Eski bayinin, hakkında çıkan asılsız haberler sonucu bayiliğinin dondurulması ve davalı şirketin teminat mektubu, faturalanmış mallar ve hakedişlerine el koymasıyla oluşan mağduriyetinin giderilmesi için açtığı alacak davası.
Özet: Davacı bayi, asılsız haberler ve davalı ana şirketin haksız eylemleriyle iflasa sürüklendiğini, davalı şirketin bayi yetkisini dondurup, müvekkiline ait milyonlarca liralık teminat mektubunu, bedeli ödenmiş ancak teslim edilmeyen beyaz eşyaları ile hak edilmiş prim ve finansman bedellerini haksız yere alıkoyduğunu belirtmektedir; davacının davalıya olan gerçek borcundan çok daha fazlasını kendi lehine çevirip üstüne icra takibi başlattığını iddia eden davacı, bu nedenle davalının ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelenerek gerçek alacak-verecek miktarının ticari avans faiziyle birlikte tespitini ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 300 TL alacak ile 300 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın , ... ... bayisinin işletmesini bir süre yaptığını ve büyük bir ticaret hacmine ulaştığını, milyonlarca liralık teminat mektubu dahi verebildiğini, aynı zamanda ...'nin de sahibi olduğunu, her büyük işletmeye çamur atıldığı gibi müvekkiline de çamur atılarak batmaya sürüklendiğini, müvekkili hakkında çıkan asılsız haberler, 17 Temmuz 2024 ve 18 Temmuz 2024 tarihlerinde yerel basına servis edildiğini, bu süreçte müvekkilinden alacaklı olanlar bu haberleri duyunca vadesi gelmeyen alacaklarını tahsil etmek için kapısına dayanmış ve bu süreçte dükkanında bulunan tüm malları yağmalandığını, akabinde tüm bu olaylar .... A.Ş.'nin kulağına gitmiş olacak ki müvekkilimin bayi satış yetkisi dondurulduğunu ve bloke konulduğunu, müvekkilii ...'ın bayilik yapmasından ötürü davalı .... A.Ş.'ye bir miktar borcu bulunduğunu, 12 milyon TL civarında bir senet borcu ve aynı zamanda 7 milyon TL civarında da adi borcu (açık hesap borcu) bulunduğunu, aynı zamanda da davalı .... A.Ş.'nin elinde 12 milyon TL civarında ... ait bir banka teminat mektubu ve davalı .... A.Ş.'nin deposunda bulunan ancak tüm bu iflas olaylarından dolayı teslim edilmeyen ancak müvekkiline fatura edilmiş KDV dahil 13 küsür milyon TL civarında beyaz eşyası (klima, buzdolabı, fırın, çamaşır makinesi vs.) ve ayrıca 3 milyon TL civarında da yine müvekkil adına fatura edilen müvekkilinin satışlarından hakedişleri olan prim, finansman hizmet bedeli vb. Sair ödemeler bulunduğunu, bu beyaz eşyaların parası davalı şirkete ödendiğini, aynı zamanda davalı şirket, müvekkilinin haketmiş olduğu prim, finansman bedeli vb. 3 milyon TL'lik ödemeyi de yapmadığını, davalı şirket, müvekkilinin toplamda yaklaşık olarak 19 milyon TL olan borcuna karşılık ilk önce 12 milyon TL'lik teminat mektubunu bozdurmuş; akabinde de müvekkili ...'ın ... bayisinde çalışan ancak şirketi temsile yetkili olmayan ... isimli çalışanını kullanarak müvekkilim adına davalı şirketin deposunda bulunan 13 küsür milyon TL'lik beyaz eşya ve 3 küsür milyon TL'lik hakedişleri(prim, finansman bedeli vb. Gibi) yani toplamda 16 küsür milyon TL için iade faturası kestirmiş ve mülkiyetini kendine geçirdiğini, üstüne bir de müvekkiline ait bir adet 2.350.000,00 TL (iki milyon üç yüz elli bin lira) olan senedi işleme koyduğunu, müvekkili ...'ın borç miktarı yaklaşık 19 milyon TL iken 28 milyon TL'lik bir hakkının (teminat mektubu ve depoda bekleyen beyaz eşyalar, müvekkilin satışlarından elde ettiği hakedişlerine ilişkin ücret) adeta alıkonulduğunu, Üzerine bir de müvekkili hakkında 09.08.2024 tarihinde icra takibi başlatıldığını, dolayısıyla müvekkilinin ciddi derecede mağdur olduğunu, müvekkilinin davalı şirketten alacaklı olmasına rağmen davalı şirket borçlu durumuna sokarak icra takibi başlattığını, başlatılan bu icra takibinin müvekkilini yıprattığı, aynı zamanda müvekkilinin hak etmiş olduğu parasını da alamamış olmasından kaynaklı ciddi manada zarara uğradığını, müvekkiline borçlu olan davalı şirket müvekkiline ait paraya alıkoyduğu tarihte temerrüte düştüğünü, müvekkili ...'ın tüm bu süreçler yüzünden psikolojisi bozulmuş takribi 1 sene boyunca kendine gelemediğini davalı şirkete ilk etapta 04.06.2025 tarihinde ihtarname çekildiğini, ancak 11.06.2025 Tarihinde davalı şirketin ihtarnameye olumsuz dönüş yaptığını, sonrasında yine uyuşmazlığı alternatif çözüm yollarıyla çözebilmek için davalı şirkete karşı arabuluculuk süreci başlatılmış ve maalesef ki buradan da bir çözüm çıkmayınca mecburen dava yoluna başvurma zaruretinin ortaya çıktığını, müvekkili ...'ın tüm bu batış sürecinde ticari defter kaydı tam tutulamamış ya da tahrif edildiğini, tüm bu sebepler ve yukarıdaki bilgiler ışığında müvekkili ile davalı şirket arasındaki alacak-verecek miktarının hesaplanabilmesi amacıyla davalı şirkete ticari defter kayıtlarını sunması için müzekkere yazılması gerektiğini, davalı şirkete ait ticari defter kaydının da mahkememizce gerek duyulması halinde bilirkişilerce incelenerek net bir hesabın yapılması ve çıkacak olan bu hesaba ayrıca ticari avans faizinin de eklenmesi ve o şekilde hesaplanması gerektiğini, Bayilik sözleşmesinden doğan ticari belirsiz alacak davasının kabulüne, münhasıran (sadece) karşı taraf davalının ticari defter kayıtlarına dayandığımızdan ötürü H.M.K. 222/5 maddesinin uygulanmasına, fazlaya ve faize ilişkin hakları ve ek dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 300 TL alacağına ve temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizine hükmedilmesine, fazlaya ve faize ilişkin haklarımız ve ek dava açma hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 300 TL Maddi tazminat alacağına ve temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizine hükmedilmesine, yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacı vekilinin müvekkilinin 12 milyon TL civarında bir senet borcu ve aynı zamanda 7 milyon TL civarında da adi borcu (açık hesap borcu) bulunduğunu, .... A.Ş.'nin elinde 12 milyon TL civarında ... ait bir banka teminat mektubu bulunduğunu, Müvekkiline fatura edilmiş KDV dahil 13 küsür milyon TL civarında beyaz eşyası bulunduğunu, 3 milyon TL civarında da yine müvekkil adına fatura edilen müvekkilin satışlarından hakedişleri olan prim, finansman hizmet bedeli vb. Sair ödemeler bulunduğunu, toplamda ise ...'ın borç miktarı yaklaşık 19 milyon TL iken müvekkilinin 28 milyon TL'lik bir hakkının (teminat mektubu ve depoda bekleyen beyaz eşyalar, müvekkilin satışlarından elde ettiği hakedişlerine ilişkin ücret) alıkoyduğunu iddia ettiğini, ancak dava dilekçesinden görüleceği üzere davacı göre müvekkilinden 9 milyon TL alacaklı olduğunu iddia ettiğini, davacının bu iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin davacıya borcu olmadığı gibi tam tersine müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunu, davacı 9 milyon TL alacaklı olduğunu bildirmiş olmasına rağmen davasını belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yarar olmadığını, davacının açıkça belirsiz alacak davası açtığını beyan ettiğini, bu sebeple ek süre verilmeden davanın usulden reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilse dahi faiz başlangıç tarihi dava tarihi olması gerektiğini, davacı dilekçesinde "davalı şirket müvekkilime ait paraya alıkoyduğu tarihte temerrüte düşmüştür." demekle faiz başlangıç tarihinin temerrüt tarihinden itibaren başlaması gerektiğini iddia ettiğini, alacak belirlenebilir olduğundan hukuki yarar yokluğundan davanın reddine, aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından davacıya ek süre verilmeden davanın reddine, alacağı kabul anlamına gelmemekle birlikte mahkemece belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilse dahi davacı taraf tüm delillerden vazgeçip sadece müvekkili olduğu şirket ticari defterlerine dayandığından HMK'nın 222/5. Maddesi gereği sadece müvekkil şirket ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmasına, başkaca delile itibar edilmemesine ve davanın reddine, yargılama giderleri ile yasal vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
.... İcra Hukuk Mahkemesine müzekkere yazılarak, 2025/... esas sayılı dosyasının UYAP sistemi üzerinden gönderilmesi istenilmiş ve yazı cevabı dosyamız arasına alınmıştır.
.... İcra Dairesine müzekkere yazılarak, 2024/... esas sayılı dosyasının UYAP sistemi üzerinden gönderilmesi istenilmiş ve yazı cevabı dosyamız arasına alınmıştır.
.... Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazılarak, 2025/... esas sayılı dosyasının UYAP sistemi üzerinden gönderilmesi istenilmiş ve yazı cevabı dosyamız arasına alınmıştır.
Mahkememizce █████/2026 tarihinde Mali Müşavir vasıtasıyla bilirkişi raporu aldırılmış ve rapor dosyamız arasına alınmıştır.
GEREKÇE:
Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi uyarınca prim ve finansman alacağı ile davalının davacıdaki malları sözleşmeye aykırı olarak iade alması sebebiyle uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir.
Davacı taraf hakkında çıkan asılsız haberler sonucu işlerinin kötüye gittiğini, bu durum sebebiyle davalının, davacının satış yetkisini dondurduğunu ve davacının alacağı olan prim alacakları ile davacının deposunda bulunan ürünler için iade faturası kestirdiğini iddia etmiştir. Davacının alacağı, davalının yaptığı bu işlemin sözleşmeye aykırı olması ve meydana gelen zararlardır. Davacı, kendi ticarî kayıtlarının tam olmadığı ve tahrif edildiğini beyanla HMK md. 222/5 uyarınca münhasıran davalının ticarî defter ve kayıtlarına dayanmıştır.
HMK md. 222/5 hükmü, “Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. HMK md. 222/5’in uygulanabilmesi için yüksek mahkeme içtihatlarına göre, ispat yükü üzerinde bulunan tarafın karşı tarafın ticarî defterlerine münhasıran delil olarak dayanması gerektiği, başka bir delil bildirmemesi gerekir (Yargıtay HGK ███████-172 Esas ve ███████ Karar, Yargıtay 11. HD █████████ Esas ve █████████ Karar). Somut olayda davacı, davalının ticarî defterleri dışında bir delil bildirmemiş ve davalının ticarî defterlerindeki kayıtların kabul edileceğini bildirmiştir. İspat yükünün davacının üzerinde olduğu gözetilerek HMK md. 222/5’in uygulanabilir olduğu anlaşılmıştır.
Mahkememizce verilen kesin süre içinde davalı taraf defterlerini ara karara uygun olarak defterlerini ibraz etmiş ve ticarî defterler alanında uzman bilirkişi aracılığıyla incelenmiştir. Davalının ticarî kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucu davacının düzenlediği iade faturalarının davalının defterlerinde kayıtlı olduğu, malların davacı tarafından davalıya iade edildiği görüldüğü, prim ve finansman alacağına ilişkin davalı defterlerinde bir kayıt bulunmadığı ve cari hesapta davacının davalıya 3.135.865 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Davacının müşterilerinin zararına ilişkin kayıtların davalı defterlerinde olmadığı ve buna ilişkin başka bir delil ibraz edilmediği, düzenlenen faturaların usulsüz olduğuna ilişkin davalı defterlerindeki kayıtlardan usulsüzlük anlaşılamadığı ve bu sebeple maddi zarar iddiasının ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan sebeplerle, HMK md. 222/5 hükmüne uygun olarak yapılan yargılamada davacının prim ve finansman alacağı ile maddi zararına ilişkin iddialarının davalı defterlerinde kayıtlı olmadığından ispatlanamadığı, davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğundan sahibi lehine delil niteliğinde olduğu ve davacının münhasıran davalının ticarî defterlerine dayandığı, bu suretle yapılan incelemede davacının alacağını ispatlayamadığı, aksine davacının davalıya borçlu olduğu anlaşıldığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan daha önce alınan 615,40 TL 'nin mahsubu ile bakiye kalan 116,60 TL'nin Davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin Davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T'ne göre vekalet ücreti dava değerini geçemeyeceğinden 600,00-TL vekalet ücretinin Davacıdan alınarak kendisini vekil ile temsil eden Davalıya verilmesine,
5-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, zorunlu arabuluculuk başvurusu yapıldığı ancak sarf kararı düzenlenmediği görülmekle, Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenecek olan 2025 Yılı Arabuluculuk Asgari Ücret tarifesi uyarınca hesaplanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
-Sarf kararı düzenlendiğinde; arabuluculuk ücretinin tespit edilenden eksik/fazla olması durumunda bakiye miktarın iadesine ya da tahsiline ilişkin talep halinde işlem yapılmasına,
6-Artan Gider Avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06.07.2026
Katip ...
Hakim ...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!