşmesinde ilke olarak, böyle bir teminat verenin yararı mevcuttur. Nihayet, ana kıstaslardan bir diğeri ise, kişiye yönelik teminat verme kıstası olup, buna göre teminatın bir kişi gözönüne tutularak verilmesi kefalete işaret olacak, objektif olarak belli bir sonucun gerçekleşmesi amacına yönelik olarak verilmesi halinde ise garanti sözleşmesinin amaçlandığı kabul edilecektir.Kefalet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 581 ila 603 üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nun 581 inci maddesinde “kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme” şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir.Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir.Türk Borçlar Kanununda kefalet sözleşmesinin geçerliliği 818 sayılı Borçlar Kanunu'ndan daha ağır şartlara bağlamıştır. Kefalet sözleşmesinin geçerli olması, genel hükümlerin yanında, Türk Borçlar Kanunu'nun 583 ve 584 üncü maddelerde kefalet sözleşmesi için öngörülen koşulların varlığına bağlıdır. Bu koşullar mevcut ve geçerli borcun bulunması, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve kefil evli ise eşin rızasının alınmasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “uygulama alanı” kenar başlıklı 603 üncü maddesinde “Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır” düzenlemesine yer verilmiştir. Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda karşılığı olmayan bu madde ile kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanması öngörülmüştür. Böylece kanun koyucu kefalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulama alanını genişletmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 603 üncü maddesinin gerekçesinde “madde kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla, başka adlar altında yaptıkları sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. Böylece mesela kefalet sözleşmesi yerine, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi, alacaklıların kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önlenmesi amaçlanmıştır” denilmiştir. Somut olayda; Takibe dayanak yapılan ve karara esas alınan 01.03.2018 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi hususunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesini dava dışı kiracı ... San. ve Tic. Ltd. Şti ile davacı kiraya veren arasında yapılmış, davalıların sözleşmeyi garantör sıfatıyla imzaladıkları görülmektedir. Davacı kiraya veren alacaklı vekili, mezkur kira sözleşmesine dayanarak ..... esas sayılı haciz ve tahliye istemli başlatmış olduğu icra takibi ile, ödenmeyen 2020 yılı Nisan-Temmuz ayları arası kira bedelleri ve faizleri toplamı 37.478,09TL alacağın tahsilini talep etmiştir. Davalı borçlular vekilleri ayrı ayrı süresinde icra dairesine verdikleri dilekçe ile; borca ve ferilerine itiraz ettiklerini bildirmişlerdir. Kira sözleşmesinin özel şartlar 7. maddesinde; "Garantörler kira bedelinin garanti yükümlülüğünü, kontratın ilk yapıldığındaki kira dönemi ve daha sonradan yenilenen sözleşme süreleri için garantinin mevcudiyetinin devamını beyan ve imzasıyla kabul ve taahhüt eder." hükmü kararlaştırılmıştır. Özgür irade ile kararlaştırılmış olan sözleşme hükümleri geçerli olup tarafları bağlar. Davalıların sözleşmenin 7. maddesine göre, sözleşmeyi garantör sıfatıyla imzalamış olduğu görülmekte ise de; yukarıda belirtilen, TBK 603. Maddesi gereğince, 3. Kişinin fiilini üstlenen (garantör) kişinin TBK'nin 603 maddesi yollamasıyla 583. Maddesindeki şekil şartlarına uygun bir garantörlük sözleşmesinin düzenlenmediği ayrıca, menfaat kıstasının mevcut olduğunun, davalıların sözleşmenin devamında ne gibi bir menfaatinin olduğu iddia ve ispat edilemediğinden geçerli bir garantörlük sözleşmesinin bulunmadığının kabulü gerekir. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken,....." emsal kararda aynı yöndedir. Yukarıdaki açıklama doktrin görüşleri ve emsal kararlardan hareketle somut olaydaki sözleşmede davlının gerçek kişi şahıs olarak yazılı sözleşmede garanti veren sıfatıyla yer aldığı, o halde TBK madde 603’ e göre, "kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır." bu hüküm nedeniyle artık gerçek kişilerce yapılan garanti sözleşmesinin geçerliliği için yazılı şekil şartı, kefilin el yazısı ile sorumlu olduğu azami miktarının, kefalet tarihinin ve müteselsil kefalet durumu varsa müteselsil kefil ibaresinin ya da benzer bir ibarenin yer alması ve eşin rızası aranacağı sonuca varıldığından somut olayda davalının eşinin onayı ve imzası olmadığı, davalının el yazısı ile sorumlu olduğu azami miktarın yer almadığı, müteselsil garanti veren durumu varsa da bu ibarenin yer almadığı anlaşıldığından garanti sözleşmesinin şartları oluşmadığından ve kefalet sözleşmesi şeklinde de yorumlanması gerekecekse de kefalet sözleşmesinin şartları oluşmadığı anlaşılmıştır. Garanti veren TBK madde 584/3. Fıkrasında yer alan kişilerden olması halinde dahi eşin rızası dışında , menfaat kıstasının mevcut olduğunun, davalının sözleşmenin devamında ne gibi bir menfaatinin olduğu iddia ve ispat edilemediğinden geçerli bir garantörlük sözleşmesinin bulunmadığının kabulü gerekir. Garanti sözleşmesinin şartları bulunmayan somut olayda kefalet sözleşmesininde yukarıda açıklandığı üzere şartları bulunmadığından davanın reddi gerekmiştir.H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Gerekçelerle;1-Davanın esastan REDDİNE,2) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL harçtan, dava açılışında alınan 1.941,96 TL peşin harcın düşülmesi ile fazla 1.326,56 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine,3) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4) Davalının vekil ile temsil edilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5) Kullanılmayan avansların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatırana iadesine,Dair, E-duruşma sistemi üzerinden davacı vekilinin yüzüne karşı ve davalı vekilinin yokluğunda taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ..... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025Katip ..... ¸ Hakim ..... ¸