Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen ticari alacak davasında, yüksek faiz vaatleri ve usulsüz yatırım faaliyetleri sonucu mağduriyet iddiaları ile belge geçersizliği ve zamanaşımı savunmaları yargılanıyor.
Özet: Davacı, davalı şirkete yatırdığı parayı verilen garantilere rağmen geri alamadığı, şirketin ve yöneticilerinin kanuna aykırı, Bankalar Kanunu ve SPK ihlali içeren faaliyetlerde bulunduğu ve ticari basiretsizlik gösterdiği iddialarıyla, anaparanın tahsil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faiziyle iadesi, şirketin mal varlığına tedbir konulması ve hukuka aykırı ilişkinin hükümsüzlüğünü talep ederken; davalı ise iddiaları reddederek, belgelerin geçersiz olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, husumet eksikliği bulunduğunu ve SPK raporlarının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

T.C. BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : ████████ Esas
KARAR NO : ████████
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : █████/2019
KARAR TARİHİ : █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin davalı şirket ve çalışanları tarafından verilen garantilere inanarak davalı şirkete █████/1999 tarihinde 1.100 DM. █████/2000 tarihinde 9.600 DM. yatırdığını, kendisine '.....” ibaresi bulunan ''Tahsilat Makbuzu'' ve ''..... Holding'' ibaresi bulunan ''Teslim-Tesellüm Belgesi'' adlı iki ayrı belge verildiğini, müvekkillerine her an parasını geri çekebileceklerini, yüksek oranda faiz getireceğinin garanti edileceğini, ancak daha sonra parasını geri tahsil edemediklerini, davalılar tarafından yürütülen faaliyetin açıkça kanuna aykırı olması sebebiyle tahsil edilmiş olan paraların iadesi gerektiğini, Bankalar Kanununun ihlal edildiğini, davalılar tarafından SPK’ya aykırı şekilde izinsiz aracılık faaliyetinde bulunulduğunu, davalıların TTK'ya aykırı olarak basiretli bir iş adamı gibi davranmadıklarını, davalı şirket ve yetkilileri tarafından yürütülen faaliyetlerin usulsüz olduğu Resmi Kurumlar tarafından yayınlanan belgeler ile sabit olduğunu, müvekkiline verilen iki ayrı belgenin bir banka makbuzu olmaktan öte hukuki bir değeri bulunmadığını, davalı şirket yönetim kurulu başkanı ..... 'in de müvekkillerinin zararından ayrıca sorumlu olduğunu, bu nedenlerle davalı şirket tarafından hukuka aykırı faaliyetlerin resmi kurumlar tarafından yayınlanan verilerle de ortada olması ve müvekkili gibi pek çok mağdurun mevcut alacakları nedeniyle davalı şirketin iflas etmesi olasılığı göz önüne alındığında mal kaçırma tehlikesi bulunduğundan, şirketin mal varlığı üzerine alacak miktarı kadar TEDBİR KONULMASINA, TTK. SPK. BankK. ve diğer mevzuata aykırı şekilde kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne, müvekkillerinden tahsil edilen 10.700 DM. (5.766 EUR) karşılığı 23.064,00 TL'nin fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla ve tahsil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte İADE edilmesine, yargılama masrafları ve avukatlık ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava şartlarının yerine getirilmediğini, davanın öncelikle bu nedenle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının alacak iddiasını hamiline hisse senetlerinin kendisine teslim edildiğine dair bir teslim tesellüm belgesi ile müvekkili ile ilgisi olmayan bir tahsilat makbuzuna dayandırdığını, her iki belgenin de müvekkili tarafından kabul edilmediğini, bilindiği üzere hamiline hisse senetleri tedavül kabiliyetine sahip olduğunu, sahibi ancak hamili/ elinde bulunduran olduğunu, davacının ancak bu senet asıllarını mahkemeye veya müvekkili şirkete ibraz ederek hak sahibi olduğunu ispat edebile hakkına sahip olduğunu, dayanak belge aslının dava şartı olduğunu, diğer yandan müvekkili ile ilgisi olmayan bir "tahsilat makbuzu" sureti ibraz ederek, onu da müvekkili ..... AŞ ile ilgilendirmeye çalışması ve varlığını iddia ettiği böyle bir alacağı da müvekkilinden tahsil etmeye çalışmasının dayanaktan yoksun olduğunu, davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının dosyaya sunduğu mevcut dayanak belgelerden görüleceği üzere davanın muhatabının yalnızca tüzel kişilik olan davalı ..... A.Ş. Olduğunu, diğer davalının hasım gösterilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, kaldı ki .....'in uzun zaman önce şirketin yöneticiliğinden ayrıldığını, müvekkilleri hakkında ileri sürülen iddialarının tamamının asılsız olduğunu, davacının bahsettiği SPK raporlarının 28 Şubat dönemi siyasi iktidarı tarafından kendisine karşı düşünce sahibi olan bütün iş adamlarına ve şirketlere karşı, kasıtlı ve taraflı olarak hazırlanmış raporlardan yalnızca bir tanesi olduğunu, hazırlandığı tarihte itiraz edildiği gibi daha sonraki tarihler de de itiraz edildiğini, kaldı ki rapor içerisinde müvekkilleri aleyhine olan hususların hiçbirinin doğru olmadığının daha sonra belgeleriyle ispat edildiğini beyanla, davanın öncelikle dava şartı, zamanaşımı ve husumet ( davalı ..... bakımından) yönünden reddine, esas girilmesi halinde tüm alacak talebi, faiz, faizin başlangıcı tarihi ve oranına ilişkin talepler yönünden reddine, müvekkillerinin davacı hakkında tazminat davaları açma haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce █████/2019 tarih, ..... Esas- ..... Karar sayılı görevsizlik kararı kararı davacı vekili tarafından istinaf edilmiş olup, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ..... Hukuk Dairesi'nin █████/2020 tarih, ..... Esas- ..... Karar sayılı karar ilamı ile; " Somut olayda, davacının şirkete ödediği para karışlığı pay senedi teslim edildiği, bu durumda geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığının TTK'nın anonim şirket hükümlerine göre değerlendirilmesi gerektiği, yine davalının iddia edilen Bankalar Kanunu ile Sermaye Piyasası Kanun'una aykırı eylemlerinin de TTK'nın 4.maddesinde düzenlenen ticari davalardan olduğu anlaşılmakla, davaya TTK'nın 5.maddesi gereğince ticaret mahkemesince bakılıp sonuçlandırılması gerekirken, görevsizlik kararı verilmesi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın esası ile ilgili karar verilmesi amacıyla mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir.
Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair..." görevsizlik kararının kaldırılmasına dair karar verilmiştir.
İstinaf incelemesi sonrası devam eden yargılamada mahkememizce █████/2020 tarih, ..... Esas- ..... Karar sayılı kararı ile davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, verilen karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiş olup, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi'nin █████/2021 tarih, ...... Esas- ..... Karar sayılı karar ilamı ile, " 05.12.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7194 Sayılı Kanun'un 41. maddesine eklenen geçici 4. madde ile "█████/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/███████ tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” düzenlemesi getirilmiştir.
Benzer davalarda Yargıtay ..... HD'nin verdiği kararlar dikkate alındığında, davalı şirketin 7194 sayılı kanunun 41. maddesi ile 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddesi kapsamında olduğu anlaşıldığından, davalı şirketin anılan yasa kapsamında olup olmadığının araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir." gerekçesi ile istinaf başvurusunun reddine dair karar vermiştir.
Mahkememizin istinaf incelemesi ile kesinleşen ..... Esas- ..... Karar sayılı kararının davacının da bulunduğu başvuranlar tarafından Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu ile itiraz edilmesi üzerine Anayasa Mahkemesinin █████/2023 tarihli ..... sayılı kararı ile, davacı/başvuranlardan ...... hakkında da ihlal kararı verildiği ve dosyanın bu sebeple yeniden yargılama yapılmak üzere mahkememize gönderildiği anlaşılmış olup, söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı sonrası dosyanın eldeki esasa yeniden kaydı ile yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ele alındığı anlaşılmıştır.
█████/2026 tarihli bilirkişi heyet raporunda:
Mahkemece verilen görev çerçevesinde, dosya münderecatı kapsamındaki bilgi ve belgeler çerçevesinde yapılan tespit, inceleme ve değerlendirmeler sonucunda,
1) Dava dilekçesi ekinde fotokopisi bulunan teslim-tesellüm belgesi kapsamındaki payların asıllarının dosyaya sunulmaması halinde hiçbir hak talebine dayanak oluşturamayacağı, payların fiziki tesliminin yapıldığı anılan belgede davacı imzası ile tevsik edilmiş olup, başkaca ilave destekleyici bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı, davacı tarafından dermeyan edilen, dayanak belgenin hukuki niteliğinin hisse senedi olmadığı, yatırım amaçlı verilen paranın teslim edildiğini gösterir makbuz niteliğinde bulunduğu ve sair konulardaki iddialarının değerlendirilmesinin Sayın Mahkemenin münhasır yetkisinde bulunduğu,
2) Dosyadaki Teslim – Tesellüm Belgesi’nde gösterilen ve fotokopisi dahi dosyaya girmemiş pay senetlerinin asıllarının dosyaya girdiği kabul edilerek,
o Davalı şirketin bugünkü 600.000 TL Şirket sermayesi içinde Davacının sahip olduğunu iddia ettiği hisse senetlerinin temsil edildiği varsayımıyla, anılan hisse senetlerinin karşılığında toplam 80 TL nominal değerde payın sahibi olduğu,
o Bir anonim şirketin çıkardığı payların sağladığı hakların zamanaşımına uğramasından söz edilemeyeceği,
o Davacının elindeki Davalı şirketin sermayesini temsil eden payları Davalı şirkete teslim ederek satış bedelini istemesinin TTK hükümleri çerçevesinde, kural olarak, mümkün olmadığı,
o TTK rejiminde istisnai olarak mümkün olabilen anonim şirketin kendi paylarını satın almasının huzurdaki tazminat talepli davada uygulanamayacağı,
3) SPK nın 03.04.2015 tarihli bülteni ile davalı şirketi, Sermaye piyasasında işlem gören şirketler listesinden çıkardığı, Bu kapsamda davacının, hisse senetleri hamiline olmasına binaen, bu hisse senetlerini 3. Kişilere devretmemesi, mülkiyetinin hala kendinde olduğunu ortaya koyması ve yaptığı ödemelerin kendisinden ortaklık için değil banka mevduatı gibi alındığını ortaya koyması halinde haksız fiil hükümlerine göre ödemiş olduğu 9.600,00 DM için alacak talebinde bulunabileceği,
Bununla beraber Mülga mevzuatımıza göre haksız fiillerde zamanaşımının 10 yıl olduğu, dosya içerisinde uzayan bir ceza zamanaşımına dair bir veri de olmadığı, ayrıca davacının beyan ettiği üzere nitelikli dolandırıcılık suçu ortaya konulsa dahi uzayan zamanaşımının 15 yıl olacağı, ödemenin 29.10.2000 tarihinde yapıldığı nazara alındığında, sürenin 29.10.2015 tarihinde dolacağı dosya içerisinde davacının yaptığı ödeme ile ilgili kesilen bir süreye de rastlanılmadığı Sonucuna ulaşılmış" şeklinde görüş bildirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, davalıların var olduğu ileri sürülen haksız ve hukuka aykırı fiilleri sonucu davalı şirkete yatırılan paranın davalılardan tahsiline ilişkin bir tazminat davasıdır.
Davacı taraf, davalılar tarafından yüksek faiz garantisi ve paraların her istediği an geri çekilebileceği şeklinde garanti vererek insanlardan mevduat toplanıp, yüksek oranlarda faiz dağıtılacağı vaadinde bulunduklarını, davacının bu garantilere inanarak davalı şirkete █████/1999 tarihinde 1.100 DM. █████/2000 tarihinde 9.600 DM. tutarında yatırım yaptığını, karşılığında kendisine ..... Holding ibaresi bulunan teslim-tesellüm belgesi verildiğini, davalı şirket ve yetkilileri tarafından yürütülen faaliyetlerin usulsüzlüklerinin SPK tarafından çıkarılan haftalık bültenlere konu olduğunu belirterek davalıların haksız olarak elde ettikleri bedellerin davalılardan tazminine karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf ise, davanını zamanaşımı süresinde açılmadığını, iddiaların doğru olmadığını, davalı gerçek kişi yönünden husumet itirazlarının bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı tarafın zamanaşımı itirazı yönünden yapılan değerlendireme, emsal nitelikli davalar yönünden Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin verdiği kararlarda benzer olaylara ilişkin açılan davalarda zamanaşıma itirazının ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına uygun olmadığı yönünde kararlar verdiği, buna ilişkin örnek olarak Yargıtay .... Hukuk Dairesi'nin ..... esas, ..... karar sayılı ilamında; " davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığı hususudur. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi, bu yolla borcunu ödemekten kaçınması tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak ve zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlükle bağdaşmayabilir.( K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482) Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından bu hususun varid olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age,s. 482 vd.)
Somut uyuşmazlıkta, davacıdan ..... Holding Teslim ve Tesellüm Belgesi başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş olup, dosya içerisinde bulunan belgenin içeriğinden ise davacının belgede seri numaraları yazılı olan hisse senetlerini teslim aldığı yazılıdır. Davalı taraf, ise hamiline yazılı hisse senetleri ile davacının şirket ortağı olduğunu, şirketin kar elde etmesi durumunda elde edilecek kardan ortakların da kar payı alacağını savunmuştur.
Şu halde, yüksek faiz garantisi ve paraların her istediği an geri çekilebileceği garantisi ile inandırılıp, güven telkin edilen ve yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu belirterek zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığının kabulü gerekir." şeklinde karar verdiği anlaşıldığından davalı tarafın iş bu davadaki zamanaşımı itirazının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Davacının tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede, davacı 01.01.1999 tarihinde 1.100 DM, 29.10.2000 tarihinde 9.600 DM davalılara ödeme yaptığını belirttiği gönülmüş ise de, bilirkişi incelemesinde dosyada ...... antetli .... adresi bu şirketin adresi olarak gösterilen ve 1 adet ...... seri numaralı bir
belgenin teslim alınması karşılığında 1.100 DM paranın davacı tarafından .... S.A.’ya ödendiğini gösteren 01.01.1999 tarihli ve 2718 sayılı TAHSİLAT
MAKBUZU bulunmakta olduğunun anlaşıldığı, parayı ödeyen Baba Adı: ......, Doğum Yeri: ....., D. Tarihi: 1963
olan ...... olarak makbuzda yer verildiği, bu tahsilat makbuzunun huzurdaki
davalılar ile bir ilişkisinin kurulamadığı anlaşıldığından davacının söz konusu makbuza ilişkin ödenen bedelin iadesi/tazmini talebi yerinde görülmemiştir. Dosyaya sunulan diğer bir belge olan, ..... HOLDİNG Teslim-
Tesellüm belgesi başlıklı 1 adet (29.10.2000 tarihli ve ....... numaralı) fotokopide, hisse
senedi, tertibi ve teslim edilen hissenin DM cinsinden karşılığının (9.600 DM/Eski Alman Markı)
belirtildiği, ve seri-sıra numaraları yazılı SEKİZ adet ve 80.000.000 TÜRK LİRASI nominal
değerli hisse senetlerinin teslim alındığının davacının imzası ile tevsik edildiği, söz konusu pay senetlerinin
hamiline yazılı olduğu ve bu senetlerin tedavülünü kolaylaştırma kabiliyetine haiz olduğu, hamiline
yazılı pay senetlerinin teslimle devredilebilmesi, buna karşılık nama yazılı pay senetlerinin
teslime eşlik eden bir temlik ya da devir beyanı ile devredilebilmesi hamiline yazılı pay
senetlerini banknot para gibi kolay tedavül edebilir hale getirdiği,
pay senetlerinin asılları ibraz edilmeden, fotokopileri ibraz edilmek suretiyle bu
payların sağladığı hakkın talebinin mümkün olmayacağı değerlendirilmiş olup, bu yönden davacı tarafa söz konusu pay senetlerinin/hisse senetlerinin asıllarının sunulması hususunda süre verilmiş ve davacı tarafın senetlerin asıllarını sunduğu mahkememiz kasasına alındığı anlaşıldığından davacının 9.600DM yatırıldığına ilişkin talebinin yerinde olduğu anlaşılmıştır. Dava dilekçesinde 1.100 DM ve 9.600 TM olmak üzere toplam 10.700 DM(5.766 Euro) karşılığı 23.064 TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya iadesinin talep edildiği, yukarıda arz edilen nedenlerle davacının 1.100 DM yönünden talebinin yerinde görülmediği ancak 9.600 DM yönünden talebinin yerinde görüldüğü, buna göre mahkememizce davacının talepleri bakamından ayrıştırma yapılması gerektiğinden, 10.700 DM için 5.766 Euro talep edildiğine göre oran orantıya göre kabul edilen 9.600 DM için 5.173,23 Euro talebinin yerinde olduğu ve bunun talep edilen dava değerine göre TL karşılığının da 20.692,93 TL'ye tekabül ettiği anlaşıldığından taleple bağlılık ilkesi gereği belirlenen bu alacağın davalılardan müteselsilen tahsiline dair karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM;Gerekçesi daha sonra açıklanacağı üzere,
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile;
9.600,00- DM karşılığı 20.692,93-TL'nin █████/2000 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu uyarınca kabul edilen miktar üzerinden alınması gereken 1.412,53- TL karar harcının daha önce mahkememiz dosyasına yatırılan 393,88- TL peşin harçtan mahsubu ile 1.018,65- TL eksik harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 44,40 TL başvurma harcı, 393,88- TL peşin harç olmak üzere toplam 438,28-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı kendisini davada vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2 maddesi uyarınca 20.692,93-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı kendisini davada vekil ile temsil ettirdiğinden reddedilen miktar üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 2.371,07-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınması ile davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafça sarf edilen 9.407,40-TL yargılama giderinin kabul (%89,71) red (%10,29) oranına göre hesaplanan 8.439,37-TL'nin davalıdan alınması ile davacıya verilmesine, bakiye kalan yargılama giderinin ise davacı üzerinde bırakılmasına,
7-7155 Sayılı Kanun ile değişik 6325 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunun 18/A maddesinin 14. fıkrası uyarınca 1.320,00-TL arabulucuk ücretinin davanın kabul ve red oranına göre 1.184,17- TL'nin davalıdan, bakiye kısmın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
8-Kullanılmayan yargılama gider avansının 6100 Sayılı HMK 333. maddesi uyarınca kararın kesinleşmesine müteakiben yatırana iadesine,
Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 vd. maddeleri gereğince (5235 sayılı Kanunun 2. maddesi de dikkate alınarak) davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya başka bir mahkeme aracılığıyla gönderilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.█████/2026
Katip ....
e-imzalıdır
Hakim ......
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!