Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin ticari satıştan kaynaklı itirazın iptali davasında yetki, temerrüt faizi, alacak likiditesi ve zamanaşımı itirazlarına ilişkin kararı.
Özet: Davacının cari hesaptan kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine davalının itiraz etmesi üzerine açılan itirazın iptali davasında, davacı Antalya mahkemelerinin yetkili olduğunu, borcun likit ve faiz oranının ticari mevzuata uygun olduğunu savunarak icra takibinin devamını ve inkar tazminatı ödenmesini isterken; davalı, Ankara mahkemelerinin yetkili olduğunu, taraflar arasında ticari ilişkinin bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını ve pasif dava ehliyeti eksikliği olduğunu iddia ederek davanın reddini talep etmektedir.

T.C.

ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ:█████/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ:█████/2021
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:█████/2026
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; müvekkilinin cari hesaptan kaynaklı alacağın tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalının icra takibine itiraz ederek takibi durdurduğunu, davalının borca itiraz dilekçesinde Antalya İcra Dairelerinin yetkisine ve borcun tüm ferileri ile birlikte tamamına itiraz ettiğini, bu sebeple iş bu itirazın iptali davasmı açma zarureti hasıl olduğunu, davalı tarafın Ankara İcra Dairelerinin yetkili olduğuna ilişkin itirazının yerinde olmadığını, nitekim dava konusu uyuşmazlığın para borcu olup para borcu götürülecek borç olduğundan TBK md 89/1 gereğince alacaklı davacının ikametgah yeri olan Antalya İli Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunu, davalı tarafın yetkiye itirazının reddi gerektiğini, davalının faize itirazlarının da yerinde olmadığını, talep edilen faiz oranının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530/7 maddesi faiz oranlarına yönelik 3095 sayılı Kanuna atıfta bulunmakta olduğunu, 3095 sayılı "Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunu"nun 2/2 maddesinin Merkez Bankası avans faiz oranlarına yapılan atfı ise Merkez Bankası Kanunu'nun 45. maddesine göre avans işlemlerinde uygulanacak faiz düzenlenmiş olup, █████/2018 tarihli güncel tarifeye uygun olarak takip talebinde ve ödeme emrinde faiz oranının % 19,50 olarak talep edildiğini, █████/2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2. maddesine göre arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizin yıllık % 19,50 üzerinden istenebildiğini, tarafların ikisi de tacir olup yaptıkları tüm işlerin ticari iş olduğunu, takip konusu alacağın likit olduğunu, davalı tarafın davacıya ne kadar borcu olduğunun bilinmekte olup bu miktarın hem ticari defterde hemde gönderilen ödeme emirlerinde belli ve likit olduğunu, davalı borçlunun haksız ve hukuka aykırı olarak borcunu ödemediğini, kendisine tebliğ edilmiş olan ödeme emrine itiraz ederek takibin durmasma sebebiyet verdiğini, davacının alacağını elde etmesini geciktirdiğini, tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesi halinde de davacı şirketin cari hesaptan kaynaklı olarak davalıdan 10.305,73 TL alacaklı olduğunun görüleceğini, bu hususta gerekirse bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile ihtiyati haciz taleplerinin kabulüyle, davacının alacağının güvence atına alınması için davalının taşınır, taşınmaz mallarıyla üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarına dava değeri olan 10.305,73 TL kadar alacak için ihtiyati haciz konulmasına, davalının Antalya Genel İcra Müdürlüğü ... E. (Antalya 12. İcra Müdürlüğünün ... eski esas) sayılı icra dosyasına yaptığı haksız itirazının iptali ile takibin takip hukukundan kaynaklanan bütün ferileri ile birlikte ve takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile kaldığı yerden devamına, davalının likit alacaktan kaynaklı takibe haksız itirazı nedeniyle asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili; taraf ile kesin borç ikrarına dayalı herhangi bir belge olmaması dolayısı davacın iddia ettiği gibi götürülecek bir borçtan söz edilemeyeceğini alacağın aslının nizalı bulunmasının sırf kendi ikametgahında icra ve takip yoluna giderek müzayakaya neden olunması da gözetilerek yetkisiz yer icra dairesi ve mahkemesinde icra takibi ve itirazın iptali dava yoluna gidildiğini, davalının belirtilen adresinin Ankara olması dolayısı ile yetkili icra daireleri ve mahkemelerinin de Ankara olduğunu, bu davaya konu olan ve somut delilden uzak alacaktan kaynaklı husumet yönünden davacı taraf ile herhangi bir ticari alacak borç ilişkisi olmaması sebebiyle pasif dava ehliyeti noksanlığından davanın reddine karar verilmesini, davacı ile davalı şirket arasında ticari defter kayıtlarında en son 2009 yılında ticari ilişki göründüğünü ve bu tarih üzerinden 10 yıl geçmiş olması sebebiyle iddia edilen alacağın zamanaşımına ve hak düşürücü süreye uğraması nedeni ile davanın zamanaşımı sebebiyle reddini dilediklerini, davacı taraf ile iddia edilen alacak yönünden herhangi nakdi veya mal alışverişi neticesi bir ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesap sözleşmesi bulunmaması dolayısı ile davacının davalıdan herhangi bir alacağının da olmaması sebebiyle davanın tüm ferileri ile birlikte reddini talep ettiklerini, tarafların arasında herhangi bir mutlak borç taahhüdünü kapsar belge de olmaması sebebiyle davacı tarafın temerrüt gerçekleşmeden icra takibinde uyguladığı % 19,50 ticari avans faizinin de kabulünün mümkün olmadığını, bu sebeple icra takibine yaptıkları itirazın usul ve kanuna uygun olduğunu, dava konusu alacağın belirli ve muaccel bir alacak olmaması dolayısı ile likit olmaması sebebiyle davacın %20 oranında icra inkar tazminatının da yerinde olmadığını, davanın konusu kabul edilmeyen ve içeriği teslim edilmeyen ve hiç haberleri olmayan bir belgeye de dayanmakta olup buna dayalı yapılan icra takibine ve itirazın iptali davasının taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafın ihtiyati haciz taleplerinin de yerinde olmaması kabul ve taahhüt edilen bir alacağın bulunmaması muaccel ve likit bir alacak söz konusu olmadığından talebin reddine karar verilmesini, bu nedenlerle davanın usul ve esastan reddi yönünde karar verilmesini, davacı aleyhine % 20den aşağı olmamak üzere icra ve kötüniyet tazminatının tahmili ile davalıya ödenmesine yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece, "... Neticeten; davacının alacak bakiyesini oluşturan 10.01.2009 tarihli faturanın davalının sunulan ekstrelerinde kayıtlı olduğu ancak davacı ekstrelerinde görünen 590,04TL'lik bakiyesinin ödendiği 30.09.2009 tarihli faturanın ise davalının sunulan ekstrelerinde kayıtlı olmadığı ve bu faturanın davacı tarafça dosyaya sunulamadığından yargısal denetim yapılamadığı ve yine ispat hukuku gereği davacı tarafın takibe ve davaya konu faturalara dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı hususları sabit görüldüğünden davalının kabulünde olmayan ve kur farkı işletilen faturadan ötürü davacının bir alacağından bahsedilemeyeceği anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Kötü niyet tazminatı talebi yönünden yapılan değerlendirmede:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.4.2005 tarih ... E. ... K. Sayılı ilamında "Dosya kapsamı ve somut olayın özellikleri göz önüne alındığında; davacı/alacaklının takibe konu alacağının varlığını usul hukuku kuralları çerçevesinde kanıtlayamadığı; ancak, icra takibine kötü niyetli olarak giriştiğini kabule elverişli herhangi bir delilin ise bulunmadığı açıktır. Diğer taraftan, davalı da, somut olayda davacının icra takibinde kötü niyetli olduğunu yasal delillerle kanıtlayamamış olup, dosya içeriğinde de kötüniyetin varlığını açıkça ortaya koyacak bir yöne rastlanmamıştır. İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenen ve uygulamada “kötüniyet tazminatı” olarak adlandırılagelen tazminat türü, sadece ve ancak, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen, ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, İ.İ.K.nun 67. maddesi anlamında “haksız” ise de, kötüniyetli olarak kabul edilebilmesine ve dolayısıyla, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur." belirtilmiştir. İş bu içtihat nazara alındığında somut olayda davalı taraf davacının kötü niyetini ispatlayamadığından bu talebin reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kağıt sektöründe ticari faaliyet gösteren şirketler arasında kur dalgalanmalarına karşı kur farkı zararı oluşmasının önüne geçebilmek adına kur farkı uygulanmasının bulunduğunu, dava dilekçesinde belirtildiği üzere ve █████/2020 tarihli delil dilekçesinde Mahkemeye ibraz edilen Cari Hesap Ekstresi başlıklı belgede müvekkilinin kur farkından kaynaklı davalıdan alacaklı bulunduğu 10.305,73 TL bedelin açık olduğunu, müvekkilinin davalı ile arasında bulunan ticari faaliyetlerin döviz aracılığı ile yapılmakta olduğunu, işbu davaya konu alacağın dayanağının müvekkilinin kayıtlarında açıkça görüldüğü üzere kur farkı faturası olduğunu, davalının kur farkını ödememek için kasıtlı olarak müvekkilinin kur farkı olarak kestiği faturayı kayıtlarına işlemediğini, █████/2021 tanzim tarihli bilirkişi raporu ile müvekkilinin ibraz edilen 2018-2019 yıllarına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmuş olduğu ve sahibi lehine delil oluşturma vasfına sahip olduğu müvekkilinin ticari defterlerine göre █████/2019 tarihi itibariyle müvekkilinin davalıdan 10.305,73 TL alacaklı olduğunun kayıtlı olduğu da yasaya uygun ve haklı olarak tespit edildiğini, Yerel Mahkeme tarafından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından davalının ticari defterlerine itibar edilmesinin gerekçesinin açıklanamadığını, █████/2009 tarihli 2.231,69 TL bedelli fatura aslının Mahkemeye sunulamaması gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini ancak cari hesaba konu faturanın █████/2009 tarihli olmasının ve TTK m. 82 uyarınca 10 yıllık saklama süresi olduğundan faturanın imha edilmesi nedeniyle aslının dosyaya sunulamadığını, bu bağlamda taraflar arasında yazılı bir anlaşma olmasa da ticari ilişki sürecinde daha evvel kur farkı faturalarının tazmin edildiği ve davalı tarafından ödendiği taraflar arasında kur farkına ilişkin uygulama olduğunun izahtan vareste olduğunu, Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, cari hesaptan kaynaklı alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenler, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, kur farkı istenebilmesi için ticari satımın yabancı para ile yapılmış olması, taraflar arasında kur farkı istenebileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme veya teamülün bulunması gerektiği, davacı tarafça bu yönde yazılı delil sunulmadığı gibi taraflar arasınında teamülün bulunduğunun ispat edilemediği, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, HMK'nın 355/1. maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmış olmakla; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, Harç Tahsil Müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.█████/2026
...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!