Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, işçinin kredi kartı ve banka hesaplarının şirket faaliyetleri için kullanılmasıyla oluşan maddi ve manevi zararların tazmini ile ihtiyati tedbir talepli davanın görev incelemesi.
Özet: Davacı, davalı şirkette çalışırken davalı tarafından yönlendirilerek şahsi kredi kartları ve banka hesaplarının şirketin ticari faaliyetleri için kullanıldığını ve bu durumun kendisine maddi ve manevi zararlar verdiğini ileri sürerek tazminat talep etmiş ve icra takiplerinin durdurulması için ihtiyati tedbir istemiştir; mahkeme, davalının cevap dilekçesi sunmadığı bu davada, uyuşmazlığın davacının kişisel finansal araçlarının şirket lehine kullanılması sonucu doğan zararın tazminine ilişkin olup, davanın niteliği itibarıyla mutlak veya nispi ticari dava kapsamında değerlendirilip Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girip girmediğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapmaktadır.

T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : ████████ EsasKARAR NO : ████████ KararDAVA : TazminatDAVA TARİHİ : █████/2026KARAR TARİHİ : █████/2026KARARIN YAZILDIĞI TARİH : █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,TALEP: Davacı taraf sunduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın, davalı .... bünyesinde 2024 yılı Haziran ayı ortasından itibaren sevkiyat ve depo sorumlusu olarak fiilen çalışmaya başladığını, her ne kadar SGK bildirimi .... tarihinde yapılmış ise de, müvekkilinin bu tarihten çok önce davalı şirketin iş organizasyonu içinde aktif biçimde görev yaptığını, iş sözleşmesi, işveren .... tarafından ...... tarihinde haksız biçimde feshedildiğini, müvekkilinin iş akdinden doğan kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarına ilişkin olarak Bakırköy .... İş Mahkemesi'nin ..... E. numarasına kayıtlı ayrı bir dava açtığını, ancak çalışma ilişkisi süresince müvekkiline yöneltilen baskı ve kandırma yalnızca özlük haklarının ihlaliyle sınırlı kalmamış; davalı ...'in sistematik yönlendirmeleri sonucunda müvekkilinin şahsi kredi kartı ve banka hesapları davalı şirketin ticari faaliyetleri için kullanılmış, bu durum müvekkilini maddi ve manevi birçok zarara uğratmış olduğunu, söz konusu harcamalar nedeniyle doğan zarar, niteliği itibarıyla işçilik alacaklarından bağımsız olduğundan işbu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu beyan ederek, HMK m.389 ve devamı uyarınca, Trabzon İcra Dairesi'nin ... E. ve Adana Banka Alacakları İcra Dairesi'nin ... E. sayılı dosyaları kapsamında yürütülen icra takiplerinin geçici olarak durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafından sunulan cevap dilekçesi bulunmamaktadır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Taraflara usulüne ilişkin tebligat yapılmıştır.Dava, Tazminat isteminden ibarettir.Bakırköy Arabuluculuk Bürosunun ... Numaralı dosyasında; ..... sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 17, m. 18/A ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5/A uyarınca arabuluculuk son tutanağının ... tarihinde düzenlendiği anlaşıldı.Uyuşmazlık, davacının davalı şirkette çalışmakta iken diğer davalı ...'in yönlendirmeleri sonucunda davacının kredi kartı ve banka hesaplarının davalı şirketin faaliyetleri için kullanılmasından kaynaklı olarak uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK nın 1. Maddesi, aynı yasanın 114/1-c bendi ile 115/1. Hükmü nedeni ile öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapılmıştır.HMK 138 maddesi uyarınca mahkemenin öncelikle dava şartları hakkında dosya üzerinden karar vereceği düzenlemesi karşısında davanın dosya üzerinden ,dava dilekçesi tebliğ edilmeden görev dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi mümkün olup, bu durum hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde değildir. (YHGK .... tarihve E:....-K:....) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. TTK'nın 11. maddesinin ikinci fıkrası "(2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." hükmünü amirdir. İlgili fıkrada her ne kadar ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırın Cumhurbaşkanı kararıyla belirleneceği ifade edilmişse de söz konusu fıkranın .... tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi. Nitekim ..... tarihli, ..... sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır.Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, sadece ikinci sınıf tacirlerin esnaf olarak kabulü söz konusu olabilir. Yani birinci sınıf tacirler hiç bir koşulda esnaf olarak kabul edilemez.213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrılır. Birinci sınıf tüccarlar, bilanço esasına göre defter tutanlardır. İkinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlardır. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir. Salt ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması, esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. Dosya tüm deliller ile birlikte somut olay bakımından değerlendirildiğinde; 6100 Sayılı HMK nın 1. Maddesi hükmüne göre; göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, aynı yasanın 114/1-c bendi uyarınca, dava şartı olan bu husus, 6100 Sayılı HMK nın 115/1. maddesi gereğince mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinde araştırılır, göreve ilişkin dava şartı noksanlığının sonradan giderilmesi mümkün değildir. Bu nedenle öncelikli olarak görev hususunda inceleme yapılmıştır. Dava davacının davalı şirkette çalışmakta iken diğer davalı ...'in yönlendirmeleri sonucunda davacının kredi kartı ve banka hesaplarının davalı şirketin faaliyetleri için kullanılmasından kaynaklı olarak uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini isteminden kaynaklanmakta olup mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Nispi ticari dava olup olmadığına ilişkin ise her ne kadar davalı şirket tüzel kişi tacir ise de, davacı ve davalı ... bakımından tacir araştırması yapılmış olup davacının tacir olmadığı Esenler Vergi Dairesi Müdürlüğünün .... tarihli yazı cevabından; mükellefiyet kaydının bulunmadığının bildirildiği, Ticaret Sicili Müdürlüğü yazı cevabından davacının herhangi bir kaydının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının tacir olmaması nedeni ile dava nispi ticari dava niteliğinde de değildir. Bu durumda davaya bakmaya Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olması nedeniyle mahkememizin görevsizliğine, Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın, dava şartı olan 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-c maddesinde düzenlenen görev yönünden usulden reddi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE,2-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, kararın kesinleşmesine müteakip talep halinde, dosyanın ve eklerinin yetkili ve görevli mahkeme olan BAKIRKÖY NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,3-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine, 4-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 2. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, dava dosyasının re'sen ele alınarak, açılmamış sayılmasına karar verilmesine, bu hususun taraflara ihtaratına, (Gerekçeli hükmün tebliği ile ihtaratına)5-6100 Sayılı HMK nın 331/2.nci maddesi 1. cümlesi uyarınca, bu dava dosyasına ilişkin harç ve yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkemede değerlendirilmesine,6-Dava dosyasının kesinleşmesi üzerine, iki (2) haftalık yasal süre içerisinde, taraflardan herhangi birinin, ilgili mahkemeye dava dosyasının gönderilmesini talep etmemesi halinde, ilgili dava dosyasının mahkeme Yazı İşleri Müdürü tarafından mahkeme hakiminin önüne getirilmesine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yokluğunda karar verildi. █████/2026Katip .... ¸e-imzalı Hakim .... ¸e-imzalı