İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin, yetkili servis sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat talebinin zarar ispatı ve somutlaştırma eksikliği nedeniyle reddine dair istinaf kararı.
Özet: Yetkili servis sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan tazminat davasında, ilk derece mahkemesi feshin haksızlığını tespit etse de, davacının sözleşme dışında kalan yatırım zararlarını somutlaştırıp ispat edememesi nedeniyle davayı reddetmiş; bu ret kararına karşı davacının istinaf başvurusu üzerine üst mahkeme, iddia edilen zararların hukuken talep edilebilir nitelikte olması ve somut delillerle ispat yükümlülüğünün önemini vurgulayarak davayı yeniden incelemiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:█████████
KARAR NO:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:█████/2021
NUMARASI:████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Yetkili servis sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 01.07.2007 tarihli yetkili servis sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme ile müvekkilinin davalıya ait ... markalı ürünler ile ilgili müşteriyi bilgilendirme, tamir ve bakım hizmeti sunma, marka itibarını koruma ve yükseltme edimlerini üstlendiğini, 18.02.2014 tarihinde davalı tarafından ihtarname keşide edildiğini ve sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, fesih sebebi olarak gösterilen hususların tutanak, rapor veya delil tespitine dayanmadığını tamamen soyut ve tek taraflı isnatlar olduğunu iddia ederek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili savunmasında özetle; müvekkili ile davacı arasında 01.07.2007 tarihli yetkili servis sözleşmesi imzalandığını, sözleşme kapsamında davacının ... Yetkili servisi olarak Ordu ilinde faaliyet gösterirken sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesinde birçok problem yaşandığını, davacıya sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmesi için 2013-2014 tarihleri arasında 15 adet ceza faturası düzenlendiğini, uyarılara rağmen müşteri şikayetlerinin giderilemediğini, davacının tutum ve davranışlarının müvekkili şirketin itibarını zedelediğini ve bir yetkili satıcıdan da şikayet alınması üzerine sözleşmenin feshedildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemenin ████████ Esas, ████████ Karar ve 03.05.2017 tarihli kararı ile; "...Mahkememizce dosya sektör bilirkişisi, mali müşavir bilirkişi ve sözleşme uzmanı bilirkişiden oluşan heyete tevdii edilerek rapor aldırılmıştır. Dosyada mevcut 16.06.2016 tarihli raporda feshin haksız olduğu tespitine yer verilmiştir. Bu hususun tespiti yanında dosya kapsamında davacının iddia ettiği zararlarının oluştuğunu ispat edemediği görülmektedir. Bilirkişi raporuna itibar edilerek feshin haksızlığı kabul edilebilir ise de davacı tarafın tazminat taleplerinin dayanağı dava dilekçesinde açıklamaya göre; birçok riskli yatırımlar yapılmış olması, iş yeri satın alınması veya kiralanması, istihdam edilen işçi ve bunların işin sonlanması nedeniyle ödenmesi gereken tazminat tutarları, alınan araçlar, bilgisayar ve teknik araçlar ve banka kredileri olarak gösterilmiştir. Oysa sözleşme ilişkisinde davacının bu taleplerini davalı taraftan talep edebilmesi mümkün değildir. Bu hususunun ayrıca ve açıkca sözleşmede kararlaştırılmış olması durumu ise bu kabulün istisnasıdır. Dosya kapsamında taraflar arasında bu hususların ayrıca ve açıkca karalaştırılmış olmadığı ve bu itibarla da davacının genel hükümler çerçevesinde var ise tazminat taleplerini ileri sürmesi gerektiği kabul edilmelidir. Diğer yandan davacı söz konusu tazminat taleplerini somutlaştırıp ispat da edebilmiş değildir. Her ne kadar yargılama safahatında davacı tarafça çeşitli krediler kullanıldığı, araçlar alındığı iddiaları ileri sürülmüş ise de bu hususlar sözleşmenin feshi nedeni ile karşı taraftan herhangi bir tazminat talep hakkı doğurabilecek özellik taşımamaktadır. Diğer yandan davacının iddia ettiği araçlar nihayetinde davacının mülkiyetine geçmiş ve dolayısıyla onun aktifinde yer almıştır. Bunların bedelini davalıdan tahsili talebi hukuken mümkün değildir. Yine davacının çeşitli krediler kullandığını iddia etmesi sözleşmenin feshi nedeniyle kendisine bir talep hakkı doğurmayacaktır. Davacı bu nedenlerle zararın varlığını ve miktarını ispat edememiş ve mahkememizce davanın reddine karar verilmiştir. " gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesisnin █████████ Esas, █████████ Karar ve 25.06.2020 tarihli kararı ile; "...Dava dilekçesinde, gerek 6100 Sayılı Kanun'un m. 119/1-e gerekse madde 194 gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemdeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini ( yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında ) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir. Davacının dava dilekçesinde belirtilen eksikliklerin bulunmaması halinde işin esasına girilerek yargılama yapılmalıdır.HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.Eldeki davada HMK 31 ve 194. Maddelere göre usuli işlem yapılmadan esasa girildiği ve davanın sonunda ise davacının zararının somutlaştırmadığı hususunun red gerekçesi yapıldığı görülmektedir.Bu itibarla öncelikle HMK 31 ve 194. Maddelere göre davacının zarar kalemleri yönünden somutlaştırma yapması için kendisine mehil verilmesi, somutlaşan davadaki taleplere göre iddia ve savunmayı karşılar ve hüküm kurmaya elverişli bir rapor alarak ve TBK 50. Ve 51. Maddeleri de nazara alınarak bir karar verilmesi gerekirken yapılmadığı görülmekle davacı yanın istinaf başvurusunun kabulüne ve kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, ilk derece mahkemesinin anılan kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...█████/2007 tarihli ve 5 yıl süreli Yetkili Servis Sözleşme süresinin sona ermesine rağmen hukuki ilişkinin devam ettiği, belirsiz süreli hale gelen sözleşmenin davalı tarafça feshi ihbar süresi belirlenmeden █████/2014 tarihinde feshedildiği, tek taraflı ve derhal yapılan feshin dayandığı sebeplerin tüm dosya kapsamında ispata muhtaç kaldığı tespit edilmiştir. Bu hali ile feshin haklı nedene dayalı olmadığı, aradaki hukuki ilişkinin süresi ile uyumlu hakkaniyete uygun bir ihbar süresi belirlenmeden yapılan fesih nedeni ile anılı istinaf kararında işaret edildiği üzere TBK'nın 50 ve 51. maddeleri ışığında davacının ... plakalı araç ile ... plakalı araçların mülkiyet tarihinden fesih tarihine kadar ki yıpranma/ aşınma payı olarak hesaplanan 8.487,87-TL zararın davalıdan tahsili gerektiği kanaatine varılmıştır. Diğer tazminat kalemleri yönünden kesin süre içerisindeki ihtara rağmen somutlaştırma yapılmadığı ve araçlar yönünden uğranılan yıpranma zararı dışında salt fesih nedeni ile uğranılan ve ispatı sübut bulan herhangi bir zararın tespit edilemediği anlaşılmıştır. Ayrıca dava kısmi dava olarak (dava değeri 1.000-TL) açılmakla HMK'nın 26. maddesi gereğince taleple bağlılık ilkesi ışığında kısmi dava değeri üzerinden davanın kabulüne, 1.000,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine dair..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, BAM karar ilamında belirtildiği şekilde verilen ilk kararın kaldırıldığını, 18.11.2020 tarihli bir nolu ara karar gereği verilen beyan dilekçesinde açıkça zararların neler olduğu, bildirilen zararların tespiti için belirtilen zarar kalemlerinin somutlaştırılması yönündeki talepleri gözetilmeksizin bilirkişi heyeti tarafından doğru bir inceleme, araştırma ve tespit yapılmadan ve gerekse de mahkeme tarafından verilen görevin dışına çıkılarak yargılamayı yapan makam gibi rapor tanzim edildiğini, BAM kararı kapsamında belirtilen hususlar gözetilerek bir bilirkişi heyeti atanarak yeniden rapor tanzim edilmediğinin aşikar olduğunu, yapılan ve hükme bağlanan yargılamada zarar kalemlerinin somutlaştırılması ve tespiti için bir inceleme yahut tespit yapılmadığı gibi eksik inceleme ile hüküm oluşturulduğunu, bilirkişi heyet raporunun yeterli olmadığını, müvekkili ile davalı arasında toplam 11 yıllık ticari ilişki olduğunu bu durumunda gerek sicil kayıtları gerekse sunulan deliller nezdinde uyuşmazlığın bulunmadığının aşikar olduğunu, ancak ticari ilişkide işveren statüsünde olan davalı karşısında müvekkilinin işi üstlenen rolünde olduğunu, davalının markalaşmış bir firma olup gerek üretim gerekse üretim sonrası işlerden sorumlu olduğunu, sadece üretilen malların kalitesi ya da sağlamlığı anlamında olmayıp ayrıca ürünlerin kurulumu, montajı ve doğabilecek hasarlarınında yetkili servislere aracılığıyla gidermekle yükümlü olduğu anlamına geldiğini, TTK 121.maddesinde acentelik sözleşmesinin sona erme sebepleri yer aldığını, davalı tarafça haksız şekilde feshedilen sözleşme kapsamında müvekkilinin uğrayacağı zararların ve kazanç kaybının tespit edilmesi ve tazmin edilmesi gerektiğini, haksız ve yasalara aykırı şekilde sözleşmenin feshinin her anlamda müvekkilini sıkıntıya soktuğunu, son beş yıllık dönemde işin kalitesi ve hizmetini artırmak anlamında bir çok riske girdiğini yatırımlar yaptığını, mahkeme tarafından müvekkilince alınan araçların kendi mülkiyetinde olduğu ve aktifinde yer aldığı yönünde bir tespitte bulunmuş ise de müvekkilinin Ordu ilinde iki tane olan yetkili servisten biri olması ve tüketicilerden gelen taleplerinde karşılanması için iki adet araç aldığını, bu araçlara alabilmek için banka kredisi çektiğini, tespit yapılmış olmasına rağmen araçların yıpranma paylarının hesap edildiğini, yetkili servislerin sorumlulukları başlığında yetkili servisin gerekli görülen büro, depo vb her türlü teknik teçhizatı tam ve faal olarak bulundurmak, teknoloji ve yenilikleri uymak zorunda olduğunu, müvekkiline mali açıdan yükümlülükler almaya zorlanan davalının diğer yandan sözleşmeyi haksız şekilde feshettiğini, bilirkişi heyetinin müvekkilinin sözleşme kapsamındaki almış olduğu banka kredileri ve diğer mali zararlarla ilgili de inceleme ve hesap yapması gerektiğini, müvekkilinin yeni ve daha büyük bir iş yerine geçmek için servis müdürlüğü tarafından talep edilen büyüme için gereken maddi giderleri karşılayabilmek için iki yeni daha araç aldığını, iş sözleşmesi feshedildikten sonra araçları satmak zorunda kaldığını, dört yıllık kredi ile alınan araç kredisinin halen devam ettiğini, fesihten önceki dönemlerde istihdam edilen ancak fesih sonrasında çıkartılmak zorunda kalınan personelin sosyal hak ve alacaklarının ödenmesinden doğan zararların mevcut olduğunu, bilirkişi heyeti tarafından tespit edilen 04.04.2014 tarihli sicil gazetesinde iştigal mevzu değişikliği yapıldığı ve bu değişikliğinde mevcut faaliyet konusuna ekleme yapıldığı ve bununda yetkili servis olarak kapasitesini artırdığının şüphesiz olduğunu, BAM kararında belirtilen şekilde yargılama yapılmadığını, yeterli araştırma ve tespit yapmaksızın hüküm verildiğini, kısmi dava değeri 1.000,00 TL açılmakla HMK'nın 26. maddesi gereğince taleple bağlılık ilkesi ışığında kısmi davanın kabulüne dayanıldığını, müvekkilinin uğradığı zarar kalemlerinin tespit edilmemiş olmasından dolayı davayı ıslah etme haklarının dahi oluşmadığını, bakiye zararın belirlenmesine olanak olmadığını, ek dava ile de bu zararların talep edilemeyecek olduğunun şüphesiz olduğunu, kararın eksik ve inceleme araştırma neticesinde somutlaştırılan zarar kalemleri yönünden herhangi bir rapor oluşturulmaksızın verildiğini belirtilerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dosyadaki raporda heyet tarafından feshin hukuki olup olmadığı yönünde mütalaada bulunduğunu, HMK'nın 266. maddesinin açık olduğunu, feshin haksızlığına dair bilirkişiler tarafından değerlendirmenin dikkate alınamayacağını, feshin sözleşmenin hükümlerine ve olayın özelliklerine uygun olduğunu, 01.07.2007 tarihli sözleşmenin 11.1.maddesinde ayrılık teşkil etmediğini, söz konusu maddede beş senenin sonunda hiçbir ihbar ya da ihtara gerek olmaksızın sözleşmenin kendiliğinden sona ereceğini, sözleşmenin yürürlükte kalacağı sürenin imza tarihinden itibaren en fazla 5 yıl olarak belirlendiğini, sürenin dolması ile borç ilişkilerinin kendiliğinden sona ereceğini, taraflar arasında 01.07.2012 tarihi itibariyle belirsiz süreli bir borç ilişkisi kurulduğunu, belirsiz süreli sözleşmelerinin sona erdirilmesine ilişkin hukuki rejimin geçerli olduğunu, yetkili servis sözleşmesinin atipik bir sözleşme olduğunu, diğer yandan müvekkili şirketin belirttiği üzere davacı ile arasındaki ilişkiyi ahde vefa ilkesi uyarınca iyi niyetli olarak devam ettirmek için her türlü çabayı gösterdiğini, sözleşmeyi feshetmeden önce davacıya müteaddit defalar eksikliklerin olduğu, sözleşmeye aykırı performans gösterildiği, şikayetlerin olduğu, sözlü ve yazılı uyarılarla belirtildiğini, olumlu sonuç alınamadığını, Ordu bayisi tarafından yetkili servis olan davacının performans düşüklüğü nedeniyle müvekkili şirkete uyarılarda bulunulduğunu, son dönemde sıklıkla ceza faturası kesilmesi durumunda kalındığını, müvekkilinin kurumsal itibarını zedelediğini, mahkemenin ve bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacının herhangi bir zarar kalemini ispat edemediğini, mahkeme tarafından feshin haksız olduğu konusunda soyut ve kabulü mümkün olmayan bir değerlendirmede bulunulduğunu, davacı tarafça herhangi bir somut zararın ispat edilemediğini, ispat külfetinin yerine getirilmediğini iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, yetkili servis sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, yetkili servis sözleşmesinin varlığı, sözleşmenin davalı şirket tarafından feshedildiği hususlarında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, yetkili servis sözleşmesinin feshi neticesinde davacı tarafça talep edilen tazminat alacak kalemlerinin sübuta erip ermediği, davacı iddialarının ispat edilip edilemediği, davacı tarafça 1.000,00 TL tutarında kısmi dava açılması sonrasında yargılama aşamasında kesin alacak miktarının tespit edilemediği gerekçesiyle davacı tarafın ıslah yapamadığına ilişkin iddiasının bilirkişi raporu ile mahkeme hükmünün usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, taraflar arasında 01.07.2007 tarihli yetkili servis sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmede yetkili servisin davacı, ithalatçı ve imalatçı firmanın davalı şirket olduğu, sözleşmenin 1.maddesinin 1.1.bendinde; sözleşme amacının açıklandığı, ...'in kendi yetenek, çaba, tecrübe, yönetim ve zamanını vererek sözleşme konusu mal ve hizmetlerin tüketiciye sunulması amacıyla belirlediği kriterlere uyan yetkili servislerden oluşan ... markalı ürünlere ait yedek parça satışı ile bu ürünlere verilen servis hizmetine ilişkin olarak kendine özgü ayırt edici nitelikleri ve ortak kimliği olan bir sistem kurduğu, 1.2.bentte; sözleşmenin konusunun ise yetkili servis tarafından markanın ününe yakışır bir şekilde yukarıda belirtilen sistem dahilinde ... tarafından üretilen - ürettirilen ithal edilen - ettirilen ve sayılanlarla sınırlı olmaksızın dağıtımı yapılan veya ileride yapılacak olan ürünlere ilişkin yedek parçaların ve onarımlarının satışı ile bu ürünlere satış öncesi ve sonrasındaki garantili ve garantisiz bakımların yetkili servis tarafından yapılması, arıza oluşması halinde tamirlerinin kendilerine tanınan yetkiler dahilinde ve ...'i temsilen satış sonrası servis ve diğer hizmetlerin sağlanması olarak açıklandığı, yetkili servislerin sorumluluklarının 5.maddede düzenlendiği, yedek parça temini ve cari hesap sözleşmesine 6.maddede yer verildiği, söz konusu maddede yetkili servis ile ... arasında TTK 89 vd maddelerine uygun cari hesap sözleşmesinin kurulduğunun belirtildiği, yetkili servis ücreti ve ödemelerin 7.maddede yer aldığı, sözleşmenin feshinin 9.maddede düzenlendiği, 9.1.maddede ...'in sözleşmeyi hiçbir gerekçe göstermeden tek taraflı olarak ve herhangi bir ihtar ya da ihbara gerek olmaksızın feshedebileceği, bu fesih yanında belirtilen koşullardan birinin veya bir kaçının oluşması durumunda veya özel olarak sözleşme maddelerinde belirtilen fesih nedenlerinin ortaya çıkması halinde de sözleşmenin belirtilen süre sona ermese dahi tek taraflı ve tazminatsız feshedebileceğine yer verildiği, özel gerekçelerin 9.2.vd maddelerde yer aldığı, 9.2.11.maddede; yetkili servisin vermiş olduğu hizmetler karşılığında ... tarafından beklenen tüketici memnuniyetini yerine getiremediğinin tespit edilmesinin belirtildiği, sözleşme süresinin 10.maddede düzenlendiği, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren bir yıl geçerli olduğuna yer verildiği, ancak süre sonunda sona erme tarihinden bir ay önce fesih ihbar edilmezse bir yıl süre ile yenilenmiş sayılacağı, uzayan dönemlerle birlikte imza tarihinden itibaren en fazla beş yıl yürürlükte kalacağı, beş senenin sonunda hiçbir ihbar ya da ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ereceğinin belirtildiği, davalı şirket tarafından Büyükçekmece ... Noterliğinde düzenlenen 18.02.2014 tarihli ihtarname ile davalı ile imzalanmış olan yetkili servis sözleşmesinin feshedildiği, dilekçe içeriğinde; 01.01.2007 tarihli yetkili servis sözleşmesi gereğince yetkili servis olarak faaliyet gösterildiği, her ne kadar sözleşmede muhatap yanın riayet etmesi gereken genel prensipler ve sair yükümlülükler net biçimde belirtilmiş olmasına karşın muhatabın uzun bir süredir ve süreklilik arz edecek şekilde akdin hilafına hareket ettiği, 16.06.2013 tarihli ve muhatap yanında imzasını taşıyan uyarı yazısında sözleşmesel yükümlülüklerine uymadığı ve müvekkili şirket zararına sonuçlarına neden olduğunun tespit edildiği, 9.maddede; sözleşmenin müvekkili tarafından derhal ve tek taraflı olarak haklı fesih düzenlenmekle birlikte özel fesih gerekçelerinden birden fazlasının muhatap tarafından meydana getirildiğinin tartışmasız olduğu, muhatabın sözleşme hükümlerinden herhangi birini ihlal etmesi, ... tarafından saptanan ve yapılacak bildiriye rağmen yetkili servis yükümlülüklerinin kasıt, ihmal ve yetersizlik nedeniyle yerine getirilmemesi, sözlü ya da yazılı duyurularda belirtilen uygulamalara dikkat edilmemesi, denetlemeler neticesinde eksikliklik ve hataların bulunması, standartlara uyulmadığının tespit edilmesi hususlarının olması sebebiyle akdedilen sözleşmenin her türlü hak ve alacaklar saklı kalmak kaydıyla 9.maddesi gereğince tek taraflı olarak ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiği ayrıca marka, tabela, levhalarla ilgili kullanıma son verilmesinin belirtildiği, davacı tarafça iş bu davanın açılmış olduğu, dava dilekçesinde; ihtarnamede belirtilen fesih sebeplerinin tek taraflı ve soyut isnatlar olduğu, müvekkilinin maddi zararlarının doğmasına neden olduğu, sözleşme bağlamında yapılan yatırımlar ve sözleşmeye dayalı olarak alınan risklerin, iş yeri satın alma, kiralanma, işçi - işçilerin istihdam edilmesi, çalışanlara tazminat ve haklarının ödeneceği, sözleşme doğrultusunda edimlerini yerine getirmek için araçlar alındığı, bilgisayarlar ve teknik araçlar alındığı, banka kredileri çekildiği , haksız fesih nedeniyle alınan risklerin ve yatırımların ortada kaldığı, aile hayatı ile ekonomik durumunun ve ayrıca saygınlığının kaybedilmesine neden olunduğu iddia edilerek, kısmi tazminat talebinde bulunmuş olduğu anlaşılmıştır. Tarafların delillerini ibraz etmesi ve ilgili delillerin celbi sonrasında bilirkişi raporu alınmıştır. 16.12.2016 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacının Ordu Ticaret Sicil Gazetesinde... ... Servisi olarak kurulduğu, 01.07.2007 tarihinde akdedilen yetkili servis sözleşmesinin altı yıl uzatıldığı, son yılda 01.07.2014 tarihine kadar süreceğinin tahmin edileceği iddia olunmakla beraber davacının yukarıda belirtildiği üzere daha önceden 2005 yılında ... Servisi olarak kurulduğu, sözleşme iptali ile 04.04.2014 tarihinde iştigal mevzu değişikliği yapılarak ilan edildiği, ticari hizmet ilişkisinin sadece altı yıl değil daha önceki iki yıl ile 10 yıla kadar olduğu, davacının 2012 - 2013 yılı ticari defterlerini ibraz ettiği, davacının 26.07.2013 tarihinde ve 06.06.2013 tarihinde iki taşıt satın aldığı, sözleşme bitim tarihine kadar yıpranma ve aşınma payının toplam 8.487,87 TL olarak hesaplandığı, davacının iş akdi feshedilen ... ve ...'e ödemiş olduğu kıdem ve ihbar tazminatı ile bordroların dosyaya ibraz edildiği, sözleşmenin davalının haklarını savunduğu ve karşı tarafa dayattığı tek tip sözleşme maddelerinin davacının karşılıklı olarak eşit şartlarda haklarını gözetmediği, yetkili servis sözleşmesini bir tip sözleşme olduğu ve tümüyle davalının genel işlem koşullarından oluştuğu bu nedenle TBK'nın 20-25 maddelerinde öngörülen sınırlamalara tabi olduğu, 11 yıl olağanüstü sorunlar olmaksızın sürdürülen iyi bir ilişkinin var olduğu, davalı şirketin yetkili servis sözleşmesini hakkaniyetli ve basiretli bir iş adamı gibi davacıya uygun bir süre vererek ve zarara uğramasına yol açılmasına neden olmaksızın sona erdirilmesi gerektiği, ortada olağanüstü bir fesih nedeni bulunmadığından davalının feshinin haksız olduğu bu nedenle davacı zararlarının tazmin edilmesi gerektiği, davacının işini sermayesinden ziyade emekle yürüttüğü, sözleşmenin feshi ile birlikte ödeme güçlüğü içine düştüğü, aldığı iki adet araç için 8.487,87 TL yapılan iş için yıpranma ve aşınma payının ödenmesi gerektiği, diğer iddiaların ise ispat edilmesi gerektiği belirtilmiştir.Mahkemece, 03.05.2017 tarihli karar ile davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Ret kararının istinaf edilmesi üzerine ,İstanbul BAM 16. Hukuk Dairesinin 25.06.2020 tarihli yukarıda yer verilen kararı ile ilk derece mahkeme kararı kaldırılmıştır. Davacı vekili 02.12.2020 tarihli açıklayıcı dilekçesinde; zararın yaklaşık olarak ispatının mümkün olmadığını ancak sözleşmenin yetkili servislerin revize edilerek yapılandırma yoluna gidilmesinden ötürü haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin yetkili servis sözleşmesi gereği daha kaliteli hizmet sunabilme gayreti ile çeşitli krediler çekerek araç ve personel alımları yaptığını belirterek, uğranılan munzam zararların tespitinin gerektiğini, davalının 01.07.2011 tarihinden yani beş yıl süreli yetkili servis sözleşmesini sona erdiği tarihten haksız olarak sözleşmeyi feshettiği 18.02.2014 tarihe kadar müvekkilinin uğradığı zararlardan sorumlu olduğunu belirtmiştir. 18.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda; mahkemenin, 18.11.2020/1 sayılı celsede,“Davacı vekiline HMK'nın 31 ve 194. Maddeleri kapsamında zarar kalemleri yönünden somutlaştırma yapmak ve neticesi talebini hukuki dayanakları ile somutlaştırmak ve her bir alacak kalemi yönünden ayrı ayrı talep edilen alacak miktarını delilleri ile birlikte ayrıştırmak sureti ile yazılı açıklama sunması hususunda 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde mevcut duruma göre değerlendirme yapılacağının ihtarına, (ihtar edildi)” Karar verilmiş ise de, davacı vekilinin 18.11.2020/1 sayılı celsede alınan mahkeme kararı ahkâmını yerine getirmemiş bulunduğu, gerek verdiği dilekçe gerekse dava dosyası ile sabit olduğu, zararın ne olduğunu, miktarını bilebilecek olan, bizatihi zarar gördüğünü iddia eden davacı olduğu, zararın varlığını ve miktarını ispat külfeti davacıda olduğu işbu ispat külfetinin yerine getirilebilmiş olmadığı, mahkemenin 10.02.2021/2 sayılı celsesinde, verilen görev çerçevesinde; “Dava, cevap, talep açıklama dilekçeleri, yıllık gelir vergisi beyannameleri, SGK kayıtları, taraf delileri, tarafların ticari defter ve belgeleri dosya ve istinaf kararı ışığında tetkik yapılan inceleme sonucu, dosyaya sunulu 16.12.2016 tarihli kök rapordaki belirli bilirkişi görüşünün değişmesini gerektiren bir sebep bulunmadığı belirtilmiştir. Davacı vekili ek heyet raporuna karşı itiraz dilekçesinde; bilirkişiler tarafından verilen görevlerin yerine getirilmediğini, dilekçe ve mahkeme kararlarının kopyala yapıştır suretiyle ek rapor tanzim edildiğini, beyan dilekçesinde ve belgeler kapsamında banka kredileri yönünden, çalıştırılan personel yönünden uğranılan zararlar için SGK kayıtları kapsamında da yeni bir bilirkişi heyeti atanmak kaydıyla bilirkişi raporu alınmasını, dosyaya ibraz edilen belge ve deliller dahilinde zararın somut olduğunun kabulü ile bu zararın rakamsal hesaplanmasının ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili rapora karşı beyan dilekçesinde; davacı tarafın iddiasını ispat edemediğini ve kök raporda belirtilen görüşün değişmesini gerektirir bir sebep bulunmadığının anlaşıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davacı zararının kök raporda hesaplandığı şekilde araçlardaki yıpranma payı olan 8.487,87 TL olarak kabulünün gerektiği ancak taleple bağlılık ilkesi gereğince davacının 1.000,00 TL talep ettiği belirtilmek suretiyle davanın kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir. Davacı yetkili servis sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiası ile oluşan zararın tahsilini talep etmiştir. Zarar kalemleri olarak ,daha iyi servis hizmeti verebilmek için iki adet araç satın aldığını, bu araçlar için kredi çektiğini, işçi çıkartmak durumunda kaldığını, işçi ücretleri ödediğini, bu nedenlerle de zarara uğradığını ancak zarar miktarının kendileri tarafından tespitinin mümkün olmayacağını iddia etmiştir. Borç, bir sözleşme ilişkisinden yüklenilen edimlerle sınırlı değildir, bu edimlerin yerine getirilmemesinden veya sözleşme dışı haksız eylemden doğan tazminat alacağı da borç kavramı içindedir. TBK'nın 112.maddesinde borcun ifa edilmemesi düzenlenmiştir. "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." düzenlemesi mevcuttur. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Yasasının 96. maddesine göre alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için, bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir.Sözleşmenin feshi hâlinde ancak uğranılan menfi zararların yani sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek iyiniyetle yapılmış giderler ve yine sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek kaçırılan daha elverişli fırsatlardan dolayı uğranılan menfi zararların istenebilmesi mümkündür. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin süresi 10.maddede, 1 yıl olarak belirlenmiş ise de aynı maddede sözleşmenin bitiminden bir ay önceden feshi ihbar edilmediği takdirde bir yıl süre ile yenilenmiş sayılacağı ancak uzayan dönemlerle birlikte imza tarihinden itibaren en fazla 5 yıl yürürlükte kalacağı 5. senenin sonunda hiçbir ihbar ya da ihtara gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceği ifade edilmiştir. Sözleşme 01.01.2007 tarihlidir. 10.madde kapsamında sözleşme en fazla 5 yıl süre ile yürürlükte kalacaktır. Bu durumunda sözleşmenin 01.01.2012 tarihinde hiçbir ihbar ya da ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ermesi gerekecektir. Ne var ki sözleşmenin bu tarihten sonra belirsiz şekilde uzatıldığı buna ilişkin yazılı anlaşma olmamakla birlikte sözleşmenin davalı şirket tarafından 18.02.2014 tarihli ihtarnameye kadar ayakta kaldığı tartışmasızdır. Belirsiz süreli sözleşmelerde taraflardan herhangi biri önceden ihbarda bulunmak şartıyla sözleşmeyi feshedebilecektir. Somut davada, herhangi bir süre verilmemekle birlikte sözleşme ihtarname gönderilerek ve sebepler belirtilerek feshedilmiştir. Sözleşme kapsamından davalı tarafın sözleşmeyi tek taraflı feshetme yetkisinin olduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki yetkili servis sözleşmesi 2007 yılından beri yenilenerek devam ederek fesih tarihine kadar belirsiz süreli hale gelmiştir. Davalı şirket tarafından sözleşme feshedilmiştir. Emsal Yargıtay 19.HD'nin █████████ Esas, █████████ Karar ve 24.03.2014 günlü ilamında da belirtildiği üzere, davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiği ispatlanamamıştır. Sözleşmenin davalı tarafından haksız feshinin kabulü nedeniyle davacı tarafça ancak müspet zarar talebinde bulunabilecektir.Müspet zarar, kusursuz olan tarafın temerrüde düşen taraftan sözleşme yürürlükte kaldığı sürece isteyebileceği bir tazminat türüdür.Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur.Genel olarak,menfi zarar, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından,müspet zarar ise ifa edilmemesinden doğan zararı ifade eder. Sözleşmenin yerine getirilmesi gibi masraflar menfi zarar kapsamında olduğundan ve iş bu davada müspet zarar talep edilebileceğinden davacının menfi zarar kalemlerinin reddi kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.Çünkü YHGK nun 29.09.2010 tarihli,███████-386 Esas,████████ Karar sayılı ilamında da müspet zararın,sözleşmenin ifa edilmemesinden.menfi zarar ise, sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından kaynaklanan zararı ifade ettiği belirtilmiştir.Fesih ve dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK'nın 96.maddesinde alacaklının hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği taktirde borçlunun kendisine hiçbir kusurun isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecbur olduğu belirtilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 112.maddesinde ise borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda borçlunun kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Davacı alacaklının talep etmekte haklı olduğu zarar kalemi mahrum kalınan kazançtır. Davacı ise bu zarar kalemine dair herhangi bir talepte bulunmamıştır. Servis hizmetinin yerine getirilmesi amacıyla iki araç satın aldığını ve bu nedenle kredi kullandığını ve borçlanmak zorunda kaldığını iddia etmiş ise de söz konusu araçlar davacı adına kayıtlı olduğu gibi bunun müspet zarar kapsamında değerlendirmek yerinde olmayacaktır. İşçilerin işten çıkarılması ve ödenmek zorunda kalındığı iddia edilen tazminat alacakları da yine bu kapsamda değerlendirilemeyecektir. Kaldı ki, davacının uzun yıllardır yetkili servis hizmeti yaptığı göz önünde bulundurulduğu takdirde davacının davalı gibi emsal bir firmanın yetkili servisliğini üstlenemese dahi makul süre içerisinde serbest servis olarak çalışabileceği de aşikardır. Diğer zarar kalemlerininde kabulü yerinde görülmemiştir.Davacı 1.000,00 TL tazminat davası açmıştır. Kısmi dava olarak açılan davada yargılama aşamasında davacının kabulünde olduğu üzere dava değeri artırılmamış, ıslah yapılmamıştır. Davacı vekili tarafınca her ne kadar zararın tespit edilmemiş olmasından ötürü ıslahın gerçekleştirilemediği iddia edilmiş ise de HMK 176 vd maddeleri gereğince, ıslah yapılabilmesi için zarar miktarının tam olarak belirlenmiş olmasına dair herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Bu sebeple de davacı vekilinin aksine iddia ve istinaf nedenleri yerine görülmemiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusuna gelince; karar tarihi 10.09.2021'dir.HMK'nın 341/2. maddesi uyarınca, miktar ve değeri 3.000 TL'yi geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bu miktar yeniden değerleme oranı ile hüküm tarihi olan 2021 yılı itibariyle 5.880,00 TL'ye baliğ olmuştur. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararında kabul edilen ve davalı yanca istinaf edilen kısım davalı önünden kesinlik sınırı altında kaldığı ve kararın davalı bakımından kesin olduğu anlaşılmaktadır.HMK' nın 346. maddesi gereğince kesin karara yönelik istinaf başvurusu ile ilgili ilk derece mahkemesince karar verilebileceği gibi, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar oluşturulmadan istinaf incelemesine gönderilen dava dosyaları ile ilgili olarak, aynı Yasa'nın 352/1.b. maddesi gereğince istinaf mahkemesince karar verilmesi mümkündür. Bu açıklamalar ışığında, kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kısmının kesin nitelikte olması nedeniyle davalı yönünden istinafı kabil bir karar olmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise HMK'nın 346 ve HMK'nın 352/1.b maddeleri uyarınca reddi gerektiğinden aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine,
2-Davalı vekilinin istinaf dilekçesinin, HMK'nın 346 ve 352/1.b maddeleri gereğince reddine,
3-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalının yatırdığı istinaf peşin karar harcının ise talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,
5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
7-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 30.04.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!