Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ile maddi ve manevi tazminat talepli davada Bölge Adliye Mahkemesinin maddi tazminatı yükselten kararına karşı temyiz başvurusu.
Özet: Tekstil sektöründe tescilli markaları ve internet siteleri bulunan davacı şirket, benzer marka, şekil, etiket tasarımı ve alan adı kullanan davalı şirketin marka hakkına tecavüz ettiğini ve haksız rekabet yaptığını ileri sürerek tespit, önleme ve maddi-manevi tazminat talebinde bulunmuş; yapılan yargılama sonucunda davalının eylemlerinin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kısmi kabul kararının istinaf üzerine maddi tazminat miktarı yeniden belirlenmek suretiyle davalı aleyhine 5.000 TL manevi ve 116.051,76 TL maddi tazminata hükmedilmesine karar verilmiş, fazlaya ilişkin istem reddedilmiştir.
11. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

SAYISI :████████ Esas, ████████ Karar
HÜKÜM :Yeniden esas hakkında kurulan hüküm ile davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI :████████ E., ████████ K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin devraldığı ... markaları ile tekstil sektöründe belli bir kaliteye sahip olup kendi tüketici kitlesini oluşturduğunu, davacının ... ve ... adresli internet sitelerinin de bulunduğunu, davalının, müvekkiline ait tescillli markalarının isim ve şekil yönünden ayırt edilemeyecek derecede benzeri olan ..., ... ve şekil unsurlu ürünlerinde davacıya ait etiket tasarımının aynısını kullandığını, yine karşı yanın ... alan adlı internet sitesinin bulunduğunu ileri sürerek haksız rekabetin ve marka hakkına tecavüzün tespiti ile önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, 50.000,00 TL manevi tazminat ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 151/2-b hükmü kapsamında 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 13.10.2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat istemini 202.201.70 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafın kullanımdaki ... markası ile davacının tescilli ... markalarının bütünsel olarak tüketici zihninde bıraktığı intiba nedeniyle iltibas yaratacak derecede benzer oldukları, davalının etiketlerinde yer alan davalının ürünlerde yer alan etiketlerin üzerindeki ...+... marka kullanımının tüketici zihninde davacı tarafın markalarıymış gibi algılanmasına yol açtığı, yine davalının kullanımdaki şekil markasının davacının tescilli şekil markası ile birebir yakın benzerlikte bulunduğu, etiketlerdeki kullanımların iltibası daha da güçlendirdiği, bu şekilde davalının kullanımlarının davacı tarafın tescilli markalarıyla iltibas yarattığı gerekçesi ile marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, ref ve men’ine, marka hakkını ihlal nedeniyle 5.000,00 TL manevi, SMK'nın 151/2-b hükmü kapsamında 80.880,68 TL maddi tazminatın, delil tespit tarihi olan 21.05.2018 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile maddi tazminatın belirlenmesine ilişkin kısımlar dışındaki kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; buna karşılık SMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, markanın kazanca etkisinin tazminat hesabı denkleminden çıkarıldığı dikkate alınmadan 2017-2018 yılları için markanın katkısının hesaba katılmasının yerinde olmadığı, bilirkişilerce 2017 yılı için net kârın 32.265,40 TL, 2018 yılı için tedbir tarihi olan 25.06.2018'e kadar 26.353,07 TL olmak üzere toplam 58.618,47 TL hesaplandığı, bu miktarın 2012-2017 yılları arasındaki net kazancı olan 57.433,29 TL'ye eklenmesi gerektiği, bu durumda davacı lehine 116.051,76 TL maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davalı eylemlerinin, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, ref ve men’ine, 5.000,00 TL manevi, 116.051,76 TL maddi tazminatın delil tespit tarihi olan 21.05.2018 tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdulması, ref ve men'i ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı HUkuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (........... 2022, s. 20-21; ......2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi tasarımın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.
Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.
Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.
Görüldüğü üzere yeni hükümde “..., unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmasının nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (..................... 2022, s. 356 vd.; .........., ; İşletme Hukuku, Banka ve a ...., 30. Bası, .... 2024, s.363).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi, durdurulması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini ileri sürdüğü markalar, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayandığından tescilli tasarımın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesiştiği dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve █████████-1852 E., K. sayılı, yine 22.04.2021 gün ve ███████-3954 E., K. sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek, haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanması yönündeki talebin reddine kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) ve (9-ç) bentlerinde yer alan “...ve haksız rekabet” ibarelerinin belirtilen bentlerden çıkarılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!