Kısırlık tedavisi ameliyatında tıbbi hata, bağırsak yaralanması ve erken taburculuk iddiaları üzerine açılan maddi-manevi tazminat davasında ilk derece mahkemesi kararının değerlendirildiği hukuki metin.
Özet: Bir hasta ve eşi, kısırlık tedavisi ameliyatında doktorun tüpleri hatalı bağladığını, ince bağırsağı kestiğini ve bunun sonucunda enfeksiyon, akciğer pıhtısı ve kalıcı kısırlık gibi hayati tehlikeler yaşadığını iddia ederek hastane ve doktordan maddi ve manevi tazminat talep etmiştir; ancak ilk derece mahkemesi, Adli Tıp Kurumu ve üniversite raporlarına dayanarak ameliyatın tıbben uygun yapıldığına, bağırsak kesilmesinin bir komplikasyon olduğuna ve hastanın ameliyat sonrası hamile kaldığına hükmetmiş, sadece erken taburculuk ve sonrasındaki takipsizliğin makul olmadığı tespitini yapmıştır.

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : ████████ E., █████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Tüketici MahkemesiSAYISI : ████████ E., ███████ K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkillerinden Mina'nın kısırlık tedavisi amacıyla tüplerinin açılması için davalı hastanede diğer davalı doktora muayene olduğunu, davalı doktorun tüplerin tıkalı olduğunu ve çocuk sahibi olabilmesi için tüplerinin ameliyatla açılması gerektiğini söylemesi üzerine, müvekkilinin 09.03.2017 tarihinde operasyona girdiğini ancak, davalı doktorun tüpleri hatalı olarak bağladığını ve bunu yaparken de müvekkilinin ince bağırsağını 0,5 cm kesmesi sonucu akut batın ve karın içi iltihabı zehirlenmesi oluşturarak hayati tehlike geçirmesine neden olduğunu, ayrıca müvekkilinin apandisinin de alındığını, operasyon ve buna bağlı gelişen tıbbi sorunların dosya özetine yazılmayarak suç delillerinin gizlenildiğini ve değiştirildiğini, ayrıca müvekkilinin hatalı ameliyat ve tedavilerinin bir sonucu olarak akciğerine pıhtı attığını, olay ile ilgili olarak davalı doktor hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının ██████████ sayılı souşturmasının devam ettiğini, müvekkilinin yeni çocuk sahibi olma imkanı kalmadığını, süreç dolayısıyla müvekkillerinin ruh sağlığının da bozulduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla, bugüne kadar yapmış oldukları tüm harcamalar ve çocuk sahibi olmak amacıyla bundan sonra yapacakları bütün masraflar için şimdilik 100.000,00 TL maddi, müvekkili Mina için 350.000,00 TL ve eşi diğer müvekkili İlyas için 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; dava konusu olayda doktor hatası değil izin verilen risk çerçevesinde komplikasyon söz konusu olduğunu, davacı ...'ya müdahale öncesinde ayrıntılı açıklama yapılarak aydınlatılmış onam formu imzalatıldığını, formda açıkça bağırsak yaralanmaları dahil tüm riskler ve komplikasyonların yer aldığını, müvekkillerine kusur atfedilemeyeceğini, davacıların ilk çocuğun da dünyaya gelmesi aşamasında tüm tıbbi safahatın müvekkili doktor tarafından takip edilip aynı nitelikteki bir tedavi uygulandığını, davacıların ikinci kez çocuk sahibi olmak için müvekkillerine başvurduklarını, davacı ...'ya laparaskopik cerrahi yöntemiyle müdahale edildiğini, hatalı ve gereksiz ameliyat yapılarak tüplerinin bağlandığı iddiasının yersiz ve gerçek dışı olduğunu, davacının illiyet bağı olmaksızın daha sonra kendisine uygulanan başkaca alanlardaki cerrahi müdahaleleri ve bunlara bağlı oluşan komplikasyonları da müvekkillerine yüklemeye çalıştığını, davacı tarafın tazmin sebeplerinin kendi içerisinde çeliştiğini, bir taraftan çocuğu olmayacağını belirtmesine rağmen, maddi tazminat talebi bölümünde çocuk sahibi olabilmek için tedavi masraflarının tazminini istediğini, maddi tazminat taleplerinin yasal dayanağının olmadığını, manevi tazminat talebinin de haksız ve talep edilen tazminat tutarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.03.2022 tarihli kararıyla; yürütülen soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu (ATK) 7. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporda davalı doktora kusur atfedilmediği ve soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiği, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi heyetinden alınan 27.11.2018 tarihli raporda da davalılara kusur atfedilmediği, ATK 7. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan 29.09.2021 tarihli nihai ek raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından davacıya yapılan ameliyatın tıp tekniğine uygun olduğu, davalı hastanenin bu tür ameliyatlar yapma yetkisinin bulunduğu, gereksiz ameliyat iddiasının yerinde olmadığı, ameliyat sonrası davalının gebe kaldığı, ameliyat sırasında oluşan bağırsak kesininin alınan üniversite raporu ve ATK raporları doğrultusunda komplikasyon niteliğinde olduğu, davacının önceki yaralanmaları da dikkate alındığında komplikasyon riskinin fazla olduğu, bununla birlikte ATK raporunda tespit edildiği üzere erken taburcu işleminin makul olmadığı, erken taburcu edilen davacının kısa bir süre sonra tekrar hastaneye başvurduğu ve sonrasında dava dışı devlet hastanesine sevk edildiği, her ne kadar davalı vekili durumun aciliyeti sebebiyle davacının derhal sevk edildiğini, bu durumda tıbbi takip yapılmamasının ve kayıt tutulmamasının olağan olduğunu iddia etmişse de bu savunmanın makul olmadığı, ATK raporunda belirtildiği üzere laparoskopik sağ tüp ligasyonu ameliyatı yapılan, yaygın batın için yapışıklıkları ve ameliyat sonrası karın ağrısı şikayeti olan hastanın ileri tetkik ve klinik takip yapılmadan aynı gün içinde taburcu edilmesinin tıbben doğru bir yaklaşım olmadığı, taburcu işleminin makul olduğuna dair ispat yükü üzerinde olan davalıların bu işleme dair tıbbi kayıtları da tutmadığı, dolayısıyla erken taburcu işleminin tıbbi bir hata olduğu, erken taburcu işlemi davacının tedavisini bir miktar uzatmışsa da maddi tazminat talebine esas olan zararlara etkisi olmadığı, davalıların erken taburcu işlemi haricinde tıbbi uygulama hatası bulunmadığı için davacıların maddi tazminat taleplerinin yerinde olmadığı, erken taburcu işleminin tıbbi bir hata olup bu sebeple hem ameliyat olan davacının hem de eşi olan davacının manevi zararının oluştuğu gerekçesiyle, davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davalı ... için 10.000,00 TL ve davalı ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. Bölge Adliye Mahkemesinin 13.10.2023 tarihli kararıyla; hükme esas alınan ATK raporunda davacının erken taburcu edilmesinin komplikasyon sonrası rahatsızlığını artırıp artırmadığı, davacının sonrasında komplikasyona bağlı operasyon geçirmesi ve hali hazırdaki kilo kaybı ile erken taburcu edilmesi eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunup bulunmadığı, davacı erken taburcu edilmeyip aynı gün komplikasyona müdahale edilseydi yine de bu sonuçların ortaya çıkıp çıkmayacağı hususlarında ayrıntılı ve gerekçeli açıklama bulunmadığı, raporun yetersiz olduğu ve hükme dayanak yapılamayacağı, rapora karşı itirazların da karşılanmadığı, denetimine elverişli ek rapor alınarak, dava konusu olay yönünden davalıların sorumlu tutulmalarının kabulü halinde ise, ATK İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalında görevli uzman doktor heyetinden geçici iş göremezlik, iş gücü kaybı ve maluliyet yönünden rapor alınması, akabinde dosyanın aktüerya bilirkişisine tevdi ile maddi tazminat talepleri yönünden denetime elverişli rapor alınarak sonucu dairesinde bir karar verilmesi gerektiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 56. maddesine göre, zarar göreninin yakını lehine manevi tazminata hükmedilebilmesi için zarar görenin ağır bedensel zarara uğraması gerektiği, davacı ... lehine manevi tazminata hükmedilebilmesinin ön koşulu diğer davacı ...'nın ağır bedensel zarara uğraması olduğu, alınacak rapor doğrultusunda bu hususun da yeninden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kaldırma kararından sonra ATK 7. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan rapora göre, davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından davacıya yapılan ameliyatın tıp tekniğine uygun olduğu, davalı hastanenin bu tür ameliyatları yapma yetkisinin bulunduğu, gereksiz ameliyat iddiasının yerinde olmadığı, kişinin geçirdiği önceki ameliyatların karın içi yapışıklığa neden olabileceği, karın ağrısı şikayeti üzerine dava dışı hastaneye sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından yerinde olduğu, kişinin ameliyattan sonra erken taburcu edilmeyip söz konusu komplikasyonun zamanında tespit edilmesi halinde de aynı tedavinin uygulanacağı, ameliyat sonrası gelişen kilo kaybı ile ameliyat arasında illiyet bağı kurulamadığı ve idarenin organizasyon hatası olmadığının tespit edildiği, davalıların tıbbi uygulama hatası bulunmadığı için davacıların maddi tazminat taleplerinin yerinde olmadığı, yaşanan süreçte davacı ...'nın duyduğu elem ve ıstırap ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları nazara alınarak manevi tazminat talebinin yerinde olduğu, ancak erken taburcu işleminden sonra ağır bedensel zarara uğrama gibi bir husus söz konusu olmadığından diğer davacı ... yönünden manevi tazminat talebin yerinde olmadığı gerekçesiyle, maddi tazminat taleplerinin reddine, davacı ...'nın manevi tazminat talebinin reddine, davacı ...'nın manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, 10.000,00 TL'nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi heyeti raporlarıyla davacı ...'ya uygulanan operasyon yönünden davalı tarafa atfedilecek bir kusurun bulunmadığı, operasyon sebebiyle oluşan bağırsak delinmesinin her türlü özen ve dikkate rağmen gerçekleşebilecek komplikasyon mahiyeti taşıdığı, davacı ...'dan operasyon öncesi alınan onam belgesinde söz konusu komplikasyona ilişkin bilgilendirmenin yapılmış olduğu, uygulanan operasyon tıbben uygun olmakla birlikte davacının erken taburcu edilip operasyon sonrası komplikasyonun tespitinde davalı tarafın kusurlu davrandığı, erken taburcu edilme eylemi yönünden davacının komplikasyona bağlı karın ağrısı şeklinde yaşadığı rahatsızlığın ağır bedensel zarar mahiyeti taşımadığından davacı ...'ın manevi tazminat talep edemeyeceği, komplikasyon nedeniyle davacı tarafın oluşan maddi zararı ile erken taburcu edilme şeklindeki kusurlu eylem arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı, ancak kusur durumu, paranın satın alma gücü, tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetildiğinde davacı ... için takdir edilen manevi tazminat tutarının az olduğu gerekçesiyle, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, maddi tazminat talebinin yeniden reddine, davacı ...'ın manevi tazminat talebinin yeniden reddine, davacı ...'nın manevi tazminat talebinin kısmen kabul ile 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacılar vekili; derece Mahkemelerindeki beyanlarını tekrarla, davalı hastanenin tüp açılması ameliyatı yapma yetkisinin bulunmadığını, ameliyat için bir gereklilik ve endikasyon olmadığını, müvekkilinin tüplerinin tıkalı ve işlevsiz durumda olduğunu, davalıların para kazanmak için gereksiz bir ameliyat yaptığını, müvekkilinin tüplerini bağlayarak tüp bebek tedavisine zorlamaya çalıştıklarını, bu ameliyat yapılmasaydı bağırsak delinmesinin yaşanmayacağını, bağırsak delinmesi sonrasında enfeksiyon oluştuğunu, hem davalı hastanenin hem de müvekkilinin sevk edildiği dava dışı hastanenin delinme olayını gizlemeye çalıştığını, sevk ve yatış nedenini apandisit olarak gösterdiklerini, bilirkişi raporlarına itirazlarının dikkate alınmadığını, ... Devlet Hastanesinin 18.09.2023 tarihli raporla müvekkilinin %78 engelli duruma geldiğinin tespit edildiğini, maddi tazminat taleplerinin reddinin hatalı, takdir edilen manevi tazminat miktarının ise düşük olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalılar vekili; kaldırma karının ardından alınan ATK raporunda, ameliyattan sonra erken taburcu edilmeyip söz konusu komplikasyonun zamanında tespit edilmesi halinde de aynı tedavinin uygulanacağının bildirildiği, erken taburcunun sonuca etkili olmadığının belirlenmesine ve ortada bir kusur, bedensel zarar ve zararla kusur arasında illiyet bağı yokken manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın davanın hiçbir aşamasında erken taburcu nedeniyle zarara uğradığına dair bir iddiasının olmadığı halde davayı genişletme yasağı ve taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak davacı tarafın manevi tazminat sebebi olarak göstermediği bir konuya atıfla manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, erken taburcunun da söz konusu olmadığını, davacının genel durumunun iyi görülmesi ve talebi üzerine taburcu olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel sağlık kuruluşu ile davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosyaya kazandırılan ATK ve Üniversite raporları; operasyon yönünden davalı tarafa atfedilecek bir kusurun bulunmadığı, operasyon sebebiyle oluşan bağırsak delinmesinin her türlü özen ve dikkate rağmen gerçekleşebilecek komplikasyon mahiyeti taşıdığı, davacı ...'dan operasyon öncesi alınan onam belgesinde söz konusu komplikasyona ilişkin bilgilendirmenin yapılmış olduğu konusunda birbiriyle uyumlu olup uyuşmazlık; davacının Mina'nın erken taburcu edilip operasyon sonrası komplikasyonun tespitinde davalı tarafın kusurlu davranıp davranmadığı ile kusur, zarar ve illiyet bağı şartlarının bulunup bulunmadığı üzerinde toplanmaktadır.Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukukî anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki hukukî ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017, s. 594).Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere “haksız fiil sorumluluğu” veya “subjektif sorumluluk” da denilmektedir.Bununla birlikte sorumluluğun asli şartı; zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararının ardından dosyaya kazandırılan Adli Tıp 7. İhtisas Kurulunun 25.12.2023 tarihli raporunda; "Kişiye 09.03.2017 tarihinde infertilite, solda kronik salpenjit ve ooforit tanılarıyla Özel ... Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi’nde yapılan laparoskopik sağ tüp ligasyonu ameliyatının endikasyon ve tekniğinin tıbben uygun olduğu, kişinin geçirdiği daha önceki ameliyatların karın içi yapışıklığa neden olmuş olabileceği, bu durumun batın ameliyatı sırasında komplikasyon olasılığını arttırdığının tıbben bilindiği, ameliyattan sonra karın ağrısı şikayeti olmasına rağmen kişinin aynı gün içinde taburcu edilmesinin tıbben uygun olmadığı, kişinin 10.03.2017 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle aynı hastaneye başvurduğu ve akut batın tablosu tespit edilmesi üzerine tedavi için aynı gün ... Devlet Hastanesine sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, ... Devlet Hastanesinde 10.03.2017 tarihinde yapılan ameliyatta saptanan ince barsak yaralanmasının laparoskopik sağ tüp ligasyonu ameliyatının her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyonu niteliğinde olduğu, ince barsak yaralanması tanısıyla yapılan parsiyel ince barsak rezeksiyonu+anastomoz ameliyatının komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, dolayısıyla; Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Dr. ...’ün eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, kişinin 09.03.2017 tarihli ameliyattan sonra erken taburcu edilmeyip söz konusu komplikasyonun zamanında tespit edilmesi halinde de aynı tedavinin uygulanacağı, ameliyat raporuna göre kişiye parsiyel ince barsak rezeksiyonu yapıldığının kayıtlı olduğu, parsiyel ince barsak rezeksiyonu sonrası malnutrisyon ve kilo kaybı gelişmesinin tıbben beklenmediği, kaç cm ince barsak rezeksiyonu yapıldığının ameliyat raporunda kayıtlı olmadığı ve patoloji raporunun dosyada mevcut olmadığı birlikte değerlendirildiğinde; ameliyat sonrası gelişen kilo kaybı ile söz konusu ameliyat arasında mevcut verilerle illiyet kurulamadığı, hizmeti sağlık çalışanları aracılığıyla yürüten idarenin organizasyon hatası saptanmadığı" kanaati bildirilmiştir. Her ne kadar derece Mahkemelerince mezkur rapor gerekçe gösterilerek; maddi tazminat talebi reddedilip davacı ... yönünden manevi tazminat talebi kısmen kabul edilmişse de, raporda açıkça karın ağrısı şikayeti üzerine dava dışı hastaneye sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından yerinde olduğu, kişinin ameliyattan sonra erken taburcu edilmeyip söz konusu komplikasyonun zamanında tespit edilmesi halinde de aynı tedavinin uygulanacağı, ameliyat sonrası gelişen kilo kaybı ile ameliyat arasında illiyet bağı kurulamadığı ve idarenin organizasyon hatası olmadığı, tespit edildiği, zarar ve illiyet bağı şartları gerçekleşmediğinden manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usûl ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine,Davacılar harçtan muaf olduğundan fazla yatırılan temyiz karar harcının iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.