Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin ekonomik krizde tasfiye edilen eser sözleşmesinden doğan alacak ve iade edilmeyen teminat mektupları nedeniyle açılan davadaki gerekçeli kararı.
Özet: Davacı, 2001 ekonomik krizi sonrası bir eser sözleşmesinin fiyat farkı kararnamesi uyarınca tasfiyesi talebinin davalı idarece haksız yere reddedilmesi üzerine başlayan uzun yargı süreci sonunda alacağını tahsil edebilmiş; ancak, idarenin kesinleşen mahkeme kararına rağmen banka teminat mektuplarını iade etmemesi ve bunları nakde çevirme teşebbüsünde bulunması nedeniyle, bu hukuka aykırı eylemlerden doğan zararlarının tazmini, geçmişe dönük temerrüt faizi ve teminat mektuplarının iadesi talebiyle yeni bir dava açarak haklarını aramaktadır.

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ████████ Esas - ████████

TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili
ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2025
KARAR TARİHİ : █████/2025
YAZIM TARİHİ : █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... Tic. Ve San. Ltd. Şti., davalı idare ile imzalamış olduğu...... Noterliğinin 21.09.2000 tarih, ..... yevmiye numarası ve 06.09.2000 tarih, ..... yevmiye numarası ile tasdikli sözleşmeleriyle ..... dahilinde,.....sözleşme paketi kapsamında 546, ..... sözleşme paketi kapsamında 470 adet kalıcı konut inşaatı işlerini yüklendiğini, .... Tic. Ve San. Ltd. Şti.; ülkemizde o tarihte meydana gelen derin ekonomik kriz üzerine, 18.08.2001 tarihli ve ..... sayılı resmi gazetede yayınlanan “...kamu sektörüne dahil idarelerin ihalesi yapılmış ve yapılacak işlerinde ihale usul ve şekillerine göre fiyat farkı hesabında uygulayacakları esaslarda değişiklik yapılmasına ilişkin esaslar...” başlıklı ..... sayılı kararnamenin 4.maddesinin geçici 17. Maddesi hükmü ile tanınan olanaklardan “...hiçbir tazminat sorumluluğu olmaksızın sözleşmenin tasfiyesi...” seçeneğini tercih ettiğini içeren dilekçesini kararnamede belirtilen 30 günlük süreç içerisinde 13.09.2001 tarihinde davalı idareye sunduğunu, ancak bu talebin reddedilmesi ve 08.02.2002 tarihinde davalı idarenin inşaat sahasına el koyması üzerine; .... Tic. Ve San. Ltd. Şti. tarafından idari yargıda açılan davada, ..... Mahkemesi ..... sayılı 30.06.2004 tarihli ilamı ile lavacı inşaat şirketinin fiyat farkı kararnamesinden yararlanacağı...” gerekçesiyle davalı idarenin işleminin iptaline karar verdiğini, İdari yargıdaki bu iptal davasının, daha sonra ...... Dairesinin dava konusu uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girmediği gerekçesiyle verdiği bozma kararı doğrultusunda görevsizlik kararı ile neticelenmesi sonucunda ..... E. sayılı dosyasında görüldüğünü, davanın yargılaması devam ederken, davacı .... Tic. Ve San. Ltd. Şti. dava konusu alacağını müvekkil ...'e devrettiğini, ..... Mahkemesi tarafından, 26.10.2015 tarihli bilirkişi raporundaki tasfiye kesin hesabı ve hakediş alacağına ilişkin hesaplamalar (kararnameden yararlanarak, sözleşmenin tasfiyesinin tercih edildiği dilekçenin, idareye sunulduğu 13.09.2001 tarihindeki birim fiyatlar üzerinden) doğrultusunda hüküm tesis edilmiş ve müvekkilin alacağının 982.486,73TL olduğuna, alacağın 2.000,00 TL'sine dava tarihi olan 20.04.2009'dan, kalan 980.486,73TL'sine ıslah tarihi olan 26.01.2015'ten itibaren avans faizi işletilmesine karar verildiğini, ...... sayılı ve 13.11.2020 tarihli ilamı, istinafa konu yaptığımız ancak reddedilen hususlar yönünden temyiz edilmiş ise de, temyiz talebimiz de ..... . sayılı ve 08.12.2021 tarihli kararı ile gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, ...... sayılı ve 27.09.2017 tarihli kararı kesinleşmiş ve icra takibine konu edilen alacaklar, davacı tarafından 11.01.2022 ve 19.01.2022 tarihlerinde yani idareye yapılan başvurudan tam 21 yıl sonra tahsil edilebildiğini, bu davanın sonucunda kesinleşen mahkeme kararına konu olan ve davaya konu alacağı temlik eden ... Yapı İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti.'nce yüklenilen işlere ilişkin idareye sunulan banka teminat mektuplarının iadesi hususunda müteaddit defalar yazılı talepte bulunulduğunu ancak olumlu bir cevap alınamadığını, bir yıla yakın sürede idarenin bu hususta bir karar vermesi beklenirken, bankalar tarafından idarenin talebi doğrultusunda teminat mektuplarının nakde çevrilme: işlemlerinin başlatıldığı bilgisi davacıya ulaştığını, davalı idarenin halen banka teminat mektuplarını nakde çevirerek lehine bir durum yaratma gayreti ile maddi olgularla ve usuli kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde girişimlerde bulunması üzerine, teminat mektuplarının tüm yasal düzenlemelere ve kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen keyfi olarak davacıya imtina eden davalı idare yetkilileri hakkında cezai yönden şikayet mektuplarının iade edilmemesinden doğan tazminata ilişkin tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla, teminat mektuplarının iadesi için ..... Esas sayılı dosyası derdest edilmiş ve nitekim yerel mahkeme tarafından haklı davamızın kabulüne karar verildiği, dosya idarenin istinaf talebinde bulunması sebebiyle halen ..... Esas sayılı dosyasında derdest olup, teminat mektuplarının idea edilmemesinden kaynaklı zarar talebine ilişkin olarak da tüm yasal hakları saklı tutarak davalı idarenin de malumu olduğu üzere; davalının, temerrüde düştüğü tarihten ödemeyi gerçekleştirdiği tarihe kadar geçen bu süre içerisinde; gerek ..... Mahkemesi'nin hükmüne esas aldığı 26.10.2015 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tasfiye kesin hesabı ve hakediş alacağına ilişkin hesaplamaların 13.09.2001 tarihindeki birim fiyatlar üzerinden yapılmış olması gerekse de ülkemizde her yıl itibariyle gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarna yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine uygulanan faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında meydana gelen değişiklikler dikkate alındığında, davacının alacağı; enflasyon ile birim fiyatlara bağlı olarak aradan geçen zaman karşısında fahiş ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmiş ve dolayısıyla davacıya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiğini, nitekim, yalnızca birim fiyatlara bağlı fark dahi munzam zararın somut olarak ispatlandığını, kural olarak kişilerin kamudan olan alacaklarının herhangi bir yargısal sürece veya icra takibine gerek olmadan ödenmesinin bekleneceğini, somut olayda; davacının alacağının geç ödenmesinin makul bir gerekçe mevcut olmadığı derece mahkemelerinin geriye alacağın idare tarafından yargılama sonucu ödenmesi nedeniyle yine idarenin sağladığını, davalı idarenin temerrüde düştüğü tarihten ödemenin yapıldığı güne kadar geçen süre içerisinde; her yıl itibari ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranının, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumunun, mevduat ve devlet tahvillerine verilen faiz oranlarının, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik tablolarının araştırılıp saptanması ve bu alanda uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılarak değinilen zaman dilimi içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması nedeniyle davacının uğradığı munzam zararın hesaplanılarak hüküm altına alınması amacıyla işbu davanın açıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile munzam zarar bedelinin şimdilik 150.000,00TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; munzam zararın tabi olduğu zamanaşımı süresinin, başlangıç tarihi üzerinde durulması gerektiğini, zaman aşımının başlangıcı olarak T.B.K’nun 149. (B.K 128) maddesindeki alacağın muaccel olması tanımını; kararın icraya konulmuş olması nedeniyle tahsil tarihi olan 11.01.2022 ve 19.01.2022 tarihlerini esas alarak, geriye dönük 21 yıllık zarardan söz edilmekte olduğunu, bu yoruma göre, açıkça yazılmamış olmakla birlikte; işbu munzam zarar davasının, zararın ödenmesi tarihine göre, 10. yılın sonundan önce açılması ile zamanaşımı süresinden önce açıldığının öne sürüldüğünün anlaşıldığını, bu suretle, davacının tahsil tarihinden 21 yıl önceki zararının ödenmesi gerektiğini iddia ettiğinin anlaşıldığını, oysa ki; dava dilekçesinde zarar gerekçesi olarak 26.10.2015 tarihli bir bilirkişi raporuna atıfla belirtilen hususlar, gerçekleşmiş zarar olarak ispatı açısından taraflarından munzam zarar nedeni olarak kabul edilmediğini, davacının talebine bakıldığı zaman görüldüğü üzere, davacının afaki bir zararı talep etmekte olduğunu, belirttikleri gibi; mahrum kalındığı iddia edilen kazancın, munzam zarar olarak istenilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki; mal varlığında azalma olduğunu iddia eden davacının, bu iddiası doğru kabul edilir ise; geç ödeme karşılığında tahsil etmiş bulunduğu ve dönemsel olarak ekonomik verilerde ki değişime göre uyarlanan ticari avans reel faizi ile de; gecikmenin karşılığını aldığını, davacının uğramış bulunduğunu iddia ettiği munzam zarar ile müvekkilinin arasındaki ..... sözleşmesinden doğma haklarını kullanması olarak ortaya çıkan işteki gecikme nedeniyle cezai şart kesintisi yapılması ve gecikilen dönem için fiyat farkı ödenmemesi şeklindeki uygulama, olayın meydana geldiği tarih itibarıyla fiili durum dikkate alındığında, sözleşmesel olarak, asıl davaya bakan...... Mahkemesinin de kabul ettiği üzere, hukuki bir uygulama olduğunu, inşaat sahasında günlük olarak yüklenicinin çalışmalarını, iş programı çerçevesinde izleyen, süre uzatımları, iş değişiklikleri, ek talepler vb konularda karar oluşturan mühendisin, yüklenicinin kusurlu olarak gecikmeye girdiğine, hatta işleri tamamen durdurduğuna ilişkin tespiti sonucunda cezai şart kesilmesi ve sözleşmenin 63. Maddesi gereğince fesih yapılmaksızın sahaya el konulması kararını vermesi nedeniyle yapılan bir uygulamanın söz konusu olduğunu, zamanında gerekli tedbirleri almayarak, işin gecikmesine neden olan ve işleri durduran, sahadan ayrılan davacının, yapılan kesintiler nedeniyle munzam zarara uğradığı iddiası doğru olmadığı gibi; yargılama sırasında davacı yükleniciden yapılan gecikme cezası kesintisinin yerinde olduğunun kabul edildiğini ve davacının bu yöndeki talebinin reddedildiğini, bu suretle, müvekkili tarafından yapılan uygulama sözleşmesel olarak doğru bulunmakla ve tasfiye başvurusunun Dünya Bankası dokümanlarına göre reddinin doğru olmasına rağmen, Mahkemece aksi kanaatle verilen karar sonucunda; gerçekte idareye borçlu olan yüklenicinin bazı kalemlerle ilgili taleplerinin kabulüne, taleplerinin büyük kısmının reddine karar verildiğini, esas olarak davacının alacağını geç elde ettiği iddiasının temelinde, 19 yıl süren yargılama sürecinin uzunluğu bulunduğu, bilirkişi incelemesinde geçen uzun süreler, mahkemelerin yoğunluğundan kaynaklı, duruşma günlerinin uzun aralıklarla verilmesi, davacının bir kısım haksız taleplerinde ısrar etmesi, bunlarla ilgili doküman ve Mahkeme kararlarının temin ve celp edilmek zorunda kalınması, Covid salgınından kaynaklı ara verme vb. sebeplerle uzayan yargılama nedeniyle bu süreçte müvekkili idareye isnat edilebilecek bir kusur bulunmadığını, yargılamanın uzamasının faturasını, munzam zarar olarak Anayasal savunma hakkını kullanan müvekkilim davalıya yüklemenin doğru olmadığını, davacının haksız ve yersiz davasının; öncelikle, maddi hukuktan kaynaklanan bir savunma aracı olan zaman aşımı def’i değerlendirilerek tümüyle reddine, davacının davasına gerekçe yaptığı, ..... Mahkemesinin sonuçlanarak kesinleşen ..... E. sayılı dosyasına dayanılarak açılan işbu davanın; öncelikle davacının somut zarar iddiası bulunmadığından esastan reddine, yargılamanın uzamasından kaynaklandığı belirtilen munzam zarar iddiasının oluşumunda, müvekkilinin bir kusuru bulunmadığından esastan reddine, keza, munzam zarar iddiasının; zarar, kusur, illiyet bağı unsurları yönünden yapılan açıklamalar dikkate alınarak esastan reddine, gerçekçi ve hukuki olmayan munzam zarar ve faiz talebini içeren usule ve yasaya aykırı, haksız ve yersiz davanın usul ve esas yönlerinden tümü ile reddine, masraf ve ücreti vekaletin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKÇE VE KABUL:
Dava, eser sözleşmesi sebebiyle munzam zarar talebine ilişkindir.
6102 sayılı TTK.'nun 5. maddesinde █████/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6335 sayılı yasanın 2. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki daha önce iş bölümü şeklinde mevcut olan ilişki görev ilişkisine dönüştürüldüğü için artık █████/2012 tarihinden sonra açılan davalarda Ticaret Mahkemelerinin görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmesi yasal zorunluluk haline dönüşmüştür.
Özel hukuk alanında yapılacak yargılamalar sırasında uyulması gereken genel görev kuralları 6100 sayılı HMK 'da yer almaktadır. Bu yasanın 1. maddesi ile “Mahkemelerin görevlerinin ancak yasa ile düzenlenebileceği ve bu düzenlemenin de kamu düzenine ilişkin sayılması gerektiği” öngörülmüştür. Bunun doğal sonucu olarak taraflar ileri sürmese de mahkemelerin yargılamanın her aşamasında görevli olup olmadıklarını kendiliklerinden değerlendirmesi gerekmektedir. Bu genel düzenlemenin yanında bir de ticari hayatla ilgili düzenlemeler içen 6102 sayılı TTK mevcuttur. Ticaret yasamızın 3. maddesinde ticari işin tanımı yapılmış, 4. maddesinde ticari davaların neler olduğu sınırlı olarak sayıldıktan sonra, 5. maddesinde ise aksi kararlaştırılmadığı sürece tüm ticari davalar ile ilgili olarak Ticaret Mahkemelerinin görevli oldukları belirtilmiştir.
Ticaret Mahkemelerinin görev alanını ticari davalar oluşturuyor ise, ticari davaların hangileri olduğunu 6102 sayılı TTK'nun 4. maddesine bakarak belirlemek zorunluluğu vardır. Bu madde de ise ticari dava;
1)Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olan hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri,
2-)Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın,
a)Ticaret Kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları,
b)Türk Medeni Kanunu'nun rehin karşılığı ödünç verme ile uğraşanlar hakkındaki 962 ila 969 maddelerinde,
c)6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun;
-Mal varlığının veya işletmenin devir alınması ile işletmelerin birleştirilmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203 maddelerinde,
-Rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447. maddelerinde,
-Yayın sözleşmesine ilişkin 515 ve 519. maddelerinde,
-Komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ve 545. maddelerinde,
-Ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547. ve 554. maddelerinde,
-Havale hakkındaki 555. ve 560. maddelerinde,
-Saklama sözleşmesini düzenleyen 561. ila 580. maddelerinde,
d)Fikri Mülkiyet Hukukuna dair mevzuatta,
e)Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f)Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen konulardan doğan hukuk davalarının TİCARİ DAVA ve ticari nitelikli çekişmesiz yargı işi sayılır, ancak hiçbir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale ve vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır şeklinde düzenlenmiştir.
Ticaret yasanın 5. maddesi ile “aksine hüküm olmayan hallerde, dava olunan şeyin değerine bakılmaksızın ticari davalara Asliye Ticaret Mahkemelerinin bakması düzenlemesi getirilmiştir. Bu yasal düzenleme gereği TTK'nın 4. maddesinde düzenlenen ve ticari dava kapsamında sayılan uyuşmazlıkların ticaret mahkemelerinin görev alanını oluşturduğunu kabul etmek gerekir. Bu genel kuralın yanında uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemenin yer aldığı metinde bu konu ile ilgili uyuşmazlığın açıkça ticaret mahkemelerinde çözüleceği öngörülmüş ise (örneğin İİK'nun 171/4) ya da yasa ile bu yasa kapsamındaki işlerin ticari dava sayılacağı öngörülmüş ise (1163 sayılı yasanın 99. maddesi vb. gibi) bu yasadan kaynaklanan davaların da ticaret mahkemelerinin görev alanında olduklarını kabul etmek gerekecektir.
Somut olaya gelince; Davanın Ticaret Mahkemelerinin görev alanındaki ticari dava olarak kabul edilebilmeleri için yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın uyuşmazlığın TTK'da düzenlenen bir konudan kaynaklanması veya uyuşmazlığın her iki tarafının tacir ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması gerekir.
Davalı şirket ile davacı gerçek kişiler arasındaki sözleşme TTK'da düzenlenmeyip, Borçlar Yasasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan munzam zarar talebine dayanan uyuşmazlığın Ticaret Kanununda düzenlenen bir konudan kaynaklanmadığı, bu nedenle uyuşmazlığın ticari dava olabilmesi için TTK nun 4/1 maddesi uyarınca davanın her iki tarafının da tacir olması ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması gerekir.
Davalı ..... tacir olmadığı, tacir olarak kabul edilmesinin de mümkün olmadığı, bu hali ile uyuşmazlığın bir tarafını oluşturan davalı tacir olmadığı için TTK nun 4/1 maddesi koşulları oluşmadığı, bu nedenle ticaret mahkemelerinin görevli olmadıkları kabul edilip, mahkememizin görevsizliğine ilişkin kararı verilmesi gerektiği kabul edilip, aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
6100 sayılı HMK m.114/1-c, 115/2 uyarınca Ticaret Mahkemeleri görevli olmadığı için davanın usulden reddine,
..... Mahkemeleri'nin görevli olduklarının tespitine,
Daha evvel .....Mahkemesi’nin görevsizlik kararı verdiği görülmekle, HMK m.21/(c) uyarınca İstinaf yoluna başvurulmaksızın karar kesinleştiğinde; her iki Mahkeme arasında oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının çözümü için dosyanın .....'na gönderilmesine,
HMK m.331/(2) uyarınca, yargılama giderlerinin görevli mahkeme tarafından nazara alınmasına,
Dair, Davacı Vekili Av. ..... , Davalı Vekili Av. .....'nun yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde ..... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2025
Katip .....
¸e-imzalıdır.
Hakim .....
¸e-imzalıdır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!