İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin ticari satıştan kaynaklanan menfi tespit davasında, teslim edilmeyen mal karşılığı verilen avans çeklerin bedelsiz kaldığı ve bankanın iyi niyetli iktisabına ilişkin istinaf kararı.
Özet: Davacı, ticari bir alım satım sözleşmesi kapsamında satıcıya avans olarak verdiği, ancak mal teslimi yapılmadığı için bedelsiz kaldığını iddia ettiği toplam 505.000 TL tutarındaki altı adet çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmış; ilk derece mahkemesi, taraflar arasındaki yazılı sözleşmede çeklerin avans olarak verildiği ve mal teslim edilmeden ciro edilemeyeceği şartının bulunduğunu tespit ederek, davayı satıcı şirkete karşı kabul ederken, çekleri iyi niyetle devralan bankaya karşı reddetmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:█████████ KARAR NO:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IDAVA:Menfi Tespit (Ticari satımdan kaynaklanan)Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın; davalılardan .... A.Ş. yönünden kabulüne, ...bank A.Ş. yönünden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ... şirketi arasında düzenlenen 10.05.2018 tarihli alım satım sözleşmesi kapsamında sözleşme konusu beton emtiasının 30.07.2018 tarihine kadar teslimi hususunda anlaşıldığını, satış bedeli olarak belirlenen 505.000,00TL'nin müvekkili tarafından keşide edilen ...banka... Şubesi'ne ait █████/2018 vadeli 95.000,00 TL bedelli ... numaralı, █████/2018 vadeli 80.000,00 TL bedelli...numaralı, █████/2018 vadeli 80.000,00 TL bedelli ... numaralı, █████/2018 vadeli 80.000,00 TL bedelli ... numaralı, █████/2018 vadeli 80.000,00 TL bedelli ...numaralı, █████/2018 vadeli 85.000,00 TL bedelli ... numaralı 6 adet avans çekinin davalıya teslim edildiğini, çeklerin avans çeki olduğu ve emtianın teslimine kadar ciro edilemeyeceğinin kararlaştırıldığını, buna rağmen davalı şirketinin teslim tarihine kadar sipariş edilen emtiayı teslim etmediğini, çeklerin ticari kredi ilişkisine istinaden davalı bankaya ciro ve teslim edildiğini, davalı bankanın çeklerin iktisabında kötü niyetli olduğunu ve çeklerin bedelsiz kaldığını ileri sürerek, dava konusu çekler nedeniyle müvekkilinin davalılara borçlu olmadığının tespitine ve ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep ve dava etmiştir.Davalı ...bank A.Ş. vekili, savunmasında özetle; dava konusu çeklerin müvekkili bankaya temlik cirosu ile devredildiğini, müvekkili bankanın çekleri iyi niyetle iktisap ettiğini, müvekkilinin davacı ile diğer davalı arasındaki sözleşmenin tarafı olmadığını ve sözleşmeler nedeniyle hukuki sorumluluğu bulunmadığını, dava dilekçesindeki hususların davacı ile davalı ... arasındaki sözleşmeden kaynaklanan def'iler olduğunu, bu def'ilerin iyiniyetli müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, çekin bir ödeme aracı olması ve mücerretlik ilkesi gereğince çekin, temel ilişkiden bağımsız borç doğurduğunu, müvekkilinin basiretli tacir gibi davrandığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalılardan .... A.Ş davayı cevap vermeyerek, dava dilekçesinde dayanılan vakıaları inkar etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, alınacak mal karşılığı avans olarak verilen çeklerin, mal teslimi yapılmaması nedeniyle bedelsiz kaldığı iddiasından kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.Davacı çeklerin avans olarak verildiği ancak sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmediğini çeklerin bedelsiz kaldığını iddia etmiştir. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, çek bir ödeme vasıtası olup kural olarak mevcut bir borcun tediyesine yönelik düzenlendiğinin kabulü gerekir. BK'nun 207.maddesi uyarınca asıl olan peşin satıştır ve peşin satışta mal ve bedelin aynı anda verildiği yönünde yasal karine mevcuttur. O halde uyuşmazlık konusu olan çeklerin mal tesliminden önce avans olarak verileceğine dair taraflar arasında ve tarafları bağlayan bir yazılı sözleşme bulunması gerekir.Somut olay bakımından alıcının davacı ... Şirketi İle Satıcı Davalı ... A.Ş. araşında akit edilerek, imza altına alınan 10,05.2018 Tarih Alım Satım Sözleşmesi ve Ödeme Protokollüne göre '......Toplamda 6 adat çek akcı tarafından satıcıya imza adilerek verilmiştir. Malın zamanında ve eksiksiz olarak teslim edilmesi halinde çekler gününde ödenerek bedel tahsil edilecektir. 4-Yukarıda dökümü yapılan çeklerin tamamının avanş çeki olduğu konusunda taraflar mutabıktırlar. Sözleşmeye konu mal teslim terihi olan 30.07.2018 tarihine kadar, mallar alıcıya tam ve eksiksiz olarak teslim edilmediği sürece hiçbir şekilde bu çekler başka bir kişi veya kuruma veyahut finans şirketine ciro ve teslim edilmeyecektir ve kullanılmayacaktır.' denilerek davaya konu çeklerin sözleşmede ödeme aracı olarak kararlaştırıldığı ve teslim öncesi satıcıya çeklerin verildiği ve çeklerin avans olarak verildiği iki tarafın da iması ile sözleşmede düzenlendiği anlaşılmıştır.Davacı şirket defter ve kayıtlarında yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda 2-Davacı ;irke!ı'n defter kayıtlarına defter kayıtlarında olduğu, taraflar arasını Protokolü karşılığı yapılacak olan iş olmadığı dava konusu 6 adet toplam 505.000 TL tularlı çeklerin davacının'da 10.05.2018 tarihinde imzalanan Alım Satım Sözleşmesi ve ödeme için dosya içerisinde düzenlenmiş ve defter kayıtlarında herhangi bir faturanın olmadığı tespit edilmiştir. Toplanan deliller ulaşılan sonuca göre yazılı sözleşme kapsamında Davalı defter ve kayıtları ile bu kayıtların dayanağı olan faturalarla ispat edemediği Ancak, Davacı Şirket ise süresinde ve usulüne ... açılışını/kapanışını/beraatini yaptırdığı ticari defterlerinde, söz konusu mal ve hizmel tesliminin Davalı Satıcı şirketten alamadığının dikkate alınarak sözleşme kapsamında verilen çeklerin avans niteliğinde olduğu davalının edimlerini yerine getirmediği ve çeklerin temel ilişkiden dolayı bedelsiz kaldığı anlaşıldığından taraflar arasındaki temel ilişki kasamında davacının Davalı ... şirketine karşı dava konu çeklerden dolayı borçlu olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan Davalı defterlerini yapılan ihtaratlara rağmen sunmamıştır.6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 222/3. maddesinin █████/2020 tarih ve 7251 sayılı yasa ile değiştirildikten sonraki hali 'İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.' şeklindedir.7251 sayılı yasanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu' nun 222/3. maddesindeki değişikliği düzenleyen 23. maddesine ait Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekçesi Maddeyle, Kanunun ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin 222 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Mevcut metne göre diğer tarafın defter kayıtlarında ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ibraz eden tarafın ticari defterindeki kayıtlar, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmektedir. Ticari defteri ibraz edenin tek taraflı işlemiyle oluşturduğu kayıtların, bu kayıtlardan hiçbir şekilde haberi olmayan karşı taraf aleyhine delil teşkil ediyor olması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu sebeple maddede yapılan değişiklikle, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için öngörülen unsurlardan biri olan, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hali, madde metninden çıkarılmaktadır. Kural tersine çevrilmekte ve karşı tarafın maddede belirtilen usule uygun olarak tuttuğu ticari defterini ibraz ettiği halde ileri sürülen hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterin, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır. Madde metni dışına çıkarılan ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi durumunun yerine, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmelidir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır şeklindedir.Kanun değişikliği sonrasında madde gerekçesi içeriğinden anlaşıldığı üzere, davalı defterlerini sunmayarak davacının ticari defter kayıtlarının HMK'nın 222/3. maddeye göre lehine delil oluşturup oluşturmadığının tam olarak incelenebilmesine 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 2. maddesi ile 6100 sayılı HMK' nın 29. maddesi kapsamında dürüstlük-hakkaniyet ilkesine aykırı bir şekilde engel olduğundan, sunulmayan ticari defterlerinde de davacının borçlu olmadığına dair kayıtların mevcut olduğu halde sunulmadığının, davacı tarafça ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığının ve bunun sonucunda da davacı incelenen defter kayıtlarının davacı lehine delil oluşturduğunun kabulü gerekir. Davalı banka yönünden ise TTK'nın 687. Maddesinde 'Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan defi’leri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğer ki, hamil, poliçeyi iktisap ederken ... borçlunun zararına hareket etmiş olsun.' hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre şahsî def’îlerin kural olarak hamile karşı ileri sürülmesi söz konusu değildir. Ancak hamil poliçeyi devralırken ... borçlunun zararına hareket ederse, bu durumda şahsî def’îler hamile karşı da ileri sürülebilecektir. Anılan bu düzenleme TTK’nın 818. maddesi göndermesi nedeniyle çekler hakkında da uygulanmaktadır. Somut olaya göre de Banka, davacı ile davalı ... şirketi arasında akdedilen sözleşmeye taraf olmadığı gibi, tarafların sözleşme kapsamında üzerine düşen yükümlülüklerinin neler olduğu ve bunları ifa edip etmedikleri husussunu bildiği ispat edilemediği gibi ayrıca bilgi sahibi olmasının beklenemeyeceği de açıktır. Buna göre davacının davalı Bankanın kötü niyetli olduğuna yönelik iddiaları ispat edilememiş olup davalı bankanın davacı zararına kötü niyetli olarak hareket ettiğinin davacı tarafça kanıtlanması gerektiğinden kötü niyeti ispat edilemeyen davalı banka yönünden..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının, ...banka ... Şubesi'ne ait 15.09.2018 tarihli 95.000,00 TL bedelli ... numaralı, 30.09.2018 tarihli 80.000,00 TL bedelli...numaralı, 30.09.2018 tarihli 80.000,00 TL bedelli ... numaralı, 13.10.2018 vadeli 80.000,00 TL bedelli ... numaralı, 13.10.2018 tarihli 85.000,00 TL bedelli ... numaralı, 20.10.2018 vadeli 85.000,00 TL bedelli ... numaralı 6 adet çek yönünden davalı ... A.Ş.'ye borçlu olmadığının tespitine, davalı ...bank A.Ş'ye yönelik davanın reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; TTK'nın 687.maddesine göre ... borçlunun zararına hareket ederek poliçeye iktisap edenin sorumlu olacağını, bu kavramın Türk Hukuku ile karşılaştırmalı hukukta, devralan hamilin devir anında, def'ileri biliyor olmasının yeterli görüldüğünü, bedelsizliğin şahsi bir def-i olarak sadece ilgililer arasında öne sürülebilmesine rağmen eTTK'nın 737/2.maddesinde hamilin ... borçlunun zararına hareket etmesi halinde, borçlunun, senedi düzenleyen veya önceki hamillere karşı haiz olduğu şahsi def'ileri son hamile karşı da ileri sürülebileceğinin kabul edildiğini, Kanun'un ''def'ileri bertaraf etmek gayesi'' yerine ''... borçlu zararına hareket etme'' kıstasını koyduğunu, yeni TTK'da güven kurumu olan bankalara daha fazla özen yükümlülüğü yüklediğini, kanun koyucu ve ... tarafından gerçek bir ticari ilişkiye dayanmayan kredi taleplerinin irdelenmesi görevinin bankalara verildiğini, bankaların çek karşılığı kredi kullandırırken müşterisinden bilanço, mizan gibi evrakları istemesi, müşterisinden aldığı kıymetli evrakların gerçek bir ticari ilişki için mi yoksa avans olarak mı verildiğini araştırma zorunluluğu bulunduğunu, yasa ile kendisine yüklenen görevi yerine getirmeyen bankanın mücerretlik ilkesinin arkasına sığınarak iyi niyet savunmasında bulunamayacağını, her ne kadar yüksek mahkeme içtihatlarında, hukuka aykırı şekilde bankaları korumak amacıyla yasal düzenlemeler göz ardı edilerek bankalar korunuyor ise de davacının esasında bu durumda ispat zorunluluğunun dahi bulunmadığını, bankanın mevzuat hükümlerine uyması halinde o zaman ... borçlu zararına hareket ettiğinih ispatlanmasının beklenebileceğini, ancak davalı bankanın diğer davalı ile olan kredi sözleşmesi kapsamında aldığı çekleri, kanuna uygun şekilde incelemeden iktisap etmesi nedeniyle bankanın sorumlu olduğunu, davalı bankanın müvekkilinin keşide ettiği çekleri aldığında, TCMB kayıtları ile bankalara sağlanan istihbarat imkanlarını kullanmadığını, bu kayıtlar sayesinde aynı keşideciye ait farklı çeklerin farklı bankalara ve farklı kredilere kullanıldığının tespit edilebilecek durumda olduğunu, 505.000,00 TL yüksek bir riskin varlığı karşısında basiretli bir tacir gibi davranarak, çeklere konu ticari ilişkinin içeriğine dair araştırma yapması gereken bankanın salt bu riskin müvekkilinin avans çekleri ile haksız şekilde de olsa tasfiye edilmesi için gerekli ve kanunen zorunlu olan incelemeyi yapmaksızın çeki kabul ettiğini, yasal yükümlülüklere rağmen bu araştırmanın yapılmamış olmasının dahi bankanın "... borçlunun zararına hareket'' ettiğinin ispatı olduğunu, banka tarafından diğer davalıya çek karşılığı kredi kullandırılırken, mevzuat uyarınca belli bir prosedürün yürütülmesi gerektiğini, ancak davalı bankanın hem ilgili mevzuat, hem de basiretli tacir gibi davranma gereği olarak gerekli işlemleri yapmadığını, inceleme yapılması halinde çeklerin avans çeki olduğunun kolaylıkla anlaşılacağını, bankanın iyiniyet savunmasının dinlenemeyeceğini, bankanın çekleri iktisap ederken kötü niyetli hareket ettiğini, bankanın kredisini tahsil edebilmek için, müvekkilinin keşide ettiği avans çeklerini kabul ettiğini, davalı bankanın çeki alırken müvekkil zararına hareket ettiğini, avans çeki karşılığı diğer davalının malı üreterek teslim etmediğinin davalı şirketin defterleri ile anlaşılacağını, ancak şirketin defterlerinin bulunduğu konkordato dosyasında incelenmediğini, çeklerin davalı şirketin kayıtlarında avans olarak görünüp görünmediğinin mahkemece araştırılmadığını, bankanın delil ve belgeye dayanmayan soyut beyanının mahkemece kabul edildiğini, davalıların kayıtları incelenerek kredi borcunun başka şekilde tahsil edilip edilmediğinin araştırılmadığını, bunun yapılması halinde çek nedeniyle bankanın alacağı kalmadığının anlaşılabileceğini, tanıkların gerekçesiz olarak dinlenmeyerek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, bu nedenle ilk derece mahkemesinin kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı banka vekili, istinafa cevap dilekçesinde özetle;Mahkeme kararına dayanak olan kanun metninin açık ve dava konusu uyuşmazlığa uygulanabilirken, davacının Alman ve İsviçre hukukundaki kavramların tarihsel gelişimini istinaf sebebi yapmasının anlaşılamadığını, çek bir ödeme aracı olup kıymetli evrakta mücerretlik ilkesi gereğince doğumuna sebep olan temel ilişkiden bağımsız olduğunu, davacının iddialarının aksine, müvekkili bankanın basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü yerine getirdiğini, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, müvekkilinin çekin temelinde yatan borç ilişkisinin ifa edilip edilmediğini kontrol etme gibi bir yükümlülüğü bulunmadığını, bu durumun çekte mücerretlik ilkesine aykırı olduğunu, müvekkilinin iyi niyetli olmadığına ilişkin hiç bir kanıt sunulmadığını belirterek istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇEDava, taraflar arasındaki satım sözleşmesi uyarınca avans çeki olarak verildiği iddia olunan çekler nedeniyle davacının borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalılardan .... A.Ş'ye yönelik davanın kabulü ile dava konusu çekler nedeniyle davacının davalı ... A.Ş.'ye borçlu olmadığının tespitine, davalı bankaya yönelik davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekiline, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosyanın incelemesinde; davacı ile davalılardan .... A.Ş. arasında, davacının, davalı şirketten hazır beton alımına ilişkin 10.05.2018 tarihli Alım Satım Sözleşmesi ve Ödeme Protokolü yapıldığı; Protokolün 3.maddesinde belirtilen çeklerin 505.000,00 TL'lik satış bedeline karşılık avans çeki olarak protokolün imzalanması anında düzenlenerek davalı şirkete verildiği; davalı şirketin 30.07.2018 tarihine kadar sipariş edilen malları teslim etmediği beyan edilerek çeklerin bedelsiz kaldığının iddia edildiği görülmüştür. Sipariş edilen emtianın teslim edilmediği dosyadaki delillerden anlaşılmaktadır. Dava konusu çeklerin kredi ilişkisine istinaden davalı şirket tarafından diğer davalı bankaya ciro edilerek teslim edildiği görülmüştür. Davacı, davalı bankanın çekleri iktisap ederken avans çekleri olduğunu, çek karşılığı mal ve hizmetin verilmediğini bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu, bu nedenle bankanın iktisabında kötüniyetli olduğunu iddia etmiştir. TTK'nın kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esas alınarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir. (TTK m. 778 ve 818).Yargıtay HGK'nun 15.09.2020 tarihli ve ███████-269 E., ████████ K. sayılı emsal nitelikteki kararında belirtildiği üzere; kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı TBK'nın 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan defiler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve ... borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.Temel borç ilişkisindeki bir edimin avansı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, avans olarak belirlenen edim yerine getirilmediği takdirde bedelsizlik söz konusudur. Bu itibarla kambiyo senedinin avans amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), avans talep etme şartlarının oluşmadığını ya da alacaklının senedin avans oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel defi olarak öne sürebilir.Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesi ile HMK'nın 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin avans senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin avans senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu, bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı/ kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi hâlinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminat olarak verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel definin sonraki hamillere karşı ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedin iktisabında ... borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür (Bono bakımından TTK’nın 778. maddesi atfıyla m. 687) (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamı).İspat külfeti üzerinde olan davacı, takibe konu edilen çekin avans olarak verildiğini, karşılığında mal verilmediğini ve çekin davalı şirketin elinde bedelsiz kaldığını ispat etmiştir. Mahkemece davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekilinin istinaf taleplerine gelince; davacının istinaf başvurusunun temel gerekçesi dava konusu çekin, davalı şirketin davalı bankadan kullandığı ticari kredinin teminatı olarak temlik cirosu ile davalı bankaya teslim edildiği, bankanın tabi olduğu mevzuat gereği yeterli araştırmayı yapmadan çekleri kabul etmiş olması nedeniyle ... borçlunun zararına hareket ettiği yönündeki davacı iddiasının kabulünün gerekip gerekmediği, bankanın iyi niyetli meşru hamil olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.Ciro, emre yazılı senetlerin devri için, zilyetliğin devri ile birlikte bulunması gereken hukuki bir işlem olup; temlik, tahsil veya rehin amaçlarıyla yapılabilir. Temlik cirosu senette mündemiç hakkın devrini sağlarken, rehin cirosu bu hakkın rehnedilmesini sağlar. Temlik cirosu ile senedin mülkiyetinin ve senedin içerdiği hakkın devri için, ciro işlemi yanında taraflar arasında devir sözleşmesinin bulunması ve senet zilyetliğinin devri gerekir. Temlik cirosu ile ciranta artık senedin nihai alacaklısı sıfatını kaybeder ve ciro yaptığı şahsa ve ondan sonra gelecek olanlara karşı sorumlu olur. Ciro şerhinden aksi anlaşılmadıkça her ciro, kural olarak temlik cirosu hükmündedir. Tahsil cirosu; hak üzerinde bir mülkiyet değişikliğine yol açmayıp, senet kendisine ciro edilen kimseye, senetten doğan alacağı tahsil edebilmesi için yetki verir. Tahsil cirosu açıkça bu ibareyi içeren bir ciro şeklinde yapılabileceği gibi uygulamada gizli tahsil cirosu olarak adlandırılan biçimde de yapılabilir. Rehin cirosu ise senette mündemiç alacağın, herhangi bir borç için teminat gösterilmesi amacıyla yapılan ciro türü olup, 6102 sayılı TTK'nın 689/1 maddesinde; "Ciro, "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" ibaresini veya rehnetmeyi belirten diğer bir kaydı içerirse, hamil, poliçeden doğan bütün hakları kullanabilir; fakat kendisi tarafından yapılan bir ciro ancak tahsil cirosu hükmündedir." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre rehin cirosunda bir kambiyo senedinin üzerinde sadece rehin hakkı tesis edilmekte, dolayısıyla senedin mülkiyeti devralana geçmemektedir. Rehin cirosu, açık veya gizli rehin cirosu şeklinde yapılabilmektedir. Ciro şerhinde "bedeli teminattır", "bedeli rehindir" ibaresini veya diğer herhangi bir kaydı içeren ciro, rehin cirosu olarak ifade edilmektedir. Gizli rehin cirosu ise, senedin rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin ciro beyanında herhangi bir kaydın yer almadığı ve rehin anlaşmasının cironun tarafları arasında yapılan ciroyu ifade etmektedir. Bunların dışında bir kambiyo senedinin inançlı işlemle teminat amacıyla devri de mümkündür. Bu kapsamda özellikle bankacılık uygulamasında başvurulan görünüşte temlik cirosu yapılarak kambiyo senedinin teminat amacıyla inançlı temlike konu edilmesinde, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu söz konusudur. Görünüşteki temlik cirosunun esasında gizli rehin cirosu olduğu iddia edilmesi mümkün olup, ispat yükü bu iddiayı ileri süren borçlu üzerindedir. Yargıtay HGK'nın ███████-589 Esas ████████ Karar sayılı kararında, "Çek üzerine yapılan görünüşte temlik cirosunun gizli (örtülü) rehin cirosu mu yoksa teminat amacıyla inançlı temlik cirosu mu olduğu hususunun tam olarak belirlenememesi hâlinde, uygulamada genellikle hangi işlemin tercih edilmekte olduğuna ağırlık verilerek karara varmak gerektiği, bankacılık uygulamasında da kambiyo senedi üzerinde tam bir hak sağlaması ve alacağın rehne göre daha kolay elde edilmesi sebebiyle, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu tercih edildiği, dolayısıyla dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden dava konusu çekin de gizli (örtülü) rehin cirosuyla değil, teminat amacıyla inançlı temlik cirosu ile devredildiğinin anlaşıldığı, bu itibarla dava konusu çekin çek tevdi bordrosu ile dava dışı şirketin kredi borcuna teminat olarak alınmasının tek başına rehin cirosuna meydan vermeyeceği gözetildiğinde, davalının dava konusu çeki teminat amacıyla inançlı temlik cirosuyla devralarak meşru hamil olduğunun kabul edilmesi gerektiği, dolayısıyla davacı keşidecinin cironun tarafları arasındaki inanç anlaşmasına konu olan teminat hususunu eldeki davada ileri sürmesine imkân bulunmadığı, o hâlde çekin görünüşte temlik cirosu ile devredilmesine rağmen, taraflar arasındaki özel anlaşmalara göre rehin cirosuyla devredildiğine ilişkin iddianın da davacı tarafından ispatlanamadığı, dolayısıyla çeki inançlı temlik cirosu ile alan davalı bankanın meşru hamil olduğu" gerekçesiyle Gaziantep BAM 11 HD'nin █████████ Esas █████████ karar sayılı direnme kararının onanmasına karar verilmiştir. Davalı bankanın savunmasında çekin kullanılan kredinin teminatı olarak temlik cirosu ile alındığına ilişkin kabul ve ikrarı bulunmaktadır. Somut olayda, davaya konu çekin davalı bankaca davalı şirketin kredi borcuna karşılık ödeme amaçlı temlik cirosuyla alındığı, çek metninde ''bedeli teminattır'' ''bedeli rehindir'' ibaresi veya rehnetmeyi belirten diğer herhangi bir kaydın bulunmadığı, bu sebeple cironun, TTK'nın 684. maddesi anlamında devir cirosu niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Ciro, temlik cirosu olup TTK'nın 687 maddesi uyarınca keşideci ile lehtar arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan şahsi def'ilerin ciro yolu ile hamil olan davalı bankaya karşı ileri sürülebilmesi çekin iktisabında ... borçlunun zararına hareket etmiş olması şartına bağlıdır. TTK'nın çekler hakkında da uygulanacak poliçeye ait hükümleri düzenleyen 818.maddesinin atfıyla TTK'nın 687.maddesi; "Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken ... borçlunun zararına hareket etmiş olsun." hükmünü amirdir. O halde davacı, davalı bankanın, çekin bedelsiz olduğunu ... ve davacıya zarar vermek kastıyla çeki iktisap ettiğini ispat etmelidir.Davacı tarafın bildirmiş oldukları tanığın dinlenilmediğine ilişkin istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede, istinaf dilekçesinde davalılar arasındaki kredi ilişkisi nedeniyle şirketlerin çalışanlarının çeklerin avans çeki olduklarını bilmekte oldukları, davalı bankanın da çeki alırken davacı zararına hareket ettiğinin böylelikle kanıtlanacağı, borçlu zararına hareket etme iddiasının tanıkla ispatlanabileceğinin Yargıtay 11. HD'nin █████/1982, 1781 Esas 22640 Karar sayılı ilamında hükme bağlandığı, bu hususun ispatı için davalı ... A.Ş. Finans Müdürü ...'nın tanık olarak dinlenilmesinin talep edildiği ancak dinlenilmediği belirtilmişse de, davalı şirketin finans müdürünün tanık olarak dinlenilmesi halinde anılan tanığın çeklerin avans çeki olduğunun davalı banka tarafından bilindiği yönündeki bir beyanı, davacı ile davalı arasındaki şahsi def'i olan "bedelsizlik" defini de bildiği şeklinde yorumlanamayacaktır. Ayrıca, şahsi def'inin varlığını bilmek tek başına TTK'nın 687.maddesindeki "..." borçlunun zararına hareket etme kavramı yönünden yeterli görülemez. Doktrindeki baskın görüşe göre, şahsi def'inin varlığının hamil tarafından bilinmesinin yanında hamil, senedi söz konusu şahsi def'inin cirantaya karşı ileri sürülmesinin engellenmesi amacıyla iktisap etmeli, bir başka ifadeyle, hamilin senedi devralmaktaki asıl amacı kendisine başvurulan borçlunun şahsi def'isini bertaraf etmek olmalıdır. (Prof.Dr. Vural Seven, Kambiyo Senetlerinde Şahsi Def'ilerin İleri Sürülmesi Bakımından "..." ve "..." Borçlunun Zararına Hareket Etme Kavramları ile Hamilin ... Borçlu Zararına Hareket Ettiğinin İspatına Yönelik Düşünceler, İstanbul Hukuk Mecmuası, Kabul:24.02.2025). Yargıtay içtihatları, hamil ile ciranta arasındaki yakınlık ilişkisinin ya da bağlantının bulunduğu durumların, şirketler arasında yapılan cirolar bakımından lehtar/ciranta ile hamil arasında organik bağın olduğu, birbirlerinin ortağı ya da yöneticisi oldukları durumların hamilin senedi devralırken ... borçlunun zararına hareket ettiğine karine teşkil edebileceği yönündedir (Yargıtay 11. H.D.'nin 07.06.2021 ████████ Esas █████████ Karar sayılı kararı aynı yöndedir). Somut olayda, böyle bir fiili durum da söz konusu değildir.Davacı tarafın davalı şirketin ticari defterlerinin, bankanın ticari defterlerinin, kayıtlarının, kredi sözleşmesinin ve çek bedellerinin tahsil edilip edilmediğinin incelenmediği sebebine ilişkin yapılan istinaf incelemesinde; TTK'nın 818. maddesinde poliçeye dair bazı hükümlerin çekler hakkında da uygulanabileceği belirtilmiş olup, bu maddede rehin cirosu ile ilgili TTK'nın 689. maddesine yapılan bir atıf bulunmadığından çekte rehin cirosu yapılamayacaktır. Buna göre, çekin sadece tahsil veya temlik cirosu ile verilmesi mümkün olduğundan, davacının bankanın ticari defterlerinin incelenmesi ve kredi sözleşmesinin dosyaya kazandırılması taleplerinin yerine getirilmesi temlik cirosu ile çekleri devralan banka yönünden sonuca etkili olmayacaktır. Bunun yanında, dosyada çeklerin tahsil ya da rehin cirosu ile devredildiğine ilişkin herhangi bir beyan ya da iddia olmadığı gibi banka kayıtlarındaki olası bir teminat kaydının dahi çekin rehin cirosu ile verildiğini ispata yeterli olmayacağı (bkz. Yargıtay HGK 2019/(19)11-59E.███████K. Sayılı ilamı) hep birlikte gözetildiğinde, davacının bu yöndeki istinaf sebepleri de yerinde değildir. Yine, dosya kapsamı itibariyle, dava konusu çekin keşidecisinin davacı, lehtarının davalı şirket olduğu, çekin lehtar tarafından onun temlik cirosuyla davalı bankaya ciro edildiği, davalı bankanın çekin hamili olduğu tespit edildiğinden, dava konusu çekin tahsil ve rehin cirosu olduğuna dair bir iddia ya da kabul dosyada yer almadığından ve çekte rehin cirosu olamayacağından, davacının talep ettiği şekilde davalı şirket ile diğer davalı banka arasında kredi kullandırılmasına ilişkin sözleşmeler, banka kayıtları, çek tevdi bordroları, çek bedelinin tahsil edilip edilmediği, edilmiş ise hangi tarihte edildiği, çekin banka tarafından defter ve kayıtlarında ne şekilde kayıt altına alındığı ve takip edildiği hususlarında bir inceleme yapılmasının gerekmediği kanaatine varılmıştır. Davacının davalı bankanın ilgili mevzuatı gereğince, gerekli araştırma ve incelemeyi yapmamış olduğu yönündeki istinaf sebebi bakımından yapılan incelemede, hamilin senedi devralırken bu devir işleminin borçlunun zararına olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapma yükümlülüğü bulunmamakta olup, Yargıtay kararlarına göre de şahsi def'inin bilinmesinin yeterli olmaması, ayrıca senet devralınırken borçlu zararına hareket edilmiş olması gerektiği hususları bir arada gözetildiğinde davalı bankanın ticari defterlerinin ve kayıtlarının incelenmesinin ... davacının zararına hareket etmiş olduğuna dair bir ispat faaliyetine yararı olmayacağından davacının bu yöndeki istinaf sebepleri de kabul görmemiştir.Bu açıklamalar ışığında, davalı bankanın davacının ileri sürebileceği def'inin varlığını bildiğinin ve davacıyı zarara uğratma bilinç ve niyetine sahip olduğu hususlarının birlikte ispatına yönelik davacı tarafça sunulmuş olan kanıtların ve bu kapsamda incelenmesi talep edilen belge ve kayıtların somut olayda yeterli olmadığı kanaatine varılmakla, istinaf sebepleri bu yönlerden de yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.l maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 30.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.