Danıştay 4. Daire, Diyarbakırdaki kum-çakıl ocağına verilen "ÇED Gerekli Değildir" kararının iptal davasında ehliyet ve bilirkişi raporu değerlendirmeleri ışığında ilk derece mahkemesi kararının temyizine ilişkin içtihat metni.
Özet: İlk derece mahkemesi, Diyarbakır Barosu Başkanlığının davasını ehliyet yönünden reddederken, diğer davacılar açısından ise Diyarbakır Valiliğince bir kum-çakıl ocağı projesi için verilen "ÇED Gerekli Değildir" kararının iptali istemini; bilirkişi raporundaki kümülatif etki, halkın katılım toplantısı gerekliliği, toz debisi farklılıkları, yeraltı/yerüstü su kaynakları korunması, flora/fauna üzerindeki etkiler ve büyük ova koruma alanı düzenlemelerine ilişkin itirazların ya somut dayanaklardan yoksun olduğunu ya da idarenin taahhüt ve değerlendirmeleriyle giderildiğini belirterek reddetmiştir.
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
Esas No : █████████
Karar No : █████████
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1-... Başkanlığı
2- ... Derneği
3-... ... 11-...
VEKİLİ: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Valiliği
VEKİLİ : Av....
İSTEMİN KONUSU: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:... K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Diyarbakır ili, Bismil ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ER:... numaralı alanda, DSİ 10. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan "Kum-Çakıl Ocağı" projesi ile ilgili olarak Diyarbakır Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce verilen ... tarih ve E-... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince verilen kararda; davacı Diyarbakır Barosu Başkanlığı yönünden yapılan değerlendirmede, baroların kuruluş amaçları dikkate alındığında, dava konusu ÇED Gerekli Değildir kararının davacı Diyarbakır Barosu Başkanlığının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini etkilemediği ve bu haliyle davanın Diyarbakır Barosu Başkanlığı bakımından ehliyet yönünden reddi gerektiği; diğer davacılar yönünden, dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu projenin kümülatif etki değerlendirme yapılması zorunluluğu bulunan projeler kategorisinde bulunmadığı, ayrıca halkın katılım toplantısı düzenlenmesi zorunlu olan projelerden de olmadığı, bilirkişi raporunda, Proje Tanıtım Dosyasında hesaplanan toz debisi ile modelleme raporunda hesaplanan toz debileri arasında farklılık bulunduğu, modelleme raporunda veri olarak PTD'de hesaplanan değerlerin kullanılarak modellemenin yapılması gerektiği belirtilmiş ise de, veriler arasındaki farklılıkların sebebinin verilerin girildiği programda matematiksel yuvarlama işleminin yapılmış olmasından kaynaklandığı, daha büyük olan sayıya yuvarlama işlemi gerçekleştirildiği için daha kötü bi senaryo referans alınarak modelleme yapıldığı ve bu durumun çevresel yönden daha lehe olduğu, yine bilirkişi raporunda, dava konusu projede yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının korunması hususunun sağlanamayacağının belirtildiği, ancak bu hususa ilişkin somut hiçbir değerlendirmenin yapılmadığı, Devlet Su İşleri 10. Bölge Müdürlüğünden kurum görüşü alındığı ve proje sahibi tarafından faaliyet kapsamında yeraltı ve yerüstü sularına olumsuz etkide bulunabilecek her türlü kirletici unsurdan kaçınılacağına ilişkin taahhüt verildiği, raporda bitkisel ve hayvansal flora ve faunanın proje sahasına çok yakın olduğu, yapılması planlanan proje kapsamında gerçekleştirilecek işlemler sırasında toz ve gürültü meydana geleceği, yapılacak inşaat faaliyetleri sırasında habitat kaybının söz konusu olacağı, oluşacak habitat kaybının hem flora hem de fauna türlerinin popülasyon yoğunluğunu etkileyebileceğinin belirtildiği, ancak bu hususa ilişkin de somut bir tespit yapılmadan sadece soyut genellemeler ile değerlendirme yapıldığının görüldüğü, ilgili idarece proje alanının, proje alanının yakın çevresinin ve bölgenin flora ve fauna değerlendirmesinin yapıldığı, Tarım ve Orman Bakanlığı 15. Bölge Müdürlüğünün görüşü ve biyolojik çeşitlilik raporu doğrultusunda uygundur görüşü verildiği, proje sahibinin taahhütü doğrultusunda bitkisel toprağın depolanıp canlılığını koruması için üzerinin branda ile muhafaza edileceği, nemli tutulacağı, çimlendirilerek rehabilitasyon kapsamında kazı yapılan yerlere serileceğinin de ilgili idarece belirtildiği, ayrıca bilirkişi raporunda proje sahasının Büyük Ova Koruma Alanı içerisinde bulunduğu için, bu alanda yapılacak çalışmalar öncesinde Tarım ve Orman İl Müdürlüğünden 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazim Kullanım Kanunu'nun 14. maddesi kapsamında tarım dışı kullanım izninin alınması gerektiğinin ifade edildiği, bu konuya ilişkin davalı idarece ilgili kurum olan Diyarbakır Valiliği Tarım ve Orman İl Müdürlüğünden kurum görüşünün sorulduğu, ilgili idarece, Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair 2023/6 sayılı Genelge'nin 12. maddesi kapsamında, kamulaştırma planı doğrultusunda, idare adına ... ada ... ve ... ada... no'lu parsellerin, göl alanı olarak tescil işlemlerinin tamamlanması nedeni ile 5403 sayılı Kanun kapsamında yapılacak iş ve işlem bulunmadığından ÇED sürecinin yürütülmesinde sakınca olmadığının belirtildiği, raporda madenciliğin oluşum koşullarına bağlı olarak yer alternatifi söz konusu olmayan bir faaliyet türü olduğu belirtildikten sonra çelişkili bir şekilde proje yeri ve üretim yönteminin alternatifinin düşünülmediğinin belirtildiği, madencilik faaliyetlerinin fıtratı gereği toz ve gürültü yayan faaliyetler olduğu, ancak idarece yapılan değerlendirmelerde ve hazırlanan Proje Tanıtım Dosyasında taahhüt edilen iş ve işlemlerde ilgili yönetmeliklerdeki sınır değerleri aşan bir çalışmanın söz konusu olmayacağının belirtildiği, bilirkişi raporunda da bu durumun aksini ortaya koyan somut bir tespit yer almadığı anlaşıldığından, yapılmak istenen proje için verilen dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle; davacı Diyarbakır Barosu Başkanlığı yönünden 2577 sayılı Kanun'un 15/1-b maddesi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddine, diğer davacılar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, bilirkişi raporunun açık tespitlerine rağmen aksi yönde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, ziraat bilirkişisinin, projenin tarımsal faaliyet ve biyoçeşitlilik açısından uygun olmadığı yönünde görüş bildirildiği, raporda, yapılacak faaliyetlerin flora ve faunayı, hava, toprak ve su kaynaklarını, doğal besin zincirini ve tarımı önlenemeyecek bir şekilde etkileyeceğinin izah edildiği, Proje Tanıtım Dosyasında, tarım ve hayvancılık faaliyetlerine, su rezervlerinin nasıl korunacağına ve yaban hayatının devam ettirilmesine dair yeterli tedbire yer verilmediği; çevre bilirkişisinin, PTD'de yapılmak istenen projenin yakınında faaliyette olan başka kırma eleme tesislerinden ve bu tesislerden kaynaklı olası çevresel etkilerden bahsedilmediğine ilişkin tespitte bulunduğu, söz konusu projeye ilişkin kümülatif etki değerlendirmesinin zorunlu olmadığına dair iddiaların yanıltıcı olduğu, jeoloji-hidrojeoloji bilirkişisinin, projenin, yeraltı su kaynaklarını ve akarsu seviyelerini olumsuz etkileyeceği ve suyu kirleteceği yönünde tespitte bulunmasına rağmen, Mahkemece proje sahibinin taahhütlerinin esas alındığı; PTD'nin bir çok maddi hata ve çelişki içerdiğinin bilirkişi raporu ile de sabit olduğu, ayrıca, bakılan davada Diyarbakır Barosu Başkanlığının da dava açma ehliyetinin bulunduğu belirtilerek, temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir.
TETKİK HÂKİMİ: ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Diyarbakır ili, Bismil ilçesi, ... Mahallesi, ... pafta, ER:... numaralı alanda, DSİ 10. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılması planlanan "Kum-Çakıl Ocağı" projesi ile ilgili olarak Diyarbakır Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce verilen... tarih ve E-... sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir" kararının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde; Çevresel Etki Değerlendirmesinin, gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade edeceği belirtilmiş, aynı Kanunun 10. maddesinde; gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelerin, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları, Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği; proje için yatırıma başlanamayacağı ve ihale edilemeyeceği; Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği öngörülmüştür.
█████/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde, Çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı, "Ek-2’deki listede yer alan çevresel etkileri ön inceleme ve değerlendirmeye tabi projelerin, çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucunda ilgili mer’i mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğunun belirlenmesi üzerine, projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı" olarak tanımlanmış; 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını ve ÇED Raporunu, Çevresel Etkileri Ön İnceleme ve Değerlendirmeye Tabi Projeleri için de Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez." hükmüne; 15. maddesinde; (1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-2’deki listede yer alan projeler, b) Kapsam dışı değerlendirilen veya kanunen muafiyeti bulunan projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi Ek-2’deki listede belirtilen projeler, için proje tanıtım dosyası hazırlanması zorunludur." kuralına, 16. maddesinde; "(1)15 inci maddede tanımlanmış projelerin çevresel etkilerinin incelenmesi amacıyla, proje sahibi tarafından vekâleten yetkilendirilen ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş olan kurum/kuruluşlar tarafından; Ek-4’te yer alan formata göre proje tanıtım dosyası hazırlanır. Hazırlanan proje tanıtım dosyası, proje tanıtım dosyasında ve eklerinde yer alan bilgi ve belgelerin doğru olduğunu belirtir proje sahibince onaylı taahhüt yazısı ile başvuru bedelinin ödendiğine dair dekontla birlikte Bakanlığa sunulur. (2) Bakanlık, proje için hazırlanan proje tanıtım dosyasını Ek-4’te yer alan format çerçevesinde 5 iş günü içinde inceler. Formata uygun hazırlanmadığı tespit edilen proje tanıtım dosyası, tamamlanmak üzere iade edilir. Eksiklikleri tamamlanan dosya 15 takvim günü içinde yeniden Bakanlığa sunulur. Sunulmaması durumunda ÇED süreci sonlandırılır. Formata uygun hazırlandığı tespit edilen proje tanıtım dosyasına konu proje ile ilgili ÇED inceleme değerlendirme süreci başlatılır. ..." kuralına, 17. maddesinde ise; "(1) Bakanlık inceleme değerlendirme süreci tamamlanarak karar aşamasına geçilen proje hakkında 5 iş günü içinde "ÇED Gereklidir" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararını verir. Verilen karar il müdürlüğüne, görüş alınan kurum/kuruluşlara, proje sahibine ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara bildirilir. Bu karar il müdürlüğü tarafından internet sitesinde süresiz ve askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur." kuralına yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin çevresel etki değerlendirmesi uygulanacak projeler listesi olan Ek-1 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 25. maddesinde; "a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dahil) planlanan açık işletmeler, ... c) 400.000 ton/yıl ve üzeri kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler.", çevresel etkileri ön incelemeye ve değerlendirmeye tabi projeler listesi olan EK-2 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 45. maddesinde; "a) Madenlerin çıkarılması (Ek-1 listesinde yer almayanlar)" sayılmıştır.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıf yaptığı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu yerine çıkarılan ve █████/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; Mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanmasını veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebileceği; Mahkemenin, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği; "Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi" başlıklı 282. maddesinde ise, hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kararın; davacılardan Diyarbakır Barosu Başkanlığı yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddine ilişkin kısmı bakımından; İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın davacılardan Diyarbakır Barosu Başkanlığı yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddine ilişkin kısmı, usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Kararın, diğer davacılar yönünden davanın reddine ilişkin kısmına gelince;
Yukarıda yer verilen hükümler uyarınca; çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, seçme eleme kriterlerine tabi bir proje nedeniyle hazırlanacak PTD'de projenin amacı, çevresel özellikleri, projenin muhtemel çevresel etkileri dikkate alınarak, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması amacıyla en uygun yerin seçilmesi esastır.
Bununla birlikte, ÇED süreci sonunda verilecek kararların yargısal denetimi yapılırken, seçilecek bilirkişiler arasında bir çevre mühendisinin bulunması, diğer bilirkişilerin ise projenin ve bulunduğu çevrenin özelliklerine göre, proje tanıtım dosyasını veya nihai ÇED raporunu hazırlayan kişilerin uzmanlık alanları da dikkate alınmak suretiyle seçilmesi gerekmektedir. Nihai ÇED Raporunda veya proje tanıtım dosyasında onlarca uzmanın imzası bulunabildiğinden, birebir aynı sayıda ve aynı uzmanlık alanında olmasa dahi, yargılama usulü kurallarının elverdiği ölçüde, usul ekonomisi de gözetilerek bir denge kurulması, seçilecek bilirkişilerin projenin bulunduğu alana ve projeye yapılan itirazlara göre değerlendirilmesi zorunlu olan ana konu başlıkları bakımından yeterli uzmanlığa sahip olması, tarafları tatmin edici ve adil bir yargılama yapılması açısından gerekliliktir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; bilirkişi raporunda eksiklik veya belirsizlik arz edilen hususların varlığı durumunda, Mahkemece bu hususların, bilirkişiye tamamlattırılması ya da belirsiz olan hususların açıklattırılması veya yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği sonucuna varılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için İdare Mahkemesince; Çevre Mühendisi, Jeoloji Mühendisi, Maden Mühendisi, Harita Mühendisi ve Ziraat Mühendisinden oluşan bilirkişi heyetine mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup; hazırlanan bilirkişi raporunda ve ek raporda sonuç olarak, proje alanının yerleşim yerlerine, tarım arazilerine ve doğal yaşam alanlarına olan mesafesi göz önünde bulundurulduğunda, ÇED Gerekli Değildir kararıyla çevresel etkilerin minimize edilmesi için alınan önlemler ile birlikte sürekli izleme mekanizmaları ile dava konusu Kum Çakıl projesinin bitkisel üretim yapılan tarla tarımı alanlarının, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının korunması hususlarının sağlanamayacağı anlaşıldığından, uyuşmazlık konusu “I-A Grubu Kum-Çakıl Ocağı" projesinin tarımsal faaliyet ve biyoçeşitlilik yönünden uygun olmadığı yönünde görüş bildirildiği; ancak İdare Mahkemesince, anılan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu kanaatine varıldığı belirtildikten sonra, yapılan değerlendirmeler neticesinde, bilirkişi raporunun aksine davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, dosya kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda ve ek raporda; Jeoloji-Hidrojeoloji Mühendisi tarafından yapılan incelemede, dava konusu proje ile yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının korunmasının sağlanamayacağının belirtildiği, ancak bu hususa ilişkin somut hiçbir değerlendirmenin yapılmadığı; bölgedeki flora ve faunanın, gerçekleştirilmek istenen projeden etkilenip etkilenmeyeceği hususunun bu konuda yeterli uzmanlığa sahip biyolog tarafından açıklığa kavuşturulması gerekirken, Ziraat Mühendisi tarafından yapılan incelemede, yine somut bir tespit yapılmaksızın, oluşacak habitat kaybının hem flora hem de fauna türlerinin popülasyon yoğunluğunu etkileyebileceğinin belirtildiği; Çevre Mühendisi tarafından yapılan incelemede, toz emisyonu yönünden PTD'de yapılan hesaplamanın doğru olduğu ve Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliğindeki sınırı aşmadığı, yine gürültü seviyesinin de Yönetmelikte belirtilen sınır değerin altında olacağı tespitlerinde bulunulmasına rağmen, ek raporda gerekçesiz bir şekilde, bitkisel üretim yapılan tarla tarımı alanlarının, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının korunması hususlarının sağlanamayacağı görüşüyle, projenin tarımsal faaliyet ve biyoçeşitlilik yönünden uygun olmadığı sonucuna varıldığının belirtildiği görülmüş olup, bu kapsamda, bilirkişi raporunda proje tanıtım dosyasına ithafen tespit edilen eksikliklerin, projenin mahiyeti de gözetilerek raporu nasıl kusurlandırdığı hususunun somut olarak ortaya konulamadığı, dolayısıyla söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı; projenin yapılmasının mevzuat bakımından uygun bulunmamasına ilişkin unsurların, detaylı bir şekilde incelenmesi ve somut bir şekilde açıklığa kavuşturulması amacıyla, alanın yapısı, flora ve fauna varlığı, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının korunması, atık yönetimi vb. hususlar da dikkate alınmak suretiyle bütüncül bir değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yukarıda verilen bilgiler ışığında, bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı sonucuna varıldığından; uyuşmazlığın tereddüte mahal vermeyecek şekilde çözümlenebilmesi için, temyiz dilekçesindeki iddialar ile yukarıda yer verilen hususlar da dikkate alınarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan oluşturabileceği muhtemel zararlar ile (proje tanıtım dosyasındaki taahhütlerin bilimsel olarak değerlendirilmesi yapılmak suretiyle) bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olup olmadığının aralarında Çevre Mühendisi, Jeoloji Mühendisi, Biyolog olmak üzere, gerekirse başka dallardan da öğretim üyeleri seçilerek oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve bunun sonucunda düzenlenecek raporun değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, karara esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte olmayan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararının davanın esas yönünden reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Temyize konu .... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, Diyarbakır Barosu Başkanlığı yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddine ilişkin kısmının Üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla ONANMASINA,
3.Mahkeme kararının, diğer davacılar yönünden davanın reddine ilişkin kısmının Başkan ... ve Üye ...'in karşı oyu ve oyçokluğuyla BOZULMASINA,
4.Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
5. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, █████/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, temyize konu mahkeme kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle Dairemiz kararına katılmıyoruz.
(XX) KARŞI OY :
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlanmış; 109. maddesinde, Türkiye Barolar Birliğinin bütün baroların katılmasıyla oluşan, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu belirtilmiş; aynı Kanun'un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesinin 21. bendinde de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu düzenlenmiştir.
1136 sayılı Kanun'daki bu düzenlemeler karşısında, gerek Baroların gerekse Türkiye Barolar Birliğinin, mesleki bir örgüt olmak ve meslek mensuplarının genel menfaatlerini gözetmenin ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Bu itibarla, Barolar ve Türkiye Barolar Birliği tarafından açılan davalarda, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra, dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlanması gerekmektedir.
Kaldı ki dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılmalıdır.
Dava dilekçesinde ileri sürülen hukuka aykırılık nedenleri göz önüne alındığında, uyuşmazlık konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir kararına karşı açılan işbu davanın, genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu açık olmakla birlikte, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren veya bütün ülkeyi ve kamuoyunu etkileyen konularda subjektif ehliyet koşulunun, bu durumun dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay kararları da, yerleşik içtihat niteliği kazanmıştır.
Bu durumda, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan Diyarbakır Barosu Başkanlığının, toplumun genelini ilgilendiren ve çevrenin korunması ile ilgili olan dava konusu ÇED Gerekli Değildir kararının iptalini isterken, kişisel, meşru ve güncel menfaat ihlali şartının gerçekleştiği ve dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varıldığından, temyize konu kararın, Diyarbakır Barosu Başkanlığı yönünden davanın ehliyet nedeniyle reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği görüşüyle, Dairemiz kararının bu kısmına katılmıyorum.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!