İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinden haksız eylem kaynaklı itirazın iptali davasında ilk derece mahkemesinin kabul kararını inceleyen istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, haksız eylemden kaynaklanan zararla ilgili itirazın iptali davasında verilen ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesini sunmaktadır; davacı, teslim edilen ancak ödenmeyen mallar nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, davalının mutabakatla borcunu ikrar ettiğini ileri sürerek takibin devamını ve inkar tazminatı ödenmesini talep ederken, davalı ise takibin haksız olduğunu, harç eksikliği, arabuluculuk şartının yerine getirilmemesi, haksız fiilde zamanaşımı ve yetkisiz mahkeme gibi usuli itirazların yanı sıra esasa yönelik savunmalarla davacının iddialarını ve delillerini reddetmektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:█████████ KARAR NO:████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ:█████/2025NUMARASI:█████████ E. - ████████ K. DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine İcra Müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı tarafın İcra Müdürlüğü'ne yapmış olduğu itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, müvekkili davacı şirket tarafından borcun konusu olan ürünlerin davalıya teslim edilmiş olmasına rağmen davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmamış olduğunu, dava dilekçesi ekinde sunulan mutabakatta davalının müvekkil şirkete borçlu olduğunu ikrar ettiğini, ancak davalının kötü niyetli olarak borcunu ifa etmediğini, müvekkili davacı şirketin ticari defterleri incelendiğinde davalının müvekkili şirkete borçlu olduğunun tespit edileceğini, müvekkili şirketin tüm ihtarlarına rağmen borcunu ödememiş olan davalı hakkında İstanbul 24. İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı dosyası kapsamında takibe geçilmiş olduğunu, davalı tarafından ödeme emrine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, söz konusu karar ve borçlu tarafın itiraz dilekçesinin kendilerine tebliğini takiben arabuluculuğa başvurulduğunu, 09.01.2023 tarihinde yapılan arabuluculuk toplantısında anlaşmama tutanağı düzenlendiğini, dolayısıyla huzurdaki davayı ikame etme zorunluluğu doğduğunu, davanın kabulü ile yerinde olmayan itirazların iptali ile takibin devamına, asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere, davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... (...) vekili, savunmasında özetle; davalı müvekkili hakkında davacı tarafından İstanbul 24. İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyası ile haksız ve kötü niyetli olarak ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı müvekkili şirket tarafından süresinde ve usulüne uygun olarak itiraz edildiğini, bunun üzerine davacı tarafça, davalı müvekkilinin itirazının iptali, takibinin devamına karar verilmesi ve müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi talepli huzurdaki dava ikame edildiğini, davacı tarafın dava dilekçesindeki talep ve iddialarının hukuki dayanaktan yoksun, mesnetsiz ve maddi gerçekliğe aykırı olduğunu, usule, borca, yetkiye, esasa, takibe dayanak davacı tarafından tek taraflı düzenlenen cari hesap belgesine, dava aşamasında sonradan ileri sürülen, delil yaratmak amacı ile, mahkemeye sunulan sözde mutabakat metnine açıkça itiraz ettiklerini, usule yönelik olarak dava dilekçesinin zorunlu unsuru olarak sayılan harca esas değerin Türk Lirası karşılığının belirtilmediği gibi ödeme emrinde talep edilen toplam tutar olan 319.736,81 USD 'nin Türk Lirası karşılığı ile harç ikmal edilmemiş olduğunu, son tarihli ödeme emri davaya esas alındığı takdirde 319.736,81 USD = 5.970.925,06 TL (1 USD =18,6745 TL) olarak gösterilmesi gerektiğini, davacı tarafından harca esas değerin Türk Lirası olarak gösterilmediğini ve ödeme emrindeki talep edilen miktar ile harca esas değerin de örtüşmediğini, tamamlanamayan dava şartı olarak öngörülen, dava dilekçesinin zorunlu unsuru olan harca esas değerin; davacı tarafından emredici hükümlere aykırı ve icra ödeme emrinden farklı olarak tesis edilmesi göz önüne alındığında davanın esasına girilmeden usulden reddinin gerektiğini, usule yönelik ikinci olarak davacı tarafından ticari dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulmamış olduğunu, davacının müvekkilinin itiraz tarihi olan 01.03.2023 tarihinden evvel arabulucuya başvurmuş olduğunu, müvekkilinin borca itiraz tarihinden sonra herhangi bir arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirilmemiş olduğunu, davacı usulüne uygun şekilde zorunlu arabulucuya başvurmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, üçüncü olarak huzurdaki davanın "itirazın iptali (haksız eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle)" şeklinde ikame edilmiş olduğunu, haksız fiilden kaynaklı eylemlerde zamanaşımı süresinin iki sene olduğunu, huzurda iddia edilen alacak haksız fiil kaynaklı bir alacak ise zamanaşımına uğramış olduğunu, dördüncü olarak davanın yetkisiz mahkemede açılmış olduğunu belirtmiş, esas bakımından ise davacı tarafından somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olduğunu, davacının hangi iddiaya binaen huzurdaki davayı açtığının belirtilmediğini, davacı tarafından süresinden sonra sunulacak herhangi bir beyan dilekçesi, delil dilekçesine muvafakatlerinin bulunmadığını yineleyerek somutlaştırılmayan davanın esastan reddinin gerektiğini, davacı tarafından müvekkiline satılan herhangi bir mal, keşide edilen bir fatura bulunmadığını,ticari satım gerçekleştirdiğini iddia eden tacirin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre tacir olmanın hak ve yükümlülükleri gereğince yaptığı iş karşılığında fatura kesme ve verme yükümlülüğü bulunduğunu, müvekkilinin Ticaret Sicil Gazetesi 12.04.2017 tarih Sayı :... İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ilanına binaen Gerçek Kişi Tacir Ticaret Ünvanı ... Mersis No : ... olduğunu, basiretli tacir olan tüzel kişi davacının teslim ettiğini iddia ettiği mala karşı fatura kesmemiş olmasının hayatın olağan akışına ve hukuka aykırılık teşkil ettiğini, talep edilen meblağa işletilen faiz yönünden davacının müvekkilini temerrüte kanuni şekilde düşürmediğini, alacaklıyı temerrüte düşürmeyen borçlunun faiz talep etmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacının huzurdaki davaya sunmuş olduğu sözde mutabakat metninin icra takibinde dayanak belge olarak gösterilmediğini, davacının icra takibinde dayanak olarak göstermediği belgeyi huzurdaki davaya sunamayacağının yüksek mahkeme kararları ile de sabit olduğunu, diğer yandan davacının icra takibi başlatırken borç dayanağı olarak kendi iç işleyişindeki tek taraflı olarak kendisinin düzenleyebileceği cari hesap bilgisine dayandığını, huzurdaki davaya dayanak gösterilen belgenin üstünden üç yıl geçtiğini, hayatın olağan akışı, serbest piyasa dengesi, ekonomik koşullar dikkate alındığında davacının iddiasına göre "faturasız, irsaliyesiz şekilde" müvekkiline teslim ettiği malın karşılığı olan 319.736,81 USD'nin tahsili için üç sene kadar beklemesinin hayatın olağan akışına ve ticari teamüllere aykırılık teşkil ettiğini savunarak davanın öncelikle usulden, Mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 08.10.2025 tarihli karar ile; "...Ticari defterlerin incelenmesi için █████/2024 tarihli oturumda karar verildiği, iş bu oturuma davalı vekilinin katıldığı, bu bağlamda inceleme gün ve saatinden davalı tarafın haberdar olduğu halde davalı tarafın ticari defterlerini sunmaması; davacı tarafın ticari defterlerine göre icra takibine konu alacağın mevcut olduğunun belirlenmesi karşısında HMK 222.maddesi kapsamında davacı tarafın alacağının varlığını dosyaya sunulan mutabakat metni dışında da kanıtlanmış olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir. HMK 31 ve 144.maddeleri kapsamında beyanına başvurulan davalı ... katıldığı █████/2025 tarihli oturumda; ... şirketi yurt dışında kuruludur, Türkiye'de potansiyel vergi numarası olarak kaydı mevcuttur, ben bu şirketin temsilcisiyim, davacı tarafın belirtmiş olduğu █████/2020 tarihli belgedeki imza tarafıma aittir, belge içeriği doğrudur ancak söz konusu belgeyi şahsım olarak değil, şirket temsilcisi olarak imzaladım, dolayısıyla icra takibine konu borçtan şahsen sorumlu değilim sorumlu olan yurt dışındaki ... şirketi olabilir, benim Türkiye'de temsilcisi olduğum şirketin herhangi bir borcu yoktur, davacının bahsetmiş olduğu un ticareti yurt dışında faaliyette bulunan ... firmasıyla yapılmıştır,...bank Şubesi'nden yapılan ödemeler de yurt dışındaki firma adına yapılmıştır, █████/2020 tarihli belgeyi de yine yurt dışında faaliyette bulunan ... firması adına imzaladım. Türkiye'de şahıs firması olarak ... ünvanlı firma mevcuttur ancak bu firma benim şahsi firmamdır, davacının bahsetmiş olduğu ticaretle bana ait olana ve Türkiye'de potansiyel vergi numarası bulunan şahıs firmasının bir ilgisi yoktur. Ben aynı zamanda yurt dışında faaliyette bulunan ve ticari faaliyetin tarafı olan yurt dışındaki ... firmasının temsilcisiyim şeklinde beyanda bulunmuştur.Her ne kadar davalı taraf, davacı tarafın alacağına dayanak yapmış olduğu un ticaretinin yurt dışında faaliyette bulunan ve temsilcisi olduğu ... firmasıyla yapıldığını, dolayısıyla Türkiye'de kendisine ait aynı ünvanlı şahıs firması olan ...-... firmasıyla bir ilgisi bulunmadığını iddia etmiş ise de; dosyaya sunulan ve davalı tarafından da içeriği kabul edilen █████/2020 tarihli mutabakat metninde davalının davacı firmaya 550.212-USD ve 72.000-EURO borçlu olduğunu kabul etmiş, mutabakat metnini de icra takibinde borçlu olarak gösterilen ...-... olarak imzaladığı dolayısıyla davacı tarafın alacaklı olduğu kişinin /Şahıs firmasının icra takibinde borçlu olarak gösterilen ...-... olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre: Davacı tarafından dosyaya sunulan ve davalı borçlu tarafından da kabul edilen █████/2020 mutabakat metnine göre davacı şirket ile ticari ilişki içinde bulunan kişinin davalı ...-... şahıs firması olduğu, davacı tarafından yurt dışına gönderilen un ürünün de davalının talimatı ve istemi kapsamında gerçekleştiği, ... firmasının ayrı bir tüzel kişiliği olmadığı gerek mutabakat metninde gerekse icra takibinde borçlu olarak ...-... firmasının yazılı olduğu, dolayısıyla davalı ...'in iddia ettiği yurt dışı şirketinin temsilcisi olarak hareket etmesinin ve borçtan sorumlu tutulmamasının hukuken mümkün olmadığı, şahıs firması olarak mutabakat metninden yer alan borçtan daha düşük miktarda olan icra takibine konu edilen borçtan sorumlu tutulması gerektiği ve bu nedenlerle icra takibine yönelik davalının haksız itirazının iptaline, likit olan alacağa yapılan itiraz nedeniyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmek gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle davanın kabulüne, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle: harca esas değerin kamu düzenine aykırı gösterildiğini, ödeme emrinde talep edilen miktardan farklı beyan edilmiş olduğunu, davanın esasına girilmeden usul yönünden reddedilmesi gerekirken hukuka aykırı şekilde karar verildiğini, davacı tarafından harca esas değerin Türk lirası olarak gösterilmediğini ve ödeme emrindeki talep edilen miktar ile harca esas değerin örtüşmediğini, davacı tarafından ticari dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulmamış olduğunu, davacının müvekkilinin itiraz tarihi olan 01.03.2023 tarihinden evvel arabulucuya başvurmuş olduğunu, müvekkilinin borca itiraz tarihinden sonra herhangi bir arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirilmemiş olduğunu, davacı usulüne uygun şekilde zorunlu arabulucuya başvurmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın "itirazın iptali (haksız eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle)" şeklinde ikame edilmiş olduğunu, haksız fiilden kaynaklı eylemlerde zamanaşımı süresinin iki sene olduğunu, huzurda iddia edilen alacak haksız fiil kaynaklı bir alacak ise zamanaşımına uğramış olduğunu, yerel mahkeme tarafından husumet yokluğu nedeniyle haksız davanın reddine karar verilmesi gerekirken bilirkişi raporu ve maddi gerçekliğe açıkça aykırı şekilde hüküm kurulmuş olduğunu, müvekkilinin davacı şirket ile herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmadığını, teknik raporla, BA-BS formları, ticari defter incelemeleri sonucu tespit edilen bu hususun yerel mahkeme tarafından yok sayıldığını, müvekkilinin dava dışı üçüncü şirket ile davacı arasında var olduğu iddia edilen borçtan sorumlu tutulduğunu, bilirkişi raporunda açıkça müvekkili şirket ile davacı arasında ticari bir ilişki olmadığının tespit edildiğini, yerel mahkemenin taraflarınca ileri sürülen delilleri toplamadığını, dosyayı karara çıkarmadan evvel tarafların bilirkişi raporuna itiraz ve beyanlarını dikkate almaksızın hüküm kurduğunu, tacirler arasındaki taşınır mal satışı sözleşmesinin varlığını ispatını tarafların yazılı sözleşme, fatura ve ticari defterler ile sağlayabileceğini, davacı tarafından somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olduğunu, davacı tarafından süresinden sonra sunulacak herhangi bir beyan dilekçesi, delil dilekçesine muvafakatlerinin bulunmadığını yineleyerek somutlaştırılmayan davanın esastan reddinin gerektiğini, müvekkilinin Ticaret Sicil Gazetesi 12.04.2017 tarih Sayı : ... İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ilanına binaen Gerçek Kişi Tacir Ticaret Ünvanı ... Mersis No : ... olduğunu, basiretli tacir olan tüzel kişi davacının teslim ettiğini iddia ettiği mala karşı fatura kesmemiş olmasının hayatın olağan akışına ve hukuka aykırılık teşkil ettiğini, talep edilen meblağa işletilen faiz yönünden davacının müvekkilini temerrüte kanuni şekilde düşürmediğini, alacaklıyı temerrüte düşürmeyen borçlunun faiz talep etmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacının dava açarken sunmuş olduğu sözde mutabakat metnini icra takibinde dayanak belge olarak gösterilmediğini, davacının icra takibinde dayanak olarak göstermediği belgeyi huzurdaki davaya sunamayacağının yüksek mahkeme kararları ile de sabit olduğunu, diğer yandan davacı icra takibi başlatırken borç dayanağı olarak kendi iç işleyişindeki tek taraflı olarak kendisinin düzenleyebileceği cari hesap bilgisine dayandığını, müvekkilinin, davacı ile ticari işin tarafı olmadığının tüm dosya kapsamında tespit edilmiş ve ispat edilmiş olduğunu, müvekkilin hak kaybına uğramaması için husumet itirazını yeniden ileri sürdüklerini beyanla müvekkilinin alacaklı olduğunu iddia eden şirkete herhangi bir borcu bulunmadığından davanın öncelikle usulden sonra esastan reddi gerekirken kabul kararının hatalı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, istinafa cevap dilekçesinde özetle: dava esas değerinin 5.610.218,69 TL olarak belirtildiğini, harca esas değerin usulüne uygun şekilde belirtildiğini ve dava harçlarının kanuna uygun şekilde yatırıldığını, İstanbul 24. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında her ne kadar üç tane ödeme emri düzenlendiği görülse de; 19.12.2022 tarihinde düzenlenen ödeme emrinin, müvekkili şirketin takip talebi doğrultusunda düzenlenmesi gerektiği halde İcra Müdürlüğünce hatalı olarak düzenlendiğini, hak kaybına sebebiyet verilmemesi için yeniden ödeme emri düzenlenerek davalının kendisine ve vekiline tebliğ edildiğini, icra emrinin hatalı olarak düzenlenmesinin kusurunun davacı tarafa yükletilemeyeceğini, icra dosyasında mevcut olan ve usulüne uygun olarak düzenlenmiş takip talebi doğrultusunda düzenlenen yeni icra emrinin davalıya tebliğ edilmiş olduğunu, icra dosyası kapsamında itirazın iptali davası açılmadan önce arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, aynı dosya için tekrardan arabuluculuk başvurusu yapmanın usul ve yasaya aykırı olduğu gibi usul ekonomisi ilkesine de aykırılık teşkil ettiğini, dava itirazın iptali davası olup TBK'nun 146. Maddesi uyarınca davaya konu alacağın genel zamanaşımı olan on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve zamanaşımına uğramadığını, ödeme emrinde, dava dilekçesinde ve kesilen faturalarda görüldüğü üzere müvekkili şirketin ticari ilişkide bulunduğu firmanın, bir şahıs şirketi olan ... olduğunu, şirket sahibinin ... olduğunu, bu durumun Ticaret Bakanlığı MERSİS uygulaması görselinden görüldüğünü, davalının iki ayrı adresinin bulunmakta olduğunu, müvekkil şirket tarafından kesilen faturalarda yer alan adresin davalının yurt dışı adresi olduğunu, faturalar incelendiğinde muhatabın ... olduğu, davada husumetin bu şirkete yöneltildiğini, taraflarınca sunulan mutabakat metninin takip dayanağı belge sıfatının olduğunun hiçbir zaman iddia edilmediğini, davalı tarafından imza ve muhteva hususu kabul edilen sözü geçen mutabakatnamenin müvekkilinin cari hesap alacağının varlığını gösteren delil niteliğinde olduğunu belirterek davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇEDava, taraflar arasındaki ticari satım ilişkisi kapsamındaki açık hesap ilişkisine dayanılarak başlatılan ilamsız icra takibine davalı tarafın yaptığı itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının tahsili istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne ve davalının itirazının iptali ile davacıya icra inkâr tazminatı ödemesine karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasının incelenmesinde; dosyada davacının takip talebini takiben davalıya 12.12.2022, 19.12.2022 ve 01.03.2023 tarihli üç ayrı ödeme emri gönderildiği ve davalıya tebliğ edildiği, davalının her üç ödeme emrine ayrı ayrı itiraz ettiği, davanın son ödeme emrine yapılan itiraz üzerine açıldığı anlaşılmıştır. Genel haciz yoluyla başlatılan takipte yasal süre içerisinde borca itiraz edilmesi üzerine İİK'nın 66. maddesi gereğince takibin durması nedeniyle, durmuş takipte icra müdürlüğünce takip işlemi ve bu kapsamda ödeme emri düzenlenmesi ve tebliği mümkün olmamakla birlikte, bu konuda tarafların takip hukukuna ilişkin hususlarda icra mahkemesine şikayette bulunması mümkün olup somut olayda davalı tarafından şikâyet yoluna başvurulmamış olması nedeniyle Mahkememizce bu hususun eleştirilmesiyle yetinilmiş, itirazın esası incelenmiştir. İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında davacı tarafından davalı aleyhine 12.12.2022 tarihli ödeme emri vasıtasıyla 443.957,04 USD asıl alacak ve 28.544,01 USD işlemiş faiz ile birlikte toplam 472.501,05 USD=8.823.720,86 TL alacak için ilamsız icra takibi yapıldığı, 19.12.2022 tarihinde 300.421,36 USD asıl alacak ve 19.315,45 USD işlemiş faiz ile birlikte toplam 472.501,05 USD=8.823.720,86 TL alacak için yeniden ödeme emri düzenlendiği ve önceki ödeme emrinde toplam tutarın yanlış yazılması nedeniyle 01.03.2023 tarihinde 300.421,36 USD asıl alacak ve 19.315,45 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 319.736,81 USD karşılığı 5.970.925,06TL alacak için ödeme emri düzenlendiği ve ilamsız icra takibi yapıldığı, davalı tarafından süresinde takibe itiraz edilerek takibin durdurulduğu, davacı tarafından süresi içinde 300.421,36 USD karşılığı 5.610.218,69 TL asıl alacak üzerinden itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin, davacı tarafından dava dilekçesinde harca esas değerin Türk lirası olarak gösterilmediği ve ödeme emrindeki talep edilen miktar ile harca esas değerin örtüşmediği, bu nedenle davanın esasına girilmeden usulden reddinin gerektiği yönündeki istinaf sebebi yönünden yapılan incelemede; davacı tarafın 01.03.2023 tarihli ödeme emrinde 300.421,36 USD olarak belirtilen asıl alacak yönünden itirazın iptalini talep ettiği, işlemiş faiz yönünden itirazın iptalini talep etmediği, dava açarken dava değerini 300.421,36 USD'nin karşılığı olan (takip tarihi itibariyle 1 USD=18,6745 TL) 5.610.218,69 TL asıl alacak olarak belirttiği, bu bedel üzerinden hesaplanan yatırılması gereken toplam 95.808,50 TL harçtan icra takibi nedeniyle ödenen 44.135,85 TL harcı mahsup ederek 51.672,66 TL peşin harcı ödediği, Mahkemenin de takibin 300.421,36 USD asıl alacak üzerinden devamına karar verdiği anlaşılmakla itirazın iptali davası yönünden harç eksikliği olmadığı tespit edilmiştir.Davalı vekilinin davacı tarafından dava şartı olan arabuluculuk yoluna başvurulmamış olduğu, davacının davalının itiraz tarihi olan 01.03.2023 tarihinden evvel arabulucuya başvurmuş olduğu, müvekkilinin borca itiraz tarihinden sonra herhangi bir arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirilmemiş olduğu, uygun şekilde zorunlu arabulucuya başvurulmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki istinaf nedenine ilişkin yapılan incelemede; icra dosyasında üç adet ödeme emri olduğu, ilk ödeme emrinin 12.12.2022 tarihli olduğu, ikinci ödeme emrinin 19.12.2022 tarihli olduğu ve son ödeme emrinin 01.03.2023 tarihli olduğu, davalının sırasıyla 16.12.2022, 05.01.2023, 06.01.2023, 07.03.2023 ve 13.03.2023 tarihlerinde ödeme emirlerine itiraz ettiği, davacı tarafın 19.12.2022 tarihli ödeme emrine davalı tarafın 05.01.2023 ve 06.01.2023 tarihli itirazı üzerine 26.01.2023 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunduğu, 09.02.2023'te arabuluculuk son oturum tutanağının düzenlendiği, arabuluculuk konusu uyuşmazlığın "İstanbul 24. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası alacağı-itirazın iptali" olarak belirtildiği, bu hâliyle her ne kadar 13.03.2023 tarihli son ödeme emrine davalı tarafça itiraz edilmesi üzerine davacı tarafça arabuluculuk başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmışsa da arabuluculuk son oturum tutanağının düzenlendiği tarih olan 09.02.2023'te İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında talep edilen alacak tutarının davalı tarafça biliniyor olması, davalı tarafça bu tutarın ve borcun tamamına itiraz edilmiş olması ve dava konusu edilen tutarın arabuluculuk tarihinde ödeme emrinde görülen tutardan daha düşük olması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, dava şartı arabuluculuğun dava öncesinde gerçekleştirilmiş olduğu kanaatine varılmıştır.Davalı vekilinin davanın "itirazın iptali (haksız eylemden kaynaklanan zarar nedeniyle)" şeklinde ikame edilmiş olduğu, haksız fiilden kaynaklı eylemlerde zamanaşımı süresinin iki sene olduğu, huzurda iddia edilen alacak haksız fiil kaynaklı bir alacak ise zamanaşımına uğramış olduğu yönündeki istinaf sebebine ilişkin yapılan incelemede; davanın ticari mal satımına dayanan alacaktan kaynaklanmış olması nedeniyle on yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve takip tarihi ve 20.03.2023 dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramadığı tespit edilmiştir.Davalı vekilinin husumet yokluğu nedeniyle haksız davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporu ve maddi gerçekliğe açıkça aykırı şekilde hüküm kurulmuş olduğu yönündeki istinaf sebebine ilişkin yapılan değerlendirmede; icra takibinde borçlu "... (Vergi Dairesi Vergi No: ...)" olarak belirtilmiş, aynı şekilde dava dilekçesinde davalı "... (Vergi Dairesi Vergi No: ...)" olarak belirtilmiştir. Davalı tarafın dosya kapsamındaki beyanlarına göre "Ticaret Sicil Gazetesi 12.04.2017 tarih Sayı : ... İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü ilanına binaen Gerçek Kişi Tacir Ticaret Ünvanı ... Mersis No : ..." olarak gerçek kişi tacir kaydının bulunduğu, adresinin Avcılar/İstanbul'da bulunduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda davacı ticari defterlerine göre taraflar arasındaki faturaların ... adına ve ...'ndaki adresine düzenlendiği belirtilmiş, davalının istinaf aşamasında Mahkememize sunduğu 04.02.2026 tarihli dilekçesi ekinde ...'nda kurulu şirketin kuruluş tescil ve temsil belgelerinin eklendiği, sunulan faturalarda alıcı olarak ... ve ...'ndaki adresin belirtildiği görülmüşse de, tüm dosya kapsamına göre; davacı şirket ile ticari ilişki içinde bulunan kişinin ... ticaret unvanını kullanan ve gerçek kişi tacir olan davalı ... olduğu, davacı tarafından yurt dışına un ürünün davalının talimatı ile gönderildiği, ödemelerin ...bank vasıtasıyla Türkiye'deki davalı tarafından yapıldığı, 20.01.2020 tarihli mutabakat metninde yer alan "....borçluyumdur. ... ..." beyanına göre ...'in bu mutabakatı gerçek kişi tacir sıfatıyla imzaladığı, zaten ...'ndaki ...'nin 500 payının tamamına sahip tek ortağının ve direktörünün de ... olduğu, bu hâlde davalı tarafça ...'ndaki şirketin borçtan sorumlu olduğu yönündeki savunmasının TMK'nın 2. maddesi hükmüne aykırılık oluşturduğu, öyle ki dürüstlük kuralına aykırı olarak şirket kurumunun alacaklıların zararına olacak şekilde kötüye kullanıldığı durumlarda "tüzel kişiliğin" göz ardı edilmesi ve perdenin aralanması hususunun mahkeme kararları ve Yargıtay uygulamaları ile kabul edildiği; yine, iki şirket arasında "organik bağ" olması hâlinde borçlu şirketin tüzel kişiliğinin göz ardı edildiği ve ikinci şirket ya da bu şirketin pay sahibi veya yöneticisi olan gerçek kişilerin borçtan sorumlu tutulmakta olduğu, somut olayda da sözleşmenin tarafı olarak gösterilen yabancı şirketin kolay sicil ülkelerinden ...'nda kurulu bir şirket olduğu, ...'in bu şirketin tek ortağı ve yöneticisi olduğu, gerek ticari mal alım satım ilişkisi sırasındaki işlemlerden gerekse mutabakat içeriğinden bu şirketin gerçek anlamda ticari mal alım satım ilişkisinin tarafı olmayıp gerçek tarafın davalının olduğu, davalının gerçek kişi tacir olup tüzel kişiliği olmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, ...'in de ticari alım satım ilişkisinin yürütülmesinde davacı ile doğrudan muhatap olduğu, ödemenin bu davalı tarafından yapıldığı ve davalı tarafın ticari defterlerini ihtarata rağmen Mahkeme'ye sunmamış olduğu hususları hep birlikte dikkate alındığında, huzurdaki davalının taraflar arasındaki ticari işin gerçek tarafı olduğu anlaşılmakta olduğundan, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin davacının dava açarken sunmuş olduğu mutabakat metnini icra takibinde dayanak belge olarak gösterilmediği, davacının icra takibinde dayanak olarak göstermediği belgeyi huzurdaki davaya sunamayacağı, diğer yandan davacı icra takibi başlatırken borç dayanağı olarak kendi iç işleyişindeki tek taraflı olarak kendisinin düzenleyebileceği cari hesap bilgisine dayandığı, müvekkilinin, davacı ile ticari işin tarafı olmadığının tüm dosya kapsamında tespit edilmiş ve ispat edilmiş olduğu yönündeki istinaf sebepleri ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede, icra takibine dayanak olarak cari hesap belgesinin eklendiği, cari hesap içindeki faturalar yönünden bilirkişi tarafından inceleme yapıldığı, davacı tarafça dava dilekçesi ekinde sunulan mutabakat metninin takipteki alacak ve dayanak belgenin değiştirilmesi şeklinde kabul edilemeyeceği, itirazın iptali davasında ispat yükü kendisinde olan davacının dava açarken bu tür belgeleri sunabileceği, bu yönüyle davalının bu yöndeki itirazlarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.Davalı vekilinin talep edilen meblağa işletilen faiz yönünden davacının müvekkilini temerrüte kanuni şekilde düşürmediği, alacaklıyı temerrüte düşürmeyen borçlunun faiz talep etmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiği yönündeki istinaf sebebi hakkında yapılan incelemede; dava dilekçesinde asıl alacak üzerinden dava değerinin belirtilmiş olması ve Mahkemece asıl alacak üzerinden takibin devamına karar verilmiş olması dikkate alındığında, davalı vekilinin anılan istinaf sebebinin yerine olmadığı tespit edilmiştir. Tüm dosya kapsamına göre davalının davacının dava konusu alacağını ispat etmesi gerektiği, davacı tarafından düzenlenmiş herhangi bir fatura ya da teslim belgesinin mevcut olmadığı yönündeki istinaf sebebine yönelik yapılan değerlendirmede; davalı 04.02.2026 tarihli Mahkememize sunduğu dilekçesinin 5 numaralı bölümünde takibe konu borcun kaynağının davacı tarafından ihraç edilen ve bozuk çıkan ürünlerden doğan alacaklar olduğunu, gıda maddesi olması nedeniyle ürünlerin derhal imha edildiğini ve bu sebeple bozuk ürünlerin bedelinin alıcı firma tarafından ... şirketine ödenmediğinden ... şirketinin de davacıya ödemediğini belirtmek suretiyle davalının dava konusu ürünün teslimini kabul ettiği, bununla birlikte bu hususa davalının cevap dilekçesinde yer vermediği ve süresi içinde ayıp iddiasının ispatına yönelik delil dilekçesi sunarak herhangi bir ispat faaliyetinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafın ticari defterlerin Mahkemeye sunulmamış olması, davacının usulüne uygun şekilde tutulmuş ve delil niteliğini haiz ticari defterlerine ve mutabakat metnine göre davacının davalıdan alacaklı olduğu hususunun davacı tarafça ortaya konulması karşısında, davalının istinaf sebepleri bu yönlerden de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 286.810,13 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 10.04.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.