İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin taşıt kredi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit davasında imza inkarı, ispat yükü ve bilirkişi incelemesini ele alan istinaf kararı.
Özet: Davalı vekilinin istinaf başvurusuna konu olan bu davada, davacı, imzasını reddettiği bir kefalet sözleşmesine dayanarak aleyhine başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve sözleşmenin iptali için menfi tespit davası açmıştır. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş olup, bu karara karşı istinaf yoluna başvurulmuştur. Kararda menfi tespit davasının hukuki niteliği, imza inkarında ispat yükünün davalı alacaklıda olduğu ve sahtelik iddiasında bilirkişi incelemesinin yöntemi açıklanmaktadır.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:█████████ KARAR NO:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:25.03.2022NUMARASI:████████ Esas - ████████ Karar DAVA:Menfi Tespit (Taşıt kredi sözleşmesinden kaynaklanan)Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Şanlıurfa Büyükşehir Belediye zabıtası olarak görev yaptığını, davalının İstanbul Anadolu 6. İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında kefalet sözleşmesine dayanarak ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak müvekkili ile davalı arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmadığını, müvekkilinin imzası bulunmayan bir sözleşmede müteselsil kefil olarak göründüğünü, sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek, müvekkilinin takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, sözleşmenin iptaline, kötü niyetli olan davalının % 20 tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; imza inkârının borçtan kurtulmaya yönelik olduğunu, takip başladıktan sonra tedbir yoluyla takibin durdurulamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir ( Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233 ). Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.322-323 ).Senet borçlusu tarafından senette yer alan imzanın kendisine ait olmadığının iddia edilmesi halinde çözümü özel veya teknik bilgi gerektirdiğinden bilirkişi incelemesine karar verilir. İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve ███████-2692 E., █████████ K. sayılı kararında da benimsenmiştir.Davacı tarafından gösterilen deliller toplanmış, davacının sözleşme tarihine en yakın imza örnekleri getirtilmiş, davacının imza örnekleri alınmış, dava konusunun uzmanlık alanına girmesi nedeni ile bilirkişiden rapor tanzim edilmesi istenilmiş, bilirkişi tarafında verilen raporda sözleşme üzerinde yer alan imzanın davacının el ürünü olmadığı tespit edilmiştir.Dosya kapsamı, deliller, bilirkişi raporu , İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğünün .... Sayılı takip dosyası ve taşıt kredi ve rehin sözleşmesi birarada değerlendirildiğinde sözleşme üzerindeki imzanın davacının el ürünü olmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğu dolayısıyla takip alacaklısına karşı sorumlu olamayacağı kanaatine varılarak, usul ve yasaya uygun olarak hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacının menfi tespit talebi yönünden davanın kabulü yolunda karar vermek gerekmiştir. Dava konusu bedelin kısmen davalı tarafça icra dosyasından tahsil edildiği görülmekle bu tutarın davalıdan istirdatı..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının İstanbul Anadolu 6. İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, borç kısmen ödenmiş olduğundan ve dava kısmen istirdat davasına dönüştüğünden 29.530 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Bilirkişinin 25.06.2021 tarihli raporunda, net bir kanaat belirtmediğini, bu nedenle imza ve yazıların davacıya ait olup olmadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek grafoloji uzmanlarından oluşan 3 kişilik heyetten rapor alınmasının talep edildiğini, bilirkişinin ek raporda kök raporunu tekrar ederek olayı aydınlatmadığını, bilirkişi ek raporunda grafolojik bulgulara saptanmadığı kanaatine varmış ise de, şüpheye mahal bırakmamak adına kredi sözleşmesindeki müteselsil kefalet beyanı başlıklı kefil eşine ait muvafakat beyanı kısmında, eşi ...'nın imza ve muvafakatinin yer aldığını, bu nedenle müteselsil kefil eş ...'nın imzalarının bilirkişi incelenmesine gönderilmesi gerektiğini, imzanın, müteselsil kefil olan ...'nın eşi, ...'ya ait olduğu ortaya çıkarsa evleviyetle sözleşmede bulunan kefil imzasının ... ya ait olduğunun anlaşılacağını, davacının imza incelemesine ilişkin Ulusal Kriminal Büro'dan rapor alınması gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise kefilin eşi ...'nın imza incelemesinin yapılması gerektiğini, bu eksiklikler giderilmeden olay aydınlatılmadan davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu ve yeniden inceleme yapılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İNCELEME VE GEREKÇEDava, İİK'nın 72.maddesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı tarafından İstanbul Anadolu 6.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında kredi sözlemesi ile kat ihtarına dayalı olarak 65.764,59 TL asıl alacak, 300,12 TL masraf, 25,69 TL BSMV ile 513,72 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 66.604,12 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız takip başlatılmıştır. Ödeme emrinin tebliği üzerine kesinleşen takip nedeniyle borçlu/ davalı tarafından menfi tespit davası açılmıştır. Davalı şirket ile borçlu ... Şirketi arasında düzenlenen 29.09.2017 tarihli taşıt kredi ve rehin sözleşmesine davacının kefil olarak imza attığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabın kat edilerek takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Davacı/ kefil kredi sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmektedir .TBK'nın 583/1. maddesinde, kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu düzenlenmiştir. Buna göre kefalet sözleşmesinin geçerli olması için tarafların iradesinin uyuşması ve belirtilen şekil şartlarını taşıyan sözleşmeyi imzalaması gerekmektedir.Mahkemece adli tıp öğretim üyesi bilirkişiden alınan 25.06.2021 tarihli kök raporda, mukayese imzalar, 15.10.2019 tarihli imza ile 11.10.2016 tarihli mukayese imzaların, karşılaştırılması sonucu, başlangıç hareketlerinde, bitiş hareketlerinde, ara gramalarında farklılıklar bulunduğu, bunun yanı sıra imzanın boyut ve kısımları arasındaki oran, istif, işleklik, doğrultu, baskı derecesi ve kalem yürütme alışkanlıkları yönünde önemli grafolojik farklılıklar bulunduğu belirlenmiştir. Raporun sonuç kısmında ise inceleme yöntemi ile kullanılan araçlar açıklanarak, imzaların davacının eli ürünü olduğunu gösterir nitelikte ortak grafolojik bulgu bulunmadığı belirlenmiştir. Davalı vekili 07.07.2021 tarihli itirazında, Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını istemiştir. Mahkemece, davacının 06.11.2020 tarihli noterlik imzası da getirtilerek aynı bilirkişiden ek rapor alınmıştır. Ek raporda, da imzanın davacının eli ürünü olmadığı kesin olarak tespit edilmiştir. Davalı vekili 18.11.2021 tarihli itirazında ise, sözlemede davacının eşinin de imzası bulunduğunu, davacının eşinin imzasının da araştırılarak, imzanın davacının eşine ati olması halinde, sözleşmenin davacı tarafından da imzalanmış olduğu ve ATK'dan imza incelemesi için rapor alınması istenmiştir. Kefalet sözlemesinde kefilin imzasının bulunması sözleşmenin şekil şartıdır. Bu nedenle sözleşmedeki imzanın kefile ait olduğunun belirlenmesi gerekir. Mahkemece alınan rapor ve ek rapor yetersiz optik araçlarla yapılmış olup, kök raporda imzanın davacının eli ürünü olduğunun ortaya konmadığı belirlenmiştir. Bu durumda davacının itirazı gibi, imzanın davacının eli ürünü olup olmadığının kesin olarak belirlenmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya üniversitelerin güzel sanatlar akademilerinde uzmanlıkları olan bir bilirkişi kurulu oluşturularak, imzanın davacıya ait olup olmadığı hususunun tespiti için rapor alınmalıdır. Davalı vekilinin özellikle ek rapora yönelik itirazında bildirdiği davalının eşinin de muvafakati bulunduğuna ilişkin itiraz nedeni de imza incelemesini yeniden yapılmasını gerekli kılmaktadır. Mahkemece belirtilen eksiklerin tamamlanarak karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın esasına ilişkin deliller tam toplanmadan karar verilmesi doğru görülmediğinden, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafça yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talepleri hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıranlara iadesine,4-Kaldırılan kararın icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 16.04.2026KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.