Hırsızlık ve mala zarar verme suçlarında nitelikli hal tespiti, zorunlu müdafii eksikliği ve makul sürede yargılanma hakkı kapsamında dosya birleştirme gerekliliğine dair temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir hırsızlık davasında sanık müdafiinin temyiz başvurusu üzerine yapılan incelemede, önceki derece mahkemesince verilen kararın önemli hukuki ve usuli hatalar içerdiğini ortaya koymaktadır. Yüksek mahkeme, yüklenen suçun niteliği gereği zorunlu müdafi atanmaması, kilitlenerek muhafaza altına alınan eşya hakkında işlenen hırsızlık suçunun yanlış vasıflandırılması ve hırsızlık eylemiyle bağlantılı mala zarar verme suçundan kamu davası açılmamasının, yargılamanın makul sürede tamamlanması ve adil yargılama hakkı ilkelerini ihlal edebileceği gibi kritik eksiklikler bulunduğunu belirtmiştir.

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
SAYISI : █████████ E., █████████ K.SUÇ : HırsızlıkHÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: OnamaBursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 14.09.2023 tarihli ve ███████ 92... /1978 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mala zarar verme suçu yönünden verilen istinaf başvurusunun reddine dair kararına karşı, sanık müdafii tarafından yapılan itirazın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin 29.09.2023 tarihli ve ███████ D. İş sayılı kararı ile reddine karar verildiği belirlenerek yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafiinin temyiz isteminin "Sanığın suç işleme kastının bulunmadığı, arkadaşının balıkçı arabasına duyduğu ihtiyacı öğrenmesi üzerine başka bir arkadaşından balıkçı arabasını nereden bulabileceğini sorduğu, görüştüğü arkadaşının olduğu düşündüğü eski kullanılmaz halde bulunan balıkçı arabasını alarak ihtiyacı bulunan arkadaşına sattığı, olayda hatanın sözkonusu olduğu, balıkçı arabalarının plakaları olmadığından hata sonucunda sanık arkadaşının olduğunu düşündüğü araba yerine başka birisinin arabasını aldığı, olayda nitelikli halin uygulanmasının mümkün bulunmadığı, balıkçı arabasının kilitli olmadığı"; sanığın temyiz isteminin "Bir yanlış anlamadan dolayı kendisine ceza verildiği, şikâyetçinin ifadelerinin de suçsuz olduğunu gösterdiği, kilit kırma olayının olmadığı, lehine olan hükümlerin uygulanmasını istediğine" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanunu’nun 280. maddesinin 1 fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde, bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Bandırma 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2020 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın istinaf talebi üzerine yapılan inceleme neticesinde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 16.12.2021 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile "1)Sanık hakkında düzenlenen iddianamede sevk maddelerinin TCK'nın 142/2-h ve 143. maddeleri olarak gösterildiği, 5237 sayılı TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen nitelikli hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK'nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek aynı Kanun'un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması,2-) Mağdurun el arabasını evinin önünde bulunan demir direklere zincirle bağlayarak adi kilitle kilitlediğini beyan etmesi karşısında, sabit bir yere kilitlenmiş durumdaki el arabasının çalınması şeklindeki eylemin TCK' nın 142/2-h maddesinde düzenlenen "kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık" suçunu oluşturmasına rağmen, suç vasfında yanılgıya düşülerek sanığın TCK'nın 142/1-e maddesinde düzenlenen "adet veya tahsis gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık" suçundan mahkumiyetine karar verilmesi,3-) Dosya kapsamına göre, mağdurun el arabasını bağladığı zincirin kırılmak suretiyle hırsızlandığının anlaşılması karşısında, hukuki gerçeğin ve adaletin sağlanması bakımından sanık hakkında mala zarar verme suçundan kamu davası açılması gerektiği sonucuna varıldığı, Ayrı ayrı yargılamalar neticesinde farklı kararların ortaya çıkması ve ilk derece mahkemelerindeki dosyaların sonuçlanmasının belirsiz süreli olmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki makul sürede yargılanma hakkına aykırı olarak gecikmeler meydana getireceği, ayrıca Bölge mahkemelerinin denetim merciilerinden olması hususları da nazara alınarak, sanık hakkında suç duyurusunda bulunulup, kamu davası açılması halinde her iki dosya birleştirildikten sonra delillerin değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 4-) Gerekçeli karar başlığına suç tarihinin 12.09.2018 yerine şikayet tarihi olan 27.09.2018 tarihinin yazılması" nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, ████████ Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve ██████████ sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 16.12.2021 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Bandırma 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.03.2023 tarihli ve ███████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.