Kayseri Bölge Adliye Mahkemesinde kardeşler arası boş teminat senedinin kötüye kullanımı ve sahtecilik iddiaları üzerine menfi tespit davası inceleniyor.
Özet: Davacı, aralarında eski bir ticari ortaklıktan kaynaklanan ve 1995-2010 yılları arasında teminat amacıyla boş olarak imzalanan bir senedin, ilişkileri 2010da bozulmasına rağmen davalı kardeşi tarafından 2024 yılında kötü niyetle 5.000.000 TL bedelle doldurularak icra takibine konulması üzerine menfi tespit davası açtığını, senedin 1995 tarihli damga pulu taşıması, paradan altı sıfır atılmadan önceki döneme ait fahiş bir meblağ içermesi, düzenleme tarihinin pazar gününe denk gelmesi gibi somut delillerle senedin kötüye kullanıldığını iddia ederek, sahtecilik suçundan başlatılan ceza soruşturmasının bu davaya bekletici mesele yapılmasını talep etmektedir.

T.C.

KAYSERİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
6. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: █████████
KARAR NO: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: █████/2026 ARA KARAR
ESAS NO: ████████
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : █████/2026
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Yapılan inceleme sonunda derdest işbu davada davacı taraf dava dilekçesiyle:
"...AÇIKLAMALAR :
Müvekkil ... ile davalı ağabeyi ..., ... ile ... yılları arasında ortak bir dükkan işletmişlerdir. Dilekçemiz ekinde sunduğumuz ... Vergi Dairesi Müdürlüğü kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, söz konusu ticari işletmenin resmi kayıtları müvekkil üzerinde bulunmuştur. Bu resmiyet durumu nedeniyle, taraflar arasındaki iç ilişkide güven tesisi ve teminat amacıyla davalı tarafça müvekkilden boş ve imzalı bir senet alınmıştır. Bu işlem ... ile ... yılları arasında gerçekleşmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 680 ve madde 778 uyarınca tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bir senedin verilmesi hukuken mümkün olsa da, bu senedin aradaki anlaşmaya uygun doldurulması zorunludur. Davalı, bu yasal zorunluluğa ve taraflar arasındaki teminat anlaşmasına aykırı hareket etmiştir.
Kardeşler arasındaki ortaklık ve şahsi ilişkiler 2010 yılında tamamen bozulmuş olup, taraflar bu tarihten itibaren bir daha görüşmemişlerdir. Yakın zamanda müvekkil, dükkandaki hissesi nedeniyle ortaklığın giderilmesi amacıyla yasal haklarını kullanmak istemiş ve arabuluculuk yoluna başvurmuştur. Bu hak arama hürriyetine karşı kötüniyetli bir misilleme gayesi güden davalı, elinde ... yılından beri haksız yere tuttuğu boş teminat senedini, aradan geçen otuz yıla yakın sürenin ardından doldurarak icra takibine konu etmiştir. Senet üzerine tanzim tarihi olarak 01.09.2024, ödeme tarihi olarak 01.01.2025 yazılmış ve bedel kısmı 5.000.000 TL olarak doldurulmuştur. Oysa müvekkil ile davalı 2010 yılından beri küs olup, senedin tanzim edildiği iddia edilen 01.09.2024 tarihinde bir araya gelmeleri fiilen ve hukuken imkansızdır. Bu durum celbedilecek ... kayıtları ile de şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanacaktır.
Takibe konu senedin fiziki yapısı, belgenin sahteliğini ve açığa atılan imzanın kötüye kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Senedin üzerinde 1995 yılına ait damga pulu bulunmaktadır. 2024 yılında tanzim edildiği iddia edilen bir kambiyo senedinde 1995 yılının mali mevzuatına ait bir damga pulunun yer alması, senedin o yıllarda boş olarak imzalandığının en somut maddi delilidir. Ayrıca senet üzerindeki 5.000.000 TL ibaresi, 1995 yılının ekonomik koşullarına ait bir rakamdır. Bilindiği üzere 2005 yılında paradan altı sıfır atılmıştır. Davalı, paradan sıfır atılmadan önceki döneme ait bu belgeyi günümüz Yeni Türk Lirası birimi üzerinden fahiş bir zenginleşme aracı olarak kullanmaya çalışmaktadır. Senedin üzerindeki imzanın eski tarihli mürekkep yapısına sahip olduğu, buna karşın vade, tanzim tarihi ve bedel kısımlarının sonradan, farklı bir kalemle ve farklı bir el ürünü olarak doldurulduğu yapılacak kriminal ve grafolojik inceleme ile kesin olarak saptanacaktır.
Davalının bu eylemleri 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 209 kapsamında suç teşkil ettiğinden, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde... sor. nosu ile şikayette bulunulmuştur. Ceza soruşturması sonucunda verilecek karar, eldeki menfi tespit davası açısından doğrudan bağlayıcı niteliktedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.05.2016 tarihli, █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere "BK.'nun 53. maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. maddesi) uyarınca ceza mahkemesinin maddi vakıayı saptayan kararları hukuk hakimini bağlayacağından" ceza tahkikatının bekletici mesele yapılması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 165 gereğince zorunludur. Ayrıca Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 04.03.2025 tarihli, █████████ Esas ve ████████ Karar sayılı ilamında vurgulanan "ceza mahkemesince bir maddi vakıanın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir" kuralı gereğince, davalının sahtecilik eylemini tespit edecek ceza dosyasının akıbeti işbu davada esas alınmalıdır.
Davaya konu senet teminat amacıyla verilmiş olup taraflar arasında herhangi bir nakit alışverişi veya borç ilişkisi bulunmamaktadır. Günümüz finansal mevzuatı, ...ve Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri dikkate alındığında, 5.000.000 TL gibi devasa bir meblağın banka sistemi kullanılmaksızın elden teslim edilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Ayrıca senedin düzenlenme tarihi olan 01.09.2024 tarihi pazar gününe denk gelmektedir. Davalının senedi kötüniyetle iktisap ettiği ve doldurduğu hususu her türlü delille ispatlanabilir niteliktedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 04.03.2015 tarihli, █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamında açıkça belirtildiği üzere "Hamil olan davalı ...'in senedi iktisabında kötü niyetli olup olmadığı hususu tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir. Mahkemece, bu hususun yazılı delille kanıtlanacağı yönünde gerekçeye yer verilmesi usul ve yasaya aykırıdır" prensibi ışığında, müvekkilin bedelsizlik ve kötüniyet iddialarını tanık dahil her türlü yasal delille ispat hakkı mevcuttur.
Ekonomik durum ve hayatın olağan akışı yönünden müvekkil ile davalı arasındaki iddia edilen 5.000.000 TL tutarındaki borç ilişkisinin hiçbir banka kaydı, dekont veya ticari defter kaydı bulunmamaktadır. Günümüz finansal düzeninde bu denli yüksek bir meblağın elden teslim edildiği iddiası, vergi mevzuatı ve... düzenlemeleri karşısında hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır. Davalının, senedin tanzim edildiği iddia edilen tarihlerde bu meblağı elden verebilecek bir ekonomik güce ve nakit akışına sahip olup olmadığının, vergi kayıtları ve banka hesap hareketleri üzerinden celbedilecek bilgilerle tetkikini talep ediyoruz.
Senedin sahteliği noktasında yapılacak bilirkişi incelemesinin kapsamının genişletilerek; sadece imza aidiyeti değil, senedin üzerindeki 'matbu formun basım tarihi' (üretim teknolojisi), 'mürekkep yaşı' ve 'kalem baskı izi (...)' incelemesinin de yapılmasını talep ediyoruz. 1995 yılı damga pulunu taşıyan bir kağıdın, 2024 yılında doldurulduğu iddiası karşısında; pul altındaki kağıt dokusu ile yazıların kronolojik uyumu, senedin 'açığa atılan imzanın kötüye kullanılması' suretiyle sonradan doldurulduğunu teknik olarak kanıtlayacaktır.
Müvekkil aleyhine yürütülen haksız ve sahte belgeye dayalı icra takibinin, telafisi imkansız zararlara yol açmaması için ivedilikle ve teminatsız olarak durdurulması gerekmektedir. İddiamız basit bir imza inkarı olmayıp, senedin fiziksel bütünlüğündeki tahrifata, damga pulu çelişkisine ve açığa atılan imzanın sonradan hukuka aykırı şekilde doldurulmasına dayanmaktadır. Bu neviden sahtelik iddialarında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 209 hükmü devreye girmelidir. Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli, █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamında "Sahtelik iddiasının imza inkarı dışında bir nedene dayanması halinde İcra İflas kanununda özel bir düzenleme bulunmadığından sorunun Çözümünde HMK.209.Maddesinin uygulanması söz konusu olacaktır" içtihadı ile bu durum güvence altına alınmıştır. Bu nedenle, haksız takibin teminatsız olarak durdurulmasına karar verilmesini talep zorunluluğu hasıl olmuştur.
Davalı, müvekkilin kendisine hiçbir borcu bulunmadığını, senedin ... yılından kalma bir teminat senedi olduğunu bilmesine rağmen, arabuluculuk başvurusuna husumet güderek bu senedi icraya koymuştur. Bu açık kötüniyet karşısında davalının tazminata mahkum edilmesi yasal bir gerekliliktir.Bu bağlamda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu madde 72 uyarınca, haksız ve kötüniyetli takip nedeniyle alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ediyoruz.
HUKUKİ NEDENLER : 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve ilgili sair mevzuat.
HUKUKİ DELİLLER : Karşı tarafın sunacağı delillere karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak kaydıyla;
Kayseri Genel İcra Dairesinin... Esas sayılı takip dosyası,
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı nezdindeki ██████████ soruşturma dosyası,
... Vergi Dairesi Müdürlüğü mükellefiyet kayıtları,
Senet aslı üzerinde yapılacak kriminal, grafolojik ve fiziksel inceleme (mürekkep yaşı, kağıt yapısı, kalem baskısı ve damga pulu incelemesi için bilirkişi incelemesi),
... kayıtları (Senedin tanzim tarihi olarak gösterilen 01.09.2024 tarihinde tarafların bir araya gelmediğinin ispatı amacıyla),
Tanık beyanları (İsim ve adresleri bilahare bildirilecektir),
Yemin, Keşif ve her türlü yasal delil.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen nedenler ve mahkemenizce re'sen dikkate alınacak hususlar ışığında haklı davamızın kabulü ile;
Öncelikle telafisi güç zararların doğmasını engellemek amacıyla, Kayseri Genel İcra Dairesinin... Esas sayılı icra takibinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 209 gereğince TEMİNATSIZ OLARAK DURDURULMASINA yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine,
Senede, işlemiş faize ve diğer tüm itirazlarımızın KABULÜ ile müvekkilin Kayseri Genel İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasına konu senetten dolayı davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE ve haksız takibin İPTALİNE,
Kötüniyetli davalı aleyhine, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere KÖTÜNİYET TAZMİNATINA hükmedilmesine,
Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesine..." karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı tarafça istenen ihtiyati tedbir yönünden mahkemesince █████/2026 tarihli gerekçeli ara kararıyla :
"...HMK 389/1 maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle bir hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacak ya da tamamen imkansız hale gelecek ise veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
HMK 390/2 maddesi göre de talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK 392 göre ise mahkemem gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmaksızın ihtiyati tedbire karar verebilir.
İhtiyati tedbir kesin hükme kadar devam eden yargılama boyunca tarafların dava konusu ile ilgili olarak hukuki durumunda meydana gelebilecek zararlara karşı öngörülmüş geçici nitelikte geniş veya sınırlı hukuki korumadır.
İhtiyati tedbir talebinin kabul edilebilmesi için "Yaklaşık ispat" yeterlidir yani çekişmeli vakanın gerçeğe yakın bir derecede kanıtlanması esastır. Mahkeme mevcut delillere göre tedbir isteyenin hakkını muhtemel görmeli ve tedbir verilmesini icap ettiren sebeplerinde varit görülmesi gerekir.
HMK'nın 390/3 maddesinde ihtiyati tedbir isteğinin haklılığı konusunda tam kanaat değil kuvvetle muhtemel yaklaşık bir kanaatin yeterli olacağı öngörülmüş olup, iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğu kabul edilmekle birlikte zayıf bir ihtimalde olsa aksinin mümkün olduğu ihtimali gözardı edilmemelidir, bu sebepledir ki davacının haksız olma ihtimali dikkate alınarak HMK'nın 392. maddesi uyarınca teminat alınması gerekir.
İİK 'nın 72/3 maddesi hükmüne göre "İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez."
Somut uyuşmazlık yapılan genel açıklamalar ve bahse konu yasa maddeleri ile bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacının takip sonrası menfi tespit davası açarak icra takibinin durdurulmasını talep ettiği görülmektedir. İİK 72/3 maddesi hükmüne göre takipten sonra açılan menfi tespit davalarında icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir. Bu nedende davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin İİK'nın 72/3 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekmiştir.
KARAR :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin İİK'nın 72/3 maddesi gereğince REDDİNE,
2- İş bu müteferrik kararın bir suretinin taraflara tebliğine, ..." karar verilmiştir.
Davacı vekili işbu ara kararını █████/2026 tarihli dilekçesiyle süresinde istinaf etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili tarafından ilk derece mahkemesine sunulan istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
"...AÇIKLAMALAR :
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasında açmış olduğumuz menfi tespit davasında, Kayseri Genel İcra Dairesinin... Esas sayılı takip dosyasına konu senedin sahteliğine (açığa atılan imzanın kötüye kullanılması ve belgede tahrifat) dayanarak icra takibinin durdurulmasını talep etmiş bulunmaktayız. Ancak yerel mahkeme, █████/2026 tarihli müteferrik ara kararı ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72/3. maddesini gerekçe göstererek, takipten sonra açılan menfi tespit davalarında icra takibinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğinden bahisle talebimizi reddetmiştir. Usule, yasaya ve yerleşik içtihatlara açıkça aykırı olan bu kararın kaldırılarak ihtiyati tedbir talebimizin kabulü gerekmektedir. Şöyle ki;
1.SAHTELİK İDDİASININ BULUNDUĞU HALLERDE İİK 72/3 DEĞİL, HMK 209 UYGULANMALIDIR
Yerel mahkeme ret kararını yalnızca İİK m. 72/3 hükmüne dayandırmış, dava dilekçemizde açıkça ileri sürdüğümüz sahtelik ve açığa atılan imzanın kötüye kullanılması iddialarımızı göz ardı etmiştir. Oysa sahtelik iddiasının bulunduğu durumlarda, 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi özel hüküm niteliğinde olup öncelikle uygulanması zorunludur. HMK- Madde 209 "(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. (3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir." denmektedir. Bu bahisle mahkemenin, taleplerimiz ile açıkça belirttiğimiz kanun maddesini görmezden gelmesi açıkça hukuka aykırıdır.
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 15.09.2023 tarihli, ████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, "Menfi tespit davası her ne kadar İİK’da düzenlenmiş ise de icra hukukuna özgü bir dava türü olmayıp maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden ve HMK’daki genel usul ve yargılama kurallarına tabi olan ve genel mahkemelerde görülen bir dava türüdür." Aynı kararda devamla, "yazı veya imza inkarına dayalı menfi tespit davalarında takip dayanağı belgedeki imzaya ve yazıya itiraz bulunduğu takdirde bu konuda özel hüküm olan HMK’nın 209. maddesinin uygulanması gerekmektedir." tespiti yapılarak sahtelik iddiasında HMK hükümlerinin esas alınacağı kesin bir dille ifade edilmiştir. Yerel mahkemenin normlar hiyerarşisini ve özel hükmün önceliği kuralını ihlal eden ara kararı hukuka aykırıdır.
2.SAHTELİK İDDİAMIZ SOYUT DEĞİLDİR, YAKLAŞIK İSPAT ŞARTI GERÇEKLEŞMİŞTİR
Dava dilekçemizde detaylıca izah edildiği üzere, takibe konu senet ...-... yılları arasında davalıya teminat amaçlı boş olarak verilmiştir. Senedin üzerinde 1995 yılına ait damga pulu bulunmasına rağmen, tanzim tarihi 01.09.2024 olarak gösterilmiş ve 5.000.000 TL gibi fahiş bir bedel yazılmıştır. 2024 yılında tanzim edildiği iddia edilen bir senette 1995 yılı damga pulunun bulunması, belgenin sahteliğini ve sonradan doldurulduğunu maddi olarak ispatlamaktadır. Ayrıca bu sahtecilik eylemi nedeniyle davalı hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde ... soruşturma numarası ile şikayette bulunulmuştur.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 27.12.2023 tarihli, █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı ilamında "Kambiyo senedine dayanan ve icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulmasına karar verilemeyecek ise de; takibe konu senedin sahte olduğunun ceza mahkemesi ile ortaya çıkması ya da bir ceza soruşturmasında senedin geçersizliği ile ilgili yeterli delillerin mevcut olması halinde davacının artık soyut bir iddiasından bahsetmek mümkün olmayacağından 6100 sayılı HMK.'nın 389. maddesi nazara alınarak takibin durdurulmasına karar verilebilecektir." şeklinde hüküm kurularak, ceza soruşturmasının ve somut delillerin varlığı halinde takibin durdurulması gerektiği vurgulanmıştır.
Yine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 06.03.2025 tarihli, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararına göre, "takibe konu senedin sahte olduğunun ceza mahkemesi yargılaması ile ortaya çıkması veya savcılık soruşturması sırasında bu yönde önemli bir delile ulaşılması halinde sahtecilik iddiasının soyut bir iddia olmaktan çıktığı kabul edilerek" ihtiyati tedbir kararı verilmesi hukuka uygundur. Somut olayımızda 1995 yılı damga pulu ve derdest ceza soruşturması, HMK m. 390 bağlamında "yaklaşık ispat" kuralını fazlasıyla karşılamaktadır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 26.11.2012 tarihli, ██████████ Esas ve ██████████ Karar sayılı ilamı, sahtelik iddiasının imza inkarı dışındaki nedenlere (tahrifat, açığa atılan imzanın kötüye kullanılması) dayanması durumunda takibin durması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Kararda, "imza inkarı dışında bir nedene dayanması halinde ise 6100 Sayılı HMK. nun 209/1.maddesinin amir hükmü gereği icra takibi olduğu yerde durur" kuralı benimsenmiş olup, devamında "Bunun için sahtelik iddiasının ileri sürüldüğü Cumhuriyet Savcılığı ya da mahkemece ayrıca tedbir kararı verilmesi gerekmez" denilerek, sahtelik iddiasının varlığı halinde icra takibinin durdurulmasının kanuni bir zorunluluk olduğu içtihat edilmiştir.
3.YEREL MAHKEME KARARI MÜLKİYET VE ADİL YARGILANMA HAKLARINI İHLAL EDİCİ NİTELİKTEDİR
İİK m. 72/3 hükmünün katı bir şekilde uygulanması, sahte bir belge ile 5.000.000 TL gibi devasa bir borç altına sokulan müvekkil açısından telafisi imkansız zararlar doğuracaktır. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 27.12.2023 tarihli, █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı kararında bu husus anayasal haklar çerçevesinde değerlendirilmiştir. İlgili kararda, "Davacının 2004 sayılı İİK.'nın 72/3 maddesindeki 'İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir' hükmü nedeniyle meydana gelecek zararın sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılmasının davacı üzerinde ağır bir yüke sebep olacağı, davacının katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucunu doğuracaktır." denilmiştir. Mahkeme bu orantısızlığın sonucunu ise "Bu durum yukarıda açıklanan Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinin kabulü gerekecektir." şeklinde ifade etmiştir. Yerel mahkemenin salt İİK 72/3'e dayanarak verdiği ret kararı, müvekkilin anayasal haklarını açıkça ihlal etmektedir.
Yukarıda izah edilen nedenlerle, sahtelik iddiasının somut delillerle (1995 yılı damga pulu ve ceza soruşturması) desteklendiği somut olayda, yaklaşık ispat kuralı gerçekleşmiş olup, HMK m. 209 ve m. 389 uyarınca icra takibinin telafisi imkansız zararlara yol açmaması adına durdurulması zaruridir.
HUKUKİ NEDENLER : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (m. 209, 341, 353, 389 ve ilgili maddeler), 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi İçtihatları ile sair yasal mevzuat.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda arz ve izah edilen ile resen gözetilecek nedenlerle;
Haklı istinaf başvurumuzun KABULÜNE,
Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ Esas sayılı dosyasından verilen █████/2026 tarihli ihtiyati tedbir talebimizin reddine dair ara kararın KALDIRILMASINA,
İstinaf incelemesi neticesinde talebimizin kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 209. ve 389. maddeleri gereğince Kayseri Genel İcra Dairesinin... Esas sayılı icra takibinin TEMİNATSIZ OLARAK (veya Sayın Daireniz aksi kanaatte ise uygun görülecek teminat mukabilinde) DURDURULMASINA yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesine,
İstinaf yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini..." ileri sürmüş ve talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre "İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir" şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşıldığından,davacı vekilince sunulan istinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri yönünden inceleme yapılmıştır.
İstinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri, mahkemece verilmiş ve istinaf edilmiş olan gerekçeli ara kararında yazılı açıklamalar, yasal sebep ve gerekçeler ile bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendirildiğinde; Derdest davanın, Kayseri Genel icra dairesinin... esas sayılı, dayanak bonoya istinaden başlatılmış icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davası olması , İİK 72. maddesine göre :"Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir..." şeklinde hüküm altına alınmış olup İİK 72/3 maddesine göre İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyecek olması ve ayrıca davacı tarafça HMK 209. Ve 389. Maddeleri gereğince istediği sözkonusu ihtiyati tedbir talebinin kabulü için ise yasaca aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamına göre bulunmaması nedeniyle, dava konusu icra takibinin ihtiyati tedbiren durdurulmasına karar verilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle ve mahkemesince de ,istinaf edilen █████/2026 tarihli gerekçeli ara kararıyla davacı tarafın sözkonusu ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olduğundan, istinaf edilen ara kararda usul, yasa ve bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı yönlerinden bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı , ara kararının hukuka uygun olduğu , bu sebeplerle davacı vekilinin yukarıda yazılı istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle ;
1-Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı, █████/2026 tarihli ara kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gerekli olan 732,00TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafça peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf posta/yargılama giderlerinin ve istinaf kanun yoluna başvurma harcının derdest davadaki yargılama sonunda ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,
4-HMK'nın 302/5.maddesi gereğince kesinleşme kaydı ve kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin; harç tahsil işlemlerinin, HMK'nın 359/4 maddesi gereğince işbu kararın taraflara tebliği işlemlerinin yapılması ve varsa artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,
5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-f ile 391/3 bendi uyarınca KESİN olarak oy birliği ile karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!