Sigorta şirketinin alkollü kaza sonrası ödediği tazminatı sürücüden rücu talebine karşı açılan menfi tespit ve borçsuzluk davası.
Özet: Sigorta şirketi tarafından alkollü sürüş nedeniyle ödenen destekten yoksun kalma tazminatının rücuen tahsili amacıyla hakkında icra takibi başlatılan davacı, kazada aracı kendisinin kullanmadığını ve sigorta sözleşmesinin tarafı olmaması nedeniyle borçlu olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açmış, davalı sigortacı ise borcun tahsil edildiğini, davanın konusuz kaldığını ve davacının sürücü değişikliği yaparak kötü niyetli davrandığını iddia etmiştir.
4. Hukuk Dairesi         ██████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI : █████████ E., █████████ K.
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Susurluk 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : ███████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın malikinin davadışı ... olduğunu, anılan kişinin aynı zamanda sigortalı sıfatı bulunduğunu, davalı ... şirketinin iddiasına göre 03.03.2023 tarihinde 1,00 promil ve üzeri alkollü bulunan davacı ...'ın sevk ve idaresindeki sigortalı araç ile seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybederek tek taraflı trafik kazasına karıştığını, araçta yolcu olarak bulunan ...'ın kazada vefat ettiğini, kazanın akabinde ölen ...'ın mirasçılarının ZMSS poliçesindeki sorumluluğuna binaen davalı ... şirketine başvuru yaptıklarını, davalı ... tarafından ...'ın mirasçılarına 25.07.2023 tarihinde 813.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ödendiğini, daha sonra davalı ... şirketinin mirasçılara ödediği 813.000,00 TL tazminatın, 2918 sayılı KTK'nun 95/2 maddesi ve ZMSS Genel şartlarının B/4-c maddesine istinaden rücuen tazmini amacıyla davacı sürücü ... ve sigortalı araç maliki ... aleyhine Susurluk İcra Dairesinin ████████ sayılı dosyası üzerinden ilamsız icra takibi başlattığını, ödeme emrindeki borç miktarının 813.000,00 TL asıl alacak, 88.165,94 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 901.165,94 TL olduğunu, ödeme emrinin davacı ...'a tebliğ edildiğini, davacı tarafından sehven süresi içerisinde ödeme emrine itiraz edilmediğinden icra takibinin kesinleştiğini, bunun üzerine davacı aleyhine haciz işlemlerinin uygunlandığını, söz konusu icra takibinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle eldeki menfi tespit davasını açtıklarını, icra takibinin hukuka aykırı olma sebeplerine gelince, sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan sürücü ile sigortacı arasında sigorta sözleşmesi bulunmadığından, sözleşmeden doğan hakkın akit dışı sürücüye karşı ileri sürülmesinin mümkün olmadığını, sigortacının rücu davasını sigorta sözleşmesinin tarafı olmayan aracın sürücüsüne karşı yöneltemeyeceğini, bununla birlikte davacı ...'ın, sigortalı aracın sürücüsü de olmadığını, her ne kadar davacı ..., ilk ifadesinde meydana gelen trafik kazasında aracı kullanmadığı halde kendisinin sevk ve idaresindeyken kaza olduğu yönünde ifade vermişse de; meydana gelen kazada sürücünün davacı ... değil, davadışı ...olduğu hususunun ceza soruşturması ve ceza mahkemesi tarafından tespit edilmiş olduğunu belirterek davacı ...'ın Susurluk İcra Müdürlüğünün ████████ Esas sayılı dosyasında başlatılan takipte, davalı ...Ş.'ye borçlu olmadığının tespitine, davalının takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, dava esnasında icra dosyası borcunun taraflarınca zorunlu olarak ödenmesi halinde davanın istirdat davası olarak devam edilerek, dosyaya ödenen meblağın ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; arabuluculuk yoluna gidilmeksizin davanın açılmış olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesini, esas yönünden de icra takibine konu teşkil eden alacağın, davadışı sigortalı ...’dan tahsil edildiğini, verilen ibraname ile davacının da ibra edildiğini, icra dosyasının kapatıldığını belirterek konusu kalmamış bulunan davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının esas yönünden ileri sürdüğü sair hususların reddine karar verilmesi talebiyle birlikte, davacının resmi belgelerdekinin aksine muvazaalı olarak sürücü değişikliği yapmak suretiyle müvekkilinin tazminat ödemesi ve sonraki safhalarda yanıltıcı davranışlar içerisine girmesinden dolayı %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak kendilerine verilmesine karar verilmesini, davacının kötü niyet tazminatı talebinin ise reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın, davacının, davalı sigortacının, kendi sigortalısının karıştığı trafik kazası nedeniyle ödediği hasar bedelinin, kendi sigortalısı ile sigortalı aracın sürücüsünden rücuen tahsili için açılan icra dosyasından dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu, davanın yasal dayanaklarının Karayolu Trafik Kanununun 95 maddesi ve diğer yasal mevzuat hükümleri olduğu, davacının kendisinin araçta sürücü konumunda bulunduğu ve sigorta sözleşmesinin tarafı bulunmadığı için, kendisine 2918 sayılı Kanunun 95 maddesinin 2 fıkrasına dayanılarak rücu edilemeyeceğini ileri sürdüğü, 2918 sayılı Kanunun 95 maddesinin 2 fıkrasına göre, ödemede bulunan sigortacının sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını ve azaltılmasını sağlayabilecek oranda sigorta ettirene başvurabileceğine yönelik düzenlemesi ile Genel Şartların 4 maddesinin 2 fıkrası doğrultusunda davalı sigortacının, ödediği hasar bedelini araç sahibine rücu edebileceğinin açık olduğu, davalı taraf, kaza tutanaklarında, davacı ...'ın aracın sürücüsü olarak gösterildiğini ileri sürmekte ise de, davacı tarafın sunduğu emsal içtihatlardan, Yargıtay 17.H.D'nin, ██████████ Esas, █████████ Karar, ██████████ Esas, █████████ Karar, ██████████ Esas, █████████ karar sayılı ilamlarda da görüleceği üzere, sigortacının 2918 sayılı Kanunun 95/2 maddesine göre rücu taleplerinde sadece, sigorta sözleşmesinde taraf olan kişiye müracaat edilebileceği, aracın sürücüsüne, sözleşmeden kaynaklanan talepte bulunulamayacağının açık olduğu, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davanın, davacının, davalı sigortacı tarafından, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına dayanarak, gerçekleşen riziko nedeniyle ödediği hasar bedelinin, rücuen kendi sigortalısı davadışı ... ile davacı ...'dan tazmini için açılan Susurluk İcra Müdürlüğünün ████████ Esas sayılı dosyasındaki borçtan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu, davalının Karayolu Trafik Kanununun 95 inci maddesinin 2 nci fıkrası ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 4/d maddesine göre, ancak kendi sigortalısı, akit taraf davadışı ...'a başvurabileceği, araçta sürücü olan davacıya başvuramayacağı, bu halde rücu koşulları oluşmadığı için açılan icra takibinin yersiz olduğu, davanın kabulü koşulları oluştuğu, ancak davada esasa dair karar aşamasına gelinmeden davadışı ... tarafından icra dosyasının ödenerek kapatıldığı ve bu hususun davalı tarafından ileri sürüldüğünün görüldüğü, bu halde 6100 sayılı HMK'nun 331 maddesine göre davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığının şartları oluştuğu, davanın açılmasında, davacıya atfedilebilecek kusur bulunmadığı ve haklılık durumuna göre davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 182.331,88 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 6102 sayılı TTK'nun 4 maddesinde ticari davaların sayılmış olduğu, aynı Kanun'un 5/A maddesinde ise (7445 sayılı Kanun'un 31 maddesi ile yapılan ve 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle) "Bu Kanunun 4 maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmünün getirildiği, somut olayda davanın, 20.01.2024 tarihinde, yani anılan değişiklik yürürlüğe girdikten sonra açılmış bir menfi tespit davası olduğu, uyuşmazlığın sigorta şirketinin rücu alacağına ilişkin olması ve sigorta hukukundan kaynaklanan davaların TTK'nun 4/1-(a) maddesi uyarınca mutlak ticari dava sayılması karşısında, davacı ile davalı ... arasındaki temel ilişkinin haksız fiil olduğu kabul edilse dahi, sigortacının bu haksız fiilden kaynaklanan sorumluluğu üstlenerek üçüncü kişiye ödeme yapması ve bu ödemeyi yasalara ve poliçe genel şartlarına dayanarak rücu etmesi işleminin, sigortacılık faaliyeti kapsamında ticari bir nitelik arz etmekte olduğu, menfi tespit davasının konusunun da bu ticari faaliyetle bağlantılı bir alacağa ilişkin olduğu, bu itibarla, davanın TTK'nun 5/A maddesi kapsamında zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğunun anlaşıldığı, dosya kapsamında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulduğuna dair bir belgenin bulunmadığı, bu durumda, İlk Derece Mahkemesince, dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmamış olması nedeniyle HMK'nın 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak işin esasına girilip (konusuz kalma ve fer'ileri yönünden) hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, bu nedenle, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde görüldüğünden, diğer istinaf sebeplerinin incelenmesine gerek olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile Susurluk 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 24.04.2024 tarihli ve ███████ E., ████████ K. sayılı kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1-b-3 maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı/alacaklı sigorta şirketinin, icra takibi başlatma sebebini takip talebinde; "03.03.2023 günü T ... nolu ZMSS poliçesi vekileden şirketçe yapılmış bulunan ve borçlulardan ...'a ait olup, kaza saati itibarıyla 1.00 ve üzeri alkollü bulunan diğer borçlu sürücü ... yönetimindeki .. plakalı araç, .. ilçesi .. Mahallesinde direksiyon hakimiyetini kaybederek yaptığı tek taraflı kazada, araçta yolcu olarak bulunan ...'ın ölümü ile sonuçlanan bir kaza yapmış olup, kazanın akabinde ölen ... mirasçılarının ZMSS poliçesindeki sorumluluğuna binaen vekileden şirkete yaptıkları başvuru sonucu yapılan aktüer incelemesi ve ihtiyari arabuluculuk anlaşmasına istinaden bu kişilere vekileden şirketçe ödenen 813.000,00 TL destekten yoksunluk tazminatının, 2918 sy.K. 95/2 ve ZMSS genel şartlarının B/4-c md.sine istinaden poliçenin akit tarafı borçlu ... ile kazaya tam kusuruyla neden olan diğer borçlu ...'dan zincirleme olarak, 25.07.2023 ödeme gününden itibaren hesaplanacak reeskont avans faiziyle birlikte rücuen tazmin ve tahsili istemi" şeklinde açıklamış olduğunu, dava konusu icra takibinin, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi kapsamında sigortacının ödediği tazminatın, sigortalısı ... ile aracın sürücüsü olduğu iddia edilen iş bu davanın davacısı ...'dan rücuen tahsili amacıyla başlatıldığını, görüleceği üzere davacı ...'ın, davalı ... tarafından araç sürücüsü sıfatıyla icra takibine uğratıldığını, davacı ...'ın, davalı sigortacının karşı akidi, yani sigorta poliçesinin tarafı olmadığını, dava ve cevaba cevap dilekçelerinde yer verdikleri emsal içtihatlarda da açıkça belirtildiği üzere sigortacının, akidi olmayan araç sürücüsüne karşı açtığı rücu davalarında davanın dayanağının poliçe değil, haksız fiil olduğunu, nitekim Yargıtay'ın 22.03.1944 tarih, ve 37/9 sayılı İçtihadı Birleştirme kararında; "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, ... poliçeden doğan bir dava değildir. Bu nedenle halefiyet davası ticari dava sayılamaz." ilkesinin benimsenmiş olduğunu, sigorta şirketi ile sigorta ettiren akidi arasında poliçeden kaynaklı bir sözleşme ilişkisi bulunmaktayken, sigorta şirketi ile aracı kullanırken kazaya karışan üçüncü kişi sürücü arasında herhangi bir sözleşmesel, yani ticari bir ilişkinin bulunmadığını, bu nedenle sigortacının, yalnızca sürücü konumunda bulunan üçüncü kişiye karşı başlattığı icra takibin dayanağının poliçe değil, haksız fiil olup, haksız fiilden kaynaklı olarak başlatılan icra takibine karşı açılan menfi tespit davalarının dava öncesi zorunlu ticari arabuluculuğa tabi olmadığının açık olduğunu, eldeki davada da davacı ile davalı ... arasında akitten (poliçeden) kaynaklı ticari bir uyuşmazlık olmadığından davanın zorunlu ticari arabuluculuğa da tabi olmadığını, ancak Bölge Adliye Mahkemesince aksi yönde bir değerlendirme ile davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş olduğunu, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin ticari arabuluculuk kapsamında olduğundan bahisle arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine dair vermiş olduğu kararın yerinde olmadığını etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı (ZMSS) olan davalı şirketin, davaya konu trafik kazasında ölen kişinin mirasçılarına ödediği tazminatın, sigortalı aracın sürücüsü olduğu iddia edilen davacıdan rücuen tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine karşı açılmış menfi tespit istemine ilişkindir.
1.Dosyanın incelenmesinde, davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın malikinin davadışı ... olduğu, anılan kişinin aynı zamanda sigortalı sıfatı bulunduğu, 03.03.2023 tarihinde 1,00 promil ve üzeri alkollü bulunan ve davalı tarafça sürücü olduğu iddia edilen davacı ...'ın sevk ve idaresindeki sigortalı araç ile seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybederek tek taraflı trafik kazasına karıştığı, araçta yolcu olarak bulunan ...'ın kazada vefat ettiği, bunun üzerine ölen ...'ın mirasçılarının ZMSS poliçesindeki sorumluluğu kapsamında davalı ... şirketine başvuru yaptıkları, davalı ... tarafından ...'ın mirasçılarına 25.07.2023 tarihinde 813.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ödendiği, daha sonra davalı ... şirketinin mirasçılara ödediği 813.000,00 TL tazminatın, 2918 sayılı KTK'nun 95/2 maddesi ve ZMSS Genel şartlarının B/4-c maddesine istinaden rücuen tazmini amacıyla davacı sürücü ... ve sigortalı araç maliki ... aleyhine Susurluk İcra Dairesinin ████████ sayılı dosyası kapsamında ilamsız icra takibi başlattığı, davacı tarafından süresi içerisinde ödeme emrine itiraz edilmediğinden icra takibinin kesinleştiği, eldeki davada davacı vekilinin söz konusu icra takibinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle menfi tespit isteminde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince, 2918 Sayılı Kanunun 95 maddesinin 2 fıkrasına göre, ödemede bulunan sigortacının sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını ve azaltılmasını sağlayabilecek oranda sigorta ettirene başvurabileceği, bu maddedeki hükme göre sigortacının rücu taleplerinde sadece, sigorta sözleşmesinde taraf olan kişiye müracaat edebileceği, aracın sürücüsüne, sözleşmeden kaynaklanan talepte bulunamayacağı, ZMSS Genel Şartlarının B.4. maddesinin 2 fıkrası doğrultusunda davalı sigortacının, ödediği hasar bedelini sigortalıya rücu edebileceği, eldeki davada davalı ... şirketinin ancak kendi sigortalısı olan akit taraf davadışı ...'a başvurabileceği, araçta sürücü olan davacıya başvuramayacağı, bu halde rücu koşulları oluşmadığı, bu nedenle davanın kabulü gerektiği, ancak yargılama sırasında davadışı sigortalı ... tarafından icra dosyasının ödenerek kapatıldığı gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 182.331,88 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesince, davanın mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, davanın TTK'nun 5/A maddesi kapsamında zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, dosya kapsamında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulduğuna dair bir belgenin bulunmadığı, bu durumda, İlk Derece Mahkemesince, dava şartı olan arabuluculuğa başvurulmamış olması nedeniyle HMK'nın 115/2 maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiği, kararın davacı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 1472 maddesinin 1 fıkrasında; "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir." şeklinde hüküm bulunmaktadır.
Somut olayda, davalı ... şirketinin, kazada ölen ...'ın mirasçılarına ZMSS poliçesindeki sorumluluğu kapsamında ödediği tazminatın 2918 sayılı KTK'nun 95/2 maddesi ve ZMSS Genel şartlarının B/4-c maddesine istinaden rücuen tazmini amacıyla davacı sürücü ... ve sigortalı araç maliki ... aleyhine sigortalısının halefi olarak ilamsız icra takibi başlattığı, davacının davalı ... şirketinin sigortalısı olmayıp, davacı ile davalı ... arasında kurulmuş bir sigorta sözleşmesinin bulunmadığı, davacının davaya konu kazaya karışan sigortalı aracın sürücüsü olduğu iddiasıyla davacı aleyhine icra takibi yapıldığı, buna göre davacının sorumluluğunun haksız fiile dayandığı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli 37 Esas ve 9 Karar sayılı ilamında bu hususun "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir." şeklinde vurgulandığı, buna göre davacı ile davalı ... arasındaki ilişkinin hukuki mahiyetinin ticari nitelikte olmadığı görülmüştür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu 5/A maddesinde, "Bu Kanunun 4 maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." şeklinde hüküm bulunduğu, anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılacak ticari davalarda uygulanması gerektiği anlaşılmakla birlikte, davacı ile davalı ... arasındaki ilişkinin ticari nitelikte olmaması karşısında, eldeki menfi tespit davasında, söz konusu maddedeki hükmün uygulanma ihtimali bulanmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, davaya konu icra takibinin davacı yönünden hukuksal dayanağı haksız fiil olup, Bölge Adliye Mahkemesince davanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu 5/A maddesi uyarınca arabulucuya başvuru dava şartına tabi olduğu, davacının ise dava açmadan evvel arabulucuya başvurmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2.Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
VI. KARAR
1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!