İflas idaresinin ödeme gecikmesi ve kur farkından doğan munzam zarar talepli belirsiz alacak davasında, talep artırımı yapılmadığı gerekçesiyle ek kararların kaldırıldığı Yargıtay incelemesi.
Özet: İflas idaresinin, mahkeme kararıyla kabul edilen ancak ihtilaflı olduğu gerekçesiyle uzun süre bloke ettiği bir alacağı, bu süreçte döviz kurunda meydana gelen artış nedeniyle davacının üçüncü kişiye daha yüksek kurdan ödeme yapmak zorunda kalmasından doğan munzam zararın tazmini talebiyle açılan davada, ilk derece mahkemesi iflas idaresi memurlarının bloke edilen meblağı vadeli hesapta nemalandırmayarak kusurlu davrandığına hükmetmiş ve zararın tespiti için bilirkişi incelemesine karar vermiş olup, temyiz incelemesinde ise belirsiz alacak davası olarak açılan davada davacının talep artırımında bulunmaması nedeniyle bölge adliye mahkemesi ek kararlarının kesin nitelikte olmadığına karar verilmiştir.
3. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

SAYISI : ████████ E., ████████ K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 43. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/... E., ███████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve 25.02.2025 tarihli ek kararları; taraf ve vekillerince temyiz edilmiş incelemenin duruşmalı olarak yapılması davacı vekili tarafından istenilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda,
Taraf vekillerinin 25.02.2025 tarihli ek kararlara yönelik temyiz isteminin incelenmesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, Mahkemece hükme esas alınan raporda davacının zararının 2.192.514,25 TL olarak belirlendiği, ancak davacı tarafın talep artırımında bulunmadığı, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin nitelikte olmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile ek kararların kaldırılmasına, 03.03.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...ün sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra, işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müflis ...ve Gıda San. A....nin (... A.Ş.) iflasından öncesine ait olan borçları için 4 adet senet keşide ederek müvekkiline teslim ettiğini, 10.09.2009 tarihinde İflas İdaresinden kayıt kabul talebinde bulunduğunu, ancak talebin sürüncemede bırakılarak 26.04.2010 tarihinde reddedildiğini, bunun üzerine müvekkilinin ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde kayıt kabul davası açtığını, Mahkemenin 12.10.2015 tarihli ve ████████ E. ve ████████ K. sayılı kararı ile müvekkilinin müflis ....den toplam 4.188.405,88 TL alacağının iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verdiğini, İflas İdaresinin, müvekkilinin alacak kayıt kabul talebinden sonra, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 252. maddesi gereğince, 26.09.2009 tarihinde muvakkat dağıtım kararı alarak, 4. sıra alacaklarının %60’ını ödediğini, ancak müvekkilinin alacağının dava konusu edilmesi ve ihtilaflı alacak olduğu gerekçesiyle, 2.513.043,50 TL ana paranın İcra Müdürlüğü vasıtasıyla bankada bloke edilerek muhafaza altına aldığını, Mahkemenin kayıt kabul davasının kabulüne karar vermiş olmasına rağmen paranın ödenmesi taleplerinin kararın kesinleştiği tarihe kadar reddedildiğini ve sonuç olarak müvekkilinin söz konusu alacağı ancak 30.05.2019 tarihinde döviz üzerinden borçlu olduğu dava dışı üçüncü kişiye ödeyebildiğini, alacağın bankada bloke edildiği 26.10.2009 tarihi ile fiilen ödendiği 30.05.2019 tarihinde USD döviz kuru arasında artış olduğunu, bu yükseliş sebebiyle müvekkilinin dava dışı üçüncü kişiye olan USD bazındaki borcunu cebri takiple daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını, müvekkilinin TL bazında da munzam zararının bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davanın kabulü ile İİK'nın 5. maddesi gereğince USD bazında oluşan munzam zararın tespiti ile dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun gereğince bankalarca USD'ye uygulanan en yüksek yıllık vadeli döviz mevduat faizi ile birlikte tahsiline, bunun mümkün olmaması halinde 30.05.2019 tarihi itibariyle TL bazında oluşan munzam zararın dava tarihine kadar geçen üç yıllık süre için "denkleştirici adalet kuralı ve hakkaniyet gözetilerek" hesaplanması ve dava tarihi itibariyle güncellenerek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; mahkeme kararı gereğince işlem yapan İflas İdare görevlilerinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, temlike konu olan önemli miktar alacak için İflas İdare memurlarının titiz davranmaları gerektiğini, İflas İdare temsilcilerinin bonoya dayalı olduğu belirtilen alacak için kanuna uygun olarak kayıt kabul yaptığını ve bedelin yargı kararlarının kesinleşmesi neticesinde ödeneceğini belirttiklerini, davacı ile müflis ....nin il yöneticilerinin aynı olduğunu, zarar tespit edilebilir olduğundan belirsiz alacak davası açılmasının kanuna aykırı bulunduğunu, munzam zarar bulunmadığını, munzam zararın USD veya TL ile tespiti ve tahsili taleplerinin, döviz mevduat faizi veya avans faizi talepleri kanuna aykırı olduğunu ve bu sebeple bu duruma itiraz ettiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dağıtıma karar verilen paradan davacıya isabet eden kısmın vadeli hesaba aktarılarak nemalandırılması gerektiği, bu kabul edilişin hak ve nesafet dengesine uygun düşeceği, bu itibarla memurların kusurlu olduğu, dosyanın konusunda uzman bilirkişiye tevdi edildiği, munzam zarar olarak tespiti dahilinde yapılan hesaplamadan 01.12.2015 tarihinden itibaren yapılan hesaplamaya itibar edildiği, dosyada ıslah olmadığı için taleple bağlı kalınarak hüküm kurulduğu belirtilerek; davanın kabulüne, 1.675,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İİK'nın 250. maddesine göre; ihtilaflı olan alacaklılara ödeme yapılmayacağı, bu alacaklıların payına düşen meblağın muhafaza altına alınacağı, taliki şarta bağlı alacaklar veya belirsiz vadeye bağlı alacaklar için ayrılan paylar hakkında 9. madde hükmünün uygulanacağı belirtilmesine göre, bu alacaklara düşen payın banka hesabında muhafaza altına alınması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine uygun olacağından davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerektiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesi gereğince, davanın harca esas değeri olan 100 USD veya 1.675,00 TL olup, sözlü yargılamada ve öncesinde talep arttırım dilekçesinin verilmediği anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği, dava tarihi itibariyle davacının zarar miktarı ve zarar vereni öğrenmesinden itibaren 2 ve 10 yıllık süreler geçmediğinden zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı, HMK'nın 16. maddesine göre davacı kendi yerleşim yerinde genel mahkemede dava açtığından yargı yolu- görev- yetki itirazı ve rücu davası olması sebebiyle husumet itirazının reddi gerektiği belirtilerek, taraf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili; Mahkemenin re'sen HMK'nın 107. maddesi uyarınca dava tarihi itibariyle alacağın miktarını kesin ve net olarak belirlemeden ve müvekkiline geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için iki haftalık kesin süre vermeden hüküm kurmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, muvakkat dağıtımın yapıldığı 26.09.2009 tarihinde ödenmesi gereken alacağın, USD bazında borçlu bulunduğu temlik alacaklısına 30.05.2019 tarihinde ve 10 yıl geç ödenmesi nedeniyle, dolar kurundaki değişimden dolayı, borcunu daha yüksek kurdan ödemek zorunda bırakılan müvekkilin uğradığı munzam zararının USD bazında hesaplanması gerektiğini, ayrıca Mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında tazminat alacaklarının 30.05.2019 tarihine kadar hesaplandığını, ancak belirlenen miktarların dava tarihi itibariyle güncellenerek hesaplama yapılmadığını, eğer TL üzerinden talep kabul edilecekse 30.05.2019 tarihine kadar hesaplanan TL bazındaki munzam zararın dava tarihi itibariyle güncellenerek hesaplanması gerektiğini, ayrıca Mahkemece 2.ek rapora yapılan itirazı reddettiğinden bu raporda belirlenen 4.353.149,86 TL tazminat ödenmesi gerektiği tespitiyle taleple bağlılık kuralı gereği hüküm kurduğunu belirtmesi gerekirken bu hususun gerekçeli kararda yazılmadığını, Mahkeme kabulünün aksine, dava konusu olan munzam zararın nema faizi yükümlülüğü ile karşılanamayacağını, Mahkemece bu eksiklik giderilmeden HMK'nın 107. maddesi hükmüne aykırı hüküm kurulduğunu, Mahkemece taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde dava tarihinden itibaren yasal faize hükmedildiğini, müvekkilinin nema faizini aşan munzam zararının istinaf incelemesinde alınacak yeni bilirkişi raporu ile USD ve TL bazında, ayrı ayrı hesaplanması ve sonucunda tespit edilecek miktar için müvekkiline talep sonucunu belirlemesi için iki haftalık kesin süre verilerek, sonucuna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili; davacı vekillerinin iflas dosyasında iflas idare memurlarından nemalandırmaya ilişkin talepte bulunmadığını, nemalandırılma hesaplamalarının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda da alacağın nemalandırılmasına ilişkin yasal zorunluluk bulunmadığının belirtildiğini, iflas idare memurlarının kusur ve sorumluluğunun olmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, İflas Dairesi görevlilerin kusurlarından doğan aşkın zararın tahsili istemine ilişkindir.
İİK'nın 5. maddesi; ''İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Devletin, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunan görevlilere rücu hakkı saklıdır. Bu davalara adliye mahkemelerinde bakılır.'' şeklindedir.
İİK'nın 252. maddesi uyarınca; itiraz müddetinin bitmesinden sonra muvakkat dağıtmalar yapılabilir. İtiraz üzerine mahkemece henüz intaç edilmemiş bulunan ihtilaflı alacaklar için pay ayrılıp 250. madde hükmü dairesinde muhafaza edilir.
Aynı Kanun'un 250. maddesi; '' Dağıtıma yukarıdaki maddede yazılı bırakılma müddeti bittikten sonra başlanır. Şikâyet vaki olmuşsa, dağıtım bu şikâyet üzerine verilecek kararın dağıtıma etkili olabileceği oranda ertelenebilir. 144. madde hükümleri burada da uygulanır. Tâlikî bir şarta veya belirli olmayan bir vadeye bağlı alacaklar için ayrılan paylar hakkında 9 uncu madde hükümleri uygulanır."
Aynı Kanunun "Paranın ödenmesi ve değerli eşyanın muhafazası" başlıklı 9. maddesine göre, "İcra ve iflas dairelerine yapılacak her türlü nakdî ödeme, ... tarafından uygun görülecek bankalarda icra ve iflas dairesi adına açılan hesaba yapılır. Haciz sırasında, borçlu veya üçüncü kişiler tarafından yapılan ödeme nedeniyle tahsil edilen paralar, en geç tahsilatın yapıldığı günü takip eden ilk iş günü çalışma saati sonuna kadar banka hesabına yatırılmak üzere icra veya mahkeme kasalarında muhafaza edilir.
İcra ve iflas dairelerince yapılması gereken her türlü nakdî ödeme, ilgilisinin gösterdiği banka hesabına aktarılmak üzere, icra müdürü tarafından resen bankaya verilecek talimat gereği yapılır. Talimat, paranın icra ve iflas dairesi hesabına yatırılmasını takip eden en geç üç iş günü sonuna kadar verilir.
İcra ve iflas daireleri aldıkları kıymetli evrak ve değerli şeyleri kasalarında, zorunlu hâllerde ise kiralanacak banka kasalarında muhafaza ederler.''
Aynı Kanunun 7. maddesi; '' Zarar ve ziyan davası, mutazarrır olan tarafın zararı öğrendiği günden bir sene ve her halde zarar ve ziyanı mucip fiilin vukuundan on sene geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki zarar ve ziyan cezayı mucip bir fiilin neticesi olupta ceza kanunları bu fiili daha uzun bir müddetle zamanaşımına tabi tutmakta ise hukuk davasında da ceza zamanaşımı cari olur.'' şeklindedir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; hükme esas alınan raporun Yargıtay denetimine elverişli olduğu, borçlunun ve alacaklıların haklarının korunması açısından %60 geçici dağıtımda nizalı alacak için ayrılması gereken tutarın, idareye yük tahmil etmeyen, basit ve olağan tedbir niteliğindeki, vadeli hesaba aktarılmamasından kaynaklı davacı zararı olduğunun ve bu zarardan davalı idarenin sorumlu olduğunun anlaşılmasına, gerekçeli kararda 01.12.2015 ile paranın ödendiği 30.05.2019 tarihi arasında yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı belirtilerek alacağın tespit edilmiş olmasına göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesinin 25.02.2025 tarihli ek kararlarının KALDIRILMASINA,
2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz ede davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!