Kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi sonrası yüklenicinin imalat bedelleri için sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak talebi, muhdesat aidiyeti ve zamanaşımı itirazlarının değerlendirildiği temyiz kararı.
Özet: Kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yapılan imalatların bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümlerince tahsili talebine ilişkin bir uyuşmazlıkta, yüklenicinin (davacı) arsa sahibine karşı açtığı davada, ilk kararın sözleşmenin ifa imkansızlığı ve eylemli fesih nedeniyle imalat bedellerinin talep edilebileceği gerekçesiyle bozulması üzerine, yerel mahkemenin bozmaya uyarak bu talebi esasen haklı bulmasına rağmen, davacının kısmi dava olarak açtığı alacak miktarını ıslah yoluyla artırma talebinin, fazlaya ilişkin haklar için zamanaşımını kesmemesi ve istenen miktarın zamanaşımına uğraması gerekçesiyle reddedilmesi üzerine davacının temyiz itirazları, yerel mahkeme kararının bozmaya uygun bulunması ve hukuka aykırılık içermemesi nedeniyle reddedilmiştir.

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ████████ E., ███████ K.Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile arsa sahibi ... arasında 05.09.1997 tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi'nin düzenlendiğini, müvekkilinin inşaata başlamasından sonra sözleşme konusu taşınmazın davalı mirasçılar tarafından 15.10.1999 tarihinde davalı ...’ya devredildiğini, taşınmazı 21.07.2000 tarihinde ...’dan devralan davalı ...’nun 29.07.2010 tarihinde davalı ...’a devrettiğini, devirlerin kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatların müvekkili adına tescilini, olmadığı takdirde sebepsiz zenginleşme nedeniyle tespit edilecek alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAPDavalı ... miraçıları vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğramış olduğunu, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, davalı ... cevap dilekçesinde; taşınmazı tapu siciline güvenerek satın aldığını, 29.12.2010 tarihinde dava dışı bir şirket ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlediklerini savunarak, davanın reddini talep etmişlerdir.III. MAHKEME KARARIMahkemenin 09.09.2015 tarihli kararı ile muhdesat aidiyeti davalarının ancak ortaklığın giderilmesi ve kamulaştırma davalarının varlığı halinde görülebileceği, eda davası açma imkanı var iken tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmadığı, sebepsiz zenginleşme talebi bakımından ise kat karşılığı inşaat sözleşmesinin feshine yönelik bir talep bulunmadığı, dava konusu taşınmazın devrinden davacının haberdar olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİMahkemenin 09.09.2015 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nce, davacı ile bir kısım davalıların murisi ... arasında düzenlenen kat karşılığı yapım sözleşmesinin ifasının imkânsız hale geldiği ve eylemli olarak feshedildiğinden davacı yüklenici gerçekleştiği ve arsa sahibi yararına olan imalât bedellerini dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 108. maddesi hükmünce talep edebileceği gerekçesi ile kararın bozulmasına davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyulmasına, davacı ile bir kısım davalılar murisi arasında düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiği ve bu sözleşme kapsamında davacı yüklenici tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde yapı inşaasına başlandığı, ancak bahsi geçen sözleşmenin ifasının imkansız hale geldiği ve feshedildiği, imalât bedellerinin arsa sahibi lehine sebepsiz zenginleşme oluşturduğu, bu sebeple işbu imalat bedellerinin zenginleşmenin oluştuğu tarihteki malikten talep edilebileceği gerekçesi ile dava dilekçesindeki miktar yönünden ... mirasçıları yönünden kabulüne, davanın her ne kadar davacı tarafça ıslah talebinde bulunulmuş ise de davanın kısmi dava olarak açıldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olmasının, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmediği, zamanaşımının, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesildiği, davacının ıslah ile talep ettiği miktarın TBK'nın 82. maddesine göre zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddine karar veilmiştir.VI. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davanın açıldığı tarihteki usul hukuku kurallarına göre uygulanması gerektiğini,b. Mahkeme derdest iken ıslah harcını yatırtarak zımnen ıslah talebini kabul ettiğini beyan etmektedir.B. Değerlendirme ve GerekçeDosya içeriğine, bozmaların mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca muhdesat aidiyetinin tespiti olmadığı takdirde sebepsiz zenginleşme hükümlerince alacak istemine ilişkindir.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesinin atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. ve 439/2. maddelerinde de yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı bozmaya uymakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,22.04.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Değerli çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık konusu; eser sözleşmesinden kaynaklı fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla açılan tazminatın tahsiline yönelik davada, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkindir. Dava açılmasının sonuçlarından en önemlisi; dava açılmasıyla birlikte zamanaşımının kesilmesidir (TBK m. 154/I-b. 2, TMK m. 714, 777/3). Kısmi veya belirsiz alacak şeklinde açılan bir davada; davacının gerçekte, biri fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak istediği bir miktar alacak, diğeri ise asıl alacak miktarının tespit edilmesi olmak üzere iki talebi söz konusudur. Dolayısıyla, bir davanın açılması ile birlikte bu taleplerin tümü açısından zamanaşımı kesilmiş olmaktadır. Bununla birlikte; uyuşmazlığın ıslah hukuki müessesesi ile doğrudan ilgili olması nedeniyle, Yargıtay’ın ıslahla ilgili uygulamalarına göre, alacağın ıslah edilen kısmı bakımından zamanaşımı sorununun geçmişte ne şekilde çözülmeye çalışıldığına, uygulamanın hangi aşamalardan geçtiğine değinmekte yarar vardır. Bilindiği üzere, yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’ un 87. maddesinde; “... Müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez” hükmü yer almaktaydı. Bu yasaklama nedeniyle fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla açılan davanın yargılaması sırasında davacının tazminat veya alacak tutarının belirlenmesi halinde ancak ek dava açılmak suretiyle alacağın fazla olan kısmı istenebilmekteydi. Böyle bir durumda, doğal olarak ek dava ile talep edilen kısmın zamanaşımına uğraması ve zamanaşımı def’i ile karşılaşılması hâlinde, ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmekteydi. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarih, 1999/1E, ███████K sayılı kararıyla iptal edildi. İptalden sonra ek dava yerine kısmi ıslah suretiyle müddeabih artırılarak uygulamaya devam edildi. Ne var ki, ıslah ile arttırılan kısım bakımından sanki ortada bir ek dava varmış gibi zamanaşımı yönünden de iptal öncesi eski uygulamaya devam edilmiştir. Diğer bir anlatımla, “maddi tazminat isteğinin ıslah yolu ile artırılması yeni bir dava niteliğinde” kabul edilerek bu kez zamanaşımına ilişkin süreler yönünden ıslah tarihi esas alınmıştır (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, █████/2008 tarih, E: █████████-K: ██████████, █████/2009 tarih, E: █████████-K: ████████ 96... /███████ tarih, E: █████████-K: █████████ ... sayılı kararları). Yargıtay’ca önceki uygulamaya devam edilmekle birlikte; bir süre, önceki uygulamalardan vazgeçildiği, alacağın ıslah ile artırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde olmadığı görüşü doğrultusunda, ıslah edilen kısım bakımından da asıl dava tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği kabul edilerek zamanaşımı savunmalarının (zamanaşımı def’ileri) ret edilmesi gerektiği yönünde kararlar verilmiştir (Örneğin; Yargıtay. 4. H.D.’nin,13.5.2015 t, █████████e, █████████k,- 26.1.2015t, █████████e, ████████k,- 16.12.2014 t, █████████e, ██████████k,- 15.12.2014t, █████████e, ██████████k,-6.11.2014t, ██████████e, ██████████k,- 9.4.2013t,█████████e,█████████k, 3.4.2012t, █████████e, █████████k,- 28.3.2012t, █████████e, █████████k,- 29.2.2012t, ██████████e, █████████k,- 7.12.2011t, ██████████e,██████████k, v.b ... sayılı kararları). Ancak, hemen belirtmek gerekir ki daha sonra, “alacağın ıslah ile arttırılması işleminin yeni bir dava niteliğinde” olmadığına ilişkin görüşten vazgeçilip tekrar eski uygulamaya dönülerek alacağın ıslahla artırılan kısmı açısından zamanaşımının işlediği benimsemiştir (Örneğin; Y. 4. H.D.’nin, █████/2016, E: █████████-K: ███████ 93... /███████ tarih, E: ██████████-K: █████████ ... sayılı kararları). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu uygulamasına gelindiğinde; bir çok kararda tam ıslah için, ilk dava açılmakla alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiği kabul edilirken aynı kararda kısmi ıslah bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği belirtilmiştir (Örneğin, 16.3.2016 tarih, E: 2014/4-896E-K: ████████K). Şüphesiz bu apaçık bir çelişkidir. Görüldüğü üzere; ıslahla alacağın miktarının artırılmasına ilişkin konularda, Yargıtay’ca farklı uygulamalara gidildiği anlaşılmaktadır. Islah ile ilgili uygulamalardan kısaca söz ettikten sonra, bu konuya ışık tutacağına ve uygulamaya yeni bir bakış açısı getirip yeni bir yön vereceğine inandığımız, 24.05.2019 tarih, 2017/8E- 2019/3K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na (YİBK) değinmekte yarar vardır. Davacının, dava dilekçesinde faiz talep etmekle birlikte, ıslah dilekçesinde faiz istememesi nedeniyle ıslah edilen kısım için de faize hükmedilip hükmedilemeyeceği içtihadı birleştirmeye konu olmuş; sonuçta, “... Bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin arttırılması hâlinde, arttırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedilecektir.”şeklinde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Faizle ilgili olan bu karar, zamanaşımı konusuyla doğrudan ilgili değilse de, içtihadı birleştirme kararları; konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı, kararda belirtilen gerekçeleriyle yol gösterici nitelik taşırlar. Bu YİBK’nda açıkça; ıslahın yeni bir dava olmadığı, dava dilekçesinde bir miktar para alacağının faiziyle birlikte istenmesi hâlinde, ıslah dilekçesinde faize yer verilmemiş olsa bile ıslahla artırılan alacak miktarı yönünde de faize hükmedileceği kararlaştırılmıştır. Diğer yandan, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımı meselesi Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru konusu olmuş, Mahkeme, kararlarında istikrarlı bir şekilde; “... Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin uygulamanın başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği, başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla karşılaştırıldığında orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. ... Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” şeklinde kararlar vermiştir (12.07.2023 tarih, ██████████ Bir. Başvru ve 23.3.2023 tarih, ████████ Bir. Başvuru). Anayasa Mahkemesi yine 27.11.2019 tarih, █████████ Bir. Başvuru kararında da açıkça; “... Somut olayda destekten yoksun kalma tazminatının ıslahla artırılan kısmının dava zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği açıktır.” demek suretiyle hak ihlali kararı vermiştir. Bu konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) de taşınmış, Mahkeme, özetle ; ek dava yoluyla ilk talebini arttırma hakkının olayın koşulları altında etkisiz bırakıldığını ve davacının bütün zararı bakımından tazminat talep edemediğini belirterek Sözleşmenin 6/1.maddesi gereği mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. (Doğu/TÜRKİYE . B.Baş.v. no:████████, 27.2021trh.)Adalete erişim hakkı en temel haklardandır. Temel hak ve hürriyetler ancak yasayla kısıtlanabilir.Fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak süresinde dava konusu edilen ve yargılamanın devamında alacak miktarının ıslahla artırılan kısmı için zamanaşımının geçtiğine yönelik bir yasal düzenleme de yoktur. TBK 154/2 maddesi gereği dava açılmakla zamanaşımının kesileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda bahsedilen İçtihadı Birleştirme Kararında da alacak miktarının artırılmasıyla ilgili kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı açıkça belirtilmiş olmasına göre artık ıslahla artırılan alacak miktarı için dava açılmakla birlikte zamanaşımının kesilmediğinden bahsedilemez. Bir başka ifadeyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması halinde tüm alacak (tazminat) bakımından zamanaşımı kesilmiştir. Ayrıca ıslahın; “... Tarafların yaptıkları usul işlemlerinde düşebilecekleri yanlışlıkları düzeltmeye, bırakabilecekleri eksiklikleri tamamlamaya ve böylece adaletli karar verebilmesini sağlamaya yönelik bir yol” (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Islah, genişletilmiş 5. baskı, s. 48). olduğunu da unutmamak gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları, ilgili mevzuat, ıslahın tanımına ilişkin akademik görüş hep birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşmak mümkündür.1. Başlangıçta ıslah ile dava konusunun (müddeabihin) artırılması mümkün değilken, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile mümkün hale gelmiştir.2. Islah, yeni veya ek bir dava değil, usulü bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanmasıdır.3. Islah ile arttırılan kısmın bir ek dava olmadığı YİBK ile kabul edilmiştir.4. Islah edilen kısım bakımından zamanaşımının devam edeceğine ilişkin yasal bir düzenleme yoktur.5. Tam ıslah yapılması halinde, yeni davanın zamanaşımına uğramayacağı kabul edilmişken, kısmi ıslahta zamanaşımının kabul edilmesi, izahı güç, çelişkili bir durumdur.6. Islah edilen kısma ilişkin talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi, başta Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1. maddesinde belirtilen hak arama hürriyetini engellemekte, sonuçta hak ihlalleri doğurmaktadır. Uygulamanın bu şekilde devam etmesi hâlinde de yeni hak ihlallerinin doğması kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda açıklanan sebeplerle; kısmi ıslahın, ıslah edilen miktar bakımından yeni bir dava olmadığı dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak (tazminat) bakımından kesildiğinin kabul edilmesi gerekir. Bu gerekçeyle kararın bozulması düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.